Fal temanız için Nilgün Aras'ın hazırladığı yazı ekte ve altta

8 views
Skip to first unread message

Aynur Uluç

unread,
Nov 24, 2010, 1:40:16 AM11/24/10
to yeniyazı, atolye-...@googlegroups.com
 
 
Merhaba, size temaları sorduğumdan bu yana oldukça zaman geçti. Benim temalar hakkında yazmaya zamanım ve imkanım olmadı ama temaları merakla bekleyen Nilgün'e ilettim ve diyebilirim ki içine düşmüş bir şekilde o günden bu yana inanılmaz bir titizlikle fal temasını çalışıyor.
 
Bu anlamda karşımıza bir şekilde çıkan kehanetin gerçekleşmesi ile kehanete uyma ( şartları uydurma) konusunda tutkularımızın nasıl faaaliyete geçip o keheneti gerçekleştirme noktasında konuşulacaksa bir yazıda, burada birincil örneğin Makbet olacağından hareketle temayı Makbet üzerine yerleştirdi. Ve bu duruma Makbet Sendromu diyerek yeni bir tanımlama üretti. Dilerim sizin için de Nilgün'ün yazısı temanız bakımından uygun ve değerli bulunur. Zaman açısından uygun olduğunu zannediyorum. ( yani yazıyı yetiştirdik gibime geliyor.) Bana değerlendirmeleriniz bittikten sonra sonuca dair dönerseniz sevinirim.
 
Sizden haber bekliyorum.
 
Sevgiler, saygılar
 
Aynur Uluç

 

                                                                
                                                                                MACBETH SENDROMU
                                  
( Kavşakta güven olmaz yol gösteren
Tanrıya )                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                   

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                           

     Ormanın yürüyüşe geçerek krallık kalesine varacağına inanmadığı için ölümün kendisini bu akıl dışı yolla bulacağına da, doğaldır inanmadı Macbeth. Birnam Ormanı kalkıp Dunsinane’e doğru yürümedikçe korku bana dokunamaz. 

     Özgüvenini perçinleyen kehanetlerden ikincisi, garipsenmeyi eşit ölçüde hak etmekle birlikte aynı gücü taşımaz. Her türlü uğursuzluğa sadece erkek yol açabilirmiş gibi kadını kurnazca unutturan bölümlü bir koruma sunar. Varlığı yönünden değil de etkisi yönünden unutturan. Öyleyken duymak istediğini duyan Macbeth’e vermektedir olanaksızlığın erincini. Malcolm denen oğlan da kimmiş? Kadından doğma değil mi? Ölümlülerin sonunu bilen ruhlar bana şunu söylediler: “Korkma Macbeth, kadından doğmuş hiçbir erkeğin gücü sana yetmez!”

     Peki ama bu ağırlıkta bilimsel ‘orman yürümez’ ve ilkesel ‘doğmakla kazanılır öldürme yeteneği’ ve ilke yıkıcı ‘doğmuş hiçbir erkeğin gücü sana yetmez’ güvencenin insanda ölümsüzlük kuruntusu yaratması gerekmez mi?    

     Ölümsüzlük kuruntusu yok. Sonlu soluğunun apaçık ayrımındadır. Yüreğiyle bahse tutuşan kıyıcılar içinde bu en ünlüsü. Macbeth de doğa yeter diyene kadar, yaşayabildiği kadar yaşar ve zamanı gelince her ölümlü gibi can verir. Suçlu dehasından kuşkuya düşürecek baskın belirti budur. Dürüst kendi ile düzenbaz kendi arasında o kadar gider gelir de bir kez bile sormaz: Başından beri oyundayım. Aklı bir anakonda gibi saran ve vicdanın bütün kemiklerini kıran büyük hileyi nasıl görmem?       

     Zavallı Macbeth! Gerçekliğin denklemleri öylesine yalındır ki tutkularımız elçilik etmese şeytan cenini bile kandıramaz. Anlama ilenir, ilendikçe ilence uğrar, özünden göz budayan keskiye dönüşür tutkular. Ta ki ışığa hürmet edecek göz kalmasın özde. Ne kadar kolay görür senin gerçeğini, senin tutkularına sahip olmayan biri. Başkası olsan, Birnam ufuklarına dinginliğin yasalarından bakan kişi, düşünürdün aynı soğukkanlılıkla: Ormanın üstüme yürümesi olanaksızsa ve sonumun gelmesi bu şiirsel saçmalığa bağlanmışsa ölümsüzüm demektir. Yok, ölümlüysem ağaçlar kalkıp yürümenin yolunu bulacaktır.                

     Ürpertici bir değişim öyküsü müdür Macbeth’in öyküsü, kesin iyi kesin kötüye mi evrilmiştir apansız, fazla akıllı biri fazlasıyla budala birine? Uymuş mudur, uydurmuş mudur yazgısını? Ayrım önemlidir. Gerçek yaratıcıyı belirler.                    

     Puslu fundalıklardan belirip yolumu kesecek üç cadı, parça parça kopan parmaklarını alaycı bir gülüş gibi uzatarak, mezar toprağını anıştıran dudaklarıyla geleceğimi okumaya kalkışsalardı; onurlu adı olağanüstü utkularla tümden yücelmiş, halkının ve kralının gönül borcuyla kucaklamak, yeni sanlarla ödüllendirmek için sabırsızlandığı yüreğin soyluluğuyla, bir an için durup bu yaratıklara kulak vermem başlı başına budalalık sayılmazdı belki. Yüzleri alabildiğine tiksinç, muştuları bir o kadar kirli olsa bile.          

     BİRİNCİ CADI – Selam Macbeth! Selam sana, Glamis Beyi!

     İKİNCİ CADI – Selam Macbeth! Selam sana, Cawdor Beyi!

     ÜÇÜNCÜ CADI – Selam Macbeth! Selam geleceğin hükümdarı!

     MACBETH – Durun, yarım yamalak konuşanlar sizi! Biraz daha konuşun, Sinel’in ölümüyle Glamis Beyi olduğumu biliyorum. Ama Cawdor nasıl olurum? Cawdor Beyi yaşıyor, kaygı duyulacak durumu da yok. Kral olmak da Cawdor olmak gibi inanılacak bir şey değil. Söyleyin, insanı şaşkına çeviren bu bilgileri nereden edindiniz? Bu kavruk fundalıkta kehanete kaçan selamlarınızla neden yolumuzu kestiniz? Söyleyin, emrediyorum!

     İşittiklerimin peşine düşerek erdemden sapansa kim bilir hangi tarihten beri içimde kök salan kötülüğüm. Kötülük ve budalalık ayrı ayrı da başarabilir ancak, cehennem yaratırken zamandan kazanacaktır bu ikisine aynı anda şans tanıyan biri. 

     Cehennem katkımız olmadan yapılanmış zaten bekliyor dursa bile, sonuçta iki kapısı vardır. İki yoldan girilir. Ya seçer ya seçilirsin. Seçti mi seçildi mi? Sadece uyruk bağıyla değil, kan bağıyla da vefa borçlu olduğu İskoçya kralı Duncan’dan başlayarak can dostlarını, giderek tüm halkı yakışıksız tutkularına kurban mı seçti? Ölümsüz ruhların gözde eğlencesiydi de; kralı, dostları ve ulusu değersiz birer araç kılınarak kurban mı seçildi Macbeth?

     Ağlatı boyunca baskı kurar, yansız kalması istenmeyen tanıklığımıza yüklendikçe yüklenir Şekspir. İkinci seçeneği benimsememiz umulur ilk bakışta. Bütün büyük yazarlar gibi erken, hızlı, iyimser, coşkulu; kısaca, özünde sözcüklerin büyüsüne dayalı destek arayışındadır. Aldanır da verirsek çok üzüleceği bir destek. Hangi büyük yazar hoşnuttur, okurun sığ ve göstermelik bir gerçeklikle yetinmesinden? Ustaca kapattığı derinlik daha kıvrak bir ustalıkla açılmayacaksa gücü asla anlaşılmayacak demektir.

     İşte bu dolaylama gereği Macbeth övülür. Kişiliği -o güne dek yaptıkları- ve biz kişilik hakkında daha sağlam bir tanım verebiliyorsak ki verebiliyoruz -henüz yapmadıkları- yüceltilir başlangıçta.     

     İlk onun kanı döküldüğüne göre, ilkin kralı dinlemek zorunlu. Ah benim çok değerli amca oğlum! Daha az önce, iyilik bilmezlik günahının ağır yükü altında eziliyordum. Sen o kadar yükseklerdesin ki armağanlar kanat bile taksalar sana erişemiyor. Ne olurdu daha az şeyi hak etseydin de seninle ödeşebilecek güçte olsaydım. Ama şimdi bana bir şunu söylemek kalıyor: Ne verilirse verilsin yine sen alacaklısın. Sana borcumuzu ödeyemeyiz.

     Sevgili eşi Leydi Macbeth’in aşağılama yollu övgüleri daha kandırıcıdır. Hem Glamissin, hem Cawdor; sana söz verilen şey de olacaksın. Ama kişiliğinden korkuyorum: En kestirme yolu tutamayacak kadar insanlık sütüyle beslenmişsin. Yükselmek istiyorsun, içinde tutku yok değil; ama onunla birlikte bulunması gereken kötülük eksik.

     Ardından iç çatışmaları aracılığıyla, kuşkunun bu kadarı pes dedirteceğinden, ilk elden güvencesiyle verilir yol ağzındaki Macbeth hakkında edinmemiz gereken kanı.

     Gelecekten geçmişe çekinmezce haber uçuran, fazlası için uyanan merakı gidermek şöyle dursun kamçılayarak gözden yitiveren cisim gibi dururken, soluk gibi rüzgârda dağılan bu kehanet sahipleri kimdirler, neyin nesidirler, erekleri nedir türünden sorgulamalara girişmedi Macbeth. İhanetle suçlanarak idam edilen Cawdor Beyinin yerini aldığını öğrenmek ilerideki kendine, bir daha asla gurur duyamayacağı kişiye kapı açmak için yetti ona.  

     Hayalet merdivenin birinci basamağı gerçek düzlemde belirmiş, Duncan’ın gönderdiği özel ulaklarca Cawdor Beyi olarak selamlanmıştır.       

     Cadılar zafer günü karşıma çıktılar; ölümlülerin bilgisinden üstün bilgileri olduğunu anladım. Onlara daha başka şeyler de sormak için yanıp tutuşuyordum ama havada kaybolup gittiler. Ben şaşkınlıktan dona kalmış dururken kraldan haberciler geldi, beni Cawdor Beyi diye selamladılar. O cadılar da beni bu unvanla selamlamışlar, ilerisi için de bana ‘Selam, geleceğin kralı!’ demişlerdi. Şan ve şerefte benim en sevgili ortağım, bunu hemen haber vermek istedim, sana sözü verilen şerefli gelecekten habersiz olup sevinmekten yoksun kalmayasın diye.  

     Erk yangısını ilk yudumda içe düşürdüğü kesin, öyleyken, çarçabuk kurumamıştır bu şeytani fincanın telvesi. Bocalama aşamasını kolay geçemez. Yüreğin akla karşı kurumlanan atılganlıklarından biri ve yapısı gereği aptalca. Yolun dipsiz karanlığı ürkütmüyor onu, meşalenin kan olması sıkıntı yaratan, uzun sürmeyebilir böyle bir ışığın ömrü. Cinayet kafamda henüz bir kurmacayken şu zayıf benliğimi öyle sarsıyor ki, iş henüz düşünce durumundayken boğuluyor, henüz gerçekleşmeden yok oluyor.      

     Geri adım atar. Eğer bahtımda kral olmak varsa, o taç başıma ben kımıldamasam da geçer.

     Kendini tartar. Pek ortada ve pek zavallıca kalmaktan başka anlamı olmaz kendini tartmanın. Niyetimin sağrılarını dürtecek mahmuzum yok; yalnızca atın üstüne sıçramaya kalkan tutkum var ki, o da gereğinden fazla sıçrayıp öbür yana düşüyor.

     İleri gider. Geçici olarak çıldırır. Daha sonraki çılgınlığı kalıcı olsun da, ne içinden ne yöresinden yükselen tek bir çığlık duymasın diye artık.

     Şu önümde gördüğüm bir hançer mi? Kabzası da elime doğru çevrilmiş. Gel, yakalayayım seni. Uğursuz hayal, gözle görülür de elle tutulmaz mısın? ... Seni hâlâ  görüyorum, tutulacak gibisin, tıpkı şu kınından sıyırdığım hançer gibi. Bana gideceğim yolu gösteriyorsun, kullanacağım silahın eşini… Seni hâlâ  görüyorum. Hem üstünde, hem sapında kan damlaları var; demin yoktu. Yok öyle hançer filan, yok. Gözlerimi o kanlı iş etkiliyor. Şimdi dünyanın yarı yüzünde doğa ölmüş gibi; perdelenmiş uykuyu kötü düşler bozuyor; büyücüler ayindeler; solgun yüzlü Hecate’ye sunacaklarını sunuyorlar…         

     Solgun yüzlü Hecate. İlk kez Macbeth’in iç çatışmalarında karşılaşmamız sıradan bir rastlantı mı? Saf kalmayı sürdürebilir misiniz, aklı ayartıcı bir karşılaşma bu.       

    Solgun yüzüyle yeniden karşılaştığımızda kavradığımız şudur. Şekspir’in dehasına duyduğumuz güveni tazeleme ya da bir parça alınganlık göstererek gölge düşürme zamanı.

     BİRİNCİ CADI - Hayrola Hecate? Kızgın görünüyorsun.

     HECATE - Hakkım yok mu, cadı karılar, başından büyük işe kalkışan küstahlar sizi! Nasıl cesaret edip Macbeth’le ölüm dirim işlerine, gizli ve karışık işlerin alışverişlerine giriştiniz de beni, büyülerinizin sultanını, bütün kötülüklerin düzenleyicisini bu işe, sanatımızın şanını göstermeye çağırmadınız?

     Hecate Şekspir’in uç bucak tanımaz kaleminden, dönemin sapkın eğilimine göre kendini aşağılamayı öyle bir uzatır; özyergiyi öyle ileri götürür; aslı beyaz adına öylesine leke sürer ki daha fazlasını aktarmaya içim elvermiyor.  

     Öte yandan ‘hangi büyük yazar hoşnuttur okurun sığ ve göstermelik bir gerçeklikle yetinmesinden’ savımıza bağlı kalabilir, Hecate’yi iyi insanların sorumluluk duygusuyla anımsayabiliriz. Yol gösterici Hecate’nin önünde saygıyla diz çöker, değerbilir tapınma günlerinin görkemli tanrıçasını yeniden onurlandırma şansını yakalarız.  

     Bilinç karanlığa kaldığında kavşakta beliren, ışık tutarak doğru yolu seçmesi için emek veren güzel Hecate.

     Elinde meşale taşıyan birine tapınmak akılcı görünüyor. Benlik sürgit yolcudur, serüvenin kaçınılmazı adım başı varılan yol ağzı.   

     Zavallı Macbeth! Meşalenin sadece aydınlatma gücüne değil, yakma gücüne de sahip olduğunu bilmeliydin.        

    Ataların çoktan deneyimlediği gibi. Gelecekten geldiğini sandığımız her ileti, belki ancak kendimizden bilgilendiriyordur bizi.

     Düne, bugüne, yarına pay edemeyeceğimiz kendimizden.  

                                                                      ***

    

 

MACBETH SENDROMU.Nilgün Aras -fal teması için.docx

ramazan parladar

unread,
Nov 24, 2010, 6:44:20 AM11/24/10
to atolye-...@googlegroups.com
Teşekkür ederiz Aynur Hanım. Yazıyı değerlendirip en kısa zamanda döneceğiz.
Selamlar
24 Kasım 2010 08:40 tarihinde Aynur Uluç <aynu...@gmail.com> yazdı:
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages