Can Ataklı SARAY KORKUSU ABDULLAH GÜL'Ü GÖMDÜ
Önce bir dedikodu vermek istiyorum.
“Dedikodu” diyorum, çünkü kanıtlamam
olanaksız. Ancak Ankara'da kulağı hayli delik bir kaynağım “kesinlikle doğru”
diye anlattı.
Erdoğan saraya çağırdığı önemli bir AKP'li isme “O üçünü
kelepçeli görmek istiyorum” demiş.
Kaynağım “Demiş diyorum ama öyle sakin
ifadeyle değil, öfkeyle öyle bağırmış ki sarayın camları zangırdamış” diyerek
sözlerine destek verdi.
Kim peki bu üç kişi?
Biri bir dönem öncesinin en
tepedeki ismi. Diğeri yine kısa süre öncesine kadar devletin en önemli icra
makamını işgal eden kişi. Üçüncüsü ise AKP'nin
kurucularından, demokrasinin
kalesinin yöneticiliğini yapmış bir isim.
Öfkenin kaynağı ise bu üç kişinin
cemaatle ilişkili olduğuna inanılması. Saray bu üçlünün gizliden gizliye
kuyusunu kazdığına inanıyormuş.
Dedikoduyu bir kenara bırakalım, önceki gün
yapılan bir toplantıya değinelim.
KALDER yani Kalite Derneği önceki gün AB
konusunda bir toplantı düzenledi. Bu toplantının açılış konuşmasını 11'inci
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yaptı.
Gül daha sonra soru-cevaplı bir de sohbet
toplantısına katıldı, Avrupa Birliği ile ilgili görüşlerini
açıkladı.
Türkiye'nin AB ile üyelik müzakereleri sürecini kendisinin
başlattığını söyleyen Gül, şu an gelinen süreci ise sağlıklı bulmadığını
söyledi.
Yani Gül bir anlamda son günlerde başta saray olarak üzere iktidar
temsilcilerinin Avrupa Birliği ile didişmesini doğru bulmadığını belirterek üstü
kapalı
da olsa Erdoğan ve çevresini eleştirdi.
Abdullah Gül AB ile ilgili
sürecin bitme aşamasına gelmemesi gerektiğini de belirterek
“Esas hedef,
AB'nin 27-28 üye ülkesinden biri olmak değildir; mesele o seviyede bir ülke
olmaktır. Bunu Avrupa'yı tatmin etmek, Avrupa'ya taviz vermek
anlamında
görürseniz yanılırsınız” dedi.
En büyük ekonomik büyümeleri AB'ye üyelik
sürecinde gerçekleştirdiğimizi de belirten Gül, “Bu süreç sürekli işimize
yaramıştır, ekonomik olarak da siyasi
olarak da yaramıştır” diye
konuştu.
Abdullah Gül'ün konuşmasını dinledikten sonra “Bakalım” dedim kendi
kendime “Bu konuşma medyada nasıl yankı bulacak. AKP içinde bir çalkantıya neden
olacak
mı?”
Televizyon haberlerine baktım, Gül'ün bu sözlerini kimse
yayınlamadı.
Dün gazeteleri şöyle bir taradım, Gül'den tek satır bile
yok.
İç sayfalarda tek sütun bile vermemişler. Hürriyet'te olabileceğini
düşündüm, onda da yoktu.
Sanki gizli bir el “Bu haber asla yayınlanmayacak”
demiş.
Medyaya böyle bir talimat gittiğini sanmıyorum.
Ama medya saray
korkusu nedeniyle belli ki kendine oto sansür uyguladı.
Bir önceki
cumhurbaşkanı iktidarı eleştiriyor ama medya buna tek satır bile yer vermiyor.
Olacak şey mi?
Korku içindeki medya bir önceki cumhurbaşkanını, üstelik
yaptığı çok önemli açıklamalara rağmen göz göre göre gömdü.
Yaşasın yeni
Türkiye, yaşasın ileri demokrasi.
KAFAMI BOZAN ŞEYLER
TC'Yİ MEĞER YALAKALAR KALDIRMIŞ
CHP Milletvekili Hüsnü Bozkurt iktidara “Bazı kamu kuruluşlarının başında
bulunan TC rumuzu neden kaldırıldı” diye sormuş.
İktidar adına Nurettin
Canikli cevap vermiş. Demiş ki “Bu konuda bir karar yok, Resmi Gazete'de
yayınlanmış bir yönetmelik mevcut değildir.”
Yani TC rumuzu iktidarın emriyle
kaldırılmamış.
O halde TC rumuzunu gayretkeş yalakalar kaldırmış
oluyor.
Bu yalakalar herhalde “Hükümetimiz TC'den pek hoşlanmıyor,
kurumumuzun başındaki TC'yi kaldırırsak memnun olurlar, biz de göze girmiş
oluruz” diye düşünmüşler
demek ki.
Çok sık tekrarlıyorum ama yine
söyleyeceğim; Hey Allahım sen bizim aklımızı koru.
DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER
YA GELECEĞİN “PARALEL YAPISI” MAARİF VAKFI OLURSA
İlk yazdığımda “Saçmalıyorsun” demişlerdi hatırlarsanız. Çeşitli
ülkelerdeki cemaat okullarının Maarif Vakfı'na devredileceğini
yazmıştım.
Yandaşlar kızmışlardı. “Yok öyle bir şey” demişlerdi. Ardından
galiba ilk Senegal'deki okul Maarif Vakfı'na geçince “Hani yoktu?” diye
sormuştum cevap
gelmemişti tabii.
Dün öğrendik ki, üstelik bizzat
Cumhurbaşkanı açıkladı, Pakistan ülkedeki tüm cemaat okullarını kapadığı gibi
Türk öğretmenlerini de aileleriyle birlikte
sınırdışı etme kararı aldı, işte
bu okullar Maarif Vakfı'na devrediliyormuş.
Erdoğan “Vakıf yöneticileri
gerekli temasları yapıyorlar, orada bir boşluk olmayacak” dedi.
Anladığımız
cemaatin özellikle az gelişmiş ülkelerle Müslüman ülkelerdeki okulları Maarif
Vakfı'na devredilecek.
Maarif Vakfı bizzat AKP'nin kurduğu bir vakıf. İçinde
bazı tarikatların egemen olduğu söyleniyor.
Bu durumda Maarif Vakfı bir süre
sonra tıpkı cemaat gibi birçok ülkede okulu olan, güçlü bir sermaye yapısı olan
dev bir kuruluş haline gelecek.
Belki yine bu iktidar döneminde kimsenin
dikkatini çekmeyeceği gibi “eğitime olan aşkları” nedeniyle sempati de
görebilirler.
Ama bir dönem sonra bu kez Maarif Vakfı'nın “devletin içine
sızmış, kendi başına buyruk işler yapar hale gelmiş” bir örgüte dönüşmeyeceğinin
garantisi
yok demektir.
Yeni “paralel yapımızın” temelleri atılıyor
olmasın..
ŞAŞIRDIM
BAŞKANLIK KONUSUNDA NE DE ÇABUK ÇARK ETTİLER
Ne zamandır “başkanlıkla” yatıp “başkanlıkla” kalkıyoruz.
AKP'lilere ve
yandaşlarına göre parlamenter sistem çok köhne zaten Türkiye'nin başına ne
geldiyse güçlü iktidarlar çıkaramayan parlamenter sistem yüzünden
geldi.
Başkanlığa geçilmesi halinde Türkiye kurtulacak.
Bir de “Amaç Erdoğan'ı
başkan yapmak değil, kendimiz için bir şey istiyorsak namerdiz, maksat Türkiye
kurtulsun” demiyorlar mı, bayılıyorum.
Başkanlık istiyorlar ama ne çare ki
bunu en azından halka götürebilmek için gerekli 330 oyu bulamıyorlar.
İşte
şimdi derde derman bulundu. MHP başkanlık sistemine yeşil ışık yaktı. AKP de
hemen üzerine atlayıp değişiklik önerilerini hazırladı.
Ama o da ne?
Başkanlık adı değişmiş olmuş cumhurbaşkanlığı.
Dünkü yandaş gazetelere baktım
hepsi anında çarketmiş “Başkanlık değil Cumhurbaşkanlığı” manşetleri
atmışlar.
Birinde bile merak yok, sormuyorlar “ne oldu da başkan yerine
cumhurbaşkanı oldu” diye.
Saray “Fark etmez ha başkan ha cumhurbaşkanı, yeter
ki yasal olarak yetkileri alayım” demiş ya, yandaş taifesi için bu
yeterli.
Anında çark etmişler ve yeni duruma uyum sağlamışlar: Yaşasın
cumhurbaşkanlığı sistemi.
YENİ ÖĞRENDİM
İŞE BAKIN ÇİN'LE DE PAPAZ OLMUŞUZ HABERİMİZ YOK
Hürriyet'ten Jale Özgentürk'ün Ekonomi Fısıltıları köşesini okumasam
haberim bile olmayacaktı, meğer Çin'le de “papaz” olmuşuz.
Çin dünyanın öbür
ucundaki bir dev. Neredeyse dünyanın bütün ülkelerine ihracat yapıyorlar ve
“trilyon” dolar kazanıyorlar.
Bizim iktidarın ekonomi kurmaylarına
bakarsanız, bütün ülkeler Çin de Türkiye'ye gıpta ile bakıyor. Yatırım yapmak
isteyen Çinli işadamları birbirini çiğniyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da
gitmişti yakınlarda Çin'e. O geziye katılan iliştirilmiş gazeteciler Çinlilerin
Erdoğan'a ilgilerini, sevgi ve saygılarını anlata
anlata
bitirememişlerdi.
Oysa durum öyle değilmiş. Çin'de yatırım yapmaya ya da mal
satmaya giden Türk işadamları görünmeyen ambargolarla yıldırılıyormuş.
Gece
yarıları Çin polisi Türk işadamlarının kaldığı otellere gelip pasaport ve vize
kontrolü yapıyormuş. Ülkeye giriş çıkışlarda bir dolu ahiret sualleri
sorarak
işadamlarını bunaltıyormuş.
Geçen yıl 3.5 milyar dolar olan ihracatımız 2
milyara düşmüş.
Çin yönetimi kendi vatandaşlarına Türkiye'ye turist olarak
gitmelerini “güvenlik nedeniyle” yasaklamış bu nedenle turizm geliri de sıfıra
düşmüş.
Haydi Avrupa'yı, Amerika'yı yakın komşularımızı anladık da dünyanın
öteki ucundaki Çin'e ne yaptık da böyle oluyor?
Bir “Haddini bil, kimsin sen”
konuşması beklemek hakkımız değil mi?
KOMİK
YAHU FARKINDA DEĞİLSİNİZ AMA DİRİLİŞ “EN İYİ DİZİ” ÖDÜLÜ ALDI
Yandaş medyanın Altın Kelebek yarışması nedeniyle Hürriyet aleyhine
başlattığı kampanya tüm hızıyla sürüyor.
Cumhurbaşkanı bile tartışmaya
katıldı, gecenin sunucusu Okan Bayülgen'e ayar verdi.
Neydi konu? En iyi dizi
ödülünü alan Diriliş ekibine sahne hostesinin bir hatası nedeniyle konuşma hakkı
verilmemiş.
“Vay efendim sen halkın en sevdiği diziye bunu nasıl
yaparsın?”
Dizinin ekibi önce salondan ayrılmış ama sonra demişler ki “Bu
bize hakarettir, ödülü geri vereceğiz.”
Ricalar minnetler kar etmemiş.
Ekipten biri ödülü ayakkabısının yanına koymuş, “pabucumun ödülü” diyerek sosyal
medyada paylaşmış.
Anlamadığım ödülü mü protesto ediyorlar uygulamayı mı?
Sonuçta o ödül halkoyuyla belirlenmiş. Onu yere atmak en azından ayıptır.
Ama
bu da gösteriyor ki, bu eylem kasıtlı. Yani ekibe konuşma şansı verilseydi
mutlaka başka bir yerden maraza çıkaracaklarmış.
Bunu daha sonraki
tepkilerden anlıyorum. Çünkü tepkiler bir anda “Diriliş Osmanlıyı anlatıyor diye
böyle yaptılar, İslâmın zaferini hazmedemiyorlar, bunlar
tarihlerine düşman”
gibi akla ziyan tepkiler koydu yandaşlar.
Oysa galiba farkında değiller, bu
dizi zaten “en iyi dizi” ödülünü aldı. Eğer bir kasıt, art niyet olsa ödül hiç
verilmezdi, halk seçmiş olsa bile göz
ardı edilirdi, tam tersine hak teslim
edilmiş daha neyin kavgasını veriyorlar.
Ne yazık ki bu iktidar zihniyeti
milleti “diziler üzerinden” bile bölmekten ve bunun propagandasını yapmaktan
çekinmiyor.
Bİ SORALIM BAKALIM
BAHÇELİ BAŞKAN YARDIMCILIĞINI KABUL EDECEK Mİ?
Başkanlık, pardon cumhurbaşkanlığı sistemi AKP ve yandaş medyaya göre artık
kesin gibi.
Çünkü Bahçeli “kesin desteğini” açıkladı. Bundan sonrası artık
bahar.
Dünkü gazetelerde kimi yandaş kimi yandaş olmayan kalemler MHP'nin
nasıl olup da ikna edildiği konusunu irdelemişti köşelerinde.
Ortak bir iddia
var. Buna göre Cumhurbaşkanlığı sisteminde “iki cumhurbaşkanı yardımcısı”
olacakmış.
İşte bu yardımcılıklardan birine Devlet Bahçeli
oturacakmış.
Bahçeli böylelikle partisini uzun süredir uzakta kaldığı
iktidara taşıyacak ve AKP ile birlikte ülkeyi yönetecekmiş.
Bu kadar basit mi
bilemem?
Ama ciddiyeti ve nezaketi ile tanınan Bahçeli'ye şunu sormamız
gerektiğine inanıyorum.
Bu iddialar doğru mu? Cumhurbaşkanlığı sistemi kabul
edilirse cumhurbaşkanı yardımcılığı görevini (atamasını) kabul edecek mi?
Bu
şu açıdan önemli. Eğer Bahçeli Meclis oylaması yapılmadan önce “Evet ben de
cumhurbaşkanı yardımcılarından biri olacağım” derse bence bir sorun yok.
Ama
“ülke yararına, siyasetin önünü açıyoruz” dedikten sonra cumhurbaşkanlığı
sistemine destek verir ardından da “Eh madem böyle bir olanak çıktı bari
ben
de yardımcı olayım” derse ortaya ahlaki bir sıkıntı çıkacaktır.
Bahçeli net
tavrını ilk günden koymalı ve niyetini kamuoyu ile paylaşmalıdır.
Yazarın Diğer Yazıları
Can Ataklı