Yaşamımızda bizi sınırlayan ve özgürleştiren seçtiğimiz çerçeveler-bakış açılarımız-
(Yaşasın dualizm)
Günlük yaşamdaki her eylemimiz öntanımlı-programlanmış birer inanca dayanıyor. inançlar beynimizde, yaşama bakışımızı ilk filtreleyen kısımlardır. Bizi sınırlıyor veya özgürleştiriyorlar. Fizikteki görelilik gibi düşünceleri tartışılabilir ama inançların doğruluğunu, yanlışlığını tartışamayız.
Yaşamda bazen neye inandığımız, neyi düşündüğümüzden ve neyi bildiğimizden daha önemlidir. Başka söylemle; neyi bildiğimiz ve neyi/nasıl düşündüğümüz nelere inandığımızı belirler. Nasıl bir çerçeveden bakarsak, tanımlarsak tanımlayalım, inançlarımızı bir şeylerle bağdaştırır açıklarız. Bilgi kuramında suje ve objeyle, ontolojide ruh ve maddeyle.
Teolojide, inancın dayanak noktası-çerçevesi de fizik ötesinde, bilinmeyenlerde gizli. Bir sezme, algı, koku, ışık, ses gibi nadir yaşanan ilişkilendirmelerde. Görme, bilme gücümüzün erişemediği, beynimizin ne işlere yaradığını bilemediğimiz 8/7 si gibi ayrıca evrendeki konumuyla dünyamızı ve canlıları etkileyen gezegenlerin varlığıyla (ay'ın dolunay dönemi, med-cezir etkisi, insan vücudunun yüzde yetmişinin sıvı olduğu ve suyun hafızası, etkileşimi hemen aklıma geliverenlerden) bir kaos, kozmik enerji mevcut.
Bu enerji dünyasında yaşamın amacı; "yaşamamızın amacını bulmak" ise, seçimlerimizle amaçlar oluştururuz. Yani, yaşamda seçimlerimizle var'ızdır. Dindar olup, olmamayı seçmek ve gereklerini yerine getirip, getirmemek gibi. Bu ay, Yüzyıllardır süregelen bir paylaşım dönemindeyiz,
Dindar olmasanız da güzeldir Ramazan. Tadına varılması gereken özel-güzel bir süreçtir.
Geçen sene Ramazan ayında, gece, davul sesini takip ederek, evimizin bir üst sokağında yakalamıştım emektar davulcumuzu. Arkasından seslendiğimde, çaldığı davulun sesinden sesimi duymadığı ve yanına yaklaştığımı fark etmediği için ansızın beni gördüğünde irkilmişti:)
Fotoğrafını çekmem için, manilerini okuyarak güzel pozlar vermişti bana. Ancak makinem profesyonel değildi ve gece çekimi olduğu için net kareler alamamıştım. Yine de anlamlıdır o kareler. Sizlerle paylaşmak için ekte gönderiyorum.
Kimi dostlar diyebilir ki; böyle böyle düşünerek alışır, uyuşur insan. Bir bakarsın onlardan biri oluvermişsin…Şeriatçı olmam mümkün değil. Beni tanıyanlar bilirler ki; benim için Türkiye'nin gerçek bayramı Cumhuriyet Bayramıdır. Onun için, yaşadığım ilin Cumhuriyet mitinglerinde bahanesiz hazır olurum. Toplumsal ve sosyal yaşamımızda, Şerif Mardin'in "İmam öğretmeni yendi!" sözünün gerçekliğini yaşıyoruz. Öncelikle, yürütülen sistemde Devlet bütçesinde Diyanet Bakanlığına-işlerine ayrılan finansal fonun azaltılacağı günleri görmek isterim. Camilerde tüketilen elektrik ve su faturalandırılmazken Okullarımız elektirik-su faturalarını ödeyebilmek için çocuğu ve velileri zorluyor. "Her şeyin başı-sonu öğretimdir" gerçekliğinin, Türk olmanın bilinciyle yaşatılsın isterim. Ülkemde Ezanın yine Türkçe okutulacağı günleri görmek, yaşamak isterim. Soluduğum her günki gibi, Ramazan ayında da benim dileğim - duam bunlardır. Bu toprağın insanı olarak yaşantılardan etkileşmemek mümkün mü; gördüğüm, işaret ettiğim Ramazan'ın ruhta güzelliği yaratan yanlarıdır. Ve gerçekten inancının gereklerini insani değerlerle yerine getirenlere Ramazan hayırlı olsun. Yazımın en başında belirtmiştim, bakış açısında benim seçimim bellidir: Dualizm. Geleceğin dininin de Hümanizm olacağına inanıyorum.
İyi bayramlar dilerim. Güzellikleri kaçırmayın, sanatla kalın.
Nurşen Görşen- 2008-09-03