BAŞÖRTÜ VE GAZZE GÖSTERİLERİNDE ŞİDDET KULLANILMADI DİYENLERİ YALANLAYAN VİDEO LİNKİ
1960’larda darbecilerin yürüttüğü çirkin oyun 2010’larda tekrar tezgahlanıyor.Menders darbecilerin suni olarak çıkarttığı öğrenci olaylarından sonra devrilmişti.Seçim sandığında, demokratik ortamda ve darbe girişiminde başarı elde edemeyen Ergenekon şimdi tezgahladığı , Devrimci Kargah örgütünün baş rol oynadığı öğrenci olaylarıyla, halkın % 47 ile seçtiği, oligarşinin dümen suyuna gitmeyen iktidarı al aşağı etmeye çalışıyor.Üniversitede başörtü özgürlüğünü hazmedemeyenler, “gericilere üniversiteleri teslim etmeyeceğiz”, söylemlerinde bulunuyor ve bunların ağabeyleri, darbecilerde kanal kanal dolaşıp başörtü ve Gazze eylemlerinde polisin şiddet kullanmadığı yalanının söylüyor.İzleyeceğiniz bu videoyu, lütfen bağlantılı olduğunuz köşe yazarları, internet siteleri v e facebook gibi sitelerde kullanınız.Bu yalancıların yalanını yüzlerine haykırınız.Bu konuyla ilgili videomuzun HTML kodlarını ve link adreslerini aşağıda veriyoruz.Ayrıca Ali Karahasanoğlu’nun konuyla ilgili iki yazısını da aşağıda yer veriyoruz.
BAŞÖRTÜ VE GAZZE GÖSTERİLERİNDE ŞİDDET KULLANILMADI DİYENLERİ YALANLAYAN VİDEO LİNKİ
http://www.myspace.com/video/rid/109203359
HTML KODLARI, bu kodlarla sitenize ekleyebilirsiniz.
<object width="425px" height="360px">
<param name="allowFullScreen" value="true"/>
<param name="wmode" value="transparent"/>
<param name="movie" value="http://mediaservices.myspace.com/services/media/embed.aspx/m=0,mr=109203359,t=1,mt=video"/>
<embed src="http://mediaservices.myspace.com/services/media/embed.aspx/m=0,mr=109203359,t=1,mt=video" width="425" height="360" allowFullScreen="true" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent"/>
</object>
Protestocu öğrencilerin ne istediğini bilen var mı?
Dün; tüm televizyonların, gazetelerin ortak konusu, İstanbul’daki üniversiteli gençlerin(!) protesto gösterisine, polisin sert tepkisi idi.
Haberler içinde, bir de “Hamile öğrenci, polis dayağı sonrası çocuğunu düşürdü” bilgisi akşama kadar tekrarlanıp durdu..
Kimsenin dayak yemesine, alkış tutacağımız yok. Kimseye eziyet edilmesine “Güzel olmuş” dememiz de mümkün değil..
Ama; sergilenen ikiyüzlülüğe, ortaya konulan ahlâksızlığa da sessiz kalmamamız gerekir.
Nedir ikiyüzlülük?Nedir ahlâksızlık?
Öğrencilerin polisten yedikleri dayağı, birinci sayfadan, polisi suçlayarak veren medya kuruluşları/köşe yazarları, benzer dayakları başörtülü öğrenciler yediklerinde, tek satırla bir eleştiri getiriyorlar mıydı?
Çapa’da, yeni evli bir öğrenci, başörtüsü sebebi ile sınıftan polis zoru ile çıkartılırken, yediği dayak sonucu çocuğunu düşürdüğünde, bu gazeteler tek satırlık haber yapmışlar mıydı?
28Şubat sürecinde, İmam-Hatipler’in orta kısımlarının kapatılması gündemde iken, göstericileri acımasızca dağıtan polislerin tavırlarına, bugünkü demokrat gazeteciler, tek kelimelik eleştiri getirmişler miydi?
Bursa İHL önünde, polis copları ile dağıtılan kız öğrenciler, sınıflarına giremedikleri için evlerine dönerken, 13 yaşındaki kız öğrencinin kamyonet altında kalıp bir bacağnı kaybetmesi, tek sütuna bile haber olabilmiş miydi?
Bugün demokratlık ayağına yatan tüm gazeteciler, o günlerde kalemlerini ellerine almış, “Bu öğrencilere bir tokat da biz, nasıl atabiliriz!” arayışı içindeydiler.
“O gün biz dayak yedik, şimdi de solcular dayak yesinler” noktasında değilim.
Ama şu karşılaştırmayı da yapmamız lazım..
Dün dayak yiyenlerin talebi ne idi?
Çok net.
Birincisi, “Başörtü yasağı kalksın.”
İkincisi, İmam-Hatip liselerinin orta kısımları kapatılmasın.
Çok net iki talep..
Hiç eğip bükülecek, oraya buraya çekilecek istekler değil.
“Ben; bu talepten bir şey anlamadım, yani ne istiyorsunuz siz!” denilecek istekler değil bunlar.
“Siz, işin politikasını yapıyorsunuz.Somut konuşun. Nedir istediğiniz?” diyebilir misiniz, “Başörtü özgürlüğü istiyorum” diyen öğrenciye!.
“Nihai noktada ne istiyorsunuz?” gibisinden anlamazlığa verilebilinir mi, “İmam-Hatipler’in orta kısımları kapatılmasın. 8 yıllık zorunlu eğitim, kesintili olarak uygulansın” diyen bir öğrenciye..
Evet; dün dayak yiyen öğrenciler, bu çok somut talepleri dile getiriyorlardı.
Ama anlamazlığa verdiler. Dayak attılar. Okul kapatmakta ısrar ettiler.. Yasağı uygulamakta direndiler.
Bu somut talepleri, bugünkü demokrat gazeteciler, “Yasadışı örgüt istekleri” diye takdim edip, atılan dayakları meşru göstermeye çalıştılar.
Peki bugün yaşadıklarımızı, dünkü olaylara kıyaslayabilir miyiz?
Bence hayır!
Öncelikle belirteyim, bugünkü gösterici öğrencilerin, neyi protesto ettiklerini, tek kelime ile söyleyebilecek bir kişi çıkabilir mi?
Protestocular, dün CHP’yi ziyaret etmişler. Düşüncelerini açıklamışlar. Gün boyu; avukatları da, kendileri de ekran ekran dolaştılar.
Tek bir tanesinden, somut bir talep duydunuz mu? “Ben başım açık olarak okula devam edemiyorum.Beni almıyorlar” gibi somut bir talebi olanı duydunuz mu?
“Bana kalabileceğim bir yurt imkânı tanınmadı. Kazandığım üniversite, ailemin ikametgâhından uzak.Ama benim kalabileceğim yerim yok” diyeni gördünüz mü?
Hepsinin söylediği, ülkenin siyasi tartışmaları ile ilgili..
Kimisi diyor ki, “YÖK kaldırılsın!” Kimisi diyor ki, “Üniversiteler özgürleştirilsin!”
Ohaaa yani.
YÖK’ün kaldırılıp kaldırılmayacağı, kaldırılırsa nasıl bir sisteme geçileceği; 15 tane öğrenci gelip, gösteri yaptı diye mi sonuca bağlanacak?
Üniversitelerin özgürleşmesi, “başörtü yasağının kaldırılması” gibi çok net, çok somut bir talep midir ki, gelmiş “Üniversiteler özgürleşsin” diyorsunuz.
Sorununuz net olur. Somut bir konuyu anlatıyorsunuzdur. “Canım, somut bir talep var. Başbakan’a, en azından bir temsilcilerini gönderip, isteklerini tekrarlasınlar” derim.
Ama klasik laflarla, “Üniversiteler bizimdir, AKP’ye teslim etmeyeceğiz” pankartı açarsanız, “gerici iktidar” sloganı atarsanız; “hak arayışı” değil, siyaset yapmaya kalkışırsanız, kusura bakmayın, dayağı da yersiniz!
http://www.habervaktim.com/yazar/31152/protestocu_ogrencilerin_ne_istedigini_bilen_var_mi_.html
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
Gösteri”den idamlık suç çıkartan Hürriyetçiler!
Polis ile göstericiler arasındaki tartışmada, polisten yana olmak da, göstericilerden yana olmak da pek mümkün değil.
Göstericiler “sütten çıkmış ak kaşık”, polisler de “makul olan”ı yapmış değil.
Göstericiler, kendi istediklerini ısrarla gerçekleştirmek peşinde. “Gideceğim, devletin temsilcilerine yumurta atacağım. Beni kimse engelleyemez” havasındalar.
“Gösteri yapma hakkı” açısından haklılar. Ama, Dolmabahçe’ye inme ısrarında, yumurta atma konusunda, polise sopalarla saldırma noktasında haksızlar.
Polis ise; devletin en üst noktasındaki yetkilileri, yumurta atarak tahkir etmek isteyen öğrencileri engelleme konusunda haklılar. Ama, daha nazik şekilde önleyebileceği gösteriyi, kaba kuvveti en şedit şekilde icra ederek engelleme açısından haksızlar.
Sonuç olarak, iki tarafta da haklı olan yanlar var, kusurlu yanlar var.
Ama hiçbir şekilde haklı olmayan ve kesin hatalı konumdaki üçüncü taraf var.
Zaten olayın bu kadar tartışılmasının sebebi de üçüncü taraf..
Kim o üçüncü taraf?
Gazeteciler.
Olayı, çığrından çıkartan medya..
Bazı olayları görmezden gelen, bazı olayları ise abartarak veren medya..
Bunu yaparken de, kendi menfaatlerini düşünen medya.
Patronunun ticari çıkarları için bazı haberleri büyüten, bazılarını görmezden gelen medya..
Haber bültenlerinde, montaj odasında “Göstericinin, polise sopa ile vurduğu bölümü kes, sonrasını getir” diyen yayın yönetmenleri..
“Polisin yakasından çekildiği görüntüleri çıkart. Polisin copladığı görüntüleri getir” diyen haber müdürleri..
Evet; göstericinin haklı olduğu yan var, polisin haklı olduğu yan var. Ama olayı çarpıtarak veren gazetecilerin haklı oldukları yan yok.
Son olayları dramatize ederek verenlerin başını çeken Hürriyet, bakın 1999 yılında Malatya’da, Cuma namazı sonrasında başörtüsü yasağını kınamak isteyenlerin haberini nasıl vermişti?
Başlık: “Türban arbedesi”
Giriş cümlesi: “TÜRBAN eylemcilerinin, halkı yasadışı eylemlere kışkırttığı Malatya’da, dün de Cuma Namazı’ndan sonra olaylar çıktı. Güvenlik güçlerinin çok sıkı önlem aldığı kentte, aşırı dinci fraksiyonların öncülüğünde izinsiz gösteri yapmaya kalkışan kalabalık gruplar polisle çatıştı.”
İşte böyle..
Bir gösterinin haberi ancak böyle ahlâksızca verilebilir.
Sivil halk, ancak böyle utanmazca suçlanabilir.
“Yasadışı eylem”.. “Kışkırtma”.. “Aşırı dinci fraksiyon”.. “İzinsiz gösteri”.. “Polisle çatıştı”..
Ne kadar suçlama varsa, üç satırlık giriş cümlesinde hepsi yapılmış!
O gazetenin CHP’li Yazı İşleri Müdürü Tufan Türenç Bey, bakın dün ne yazmış: “Acaba Başbakan Erdoğan, polisin öğrencilere nasıl saldırdığını televizyonlardan izledi mi? İzlediyse, 4 evlat babası olarak nasıl yüreği dayandı, nasıl isyan etmedi?”
Hürriyet gazetesinin hem Yazı İşleri Müdürü, hem de yazarı olan CHP’li bu beyefendi, devam ediyor yazısına: “Polisin nasıl saldırdığını bütün Türkiye izledi. Öğrenciler sürecin hiçbir aşamasında polise dönük bir saldırı değil, saldırı niyeti içinde bile olmadı. Ellerinde de taşıdıkları dövizlerden başka bir şey yoktu.”
Gerçekleri nasıl çarpıtıyor, görüyor musunuz?
Son olaylardaki gerçekleri ne kadar örtbas ediyor ise, 1999’daki Hürriyet’in utanılacak o haberini sayfalara yerleştirirken de gerçekleri o kadar örtbas örtbas ediyordu.
Birisinde göstericileri masum göstermek için.
Diğerinde ise, göstericileri idam cezası verilmesi gereken suçlular gibi göstermek için.
Şimdi de benim abarttığımı sanmayın.
Gerçekten de, o haberler sonrasında, Malatya’da gösteri yapan insanlar, “idam cezası” talebiyle yargılandılar.
Şaka yapmıyorum.
Sadece ve sadece “Başörtü yasağı kalksın” diyerek gösteri yapanlar, “idam cezası” istemi ile yargılandılar..
Yıllarca tutuklu kaldılar..
O mağduriyetlerin mimarları, şimdi “gösteri hakkı”ndan bahsediyorlar.
Tuu sizin dürüstlüğünze..
Tuu sizin medya ahlakınıza!
http://www.habervaktim.com/yazar/31213/gosteriden_idamlik_suc_cikartan_hurriyetciler.html