Gül güzellemesi ya da bülbüle acımak / Vahap AKBAŞ

67 views
Skip to first unread message

mavizaman.com

unread,
Jan 16, 2007, 8:55:17 AM1/16/07
to ANTİ-MONNA ROSA
Sezai Karakoç’ta gül bir anahtardır. şiire onunla başlanmalı,
kelimeler ülkesine "baharı kollayarak" onunla girilmelidir. O,
sevgilinin, "en sevgili"nin remzidir zirâ:

Gülle başla şiire atalara uyarak
Ey şair kelimeler ülkesine gir gülle
Melih Cevdet Anday, son derece çarpıcı olan "kör bir gül" imajına
yer verir bir şiirinde. Salâh Birsel, "Ölüyorum, gül yetiştir"
diye yalvarır. Fevzi Halıcı, güllere alev raksı yaptırır. Ârif
Nihat Asya, kuytularda kalmış gülün dramını dile getirir:


Gül güzellemesi ya da bülbüle acımak
1
Vahap AKBAŞ


Sevimli, küçük bir dostumun verdiği gülü inceliyorum. Koyu
kırmızı rengine, kıvrımlarına, yaprak ve dikenlerine büyük bir
zevkle, zevkten de öte, hayranlıkla bakıyorum. Bu ne güzellik?

Önce bütün haşmetiyle "güzel" kavramı geldi, oturdu gönlümün
baş köşesine. Gönlümün ve beynimin.. Bir güller geçidi
başladı. Gül-i rânaları, gül-i rühsârları, gül-i zibâları,
gül-i sadberkleri, gül-i sürhları düşündüm. Yassı güller,
kadeh gülleri, yuvarlak güller, bölmeli güller, kat kat güller
geçti aklımdan. Rengi, kokusu, biçimi, boyu başka başka; bildiğim
veya bilmediğim sayısız gül çeşidinin kokusu doldu âdeta içime.

Gülü o kadar sevmişiz ki hemen hemen bütün sevdiklerimizi gül·e
benzetmişiz. Her ne kadar "Ben yârime gül demem / Gülün ömrü az
olur" denmişse de meftun olduklarımız için yine "gül-çehre" ,
"gül-dehen", "gül-endam" gibi tâbirleri kullanmışız. Hoş ve
lâtif sözlülere "gül-nefesî" demişiz. Bir parçamız olan
çocuklarımıza Gül ,Gülten, Gülçin, Gülderen, şengül.. gibi
güllü isimler vermişiz. Annelerimiz, bacılarımız, taze
gelinlerimiz renk renk onu nakşetmişler çeyizlerine. Gül kadar
güzel köylü kızlarımızın "Entârisi asılı /Cebinde gül
basılı"dır.

Manilerimizde, şarkı ve türkülerimizde, deyim ve atasözlerimizde
gül vardır. Tezyinatta, minyatürde, resimde, şiirde gül vardır.
Gül, sanatın en önemli malzemelerinden biridir.

Küçük dostumun verdiği güle bakıyor ve ondan cesaret alarak daha
da ileriye gidiyorum: Gül sanatın tâ kendisidir, diyorum. Böyle
iddialı bir yargıda bulunmamın sebeplerinden biri de gülle ilgili
biriktirdiğim zarflar dolusu malzemedir.

Gül denince akla hemen bülbül gelir. Bülbül, gülün kıskanç ve
çilekeş bir âşığıdır. Folklor, sanat ve edebiyatta hemen hemen
hep beraber kullanılmışlardır. Gül ve bülbül motifleri o kadar
işlenmiş ki hepsini tespit etmek imkânsız. Neredeyse gül ve
bülbülden söz etmeyen şair yok. Ya hakkında müstakil şiirler
yazmışlar veya bir tabiat unsuru olarak, sembol olarak, benzeyen veya
benzetilen olarak eserlerinde kullanmışlardır. Gülsüz,
bülbülsüz manimiz, türkümüz, şarkımız yok gibi. ‹şte
birkaç mani:
Arpa ektim gül bitti
Dalımda bülbül öttü
Ötme bülbülüm ötme
Yârim elimden gitti

Bülbül hep inim inim inlemekte, âh ü zâr etmektedir. Diken ise
engeldir, rakiptir. Hele bir gül yaprağı düşmeyiversin.
Başladı zâra bülbül
Ne demiş hâra bülbül
Gül yaprağı düşünce
Düşer efkâra bülbül

Gül, hayattır, güzelliktir, aşktır. Bahçe eğer içinde güller
açıyorsa ve bülbüller ötüyorsa bahçedir:

Böyle bağlar
Yar başın böyle bağlar
Gül açmaz bülbül ötmez
Yıkılsın böyle bağlar

Halk arasında söylenen manzum gül bilmeceleri, gül-bülbül
muammaları da vardır. ‹şte şükrü Elçin·in derlediği Türk
Bilmeceleri·nden iki örnek:

Karşıda ay doğmuş
Ayı görenler olmuş
Anası kundakta iken
Kızının kızı doğmuş.(Gül)

Yeşil tahtın üstünde var bir peri
El uzattım rakip çekti hançeri.(Gül)

Gül ve bülbülle ilgili bir muamma örneği:

Sevdiğim etme bana gönül dedim
Yakma canım etme gayri gül dedim
Gülmedin, güldürmedin cânâ beni
Bak perişan hâlime gül gül dedim
Perçem-i yâri görüp sümbül dedim
Hoş sadasın dinledim bülbül dedim
Güle güle koklasın ahbap hemen
Bu muamma bir demet gül, gül dedim.

Atasözlerimiz de güllerle bezeli: Gülü seven dikenine katlanır.
Gülü târife ne hacet, ne çiçektir biliriz; iti tarife ne hâcet,
ne köpektir biliriz. Nisan yağmursuz, mayıs gülsüz olmaz...

şair Gevherî sevgilinin güzellik bahçesinde seyran eylerken
"bülbül sesi, gonca sesi, hâr sesi" duymaktadır. Kul Mustafa·nın
"hakikat bülbülü" öter, "gül" ister. Âşık Ömer·in ise bütün
âşıklar gibi "bülbül gibi âh ü efgânı" vardır.

2
Gülü o kadar sevmişiz ki dalından koparmaya kıyamadığımız
olmuş. Nitekim ünlü ressamlardan Üsküdarlı Hoca Ali Rıza ömrü
boyunca dalından tek bir gül bile koparmaya kıyamamıştır. Faruk
Nafiz,
Bir gül dalında durduğu müddetçe tazedir
Bir gül çelenge düştüğü gün bir cenazedir.
derken âdeta Ali Rıza Bey·in duygularının tercümanı olmuştur.

Gül âşıklarından biri de XV. yüzyılda yaşamış bir Bektaşi
dervişi olan Gül Baba·dır. Gülü çok sevdiği için bu isimle
anıldığı sanılmaktadır. Türbesinin bulunduğu yer, bugün de
"Gül Tepesi" olarak bilinmektedir. Tâcının tepesinde tekke şeyhi
alâmeti olarak bir gül taşıdığı ve bundan dolayı "Gül Baba"
adıyla anıldığını ileri sürenler de vardır.
Ünlü sûfilerden Hallac-ı Mansur, "Enel Hak" dediği için ölüme
mahkûm edilir. Öldürmeye götürürlerken herkes onu taşlar,
yalnız, bir derviş gül atar ona. Necip Fazıl, bu durumu şiir
diliyle şöyle ifade eder:

Sana taş attılar, sen gülümsedin,
Dervişin bir çiçek attı, inledin,
Bağrımı delmeye taş yetmez dedin,
Hâlden anlayanın bir gülü yeter.

Tasavvufta gül ve bülbül daha geniş mânâlı semboller olarak
kullanılırlar. Bülbül ilâhi aşkla yanıp tutuşur, ruhu temsil
eder ve ten kafesinde "ezelî gül bahçesi"nin özlemiyle feryad ü
figân eder. Rufai tarikatında gül şeklindeki bakır cisimle ve
"gül yalamak" tabiriyle karşılaşıyoruz. Eşrefoğlu Rûmi,
şeyhini bir güle, kendini de onun yaprağına benzetir:

şeyhim güldür ben onun yaprağıyım
‹lâhi yaprağı gülden ayırma

Bazı Hristiyan tarikatlarında da gülün sembol olarak
kullanıldığı görülür. Rose-Croix tarikatı mensupları, sembol
olarak ‹sa·nın yerine, üzerinde beş yapraklı kırmızı gül
bulunan bir haç kullanırlar. Kırmızı gül "zulümde neşe bulan
saf aşk"ın sembolüymüş. Bu tarikat mensuplarına göre gül velev
kanla lekelenmiş de olsa ilâhi mânâsından bir şey kaybetmez.
Gülü "gönül ve ruh asâleti, hayatın lezzetli kokusu,
şövalöresk bir ruh, nezaket" sembolü olarak kullananlar da
olmuştur. İslam tasavvufunda gülün baş köşede tutulmasının
sebebi, onun sevgililer sevgilisini, "Gâye ‹nsan-Ufuk Peygamber"i
remzetmesidir. Halk edebiyatı ile Divan edebiyatındaki mutasavvıf
şairler bunun için güle meftûndurlar. Fuzûlî, meşhur "Su
Kasidesi"nde bahçıvanların boşuna zahmet çekmemelerini söyler;
çünkü bin gül bahçesi sulasalar bile O·nun yüzü gibi bir gül
yetiştiremeyeceklerdir.

3
Klâsik edebiyatımızda birçok şair, müstakil gül-bülbül
mesnevîleri yazmışlardır. Bunlardan biri de XVI. yüzyılda
yaşayan Kara Fazlı·dır. şair, " Gül ü Bülbül" mesnevîsini
kimseden istiâre etmediğini söylemekle beraber, onun Hoca-i
Kirmanî·nin "Gül ü Nevruz"undan ilham aldığını ileri sürenler
vardır. "Zarif bir efsane, güzel bir aşk ve tabiat destanı" olan bu
mesnevînin konusu ‹slâm Ansiklopedisi·nde şöyle özetlenmiştir:

"Bahar şâhı·nın oğlu gül, suda aksini görerek güzelliğine
âşık olur. Ve Nesim·e güzelliğinden bahseder. Nesim gülün
güzelliğini bülbüle tasvir edince, bülbül güle âşık olur.
Fakat gül çekingen davranır. Bülbül ıstırap içinde kıvranarak
aşkını herkese ilân eder. Bahar şâhı bu dedikoduya kızarak
bülbülü yakalatıp bir kafese hapsettirir. Bu esnâda Temmuz şâhı
ortalığı yakarak gelir. Bahar şahı·nı gülşenden kovar. Onun
arkasından Hazan şâhı gelir. Nihayet Nevruz şâhı görünerek,
Bahar şahı·nı gülşene tekrar hükümdar yapar. Bu sefer gül,
mahpus sevgilisi bülbülü ziyaret eder ve âşık ile mâşuk
birbirlerine kavuşurlar."

Gül-bülbül hakkında yazılanların çoğu gibi bu eser de
alegoriktir. Kara Fazlı, eserinin sonunda baharın aklı, dikenin
kibri, gülşenin teni, nesimin insan nefesini, temmuz ve hazanın
insanda bulunan gazap ve şehvet yönlerini, bülbülün gönlü ve
gülün de ruhu temsil ettiğini belirtiyor.

Klâsik edebiyatımızda gül-bülbül konusu onca işlenmesine rağmen
belirli mazmunların dışına çıkıldığını söylemek güçtür.
Bazı unsurlar hep aynı kadro dahilinde ele alınmıştır. Bülbül
dâima güle meftûndur. Gül, bu acılı âşığa hep naz yapar.
Aralarında diken engeli vardır. Bülbül güzel sesiyle bıkıp
usanmadan çektiği ıstırâbı terennüm eder. Onun için "hoş
güftar"dır, "hoş nağme"dir.işte bu mazmûnlar üzre kurulmuş
beyitlerin birkaçı:

Gül istedim diken oldu yerim ne çâre kılam
Meğer libâs-ı hayatımı pâre pâre kılam
Ahmet Paşa

Ağlayıp feryâd edersin her nefes ey andelib
Hâr ile hem-sâye olmuş verd-i handanın mı var
Zâtî

Dildâr tünd ü serkeş ağyar ise cefâ-cû
Netsin ya bülbül-i dil gül böyle hâr böyle
Nev·î

Gül hâre düştü sine-figâr oldu andelib
Bir hâre baktı bir güle zâr oldu andelib
Nâilî

Bu örnekleri artırmak mümkün. Bu arada gül ve bülbülün
doğrudan doğruya bir tabiat unsuru olarak ele alındığı beyitler
de yok değil. Yine içki kadehinin, sevgilinin yüzünün hatta
boyunun renk ve biçim bakımından güle benzetildiği de olur:
Sâkiyâ cam-ı mey ne hoş gül olur
Kim alırsa eline bülbül olur
Bâkî

Gül-i ruhsarına karşu gözümden kanlı akar su
Habibim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı
Fuzûlî

O gül endâm bir al şala bürünsün yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün
Vâsıf

Nedim, gülü sevişini şairce bir sebebe bağlar. O sevgiliye
sürekli "gülüm" diye seslenmekte ve gülü de "cânâna hitabı"
olduğu için sevmektedir:

Gülüm şöyle gülüm böyle demektir yâre mu·tâdım
Seni ey gül sever canım ki cânâna hitabımsın

Güftelerimiz de gül- bülbül motifiyle yüklüdür. Halk ve Divan
şiirindeki imajlar burada da tekrarlanır. Ancak Tanburî Alî
Efendi·nin, sözleri Osman Nevres·e ait olan hüseyni şarkısında,
gül-bülbül-diken üçlüsüne dördüncü bir unsur olarak
gülyağının katıldığını görüyoruz. şarkının sözleri
şöyledir:

Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül
Etsem de abestir sitem-i hâre tahammül
Gülyağını eller sürünür çatlasa bülbül

4
Gül-bülbül motifleri eski şark kültürü dairesiyle sınırlı
kalmamış; belki oradan tevarüs eden motiflar olarak son dönem
edebiyatçıları tarafından da çokça kullanılmıştır. Bilhassa
bülbül, bazen bir tabiat unsuru olarak, bazen dinî bir sembol
olarak, bazen de vatan sevgisiyle kaynaştırılarak işlenmiştir.
Recaizade Ekrem ve Mehmet Âkif·in şiirlerinde bülbülün
feryadıyla "reel vatan hasreti" arasında bir münasebet kurulmuştur.

Yahya Kemal Beyatlı, rindlerle ilgili iki şiirinde gül ve bülbül
motifine de yer verir."Rindlerin Akşamı" şiiri "Ya lâle
açmalıdır göğsümüzde yahut gül" mısraıyla biter. "Rindlerin
Ölümü"nde gül ve bülbül, kusursuz bir şark tablosunun
unsurlarıdırlar:

Hâfız·ın kabri olan bahçede bir gül varmış,
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle.
Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski şiraz·ı hayal ettiren ahengiyle.
Yine, Yahya Kemal·in çok bilinen şiirlerinden "Endülüste Raks"taki
üç önemli objeden, üç kırmızı·dan biri güldür.

Alnında halka halkadır âşüfte kâkülü
Göğsünde yosma Gırnata·nın en güzel gülü..

Yahya Kemal, bir rûbaisinde ikbâl, servet hatta ukbâ saadeti gibi
nimetleri reddeder ve "Aşkın gül açan, bülbül öten vaktinde /
Yâranla tarâb yâr ile vuslat dileriz" der.

Ahmet Hâşim, "Bir Günün Sonunda Arzu" şiirinde "sonsuz iri
güller"den, "kamıştan daha nâlân" güllerden bahseder. Haşim·in
bülbülü değil de gülü inletmesi enteresandır. Bir başka
şiirinde bülbüle şöyle seslenir Haşim:

Bir gamlı hazanın seherinde
Israra ne hâcet yine bülbül?
Bil kalbimizin bahçelerinde
Can verdi senin söylediğin gül!
Savrulmada gül şimdi havada
Gün doğmada bir başka ziyâda...

Hâşim, aslında bir efsanenin bitişini ilan ediyor. Gül, can
vermiş, savrulmaktadır ve bülbülün ısrarı boşunadır. Ancak
Orhan Seyfi Orhon sanki inadına "Gül ile Bülbül Efsanesi"ni yazar.
Ama o da, artık gülün o eski gül olmadığını biliyor:

Bakmışlar; solup gitmiş
Gül kırıklar içinde.
Bülbülünü terk etmiş
Hıçkırıklar içinde.

Ahmet Hamdi Tanpınar, ölüm ülkesinden "güzel dünya"ya selâm
gönderdikten hemen sonra gülleri sordurtur: "Bahçelerde hâlâ
güller açar mı?" Hâlide Nusret, "Gel Bahar" şiirinde "Güllerin
kıpkızıl şarabını iç" buyruğunu verir. Ömer Bedrettin
Uşaklı, öldükten sonra güllerini kimin dereceğini merak eder;
tabutunun "her yanında yanık bülbüller öten" bahçelerden
geçeceğini düşünür. Ahmet Muhip Dranas, "Yeşil pencerenden bir
gül at bana" der sevgiliye; istenilen gül atılırsa kalbinin
ışıkla dolacağına inanır. Görülüyor ki gül, özlenen bütün
güzellikleri karşılayan tılsımlı bir kelimedir şair için.

Sezai Karakoç’ta gül bir anahtardır. şiire onunla başlanmalı,
kelimeler ülkesine "baharı kollayarak" onunla girilmelidir. O,
sevgilinin, "en sevgili"nin remzidir zirâ:

Gülle başla şiire atalara uyarak
Ey şair kelimeler ülkesine gir gülle
Melih Cevdet Anday, son derece çarpıcı olan "kör bir gül" imajına
yer verir bir şiirinde. Salâh Birsel, "Ölüyorum, gül yetiştir"
diye yalvarır. Fevzi Halıcı, güllere alev raksı yaptırır. Ârif
Nihat Asya, kuytularda kalmış gülün dramını dile getirir:

Kalmışsın kuytularda sen... Lâkin yok
Bir koklayacak... açma gülüm, açma gülüm!

Çağ, artık bülbüle de muhaliftir. Onun da, kuytularda kalmış
güle feryadını duyurması mümkün değildir. Bu bakımdan şair
Mehmet Kânî ile Arif Nihat·ın serzenişleri birbiri ile
örtüşmektedir. Kânî de şöyle diyor:

Güle gûş ettiremez yok yere bülbül inler
Varak-ı mihr ü vefâyı kim okur kim dinler

Yeniden küçük, sevimli dostumun verdiği güle bakıyorum. Beni
sayfalarca notun, cilt cilt kitapların arasında neredeyse şaşkına
çevirdikleri için güle ve sahibine sitem edesim geliyor. Ama
haksızlık etmiş olacağımı düşünüyorum hemen. Beni, güllü
bülbüllü bir masal diyarına götürdükleri, zarflara
tıkıştırdığım derbeder kâğıt parçalarından kurtardıkları
için onları biraz daha seviyorum.

Arif Nihat Asya·nın yukarıya aldığım mısralarını da
düşünerek gülü koklamayı arzu ediyorum. Bir korku sarıyor
içimi: Ya bülbül feryada başlarsa... Bu sırada penceremin
önünden yeri göğü sarsarak bir motorlu araç geçiyor. Bülbüle
acıyorum. Uyusam, diyorum. Uyusam ve rüyamda, Ümmî Sinan gibi, her
şeyi gül olan bir şehre varsam :

Seyrimde bir şehre vardım
Gördüm sarayı güldür gül
Sultanının tâcı tahtı
Bağı duvarı güldür gül

Gül alırlar gül satarlar
Gülden terazi tutarlar
Gülü gül ile tartarlar
Çarşı pazarı güldür gül


KAYNAK: http://www.ayvakti.com/metin/metin_goster.php?kod=91

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages