Çağdaş Haber gazetesi portalındaki (www.cagdashaber.com.tr) köşemden yayınlanan yazımı aşağıda sunuyorum:
16’LAR
Sergisi
(10-22 mart 2014; Galeri Sanat Yapım)
Kayhan Keskinok’un talebeleri; vefalı, cefalı; sonuna kadar Kayhan Hocalı. Hepsi kadın; ‘16’lar grubu; şimdi 14 kişiler; hayat işte vakti gelenin kararını verip alıyor başka bilmediğimiz alemlere götürüp koyuyor. Lakin ayrılık zor. ‘Aynur Pehlivanlı, Ayten Timuroğlu, Zahide Yükseler, Emine Ottekin, Gülgün Türel, Meral Bingöl, Yurdanur Özdinç, Munise Aren, Bilge Amcaoğlu, Günsel Ural, Nermin Ayrım, Yurdanur Özdinç, Yüksel Tansel, Günsel Ural’, uzuuuun yılların Keskinok’çuları.
Sanat Yapım Galerisine girdiğimde (Alpaslan Türkeş cad. 35/A Beştepe Ankara; 0312 2221906; www.galerisanatyapim.com) Galeri sahibi sanatçı İbrahim Demirel’le tam bir hoşbeş sohbetine giriyorken Sergiye katılan sanatçı hanımlardan biri, ‘Niye benim de fotoğrafımı da asmadınız?’ diye sordu. Demirel, ‘Seninkini elli sene sonra asacağız!’ diye cevap verdi. Baktım gerçekten tüm sanatçılar içerisinde bir tek Munise Aren’in fotoğrafı vardı. Benim de üniversitede hocam olmuş olan ve dersinden iyi dereceyle (yoksa orta mıydı?) geçtiğim merhum Prof. Sadun Aren’in eşi Munise Hanım geçenlerde bizlere veda ederek eşinin bulunduğu aleme göçmüştü; sergilenen tablolarının ortasında siyah bir fon üzerinde yer alan bir portre fotoğrafını seçtim. Munise hanımı tazimle (saygıyla) anmak için Demirel kadirşinaslıkla fotoğrafını da asmış! Ben de ‘niye elli sene daha ömür biçiyorsun arkadaşımıza; belki seksen belki doksan da olabilir!’ dedim.
Güzel şarap ikramları (rakıyı Demirel’in kızı ve Galerinin otoritesi Ayla Demirel yasak edeli çok oldu) arasında Ayla’yla karşılaştığımda ‘gribim’ dedi; bunun üzerine el dahi sıkışmadık; dirseklerimizi dokundurarak ‘merhaba’ dedik. Böylece yeni bir selamlaşma örneği bulunmuş oldu; gerekli olduğu zaman kullanmak isteyenlerin bilgisine …
Desenlerini çok sevdiğim Zahide Yükseler’in resimleri vardı, kendisi gelememişti. Keza sempatik, sıcakkanlı Meral Bingöl de yoktu; gözlerim çok aradı ama… Gülgun Türel’in horozları bu kez duvarlarda yoktu. Olsun gene başarılıydı. Emine Ottekin’le sohbetimizden sonra Ayten Timuroğlu’nın İngiliz asıllı eşiyle denize ve aslında cahili olduğum yelkene dair epey konuştuk. Kendisi senelerin usta yelkencisi; Ayten Timuroğlu da öyle. Onlara karada rastlamak pek sık görülen bir mutluluk değil. Güneydeler. Bu kışa girerken bu kez tekneyi karaya çekmemişler. Aramızda ‘Padişahımız’ diye bellediğimiz mimar, ressam, takıcı Orhan Akyürek ağabeyimizin eline saldırdım ama o öptürmemek asaletini gösterdi. Ben de Fuzuli’nin ‘su kasidesi’nden bir beyit okudum ona: ‘dest- busu arzusuyle ülürsem dustlar, kuze eylen toprağım sunun anınla yare su’… (el öpme arzum yerine gelmeden ölürsem ey dostlar, toprağımdan kase yapın, sunun onunla yare su); "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün! Şairin Peygamberin elini öpme arzusuyla dolu olduğu ve buna dair yazdığı kasideden..
Gerek iklimsel gerek siyasal anormallikler içerisinde yaşadığımız şu günlerde eski dostlarla birlikte olmak iyi geldi. Oh dünya varmış!...
monad balkan 20 mart 2014 ankara