Fw: Günaydın! Günün pasajı: "Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi" Ziya Osman Saba

6 views
Skip to first unread message

Yesim Soylemez

unread,
May 11, 2016, 1:39:17 AM5/11/16
to anat...@googlegroups.com
Gunaydın arkadaslar,

Ekdeki kitapdan okudugum bu kucuk alıntıyı cok sevdigim icin sizinle paylasmak istedim. Belki bir gun tumunu okuruz diye :)

Kind regards / Saygılarımla ,

Yesim Soylemez

Group Sales Manager
Sales Department

Direct Telephone : +90 216 633 81 18
yesim.s...@tnt.com

TNT
Saray Mah. Site Yolu Cad. No.21 Umraniye Istanbul
Turkey
http://www.tnt.com
4440868




Android Play Store
IOS AppStore


Save a MCj04239900000[1]... only print if necessary !
www.tnt.com


----- Forwarded by Yesim Soylemez/IE/TNT/TPG on 11.05.2016 08:36 -----

From:        "biryudumkitap.com " <guna...@biryudumkitap.com>
To:        yesim.s...@tnt.com
Date:        11.05.2016 06:46
Subject:        Günaydın! Günün pasajı: "Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi" Ziya Osman Saba



Fotoğraflar, hatıralarımızın şahitleridir. Bu asırda anlamını yitirse de, eski anılar daima gülümsetir. Ne güzel diyor İtalyan şair: "Günleri değil; anları hatırlarız." Bugün, geçmişin şahitlerine bir bakın da, bol bol gülümseyin sevgili okur. Var olun.


 


Ziya Osman Saba - Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi
Can Yayınları, s.17-20


 


    Bir fotoğrafhanenin önünde bir otomobil durmuş ve etrafında bir meraklı kalabalığı hasıl olmuş. Yakla­şıyorum, otomobilin içi, camların kenarları bütün çiçeklerle süslü. Demek gelinle güvey fotoğrafhanedeler. Ben de bu fotoğrafhaneye girer, hem fotoğrafımı çıkartmış olur hem de hayatlarının en mesut zamanlarından birini yaşamakta olan bu çifti, kapıdan çıkmak üzereyken olsun, bir defa selamlarım.
    Bütün duvarları fotoğraflarla kaplı holde bekliyorum. Bütün fotoğraflardaki insanlar tebessüm ediyorlar. İşte, yeni rütbesinin verdiği gurur ve emniyetle istikbaline gülümseyen genç subay. Büyük bir lastik topu dünyanın en büyük hazinesiymişçesine sıkı sıkı tutmuş, yanaklarından sıhhat fışkıran gürbüz çocuk. Bir fakültenin mezunlar hatırası: Hocalar memnunluk ve iftihar içinde; yeni mezunlar da hocalarının etrafında, sırtlarından bir yükü atmış, uzun bir yolu bitirip bir ağaç altına oturmuş insanların saadetiyle gülüyor, hep gülümsüyorlar.
    Sonra yeni evliler, yan yana dururlarken sevinçten, hazdan titredikleri adeta hissedilen, çiçekler içinde yeni evliler. Bütün şu delikanlılar hep evlenmişler, saadet duymuşlar ve mekteplerini bitirdikleri zaman fotoğraflarını çekmiş olan fotoğrafçıya koşup işte evlendik, bu sefer de evlenme saadetini tadıyoruz, yine fotoğrafımızı çekin, demişler.
    Sonra, pürüzsüz, uzun bir evlilik hayatının en güzel bir noktasında, belki bu izdivacın bir sene-i devriyesinde, birkaç yaşına gelmiş çocukları ortalarında resim çektiren eski evliler. Kadın biraz şişmanlamış, erkeğin alnından doğru saçları seyrekleşmeye başlamış, karşı duvarda asılı bir yeni evliler fotoğrafına bakarak gülümsüyorlar. Burada her şey, herkes birbirine gülümsüyor. Hiçbir ihtiyar, hiçbir çirkin, hiçbir düşünceli insan resmi yok. Adeta bu fotoğrafhaneye sevinçsiz hiçbir insan ayak atmamış. Yahut fotoğrafçı, bir muvaffakiyet sırrı olarak, makinesinin karşısında candan gülümseyemeyecek müşterisinin fotoğrafını çekmemiş.
    Ben böyle düşünürken, birden atölyenin kapısı açıldı, gelin, elindeki çiçeklerden daha beyaz, beyazlar içinde, yanında genç kocası, bir bahar havası bırakarak, bir bahar rüzgârı gibi önünden geçtiler, kendilerini bekleyen otomobile bindiler. Fotoğrafçı onları selametledikten sonra bir müddet daha eşikte kalarak otomobili gözleriyle takip etti, sonra geri döndü, yarattığı eserden memnun bir sanatkâr haliyle kendi kendine gülümseyerek, beni görmeden bulunduğum tarafa birkaç adım attı. Neden sonra varlığımı fark edip tatlı bir rüyadan uyanır gibi, bakışlarıyla ne istediğimi sordu.
    “Fotoğrafımı çektirmek istiyorum. Güzel olmasını arzu ettiğim bir fotoğraf çektirmek istiyorum,” dedim.
    Ben konuşurken adam da beni baştan aşağı süzüyor, yüzü deminki memnunluk halini yavaş yavaş kaybediyor, adeta endişeli bir ifade alıyordu.
    “Buyurun atölyeye,” dedi.
    Ben önde, o arkada, çiçek ve lavantayla karışık bü­tün bir saadet kokusunun dalgalandığı atölyeye girdik. Gösterdiği sandalyeye oturdum. Makinenin arkasına geç­ti, örtünün altında yüzü kayboldu, yalnız ara sıra sesini işitiyorum:
    “Tabii durun!”
    “Kendinizi sıkmayın!”
    “Buraya fotoğraf çektirmek üzere gelmiş olduğunuzu unutun!”
    “Güzel, sevinçli şeyler düşünün!”
    Bunu ihtar etmesine hacet yoktu, ben buraya zaten sevinçli düşüncelerle gelmiştim. Şimdi burada çekilecek fotoğrafı belki bir gün sevgilim çantasında taşıyacak... Belki bu resim…
    Birden fotoğrafçının sesi, bu sefer biraz daha asabi yükseldi:
    “Lütfen, zorla gülümsemeyin!” Evet, zorla tebessüm ne kadar çirkindir! Zaten benim zorla gülmeye ihtiyacım yok. Şu adesenin arkasından bütün bir ebediyet bana bakıyor demektir, ben de bütün o ebediyete, bana hayran kalacak bütün o müstakbel nesillere büyük bir şair gibi biraz mağrur, biraz yüksekten, sadece tebessüm edebilirim.
    Çok mu fazla kendini beğeniş? Çok büyük, hatta gülünç bir iddia mı? Doğru! Benim esasen hayatta hiçbir iddiam olmadı ki! Bu çıkacak fotoğrafımın daha küçük, daha mütevazı bir vazifesi olabilir. Belki dinimin bana vaat ettiği en yüksek mertebeye erişir, belki bir gün şehit düşerim. Belki o zaman bu fotoğrafımı, bazı mecmualar, diğer şehitlerinkilerle beraber basarlar. Belki mektebim, verdiği şehitler arasında benim de bu resmimi müzesinin bir köşesine asar. Belki sadece ölüp giderim. O zaman da bu fotoğrafım hayatta kalmış birkaç akrabamın, birkaç vefalı arkadaşın beni anmalarına vesile olur. Onlara, şimdiden şükran ve dostluk tebessümlerimi göndermeliyim.
    Dışarıdan gelen şu hayat gürültüsüne dalarak, şu odaya sinmiş beyaz gelin kokusunu teneffüs ederek, şu karşı binanın saçaklarında gagalarıyla öpüşen güvercinleri seyrederek, demin holde seyrettiğim fotoğrafları gözümün önüne getirerek, o delikanlı mezunlardan biriymiş gibi, genç subay gibi, bir gün şahadet mertebesine erişebileceğimi düşünerek, elimde sevgilimin eli varmış gibi, ortalarında çocuklarıyla fotoğraf çektirmiş olan evlilerin o rahat tebessümüyle... Fakat şimdi niçin böyle uğraşıp duruyorum? Niçin kendi kendimi aldatmaya çalışıyorum? Benim asıl mesut zamanlarım ne oldu? Niçin asıl o zamanlar resim üzerine resim çıkartmadım? Niçin her hafta fotoğrafçıya uğramadık? Neden bugün buraya tek ba­ şıma geldim?
    Fakat şimdi böyle şeyler düşünmenin de sırası mı ya! Dünyada her insan az çok bir felakete uğramış olabilir. Bunun için büsbütün kötümser olunur mu? Felaketler yerine saadetleri, ölmüşler yerine doğacakları, geçmişler yerine gelecekleri düşünmeliyim. Hem…
    Birden fotoğrafçı siyah örtüsünü başından atarak doğruldu. Yüzü hatta biraz terlemişti, ümitsiz bir tavırla, “Beyim mazur görün, sizin fotoğrafınızı çekemeyeceğim,” dedi.

1944



 



Paylaş



Tweet'le








Bu pasaj, Can Yayınları'nın Ziya Osman Saba - Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi kitabından alıntıdır.


 


 


 


Bu mesaj size FOLX servisi kullanılarak iletilmiştir.



---------------------------------------------------------------------------------------------------------------
This message and any attachment are confidential and may be privileged or otherwise protected from disclosure.
If you are not the intended recipient, please telephone or email the sender and delete this message and any attachment from your system. 
If you are not the intended recipient you must not copy this message or attachment or disclose the contents to any other person.

Please consider the environmental impact before printing this document and its attachment(s).
Print black and white and double-sided where possible.

----------------------------------------------------------------------------------

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages