| An
olur, dünyanın en dertli insanı biz oluruz. Mesela işler eskisi gibi değildir,
hava bugün ne rezildir, biri çekip gitmiştir ve sairedir. On beş yaşında
"spinoserebellar ataksi" denen bir hastalığa yakalanan Aya Kito,
"Kaybedilmiş şeyleri bulmaya çalışmaktansa sana bırakılan şeyleri
yükseltmeye bak." derken bize tokat gibi bir hayat dersi verir. Yirmi
beş yaşında ise hayata veda edecektir. Dünyanın derdi bitmez sevgili
okur. Her şeye rağmen yaşama sıkı sıkı tutunmalı. Var olun.
|
|
Aya
Kito - Bin Damla Gözyaşı
Portakal Kitap,
s.154-156
|
|
|
Bugünün
pasajı, kronik hastalıklı çocukların dileklerini gerçekleştiren kardeş
iyilik projemiz Leyla'dan
Sonra
için farkındalık yaratmak adına gönderilmiştir. Siz de Leyla'dan
Sonra'ya
tıklayıp, henüz gerçekleşmemiş dilekleri gerçekleştirebilirsiniz.
**
ALIŞTIRMA
1. Koltuk değneği kullanmayı denedim. Sağ elim kuvvetsiz
olduğu için düşecek gibi oluyorum.
2. Sandalyeden ayağa kalkma alıştırması
3. Dizlerimin üzerinde durmazsam yürüyemiyorum ve zaten başım
dönüyor, yapamıyorum.
4. El işleri yapmak. Örgü, el sanatları ve el dokumaları
vs.
Bugün hastanedeki yirminci günüm... Vücut fonksiyonlarımı
tekrar kontrol ettiler.
“Büyük bir değişiklik görünmüyor,” denildiğinde biraz
şok olmuştum. “Kötüleşmiş de sayılmaz,” diye sonradan eklediler fakat
bu hiç iyi değildi. Benim biraz bile olsa iyileşmem gerekiyordu.
Rehabilitasyon odasına gittim. Bedensel engelli pek çok yetişkin
insan vardı odada. Çocuk sayısı azdı. Geçirdiği felç yüzünden vücudunun
yarısı tutmayan bir amca, halının üzerinde dizlerimin üzerinde yaptığım
alıştırmaları dişlerimi sıkarak yaptığımı görünce gözyaşlarını tutamadı.
Bir ara gözlerini sildiğini gördüm.
“Amcacığım şimdi ağlamanın sırası değil. İnanın ben
de ağlayacak kadar ızdırap çekiyorum fakat yürüyecek duruma gelene kadar
kendimi tutup içime atmalıyım. Sen de elinden geleni yapmalısın, yoksa
böyle olmaz,” diye âdeta gözlerimle konuştum yaşlı amcaya bakarak. Oysa
ben de yürümek için daha ne kadar çok çaba harcamam gerektiği konusunda
endişe ediyor, sabırsızlanıyordum.
Odaya dönünce alıştırma olsun diye biraz tığ tutma işiyle
uğraşacağım. Tutmaktan çok tüm elimle kavramak diyelim. Ve bir kere
tutarsam bir daha asla bırakmamalıydım. Bedenim, hâliyle ellerim de sertleştiği
için açma kapama işlevlerini yapamadığımdan ilk seferinde sıkı tutmalıydım.
Öyle ki bir sıra örgü örmek neredeyse otuz dakika sürüyordu.
Hasta odasındaki diğer insanlara çaktırmadan, anaokulu yıllarında
öğrendiğim, “Musunde hiraite...” (Yumruklarını Sık-Aç) şarkısıyla
alıştırma yapayım.
Hastane müdürünün ziyaretinde ya da tedaviyi yürüten doktor
kontrole geldiğinde, bir sürü stajyer doktor da civciv gibi beraberinde
geliyordu. O esnada duyduğum diyaloglar beni oldukça üzüyordu.
Şöyle ki;
1. “Beyinciğin bilgisayar rotası bozulmuş ve normal bir
insanın bilinçsiz olarak yapacağı hareketler bile bir kereye mahsus beyine
geri bildirim yapılamazsa uygulanamıyor.”
2. “Arada sırada beliren sırıtmaları anormal...”
Civciv stajyer doktorlar, hastane müdürü ve tedaviyi yürüten
doktorların konuşmalarını ciddi bir şekilde dinliyordu fakat açıklama
yapılması istendiği zamanlar benim için tam bir ızdırap oluyor ve bu durum
hoşuma gitmiyordu.
Onlarla kitaplar ve arkadaşlarım hakkında konuşurken çok
eğleniyordum. Civciv doktorları da çok seviyorum ama kontrol süresince
yüzlerini merakla seyrettiğimde fark ettim ki insanlar gözüme farklı görünüyordu.
Ancak, sıkı ders çalışmayınca iyi doktor olunamayacağı için,
yapacak bir şey yok gibi görünüyor, öyle değil mi?
Rehabilitasyon, çeşitli muayene ve testlerle diş tedavisi
için, tekerlekli sandalyemin de gösterdiği yüksek performans sayesinde,
hastanenin içinde koşuşturuyordum. Pek çok hasta ve hemşireyle samimi
oldum.
Benim için Onigiri (pirinç topları) hazırlayan K-san ve bana
kavun veren o tatlı amca akşam olunca, “Televizyon izlemeye yanımıza
gel,” diye beni çağırırlardı. Stajyer hemşire abla da beraber yiyelim
diye dondurma getirir, ziyaretime gelirdi. 800 numaralı odada kalan teyze,
vazoya çiçek aranjmanı yapar; odama yerleştirirdi. Mami-chan ile birlikte
çocuk hikâyeleri okurduk. Herkes sanki akrabammış gibiydi, öyle hissediyordum.
Hastaneden taburcu olacak bir amca, “Sonuna kadar elinden
gelenin en iyisini yap, tamam mı Aya?” diyerek gözyaşı döktü.
Düşününce gerçekten de pek çok farklı insanla karşılaşmıştım.
Herkes bana, “Aferin sana Aya, seni çok takdir ediyoruz!”
diyordu fakat ben kendimde biraz bile olsa mükemmel bir taraf göremediğim
için onlar böyle söyledikçe utanç duyuyordum.
Her ne kadar kısa bir süre sizlerle birlikte olabildiysem
de hayatım boyunca sizleri asla unutmayacağım. |
|
|
Bu pasaj, Portakal
Yayınları'nın Aya Kito - Bin Damla Gözyaşı kitabından alıntıdır.
|
|
|
|
|
|
|
|