Günün sorusu
Anne-baba sağlıklarında mallarını çocuklarına bağışlayabilirler mi?
Kişi, mülkiyetinde bulunan mal üzerinde dilediği gibi tasarruf hakkına sahip olduğundan, çocuklarından birine bağışta bulunurken diğerlerinin muvafakatını almak zorunda değildir. Bununla birlikte, anne babanın çocuklarına karşı başlıca görevlerinden biri de aralarında herhangi bir ayırım yapmaksızın onlara karşı eşit muamelede bulunmaktır. Böyle bir davranış, onların görevi olduğu kadar çocuğun da tabii hakkıdır. Çocukların kız-erkek, büyük-küçük olması sonucu değiştirmez. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Allah’a karşı sorumluluk bilinci içinde olun ve çocuklarınız arasında adaletli davranın.” (Buhari, Hibe, 12-13; Müslim, Hibat, 13) buyurmuştur. Ayrıca bir başka rivayette belirtildiğine göre, sahabeden Beşir b. Sa’d, oğlu Nu’man’a bir hibede bulunmak ve Hz. Peygamber’i (s.a.s.) de buna şahit tutmak istemişti. Ancak Hz. Peygamber (s.a.s.); “Öteki çocuklarına da bir şey bağışladın mı? “ diye sormuş, hayır, cevabını alınca da, “Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adaletli davranın.” (Buhari, Hibe, 12-13; Müslim, Hibat, 9-19) buyurmuştur.
Buna göre anne-baba, çocuklarına bağışta bulunurken eşitliğe riayet etmelidir. Çocuklardan biri veya bir kısmının, tedavisi imkansız bir hastalığa yakalanması, engelli olması, büyük bir borç yükü altında bulunması, ailesi kalabalık olup geçim sıkıntısı çekmesi, ilmi faaliyetlerde bulunup da ihtiyaç içinde olması gibi sebeplerle bazılarının ötekilerden daha muhtaç durumda olmaları halinde, kendilerine ihtiyaçları oranında fazla verilebilir. Şu kadar var ki, mümkün olduğu takdirde bu konuda diğer çocukların da rızalarının alınması daha uygun olur. Bütün bunlara rağmen, doğru olmamakla birlikte kişi çocuklarından sadece birisine veya bazılarına mal vermiş ise bu tasarruf hukuken geçerlidir (Maverdi, el-Havi, VII, 544-545; Kasani, Bedai, VI, 127; İbn Kudame, el-Muğni, VI, 298-300; Şirbini, Muğni’l-Muhtac, II, 401).
Günün sorusu
Aynı kadından bir defa süt emmiş bir kadınla bir erkek evlenebilir mi?
Kur’an-ı Kerim’de, sütanneler ve sütkardeşlerle evlenmek yasaklanmıştır:
“Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikah altında) bir araya getirmeniz. Ancak daha önce geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Nisa, 4/23)
Bu ayette yalnız iki tane süt hısımından söz edilmiştir. Bu konudaki genel prensip ise şu hadisle konulmuştur: “Nesepçe haram olanlar süt yoluyla da haram olurlar.” (Buhari, Şehadat, 7; Müslim, Rada’, I).
Fıkıh bilginlerinin çoğunluğuna göre çocuğun ilk iki yaş içerisinde emdiği süt, az olsun çok olsun süt hısımlığının meydana gelmesi için yeterlidir. Buna göre; iki yaş içerisinde aynı kadından bir defa da olsa süt emen kız ve erkeğin birbirleriyle evlenmeleri caiz değildir (Serahsi, el-Mebsut, V, 137; Kasani, Bedaiü’s-sanai, IV, 8; Merğinani, el-Hidaye, I, 223–224).
Şafii ve Hanbeliler ise süt hısımlığının oluşabilmesi için ilk iki yaş içinde ayrı ayrı beş kez ve doyurucu emişin şart olduğunu söylemektedir (İbn Kudame, el-Muğni, VIII, 137; Şirbini, Muğni’l-Muhtac III, Beyrut, 1997, 546).
SORU 50 -Mehdi diye bir kimse var mıdır? Varsa gelmiş midir, yoksa gelecek midir? Mehdi'yi inkar eden kimse kafir olur mu?
CEVAP: Mehdi meselesi, Deccal meselesi gibi halkın dilinde çok dolaşan ve münakaşa götüren bir meseledir. Kimi Mehdi gelmiştir, kimi gelmemiştir, fakat gelecektir, kimi de Mehdi diye bir şey yoktur, kimiyse Mehdi'yi inkar eden kafirdir demektedir. Bunun için meseleyi ele alıp, Peygamber (sav)'in hadislerine ve Ehli sünnet ve'l Cemaat'ın cumhurunun görüşlerine dayanarak gerçeği açıklamaya gayret edelim istedim.Şöyle ki:
Tarih boyunca Müslümanlar arasında Mehdi inancı pek yaygın bir şekilde süre gelmiştir. Bu inanca göre ahir zamanda ehli beytten bir zat ortaya çıkacak, Müslümanlar kendisine biat edip, etrafında toplanacak ve bütün İslam memleketlerini birleştirip hakimiyetini macaktır.
Bu inanç gerçekten doğrudur. Çünkü; her ne kadar Buharı ile Müslim Mehdi hakındaki hadislere yer vermemiş iseler de, Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mace, el-Bezzar, Hakim ve Taberani gibi büyük muhaddisler onları tesbit etmişlerdir. Bu hadislerin bir kısmı zayıf ise de, bir kısmı sahih ve diğer bir kısmı da hasendir. Şevkanı gibi bazı alimlerin dediklerine göre Mehdi hakkında varit olan hadisler mütevatirdir. Yani Mehdi hakkındaki Peygamber (sav)'in sözü kesindir ve sabittir. İbn-i Haldun gibi bazı kimseler Mehdi hakkında varit olan hadislerin tümünü zayıf olarak görmüşlerse de bu doğru değildir.
Mehdi hakkında varit olan hadislerin bir kısmı şunlardır:
1) Peygamber (sav) şöyle buyuruyor: "Dünyada yalnızca bir gün kalsa bile, yeryüzünü zulmün kapladığı gibi adaletle dolduracak, ismi benim ismime, babasının ismi benim babamın ismine uyan benden veya ehli beytimden birisini göndermek için Allah (c, c.) o günü uzatacaktır" (Ebu Davud).
2) Ali (ra) Peygamber (sav)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Zamandan sadece bir gün kalsa bile Allah (c.c.) mutlaka ehli beytimden bir adamı gönderecek ve o zulmün yeryüzünü kapladığı gibi adaletle dolduracaktır" (Ebu Davud).
3) Ümmü Seleme, Peygamber (sav)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Mehdi ehli beytimden Fatıma'nın evladındandır" (Ebu Davud).
3) Ümmü Seleme, Peygamber (sav)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Mehdi ehli beytimden Fatıma'nın evladındandır" (Ebu Davud).
4) Ebu Saıdi'l Hudrı'den: "Mehdi bendendir. Açık alınlı, kalkık burunludur. Yeryüzünü zulmün kapladığı gibi adaletle dolduracaktır. O yedi sene hükmedecektir."
5) Ebu İshak, Ali (kv)'nin oğlu Hasan'a bakarak şöyle dediğini rivayet ediyor: "Oğlum Peygamber (sav)'in dediği gibi bir büyüktür. Onun sulbünden Peygamberin ismiyle isimlendirilen, ahlak bakımından O'na benzeyen fakat her yönden yaratılışta benzemeyen bir adam çıkacaktır."
6) Abdullah (ra), Peygamber (say)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ehli beytimden ismi benim ismime benzer bir adam araplara hakim olmadıkça dünya gitmez (Kıyamet kopmaz)" (Tirmizı).
7) Ebu Said el-Hudrl" den rivayet edilmiştir: "Peygamber (sav)'in vefatından sonra büyük bir olayın olacağından endişe ettik. Bu sebeple Peygamber (sav)'e durumu sorduk. Cevaben buyurdu ki:
-"Benim ümmetimde Mehdi vardır. Çıkıp beş, yedi veya dokuz yaşayacaktır." Ravı:
-"Bu nedir?" (Yani beş, yedi veya dokuz nedir? Gün mü, ay mı, sene mi?) diye sordu. Peygamberimiz (sav):
-"Senedir", dedikten sonra, "Adamın biri gelip ey Mehdi bana ver, bana ver diyecek o da kaldırabileceği kadar eteğini dolduracaktır" (Tirmizı).
8) Ali (kv), Resülüllah (sav)"in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Mehdi ehli beyttendir, Allah onu bir gecede ıslah eder" (İbn'i Mace).
9) Said b. Müseyyeb diyor ki: Biz Ümmü Seleme'nin yanında Mehdi konusunu ele aldık, bunun üzerine Ümmü Seleme:
-"Peygamber (sav)'in Mehdi Fatıma 'nın evladındandır, dediğini işittim" dedi. (İbn-i Mace)
lO) Enes b. Malik"ten: Peygamber (sav)'in şöyle dediğini işittim: "Biz Abdülmuttalip oğulları ehli cennetin büyükleriyiz.
Ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi." (İbn"i Mace)
11)Sevban, Peygamber (sav)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Siyah sancakların Horasan tarafından geldiğini görürseniz ona katılınız. Çünkü içinde Allah'ın halifesi Mehdi vardır" (Ahmed ve Beyhaki).
Mehdi hakkında varit olan hadislerin bir kısmını numune olarak zikrettik. Umum Müslümanların inancı, fakihlerin görüşü ve ahad da olsalar bu kadar hadis Mehdi'nin sübutu için kafidir. Ancak -yukardan da anlaşıldığı gibi- Mehdi hakkında varit olan hadislerin bazıları zahiren birbiriyle çatışmaktadır. Çoğu Mehdi'nin Fatıma'nın zürriyetinden olacağını belirtiyor. Bazısı Mekke ve Medine'den söz ederken, bazılarıysa Horasan'dan bahsediyor. Bunun için Mehdi ile ilgili hadisleri okuyan tereddüde düşüyor.
Muhterem okuyucu!... Deccal hakkında varit olan hadisler arasındaki zahiri çelişki, Deccal'ın bir değil bir kaç kişi olduğu biçiminde yorumlanarak hadislerin yol açtığı tereddütler ifade edilmiştir. Mehdi hakkındaki hadisler arasındaki çelişkinin de, Mehdi'nin bir değil, bir kaç kişi olduğu biçiminde yorumlanarak ortadan kaldırılmasına bir mani yoktur. Yani Mehdi bir değil, bir kaç kişidir. Bütün hadislerin bir tek Mehdi'ye hamledilmemesi gerekir.
Hülasa: İbn-i Hacer gibi zevatın ifade ettiklerine göre bir çok Mehdi vardır. Her zamanda bir iki Mehdi bulunabilir. Yalnız ahir zamanda gelecek olan büyük Mehdi birdir. Henüz gelmemiştir. Ne zaman geleceğini Allah (c.c.)'dan başka kimse bilemez. Hatta Ahmed b. Zeyn-i Dehlan bu hususta Mehdi'nin bile kendisinin Mehdi olduğunu bilemeyeceğinden bahisle şöyle diyor:
"Mehdi'nin gelişini belli bir seneyle sınırlamak doğru değildir. Çünkü bu gaybi bir husustur, gaybı da Allah'dan başka kimse bilemez. Ne zaman geleceği hususunda Şari'den bir nas varit olmamıştır. Geçmiş alimlerden bir çoğunun tahminlere istinaden Mehdi'nin çıkışı için vakit tayin etmeleri hatadan beri değildir. Bu görüşler Peygamber (sav)'in Mehdi hakkındaki onun bir gecede çıkıp alemi ıslah edeceği hadisine dayanır. Mehdi'nin bizzat kendisi bile Allah (c.c.) beyan etmedikçe beklenen Mehdi'nin kendisi olduğunu bilemez".
Binaenaleyh şu veya bu adam Mehdi'dir. Veya Mehdi şu tarihte zuhur edecektir dememek gerekir. Böyle demenin bize hiç bir faydası yoktur. Yalnız Ömer b. Abdülaziz veya şu, veyahut da bu zat -büyük Mehdi'yi kastetmemek şartıyla- Mehdi'dir demekte de bir sakınca yoktur.
Hadislerin beyan ettikleri gibi, "Muhammed b. Abdullah" ismini alan bir zatın ahir zamanda çıkıp beşeriyeti ıslah etmesi, yeryüzünü adaletle doldurması ve bütün İslam alemini birleştirip Allah'ın hakimiyetini yayması mümkün olduğuna göre onu uzak görmek ve Peygamber (sav)'in hadislerini -Ahad da olsalar - red etmek anlamsızdır.
Ahad hadislerin Peygamber (sav)'in sözü olup olmadığı şüphelidir. Bir veya birkaç kişi tarafından Peygamber (sav)'den nakledilmiştir. Yüzde yüz Peygamber (sav)'in sözüdür denilemez. Ama bu şuna benzer: Nasıl ki Kur'an ayetleri Allah (c.c.)'ın sözü olduğu gibi Buhari ve Müslim'in ittifak ettikleri hadisler de o derecede kesin olarak Peygamber'in sözüdür denilemezse, hadis-i ahad ile sabit olan bir hüküm de mütevatir veya meşhur hadislerle aynı seviyededir, yüzde yüz Peygamber (sav)'in sözüdür, inkar eden kafir olur denilemez. Ancak onu, ayete ters düşmediği ve ferdin düşünce ve hissine göre değil de akla ve nakle muhalif olmadığı takdirde reddetmek de anlamsızdır. Hatta Ahad hadisin Peygamber (sav)in sözü olması kuvvetle muhtemel olduğundan delilsiz olarak onu inkar eden kimse fasık olur.
Yalnız, tahmini olarak hergün bir Mehdi namzeti gösterip yaygara yapmak ve Allah'ın Mehdi olarak kabul etmediği bir kimsenin Mehdiliğini ilan etmek Allah'ın hukukuna tecavüz ve ölçüsüzlükten doğan bir cüretkarlıktır.
Yukarıda her ne kadar Şevkani ve benzerlerinin "Mehdi ile ilgili hadisler mütevatirdir, onları inkar etmek küfürdür" gibi sözlerini zikrettiysek de ahad hadislerle ilgili buraya kadar anlattıklarımızın ışığında şunu diyebiliriz: Mehdi hakkında varit olan hadisler ahad hadislerdir. Mütevatir değildirler. Bu sebeple onları inkar etmek de küfür değildir. Ancak demin dediğimiz gibi delilsiz olarak inkar etmek
Mehdi, dünyadan haberi olmayan ve meczup birkaç kişiyi etrafında toplayan bir kişi olmadığı gibi, sarhoş, ayyaş ve şehvet peşinde koşan bir kimse de değildir. O, ciddi olarak İslam'ın bütün hükümlerine sarılan ve zamanın ahval ve şeraitine göre yetişip gelişen cesur ve mü'min bir liderdir.
Fetvalar
KUR'AN
SORU 56 -Kur'an-ı Kerim'i ücret mukabilinde okumak caiz midir? Peygamber'in (sav) zamanında ölü için Kur'an-ı Kerim okunur muydu?
CEVAP: Kur'an-ı Kerim'i tilavet etmek büyük ibadetlerden biridir. Cenab-ı Hak muhtelif ayetlerde Kur'an-ı Kerim'i tilavet eden kimseleri medh ve sena ederek büyük mükafatlarla mükafatlandıracağını vadediyor. Peygamber (sav) de Kur'an-ı Kerim'in her harfi için on hasene olduğunu müjdeliyor. Yalnız başkası için Kur'an-ı Kerim'i tilavet etmek hususunda ihtilaf vardır. İmam Şafi'i ile birçok ashab; namaz, oruç ve zekat gibi ibadetler başkası için caiz olmadığı gibi tilavet de başkası için caiz olmaz diyorlar.
Hanefi uleması ile Şafi'i ulemasının bir kısmı duaya kıyas etmek suretiyle başkası için Kur'an-ı Kerim'i okumak caizdir diyorlar. Ancak Şafii mezhebine göre kabristanda ve meyyitin yanında Kur'an-ı Kerim'i okumak rahmetin inmesine vesile olduğu gibi birisini kalbden hatırlayıp okunan Kur'an-ı Kerim'in sevabı kadar filan adama ver" diyerek dua etmek de hatırlanan adamın (kimsenin) rahmete mazhar olmasına vesile olur. Ve bu takdirde tilavet ücreti alınabilir. Ama Hanefi mezhebinde ise ta'at ve ibadet karşılığında ücret almak haram olduğundan Kur'an-ı Kerim'i menfaat karşılığı okumak caiz değildir. Ücret alan da mesul veren de mesuldür. Peygamber (sav) şöyle buyuruyor: "Kur'an-ı Kerim'i tilavet ediniz" Fakat karşılığında ücret alıp menfaat sağlamayınız"
Ancak Hanefi mezhebinin son alimleri ezan, imamet, va'z ve Kur'an-ı Kerim öğretmek mukabilinde ücret almaya cevaz vermişlerdir. Çünkü ücret mukabilinde muayyen kimselere bu vazife yaptırılmazsa vazife aksaklığı olacak ve şeair-i İslamiyyenin ortadan kalkmasına sebep olacaktır.
Peygamber (sav)'in zamanında ölü için Kur'an-ı Kerim okunduğuna dair sahih bir hadis varid olmamıştır. Ancak yukarda belirttiğim gibi Hanefi uleması, duaya kıyasla, ölmüş olan kimse için okunur diye hüküm etmişlerdir. Hülasa: Hanefi mezhebinde imamet, ezan ve tedris dahil her ibadet mukabilinde ne ücret alınır, ne de verilir. Übey bin Ka'b diyor ki: Birisine Kur'an-ı Kerim'i öğrettim. O da bana bir yay hediye etti, durumu Peygamber'e (sav) naklettim. Bu münasebetle Peygamber (sav) buyurdu ki: "Almışsan, ateşten bir yay almış olursun." Bunun üzerine yayı geri çevirdim. Peygamber (sav) bir hadisinde de şöyle buyurmuştur: "Kur'an-ı Kerim'i okuyunuz ve dileklerinizi Allah'a götürünüz. Sizden sonra öyle kimseler gelecek ki Kur'an-ı Kerim'i okuyacak ve halka el açacaklar"
Fakat ulemayı müte'ahhirin, (Hicretten üçyüz yıl sonra gelen ulema) beytü'l-malın (devlet hazinesinin) yardımı kesilip dine bağlılık gevşedikten sonra, imamet, ezan ve tedris gibi İslam'ın şi'arı sayılan ibadetler mukabilinde ücret verildiği takdirde bunların ihmale uğrayıp ortadan kalkması endişesi ile ücret almaya ve vermeye cevaz vermişlerdir.
Ama İslam'ın şi'arı değil, şahsi ibadet sayılan Kur'an-ı Kerim tilavet etmek gibi bir ibadet mukabilinde asla ücret almak ve vermek caiz değildir. Maalesef zamanımızda para ve çıkar için öyle şebekeler kurulmuş ki, ses sanatkarlarına rahmet okutuyorlar, halkı soyup soğana çeviriyorlar.
Fetvalar
SORU 58 -Kur'an-ı Kerim'i öğrenebilmek için çocukların her gün birkaç saat Kur'an dersine devam etmeleri gerekir Her zaman abdestli kalmaları zordur, ne yapmak icab eder?
CEVAP: Ekseriya Kur'an-ı Kerim'in öğrenimi küçük yaşta olduğundan çocukların daimi surette abdestli kalmaları zor ve meşakkatlidir. Çocukları her zaman abdest almağa zorlamak nefret etmelerine vesile olabilir. Bunun için mümeyyiz olan çocukların abdestsiz olarak Kur'an-ı Kerim'i taşımaları caizdir. Öğrenim meselesi olmazsa çocuk da olsa onu taşımak haramdır. Baliğ olan kimse ne öğrenim ne de başka bir şey için abdestsiz olarak Kur'an-ı Kerim'i ne taşıyabilir ne de ona dokunabilir. Ancak emti'a ilk birlikte Kur'an-ı Kerim'i taşımakta beis yoktur. Mesela Kur'an-ı Kerim'i çantaya koyup taşımak caizdir.
SORU 59 -Kur'an-ı Kerim'i Müslüman olmayan ülkelere götürmek caiz midir?
CEVAP: Kur'an-ı Kerim'i Müslüman olmayan memleketlere "ehli küfrün eline düşme korkusu olmazsa" götürmekte beis yoktur. Ehli küfrün eline düşmesi muhtemel ise onu götürmek caiz değildir, İbn'i Ömer'den şöyle rivayet edilmiştir: "Peygamber (sav) Kur'an'ın düşman memleketlerine götürülmesini nehyetti" (Buhari ve Müslim).
SORU 60 -Kur'an-ı Kerim ve dini kitaplarla alış-veriş edip ticaret yapmak caiz midir? Bunları ticarete alet etmek doğru bir hareket mi?
CEVAP: Kur'an-ı Kerim ile dini kitapları bastırıp onlarla alış-veriş yapmak caizdir. Kutsal kitabımızı ve dini eserlerimizi dünyaya ve ticarete alet edilmesin diye onların basılmasını ve ticaretini yasaklamak, okunmalarına ve yayılmalarına sed çekmek anlamına gelir. Bu da İslam'a ve Kur'an'a düşmanlık yapan kimsenin işine yarar. Kur'an-ı Kerim'in satışı meselesi İbn'i Abbas'a soruldu, İbn'i Abbas (ra) şöyle cevap verdi: Bunda beis yoktur. Çünkü hattatlar el emeğini alıyorlar.
SORU 61 -Kur'an-ı Kerim okuyan veya yemek yiyen kimselere selam verilir mi?
CEVAP: Selam vermek İslam dininde, İmanın şi'arı ve mü'minin diğer bir mü'min için değerli bir duasıdır. Fakat selamın, zaman ve yeri vardır. Yani her zaman ve her yerde selam verilmez. Zikir, fikir, okumak ve namaz gibi ibadetle meşgulolan kimseye de selam vermek caiz değildir.
Fetvalar
SORU 65 -Bir sergi veya bir namazlık üzerinde bir ayet-i kerime veya Allah'ın ismi yazılı bulunsa üzerine oturmak veya namaz kılmak caiz midir?
CEVAP: Bir sergi veya namazlık üzerine ayet-i kerime veya Allah'ın isim yazılı olursa üzerine oturmak veya namaz kılmak caiz değildir. Ayet-i Kerime'ye ve Allah'ın ismine karşı sü'i edebdir.
SORU 66 -İnce ve küçük harflerle yazılmış tam Kur'an-ı Kerim levhası piyasada satılmaktadır. Onu asmakta beis var mıdır?
CEVAP: Kur'an-ı Kerim'i ince harflerle yazmak, İmam-ı Azam ile Ebu Yusuf'a göre doğru değildir. Ama yazıldıktan sonra onu satın alıp evde asmakda beis yoktur. Yalnız ona karşı ayak uzatmaktan sakınmak lazımdır.
@@
SORU 67 -Kur'an-ı Kerim yıpranarak kendisinden istifade edilmez bir hale gelirse onu yakmak caiz midir?
CEVAP: Kur'an-ı Kerim yıpranır. kendisinden istifade edilmez bir hale gelirse onu yakmak caiz değildir. Belki temiz bir torbaya koyup bir mağarada saklamak veya bir çukur kazıp onu defnetmek lazımdır. Muhammed bin Hasan el-Şeybanı "Siyer-i Kebir" kitabında onu ateş ile yakmanın caiz olmadığını ifade ediyor.
Hayrunnas Men Yenfeunnas
insanların hayırlısı insanlara faideli olanıdır.
(Hadis'i Şerif)
Cumamız Mübarek Olsun Nafiz
Fetvalar
SORU 68 -Yatakta Kur'an-ı Kerim okumak caiz midir?
CEVAP: Kur'an-ı Kerim'i okumak isteyen kimsenin abdest alıp kıbleye doğru oturması, huşu ve manasını düşünerek okuması sünnettir. Bununla beraber ayakta ve yatarken de Kur'an-ı Kerim'i tilavet etmekte beis yoktur.
SORU 69 -Nesh nedir. İslam dininde vaki midir?
CEVAP: Nesh sonradan gelen bir şer'i hüküm ile önceki hükmü yürürlükten kaldırmaktır. Ebu Müslim el-isfahani "Ne önünden, ne arkasından kendisine batıl gelmez" (Fussilet 42) mealindeki ayet-i kerime'ye dayanarak İslam dininde nesh yoktur, diyor. Cumhur-u ulemaya göre neshin vukuu mümkündür ve vaki olmuştur. Nesh'in vukuuna delalet eden çok ayet bulunduğu gibi çok hadis de vardır. Birkaç misal verelim:
1- Peygamber (sav) Medine-i Münevvere'ye hicret ettikten sonra Allah'ın emriyle bir buçuk yıla yakın Müslümanlar Beytü'l-Makdis'e doğru namaz kıldılar. Fakat Peygamber (sav) dünyada ilk mabed olarak inşa edilen ve İbrahim el-Halil (sav) tarafından yeniden bina edilen Kabe'yi çok sevdiğinden kıble olması için başını göğe kaldırarak Allah'a yalvarıp durdu. Cenab-ı Hakk da Peygamber (sav)'in bu içten gelen duasını kabul buyurup şu ayet-i Kerimeyi inzal buyurdu: "Göğe doğru yüzünün dönüşünü görüyoruz. Bunun için hoşuna gidecek bir kıbleye doğru yüzünü çevirteceğiz. Mescidü'l-Haram'a doğru yüzünü çevir".(Bakara 144)
Ve böylece Beytü'l-Makdis kıble olmaktan çıktı.
2- İslam' ın ilk günlerinde bir kadın, kocası vefat ettiğinde bir yıla kadar iddet beklerdi. "Eşlerini bırakıp ölenler bir yıla kadar evlerde kalıp iddet beklemeleri ve faydalanmaları için vasiyet etsinler".(Bakara 240)
Sonra "bir sene kadar" hükmünü kaldırıp dört ay on güne indiren ve önceki ayet-i Kerimeyi nesh eden şu ayet-i celile nazil oldu: "Eşlerini bırakıp ölenlerin eşleri dört ay on gün bekleyeceklerdir".(Bakara 234)
3- Müslümanlar çok az oldukları zamanlarda bir Müslümanın on kafire karşı savaş sahasında sebat etmesi için Allah'ın emri vardı. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Sizden sabreden yirmi kişi olursa ikiyüz kişiyi mağlup edebilir". (Enfal 65)
Müslümanlar çoğaldıktan sonra bir Müslümanın iki kafire karşı sebat etmesini emredip önceki ayet-i Kerimeyi nesh eden şu ayet-i Kerime nazil oldu:
"Allah sizdeki güçsüzlüğü bildi. Bunun için sizden sabreden yüz kişi olursa ikiyüz kişiyi mağlup edebilir". (Enfal 66)
Ayet, ayeti ve hadisi neshedebildiği gibi, hadis, ayet ve hadisi neshedebilir. Çünkü din ve ahkam ile ilgili bulunan Peygamber'in hadisleri yine vahye dayanır. Mesela Kur'an-ı Kerim namaz kılınmasını emrediyor. Ama bu namaz kaç vakittir. Ve her birisi kaçar rekattır. Her rekatta ne kadar rükü, ne kadar sücüd vardır, bütün bunları ayet-i Kerime değil, hadis beyan etmiştir. Ve bunu inkar etmek de küfürdür. Yine ayet-i kerimeler zekatın verilmesini emrediyor. Ama neyin zekatı, kaçta kaç verileceğini belirten ayet-i Kerime değil, hadis-i nebevidir.
Ayeti nesheden hadis için misal: "Zina eden erkek ile zina eden kadının her birisine yüzer değnek vurunuz" mealindeki ayet-i kerime evli olsun, bekar olsun zina cinayetini işleyen kimsenin cezasının yüz değnek olduğunu ifade ediyor. Sonra Peygamber (sav) zina eden kimse evli olduğu takdirde recm edilmesini emrediyor. Ve böylelikle hadis ayetin umumi hükmünü kaldırıp nesh ediyor.
Hayrunnas Men Yenfeunnas
insanların hayırlısı insanlara faideli olanıdır.
(Hadis'i Şerif)
Fetvalar
SORU 70 -Kur'an-ı Kerim'in hatmi münasebetiyle cemaat halinde dua etmek hususunda bir şey varid olmuş mudur?
CEVAP: Kur'an-ı Kerim'in hatmi münasebetiyle cemaat halinde dua etmek müstehabdır. Ahmed bin Hanbel'in rivayetine göre Enes bin Malik
Kur'an-ı Kerim'i hatm ettiği zaman zevcesi ile çocuklarını toplayıp dua ediyordu .
Fakat Hanefi ulemasından bazılarına göre Kur'an-ı Kerim hatm edildiği zaman cemaat halinde dua etmek mekruhtur. Çünkü Peygamber (sav)'den böyle bir şey varid olmamıştır.
SORU 71 -Kur'an-ı Kerim'in küçük sureleri okunduğu zaman tekbir getiriliyor, bunun aslı var mıdır?
CEVAP: Kur'an-ı Kerim'in küçük sureleri okunduğu zaman tekbir getirmek sünnettir. Übey bin Ka'b (ra) Kur'an-ı Kerim'in küçük sürelerini Peygamber'in (sav) huzurunda okudu. Peygamber (sav) de her surenin sonunda tekbir getirmesini emretti. Ebu Bekir (ra) Duha suresinden itibaren her surenin sonunda tekbir getirilmesini hoş gördü.
Fetvalar
SORU 80 -Ehli tarikatın bir kısmı diyor ki: Kur'an ve sünnet tarikattan söz etmiyor. Çünkü o gizlice Hazret-i Ebubekir, Ali ve Selman-ı Farisi'ye tevdi edilmiştir. Bu sözün esası var mıdır?
CEVAP: Tarikat, şeriatın bir dalı olduğuna göre gizli tutulamaz. Adı geçen sahabelere gizli bir şeyin tevdi edildiğine dair hiç bir belgeye rastlanmamıştır. Ayrıca tasavvuf hayatı bütun sahabelerde mevcut idi. Yani Tasavvuf konusu olan zikir, fikir, ihlas, muhabbet, tevazu, zühd, isar, mürakebe ve müşahede ruhu onlarda en yüksek seviyede idi. Kur'an ve sünnet, tasavvuf ve tarikat ismini zikretmemiştir. Şeriatı, fıkıh, kelam, tasavvuf ve ahlak bölümlerine ayırıp her bir bölüme ayrı birer isim vermek sonradan olmuştur. Ancak bu, tasavvuf veya fıkhın mevzuları Kur'an'da yoktur, manasına gelmez. Büyük mutasavvıf Sehl el-Tüsteri tasavvuf hakkında şöyle diyor:
Bizim altı esasımız vardır: 1- Kur'an'a yapışmak, 2- Peygamber sünnet-i seniyyesine ayak uydurmak, 3- Helalı yemek, 4- Kimseye eziyet vermemek, 5- Günahlardan sakınmak, 6- Hukuku eda etmektir.
SORU 81 -İntisap etmek farz veya vacip mi? İntisabı olmayan kimsenin İmanı nasıldır?
Her tarikat, kurucusuyla şöhret bulmuştur. Rüfa'ı tarikatı, Ahmed er Rüfai'ye, Kadiri tarikatı Abdul-Kadir Geylani'ye, Nakşibendi tarikadı da Muhammed Beha'uddın en-Nakşibendi'ye mensuptur ve onun lakabıyla şöhret bulmuştur. İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi'ı gibi zevat İslam hukukunda müctehid oldukları gibi Abdülkadir Geylani, Ahmed Rufai ve Muhammed
en-Nakşibendi gibi zevat da ahlak ve tasavvuf sahasında müctehiddirler. Tarihe göz atıldığında ehli tarikatın İslam ve beşeriyete büyük hizmetler verdiklerini görmüş olacağız. Henüz İslam'ın nuruyla nurlanmadan evvel Tatarlar İslam alemini yakıp yıktıkları ve Hilafet-i İslamiye'yi ortadan kaldırdıkları zaman İslam inancını ayakta tutan ehli tarikat olduğu gibi Osmanlılar da fethettikleri ülkeleri İslam'a ısındırmak ve orada yerleştirilen Müslümanları İslami bilgilerle donatmak hususunda da ehli tarikatın büyük rolü olmuştur. Yalnız bu zamanda Allah için İslam davasını yürütüp seyr-ü sülük eden mürşidler çok azalmışlardır. Hatta birçokları salih aba ve ecdadının selahını istismar ederek avam tabakayı arkasından sürüklüyorlar. Bu zamanda hakiki mürşid bulmak çok zordur. İntisab etmek İmanın şartlarından veya İslam'ın farz kıldığı bir şey olmadığına göre intisap etmeyen kimsenin imanı yoktur veya zayıftır denilemez.
Hayrunnas Men Yenfeunnas
insanların hayırlısı insanlara faideli olanıdır.
(Hadis'i Şerif)
Temettü haccı yapmak üzere vekil olan kimse, umreyi kendisi için yaparsa ne gerekir?
Vekil olarak gönderilen kişi, önce müvekkilin verdiği görevi yapmalı, gönderenin şartlarına muhalefet etmemelidir. Muhalefet etmesi halinde haccına devam eder ve dönüşte, aldığı parayı iade eder; haccı da kendi adına yapmış olur (Kasani, Bedaiü’s-Sanai, Beyrut 1406/1986, II, 212-215).
Ancak vekil olan kişi hac menasikini tamamladıktan sonra ilave masrafları kendisi karşılaması şartıyla dilerse kendi adına umre yapabilir.
SORU 100 -Bir kimse taksi ve otobüs gibi bir vasıtaya biner ve uykuya dalarsa abdesti bozulur mu?
CEVAP: Hanefi mezhebinde bazılarına göre bir şeye dayanıp uyuyan kimsenin abdesti bozulur. Şafi'i mezhebinde ise: makadı yere dayandıktan sonra bozulmaz. Ancak yol bozuk olduğundan araba sarsılıp makadı oturduğu yerden ayrılırsa o zaman bozulur. SORU 101 -İdrardan sonra bazen beyaz su çıkar, bu guslü gerektirir mi?
CEVAP: Buluğ çağına ermiş kimsenin dört çeşit suyu vardır.
1- İdrar, 2- Meni, 3- Mezi, 4- Vedi.
Bunlardan guslü gerektiren yalnız menidir. Meninin üç özelliği vardır:
1- Sıçrayarak çıkması,
2- Hazzın hasıl olması.
3- Yaş iken hamur kokusunu, kuru iken yumurtanın beyaz kısmının kokusunu vermesidir.
Vedi, idrardan sonra çıkan katı ve beyaz bir sudur. Mezi de beyaz ve ince bir su olup şehvet hissi galebe çaldığı anlarda meydana gelen bir sudur. Binaenaleyh söz konusu olan yani idrardan sonra çıkan beyaz su guslü gerektirmez.
SORU 102 -Erzurum ve benzeri iklimi soğuk bir muhitte misafir bulunan kişi, ihtilam halinde soğuk sudan başka gusledecek başka bir su bulamıyorsa ve bu durumda büyük bir ihtimalle hasta olacaksa ne yapmalıdır?
CEVAP: Ortalık çok soğuk olur, sıcak su ve yıkanmak için uygun bir yer bulunmazsa, hastalık kuvvetle muhtemel olduğundan müsaid bir zaman ve zemin oluncaya kadar teyemmüm edip namaz kılabilir.
Amr bin As, bir yolculukta ihtilam oldu. Ortalık çok soğuk olduğundan, yıkanmadı. Teyemmüm ile namaz kıldı. Resulüllah da buna müdahale etmeyip sükut etti.
Fetvalar
Kadın kadına imamlık yapabilir mi?
Şafii ve Hanbeli mezheplerine göre bir kadının, kadınlara imamlık yapmasında hiçbir sakınca yoktur. Hanefi mezhebine göre kadının, kadınlara imamlık yapması caiz olmakla birlikte, mekruhtur; Malikilere göre ise caiz değildir. Kadının kadınlara imam olarak namaz kıldırması halinde, cemaatten öne geçmeyip, diğer kadınların hizasında/arasında durması gerekir (İbn-i Abidin, Reddü’l-muhtar, I, 380, 388; Abdurrahman el-Ceziri, Kitabu’l-Fıkh ale’l- mezahibi’l-erbea, I, 409).
Hac ve umre görevlerini yaparken belli duaları okumanın hükmü nedir?
Kur’an-ı Kerimde geçen veya Hz. Peygamber (s.a.s.) ile ashaptan rivayet edile gelen duaları okumak yerinde ve daha uygun olsa da bu duaları aynen okumak zorunlu değildir. Arzu edenler bu dualardan yararlanabileceği gibi, önceden bildiği ve devam etmekte olduğu duaları da okuyabilir. Arapça okumayı bilmediği için kitaplarda yer alan duaları telaffuz edemeyen veya telaffuzda güçlük çekenler, okumak istedikleri duanın Türkçesini de okuyabilirler. Esasen kişinin Yüce Yaratıcıya gönlünü açıp yakarmasında en güzel yol, kişinin içinden geldiği gibi dua etmesidir.
Fetvalar
SORU 128 -Kur'an kursu öğretmenliğini yapan bir kadın adet geldiğinde nasıl davranacaktır?
CEVAP: Kur'an kursu öğretmenliği yapan bir kadın adet halinde şayet kendisine yardım edecek kimse varsa düzeni muhafaza etmek için kursa devam edecek ve öğretim işini yardımcıya bırakacaktır. Yardımcı yoksa Hanefi ulemasından Kerhi ile Tahavı'nin fetvasına göre öğretimini devam ettirecektir. Kerhı: Öğretmen olan kadın adet halinde, kelime kelime; Tahavı ise, yarımşar ayet söylemekle öğretim yapmasında beis yoktur,
diyor.
SORU 129 -Emzikli bir kadın cünüb iken çocuğunu emzirebilir mi?
CEVAP: Emzikli bir kadın adet halinde çocuğunu emzirebildiği gibi cünüb iken de emzirebilir. Bu hususta ihtilaf yoktur.