İsmail Yalçın
unread,Feb 23, 2026, 9:57:25 PMFeb 23Sign in to reply to author
Sign in to forward
You do not have permission to delete messages in this group
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to anadolu...@googlegroups.com
Bencillik ve maddecilik karşısında iman şuuru
Mustafa Çağrıcı
İslam düşünürleri insanın çift kutuplu bir varlık olduğunu söylerler.
Buna göre insan, ruhî ve manevi yönüyle meleklere, biyolojik ve duygusal
yönüyle hayvanlara benzer. Yani biz insanlar ne melekler kadar
kötülükten habersiziz ne de havanlar kadar iyilik ve kötülüğün
dışındayız. Meleklerde şehvet, öfke gibi kötülük yaptıran duygu ve
ihtiraslar yoktur. Onlar için kötülük kapısı kapalı olduğundan sadece
iyilik yapar, Allah’a itaat ederler. Hayvanlar ise sırf arzu ve
ihtiraslar varlığı olduklarından onlarda da iyilik-kötülük bilinç ve
bilgisi yoktur.
İnsana gelince o, bir yandan ruh, akıl, irade ve vicdan vs. dediğimiz
üstün yetenekleri, diğer yandan öfke, arzu ve ihtiras gibi adlarla
andığımız duygusal ve bedensel eğilimleri birlikte taşıyan tezatlar
varlığıdır. İşte ahlâkî hayat bu üstün yeteneklerle aşağı eğilimlerin
çatışmasından doğar.
Vahye dayanan dinler ve onların insanlığa sunduğu tebliğler hakkında az
çok malumat sahibi olanlar bilirler ki, bu dinlerin vazgeçilmez hedefi,
insanlığı sürü olmaktan kurtarıp, olabildiğince kusursuz bir cemiyet
haline getirmektir.
Bunun için bütün ilâhî dinlerin karşı çıktıkları iki temel beşerî tutku
vardır: Bencillik ve maddecilik. Çünkü bu ikisinde ve bunlardan
kaynaklanan daha bir sürü eğilimlerde aşırılığın kaçınılmaz sonucu,
zulüm ve bozgunculuktur. Günümüzde bunun örneklerini küresel düzeyde
görmekteyiz. Bencil ve maddeci zihniyetin hâkim olduğu bireyler ve
toplumlar, sosyal ve küresel düzenin temel taşları olan ahlâkî değer ve
sorumlulukları ya açıkça veya dolaylı olarak inkâr ederler. Çünkü ahlâkî
değerler ve sorumluluklar kutsal kabul edildiği sürece saygı görürler.
Deneyimler göstermiştir ki, salt akıldan ve aklın ürünü olan bilgi, güç
ve faydacılıktan başka bir değer tanınmadığı zaman ahlâkî değerlere
saygı ve dolayısıyla o değerlerin insanlığa telkin ettiği güven ortadan
kalkar.
Aynı şey, dinin özünü hazmedememiş ve sadece kabukta kalmış birey ve
toplumlar için de geçerlidir.
Dinler tarihi araştırmaları göstermiştir ki, kutsala saygı hissini din
ve Allah şuuru uyandırmıştır. Bu şuurun ruhlarda zayıflaması ve ortadan
kalkması ahlâkî değerlere saygının da giderek zayıflayıp ortadan
kalkmasına sebep olacaktır ve olmaktadır. Şurası açıkça görülmektedir
ki, kutsala saygıyı yitirmiş olan insan tabiatının, artık doymak
bilmeyen sahip olma ve hâkim olma tutkusuna esir düşmesi kaçınılmazdır.
Müslüman düşünürlerinin deyimiyle “hayvanî nefis” bütün tutkularıyla
insanın içinde uyumaktaydı; zaman zaman samimi din duygusu ve hayatının
zayıfladığı dönemlerde bu nefsin uyandığı ve lokal zararlar verdiği
oluyordu. Fakat -şimdiden korkutucu işaretlerinin de gösterdiği üzere-
maneviyattan yoksun bir bilimsel ve teknolojik gelişmenin hızla
yükselmesi yüzünden çağımız eskilerden çok farklı, güvensiz, bireyler ve
toplumlar için korkutucudur.
Böylece, insanın ruh-beden dengesinin beden ve onun arzu ve tutkuları
lehine adeta tahrip edilmesi, gerek fertlerin kendi varlık yapılarında
gerekse toplumsal yapılarda hatta uluslararası ilişkilerde şimdiden
buhranlara yol açmış durumdadır. Birçok çağdaş düşünürleri, ahlâkçıları,
eğitimcileri, başta topun ağzındaki zayıf toplumlar ve onların
yöneticileri olmak üzere kitleleri kara kara düşündüren bir gerçeklik
var ortada… Ve bu gerçeklik, maneviyattan yoksun kalmanın, ruh-beden
dengesinin beden lehine tahrip edilmiş olmasının sonucudur.
Çağımızda güçlü devletlerin kural tanımaz saldırgan tutumları, terör
oluşumları, giderek alanlarını genişleten küresel uyuşturucu şebekeleri,
silah tüccarlarının pervasızlıkları, hızla artan akran zorbalıkları,
küresel israf-açlık tezadı ve daha yüzlerce sorun insanlığın geleceğini
karartmaktadır.
Maneviyattan uzaklaşma, ruh-beden dengesinin beden lehine bozulması,
kutsala saygının tahrip edilmiş olması, özetle -Kur’an’ın tabiriyle-
insanlığın “kötü arzularını tanrılaştırması”, kötü arzulara kul olması
-tecrübeler göstermiştir ki- ahlâkî ilke ve değerlere saygıyı gün
geçtikçe tahrip etmektedir.
Tüm bunları insanlığın görmesi ve yeni hayat felsefesini küresel düzeyde
oluşturulması gerekiyor.
YORUMLAR (1)