İsmail Yalçın
unread,Feb 22, 2026, 9:59:30 PMFeb 22Sign in to reply to author
Sign in to forward
You do not have permission to delete messages in this group
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to anadolu...@googlegroups.com
Ruh terbiyesi alarak oruc
Mustafa Çağrıcı
“Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi umulur ki
takvaya erersiniz diye size de farz kılındı” (Bakara 2/183).
Bu ayet-i kerime, oruç ibadetinin Müslümanlara farz kılındığını
bildirirken, bu ibadetle ulaşılması gereken dinî-ahlâkî mertebeyi tek
kelimeyle özetlemiştir: takva.
Allah’a saygının Kur’an’daki en kuşatıcı kavramı, İslâmî-semantik
anlamıyla takva’dır. Kur’an’ın nüzûl süreci boyunca, Müslüman kalplerde
dinî ve ahlâkî şuurun gelişmesine paralel olarak takva kavramının
muhtevası da ‘korku motifiyle iman ve ibadetleri siper edinerek cehennem
tehlikesine karşı kendini koruma’ şeklindeki ilk dinî anlamından, ‘Allah
ile kulları arasında gelişen saygı, sevgi ve dostluk’ anlamına doğru bir
ahlâkî muhteva dönüşümü geçirmiştir. Buna göre takvalı kalplerde,
Fahreddin er-Râzî’nin tabiriyle “Rab abdin, abd de Rabbin dostudur”
(Mefâtîḥu’l-Ğayb, Beyrut 2000, XXI, 76). “Allah onları sever, onlar da
Allah’ı severler” (Mâide 5/54).
Medine döneminin sonlarına doğru gelen Âl-i İmrân suresinde (3/134-135)
takva sahiplerinin niteliklerinden dört örnek şöyle sıralanır:
“O takva sahipleri bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcama
yaparlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler… Ve (kötü olduğunu)
bile bile yaptıklarında ısrar etmezler.”
Burada sıralanan tüm niteliklerin ahlâk alanına girdiği dikkati
çekmekte, bu da takvanın büyük ölçüde ahlâkî muhtevalı bir kavram
olduğunu göstermektedir.
***
Malumunuz olduğu üzere Ramazan öncelikle oruç ayıdır; dolayısıyla
Ramazan’ı ihya etmenin birinci şartı bu ayın gündüzlerini oruçlu
geçirmek suretiyle ruhumuzu oruçla terbiye etmektir. Ramazan’ı tam ihya
etmek, ruhumuzu terbiyeden geçirmek için, oruç tutmanın yanında, başka
şartlar da vardır. Nitekim bazı İslâm âlimleri oruç tutmanın bu bakımdan
üç farklı derecesinin bulunduğunu belirtirler:
1. Sıradan insanların orucu: Bunlar orucu sadece yeme, içme ve cinsel
ilişkiden ibaret olan fizyolojik isteklere belli bir süreliğine ara
vermekten ibaret zannedip bununla yetinirler.
2. Havâs denilen seçkin dindarların orucu: Bunlar kulakları, gözleri,
dilleri, elleri, ayakları ve diğer organlarını günah işlemekten
esirgemek suretiyle adeta bu organlarıyla da oruç tutarlar.
3. Havassu’l-havâs denilen en seçkinlerin orucu: Dindarlık ve fazilette
en yüksek dereceye ulaşmış kabul edilen bunlar, Allah’ın razı olmayacağı
duygu, düşünce ve niyetlerden içlerini arındırarak, yalnız bedenleriyle
değil, ruhlarıyla, zihin ve gönül dünyalarıyla da oruç tutarlar.
Elbette orucun bu son dereceye yükselmesi için her şeyden önce güçlü bir
sabır eğitimine ihtiyaç vardır. Nitekim Peygamberimiz, “Oruç sabrın
yarasıdır” buyurmuştur (Maʿmer b. Râşid, el-Câmiʿ, 1982, XI, 296).
Ramazan sabır ayıdır; bize Allah yolunda iyilik ve fedakârlık için
açlığa susuzluğa sabretmeyi; bize, açların, yoksulların halini kendi
nefsimizde tecrübe etmeyi öğretir; başkalarından gelebilecek sıkıntılara
karşı da sabırlı olmayı, affetmeyi öğretir. Sevgili Peygamberimiz, böyle
bir sıkıntıya maruz kaldığımız taktirde, karşılık vermekten sakınmamızı
ve oruçlu olduğumuzu hatırlatmakla yetinmemizi öğütlemiştir (Buhârî,
“Savm”, 2; Müslim, “Sıyâm”, 123).
***
Ramazan şükür ayıdır; Ramazan ve oruç sahip olduklarımızdan dolayı
Allah’a minnettar olmayı öğretir bize. Müslüman ve mümin olduğumuz için
şükretme şuuru kazandırır bize... Rabbimizi tanıdığımız için; O’nun
varlığını ve birliğini ikrar ettiğimiz için; bedenimiz sağlıklı, aklımız
yerinde olduğu için şükretmeyi öğretir. Aziz vatanımızda hür ve bağımsız
yaşadığımız için şükretmeyi öğretir. Bir milletin fertleri için
ülkelerinin bağımsızlığı, halkının özgürlüğü, şükrü gerektiren en önemli
nimetlerdendir.
Bedeniyle ve ruhuyla oruç tutanlar hakkında Yüce Allah bir kudsî
hadisinde şöyle buyurur:
“Oruç benim rızam için tutulmuştur, karşılığını da ben vereceğim”
(Buhârî, “Savm”, 2; Müslim, “Sıyâm”, 160).