Mahallemizin ‘iftar çadırı’ndan sahneler - İsmet Berkan,,Otuz yıla yakın zamandan beri İstanbul’da Boğaz kıyısındaki tarihi Arnavutköy’de oturuyorum.,,Herkesin mahallesi kendisine güzeldir ama Arnavutköy sanırım bir başka güzel. Çünkü mahallemiz koca koca turist gruplarının sürekli gelip fotoğraf çektiği ve merakla gezdiği, özellikle salgından beri ciddi bir ‘Gentrification’ın yaşandığı bir mahalle.,,Burası, Boğaz kıyısında olduğu için ev fiyatlarının epey yüksek olduğu, dolayısıyla kiraların da yüksek olduğu bir semt. Burada yaşamak kolay da değil, ucuz da…,,Örneğin her hafta salı günleri mahallemizde bir pazar kuruluyor ama “pazar” lafın gelişi, fiyatlar neredeyse her zaman market fiyatından belirgin biçimde daha yüksek.,,On yıldan fazla zaman geçti üzerinden, mahallemizin muhtarı bir Ramazan öncesi mahalleden bir grup insanı toplantıya çağırmış, Ramazan’da muhtaç ailelere gıda yardımı

0 views
Skip to first unread message

İsmail Yalçın

unread,
Feb 27, 2026, 9:45:12 PMFeb 27
to anadolu...@googlegroups.com
Mahallemizin ‘iftar çadırı’ndan sahneler - İsmet Berkan

Otuz yıla yakın zamandan beri İstanbul’da Boğaz kıyısındaki tarihi
Arnavutköy’de oturuyorum.

Herkesin mahallesi kendisine güzeldir ama Arnavutköy sanırım bir başka
güzel. Çünkü mahallemiz koca koca turist gruplarının sürekli gelip
fotoğraf çektiği ve merakla gezdiği, özellikle salgından beri ciddi bir
‘Gentrification’ın yaşandığı bir mahalle.

Burası, Boğaz kıyısında olduğu için ev fiyatlarının epey yüksek olduğu,
dolayısıyla kiraların da yüksek olduğu bir semt. Burada yaşamak kolay da
değil, ucuz da…

Örneğin her hafta salı günleri mahallemizde bir pazar kuruluyor ama
“pazar” lafın gelişi, fiyatlar neredeyse her zaman market fiyatından
belirgin biçimde daha yüksek.

On yıldan fazla zaman geçti üzerinden, mahallemizin muhtarı bir Ramazan
öncesi mahalleden bir grup insanı toplantıya çağırmış, Ramazan’da muhtaç
ailelere gıda yardımı yapılmasını önermişti, hepimiz de hemen kabul
etmiştik.

Mahallemizde bir yemek fabrikası var, onlar yemeği yaptı, biz elimizden
geldiğince maliyetine katıldık, muhtar ihtiyaç sahiplerini saptadı,
onları utandırmamak için pişmiş yemekleri evlerine götürme organizasyonu
yapıldı.

Mahallemiz eski bir Rum köyü. Ama artık Rum komşumuz kalmadı gibi bir
şey. Bu anlattığım muhtar toplantısı 10 yıldan fazla zaman önce
yapıldığında farkına vardık, mahallemizdeki ihtiyaç sahiplerinin bir
bölümü yaşlı, çoğu da tek başına yaşayan Rumlardı.


Bu gıda yardımı uygulaması yıllarca devam etti, hatta bir ara Ramazan
dışına, 12 aya yayıldı. Derken mahallemizin Rum kilisesi, vakıf malı bir
binasını “aşevi”ne çevirdi, içerisi görülmeyecek şekilde özel olarak
perdelendi buranın, yemekler orada verildi.

Sonra o zamanlar Beşiktaş Belediye Başkanı olan İsmail Ünal bunu
öğrendi, belediye bu işi devraldı. Bugün belediye hala Ramazanlarda
iftar “çadırı” kuruyor.

Tabii çadır lafın gelişi. İki yıl önceye kadar iftar mahalledeki bir
sokakta, açık havada yapılıyordu. Artık havalar elvermiyor, bu yıl
Beyazgül Caddesi üzerinde eskiden Şok market olan, sonra bir
pastane/kafe olarak işletilen bugün de boş duran bir mekanda belediyenin
iftarları yapılıyor. Maalesef sokaktaki iftar zaten sokaktaydı, şimdi de
iftar verilen yerin camlarından bakınca içi gözüküyor, içeridekiler
belki de utanıyorlar görülüyor olmaktan.

Keşke daha incelikli olunsa, camlara perde takılsaydı. Eskiden neredeyse
bütün lokantalarda camın ortasına kadar perde olurdu. Camın önünden
geçseniz bile içeride masada oturanı görmezdiniz. Artık maalesef böyle
incelikler hiç kalmadı. Baksanıza Milli Eğitim Bakanı çocuklardan
evlerindeki iftar sofralarının resmini çekip arkadaşlarına
göstermelerini bile istiyor artık.

Birkaç yıl önce sokakta kurulan masalarda yapılan iftara beni de
çağırmışlardı. O gün 15-20 kişi vardı iftarda. Sonra saatlerce sohbet
ettik, eski Arnavutköy’ü andık.

Üç gün önce tam da iftar öncesi, iftarların yapıldığı yerin önünden
geçiyordum, kapısında bir birikme fark ettim. İçeride en azından 50 kişi
vardı, oturmuş iftar saatini bekleyen. Kapıda da içeri girmeye çalışan
20-25 kişi.

Burası İstanbul’un kalbur üstü sayılan bir mahallesi. Ben bu kalabalığa
şaşırdım açıkçası ama belki de şaşırmamalıyım.

Biz “hayat pahalılığı” diyoruz, beni özenti saymayın ama sanki durumun
İngilizcedeki karşılığı daha iyi: Onlar “Affordability crisis” diyorlar.
‘Affordability’ satın almayı başarmak, karşılığını ödemeyi başarmak gibi
anlamlara gelen bir sözcük.

Evine gıda götürmeyi, evinde iftar açacak parası olmamayı veya
belediyenin sağladığı iftar sayesinde başka günler ve belki başka
ihtiyaçlar için para saklamayı ifade ediyordu mahallemizin ‘iftar çadırı.’

Zaten tam da bu durum mahallemizi ‘Gentrification’ adı verilen şeye
hedef yapan.

Mahallemizin pek çok sakini, maalesef bu mahallede yaşamanın bedelini
karşılayacak durumda değil. O yüzden de mesela 50 yıllık 60 yıllık
mahalle esnafı cebinde parasıyla gelip dükkanını devralmak isteyenlerin
hedefi durumda.

Böyle nice esnaf dükkanı el değiştirdi, mahalleye dışarıdan gelenler
burada eğlensin diye yeni yeni ve mahalleden kimsenin gitmediği yerler
açıldı.

Mahallemizin “iftar çadırı”nı görünce Türkiye’nin bu sayılı kalbur üstü
mahallesinde yaygınlaşan yoksulluğu görüyor insan.

Ve ister istemez düşünüyor: Burası böyleyse, gerçekten fakir
mahallelerde durum nedir acaba?

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages