TBMM İftarı - Kerime Yıldız,,AK Parti Milletvekili Özlem Zengin’in TBMM’deki iftarı eleştirenlere kendini siper etmesi üzerine, “Neymiş bu iftar, bir bakayım.” dedim. Lebeniye çorbası, iftar tabağı (bal, kaymak, hurma, gün kurusu, bâdem, ceviz, beyaz peynir, eski kaşar, pastırma, domates, salatalık, mevsim yeşilliği, çiğ köfte, siyah zeytin, yeşil zeytin), karamelize soğanlı avokado favalı enginar, içli köfte, sebzeli çıtır börek, çilekli file bâdemli narlı yeşil salata, keşkek yatağında dana antrikot, fındıklı narlı güllaç, zencefilli sumak şerbeti.,,Aman Allah’ım, yazarken beynim yandı, yiyenler ne hâlde bilemiyorum.,,İftar menüsünün zenginliğinden ziyade yemeklerin isimlerindeki zenginliğe takıldım. Ekonomik kriz varken, vatandaşı Gazze’deki açlığa duyarlı olmaya çağırırken dana antrikot, keşke keşkeke yatmasaydı? Enginar, avokadolu olmasa meselâ? İftar tabağı sade olsa? Yeşil salatada, kilosu

0 views
Skip to first unread message

İsmail Yalçın

unread,
Mar 6, 2026, 9:50:33 PM (7 days ago) Mar 6
to anadolu...@googlegroups.com
TBMM İftarı - Kerime Yıldız

AK Parti Milletvekili Özlem Zengin’in TBMM’deki iftarı eleştirenlere
kendini siper etmesi üzerine, “Neymiş bu iftar, bir bakayım.” dedim.
Lebeniye çorbası, iftar tabağı (bal, kaymak, hurma, gün kurusu, bâdem,
ceviz, beyaz peynir, eski kaşar, pastırma, domates, salatalık, mevsim
yeşilliği, çiğ köfte, siyah zeytin, yeşil zeytin), karamelize soğanlı
avokado favalı enginar, içli köfte, sebzeli çıtır börek, çilekli file
bâdemli narlı yeşil salata, keşkek yatağında dana antrikot, fındıklı
narlı güllaç, zencefilli sumak şerbeti.

Aman Allah’ım, yazarken beynim yandı, yiyenler ne hâlde bilemiyorum.

İftar menüsünün zenginliğinden ziyade yemeklerin isimlerindeki
zenginliğe takıldım. Ekonomik kriz varken, vatandaşı Gazze’deki açlığa
duyarlı olmaya çağırırken dana antrikot, keşke keşkeke yatmasaydı?
Enginar, avokadolu olmasa meselâ? İftar tabağı sade olsa? Yeşil
salatada, kilosu en aşağı 200 lira olan mevsim dışı meyve olmasa? İçli
köfte varsa çiğ köfte haddini bilse? Bu böyle olsa kıyamet mi kopar?


Açıkçası ben, o iftar tabağıyla doyarım. Pastırmayı hiç affetmem.
Yıllardır fiyatına bakıp geçiyorum. Hadi doymadım, çorba, börek ve
salatayla kesin doyarım.

Misafirlerin yaş ortalaması malum. Çoğunda şeker, tansiyon, mide vs.
sindirim sorunları vardır. Demem o ki bu yemekleri yiyip bitirebilen
kesin âcili boylar. Boylamamak için ölçülü yemek lazım.

O hâlde asıl sorulması gereken soru şu: Ölçülü yiyince bu yemekler
bitmeyeceğine göre ne kadarı yendi, ne kadarı ziyan oldu? Onun da
açıklaması vardır: “Çöpe atmıyoruz, hayvanlara veriyoruz.”

Elbette bizim yemekler memek, vekillerin ki yemek olacak. Yine afilli
olsun, sorun değil ama daha sade olamaz mı? Böyle bir menünün duyulursa
sıkıntı çıkaracağını, basına düşeceğini tahmin etmek zor mu? Her şeyden
öte, Ramazan’ın özüne uygun mu? Meselâ okulda Ramazan etkinliğine
katılan bir öğrenciye bu sofrayı nasıl açıklayabilirsiniz?


Düzen aynı düzen. Tek fark, sofralarda içki olmaması. Vereceğim örnek,
her şeyin özeti. Ankara’da bir devlet kurumuna, görev icabı gittik.
Yemek vakti gelince binanın en üst katına çıkardılar. Sanki beş yıldızlı
bir otelin restoranına gittik. Sipariş alan görevli neredeyse yeri
öpecek. Öyle bir eğilme yani. Bir devlet kurumunun yemekhanesi böyle
olamazdı. “Burası niye böyle?” diye sordum. Meğer misafir olduğumuz için
üst düzeylerin yemek yediği yere gitmişiz. Alttakiler, alttaki
yemekhanede tabldot yemek yiyorlarmış. Çalıştığım kurumda genel müdür
bile gelir, bizimle aynı yemekhanede, aynı yemeği yerdi. Bu lüks mekân,
önceki iktidarlar zamanından kalmaydı. Tek fark, önceden içki varmış.
Yönetici pozisyonuna terfi edenler, alttaki yemekhaneden buraya da terfi
ediyorlarmış. Böyle terfi eden dindar bir yönetici, bu mekân hakkında,
“İnsan olduğumu hissettim.” dediğinde çok şaşırmıştım. Eskiden aşağıda
kendini ne hissediyordun veya şimdi aşağıdakileri ne olarak görüyorsun?

İşte dava da devrim de bu! Aşağıdakiler yukarıdakiler meselesi. Özlem
Zengin, iftarın tartışılmasına kızmış. “Kapansın artık bu konu!” demiş.
Olur Özlem Hanım! En iyisi hepimiz susalım, Emile Zola konuşsun.
Germinal’de bir anarşist, işçilere şöyle diyor:

“Marsilya’da piyangodan 100.000 frank çıkan iki işçi, bir yer açıp
ömürlerinin sonuna kadar çalışmadan yaşayacakmış! Onlar gibi
olduğunuzda, geldiğiniz yeri unutuyorsunuz. Elinize mülkiyet geçince de
onu paylaşmıyorsunuz. İşte sizin kokuşmuş sınıfınız, acınacak hâldesiniz…”

Allah aşkına nerede o 28 Şubat mağduru Anadolu kızları? Niye bu israfı
savunuyorlar? Niye bu Açlık Oyunları’nın sözcüsü olmayı önemsiyorlar? 28
Şubatçıların derdi de sofrayı paylaşmamaktı. Başörtü yasağı falan
hikâyeydi! Hanımlarının özel havuzu olan paşalar, aşağıdakilerin yukarı
çıkmasını isterler mi?

Özlem Zengin savunmasında vatandaş ne yerse talip olduklarını, gerekirse
ekmek peynir yiyeceklerini söylemiş.

Ne diyeyim, gerekmez inşallah!

Not: AK Parti’nin vitrinindeki başörtülü vekiller aşağı yukarı benimle
yaşıt. Gerçekten çok okuyan, başarılı, kafası çalışan bir neslin
kızlarıydık. Yükselme hikâyelerinde çok heyecanlanırdım. Ağladığım bile
vâkidir. Ama şimdi konuştuklarında, “Böyle mi olmalıydı?” diye yine
ağlayasım geliyor.

Belki de kedi misali kıskanıyorum. Ne dersin aziz okuyucu?

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages