İsmail Yalçın
unread,Mar 7, 2026, 9:50:31 PM (6 days ago) Mar 7Sign in to reply to author
Sign in to forward
You do not have permission to delete messages in this group
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to anadolu...@googlegroups.com
Propaganda savaşı - İskender Öksüz
Harp acıdır. Hayatların sarsılması, insanların evlerinden yurtlarından
sökülmesidir. Geri dönülmezi de ölümdür. Eskiler şanslıydı. Harp nihayet
kapılarına gelene kadar olan biteni ancak uzaktan haber diye duyarlardı.
Şimdi düşmanın kapımızı çalmasına gerek yok. Televizyon, harbi
evlerimize, oturma odalarımıza soktu. Bunun ilk tecrübesini ABD’nin
Irak’a sebepsiz saldırısında yaşadık. Saldırının sebebi yoktu ama bize
Irak’ın kitle imha silahları olduğu ve onunla sağa sola saldıracağı
yalanı anlatılıyordu; biz de inanıyorduk. Belki söylenmeyen bir sebebi
vardı: Irak’ın petrolü, Musul’un petrolü.
ABD nedense hep barış ve demokrasi peşindedir. Fakat barış ve demokrasi
genellikle petrole sahip ülkelerde tehlikeye girer. Irak gibi,
Venezüella gibi ve şimdi İran gibi.
EĞLENCELİDİR BİZİM
TELEVİZYONLARIMIZ
Birinci körfez savaşı ve ikincisi… Harp, daha birincide oturma odamıza
misafir geldi. ABD (ve müttefikleri?) Bağdat’ı bombalarken CNN, şehirde
bir otelin terasından, patlayan bombaları, hava saldırısını gösteriyor;
siren ve bomba seslerini duyuruyordu. Gece bombardımanının keyfi bir
başka oluyor. Havai fişek gösterisi gibi bol ışıklı ve patırtılı. Gündüz
o kadar güzel görünmezdi. Sadece duman çıkardı. Hani o patlamaların
asker sivil demeden, yetişkin, çocuk, erkek kadın demeden yüzlerce,
binlerce hayatı söndürdüğünü bilmeseniz keyifli bir seyir diyebilirsiniz.
Bizim televizyonlar CNN’den de eğlencelidir. O günlerde CNN ve Bağdat
şovundan sonra galiba Şırnak’ta teröristler yine bir yerlere
saldırmıştı. (Şimdi sayın teröristler mi demek lazım acaba?) Bizim bir
televizyon kanalımız da derhâl, Diyarbakır’daki bir otelin terasından
yayın yapmaya başladı. Şırnak nire, Diyarbakır nire… Olsun. Gece
geceydi, mesafe 200-300 kilometre falan olsa da. Ses veya ışık yoktu ama
açık havanın, karanlığın ve damın heyecanı vardı.
Müthiştir televizyonlarımız. Bu son harpte de en büyük kanallarımızdan
birinin habercisi, İran Hürmüz Boğazı’nı kapatırsa gemilerin Ümit
Burnu’ndan dolaşmak zorunda kalacaklarını ve bunun pahalıya mal
olacağını söyledi. “Allah Allah!” Ne alaka? Derken ertesi sabah diğer
büyük kanal aynı yorumu tekrarladı. Belli ki Basra Körfezi’nin
girişindeki Hürmüz Boğazı ile Kızıldeniz’in girişindeki Mendeb
Boğazı’nı, Bab El Mendeb’i karıştırmışlar. Bir ara Süveyş Kanalı’ında
bir gemi batmış ve kanal kapanmıştı. O zaman da gemiler Afrika’yı
dolaşmak zorunda kalıyordu. Herhâlde bunu hatırladılar. Sonra diğer
büyük kanal, diğerinden kopya çekip aynı yorumu yaptı. Serde hocalık var
ya açıklayayım: Kopya çeken öğrencileri doğru cevaplardan
yakalayamazsınız. Ayşe de Ali de aynı doğru cevabı verebilir. Bu kopya
delili değildir. Ama Ayşe’nin yanlış cevabının aynını Ali de yazmışsa o
zaman kopya kesinleşir.
İRAN KENDİNİ Mİ BOMBALIYOR?
Harbi bizim kaynaklardan, Batı kaynaklarından, Amerikan ve Avrupa
kaynaklarından, pek az da İran kaynaklarından izleyebilirsiniz. Nereden
takip ettiğinize göre birbirinden pek farklı izlenim alıyorsunuz.
ABD’nin Kuveyt’teki bir üssünü, İran İHA’sı vurmuş ve altı ABD askeri
ölmüş. Geçen gün Batı kaynaklarında hâkim haber buydu. İkinci veya
üçüncü gündü. İran’ın şu intihar İHA’ları, adları Şahid’di galiba, bir
Amerikan elçiliğini vurdu. Riyad veya Katar’dı. Televizyonlarımız
vurulan elçiliğin bir fotoğrafını bulmuş. Bacamsı bir çıkıntı islenmiş.
Belli ki çok heyecanlı bir fotoğraf değildi. Eksiği takdim şekliyle
kapatmışlar: “İran CIA’nın kalbini vurdu!”.
Aynı gün İsrail, İran’da bir kız okulunu vurdu ve 165 çocuk öldü. Bunun
altı asker veya isli baca kadar bir haber değeri yoktu anlaşılan. Sonra
haberi BBC’den dinledim. Anlaşılan İran kendi kendini bombalıyordu.
İsrail ordusu o bölgede bir faaliyeti olmadığını bildirmiş. Muhtemelen
Gazze’de öldürülen on binlerce çocuktan da haberleri yoktur. Trump’ın
yapacağı otel ve sosyal dinlenme tesisleri için gerekli mıntıka
temizliğinin istenmeyen sonuçlarıdır.
Bu yazıyı yazarken İran’da ölü sayısı bini aşmıştı.
TESADÜFE BAKIN!
Bunlar gülünecek değil ağlanacak konular. Okuyucularımın dikkatini
ortada verilen koskoca propaganda savaşına çekmek istiyorum. Hangi
taraftan kaç kişinin öldüğü haberi tamamen tuttuğunuz tarafa göre
değişiyor. Ölülerin arkasından üzülmek de öyle. Mesela bakın bizim insan
hayatına ve onuruna çok hassas insan hakları savunucularımız vardır.
Herhangi bir yazıda veya haberde “Türk” dediğiniz anda harekete geçerler
ve ne Yahudileri öldürdüğümüz kalır ne Rumları. Fakat Uygurlar
ezilirken, Gazze’de siviller ve çocuklar öldürülürken çıtları çıkmaz.
Şimdi de İran’da sivil, çoluk, çocuk katlediliyor. Tıs...
Olur değil mi? İran atom bombası yapıyordu. O bombaları ellerinden alıp
Saddam’ın kitle imha silahlarının yanına koyacaklar. Irak’ın,
Venezüella’nın, İran’ın büyük petrol üreticileri olmasının, petrollerini
Çin’e satmalarının bu saldırılarla ne alakası var? Tamamen tesadüf.
Yabancı kaynak sorarsanız El Cezire oldukça objektif götürüyor. Hiç
olmazsa haberleri tek kaynaktan almıyor.