SOORRY ABOUT THE DIARY BEING IN TURKISH ONLY...:-(((
PICASA
GOOGLE+
17 Nisan 2014 – 17.20
Sonunda bekleme salonundayım. Uçak
18.00’de.
Aşkım bana
havaalanına kadar eşlik etti. Buraya doğru hareket etmeden bir-iki saat önce
yine bir mahzunluk ve dalgınlık çöktü üstüme. Şimdi biraz daha iyiyim ama
arabayı park ederken bunun cezasını çektim. Park için yanaşırken arabanın
önünden geçen bir güvenlik görevlisi uzun uzun bana baktı. Anlayamadım!.. O
arada güm diye arkadaki sütuna sağ arka tarafı bindirdim. Ne oluyor yaa?..
diyerek indim arabadan. Bu tür park yerlerinde yanaşabileceğin son noktaya bir
bariyer koyarlar. Ben de öyle bir şey bekliyorum tabii ama yok, koymamışlar.
Neyse boşver derken biraz önce bana uzun uzun bakan güvenlik görevlisi yanımıza
geldi. Geçmiş olsun falandan sonra, “Beyefendi, siz park ederken ne kadar
dalgın olduğunuz dikkatimi çekmişti. Güüüm diye sesi duyunca döndüm geri
geldim…” demez mi!.. Demek iyice ruh gibiymişim o ara. Neyse, şu anda daha
iyiceyim.
Havaalanı
felaket sıcak.
Uçağa biniş
başladı. Sonra görüşürüz…
20.30
Atatürk
Havalimanına geldikten sonra sallana sallana iç hatlardan dış hatlara geçtim.
Bunu yapmamın nedeni dönüşte iç hatlardan dış hatlara geçiş için 1 saat 20
dakika zamanım olması ve bakalım yetişebilecek miyim hesabıydı. Baktım rahat
rahat yetişebiliyorum, “Rahat ol, Rüştü!..” deyip devam ettim. Baktım Nepal
uçağının kalkışı için fazla zaman yok geçtim pasaport kontrolden ve biniş
kapısına yöneldim. Amma sonlara atmışlar bizim uçağı, koridorlar git git
bitmiyor. Bu arada Katmandu uçağından önceki birçok uçuşta bir şey yazmazken
bizi kapıya gitmemiz için uyaran yazıyı gördüm. Kapıya yaklaştığımda da
sürpriiiiiiz bizim uçakta 4 saat gecikme yazısı belirdi. Herhalde yanlış
görüyorum deyip biniş kapısına ilerlemeye devam ettim. Biniş kapısına
geldiğimde orada görevli olan ufaklık bir delikanlı bu uçağın her gün böyle
gecikmeli kalktığını söylemez mi?.. Hadi bakalım!.. Bekleme eziyeti başladı…
Miles & Smiles kartım da züğürt kartı olduğu için Lounge’dan yararlanma
olanağım olmadığını öğrenince nasıl zaman geçireceğim diye kös kös düşünmeye
başladım. Yorgunum ama kestirmeye korkuyorum, ya zamanında uyanamazsam?.. Bu
uykulu halimde okumak ta pek olası değil…
Esnemekten
çenem düştü. Saat te daha 20.45!.. Uzun yıllardır THY uçuşlarında böylesi bir
gecikme yaşamadığım için şimdi beklemek daha da zor geliyor.
Of, offfff
ki ne of!..
18 Nisan 2014 - 18.00 – Katmandu
[15.15 – Türkiye]
Beklemelerle
beraber 15-16 saat sonunda Katmandu’ya ulaştım. THY bize eski yılların özlemini
(!) gidertti. En son ne zaman böylesine gecikmeli bir THY seyahatini yaptığımı
anımsamıyorum bile…
Uçakta zar
zor, sardırdığı için, “Kitap Hırsızı” adında bir filmi uyur uyanık izledim.
Biraz da uyanık kalma isteğim karnımın acıkmış olması ve yemek servisini
kaçırmak istemememdi. Bu filmi izlemek gerek. Sarp’a söyleyeyim indirsin. Sonunda
pek doyurucu olmayan bir ikram oldu. Şirket zenginledi servisler fakirledi
herhalde!.. Sonrasında neredeyse inene kadar oram buram ağrıyarak uyudum,
uyandım.
Uçak büyük,
yolcu fazla olunca vize kuyruğu da çok oluyor tabii. Biraz beklemeli de olsa
bir aylık vizeyi 40 dolara alıp havaalanının dışına çıktım. Gözlerim Furwa’yı
ararken uzaktan gözleri ışıl ışıl parlayarak gülümseyen bir yüzle bana el
salladığını gördüm. Sarıldık birbirimize. Atlayıp bir taksiye otele gittik.
Otele yerleşip malzeme ve giysi ayırımını yaptık. Benim hurç neredeyse yarı
dolu olarak otelde kalacak. Yine ne kadar çok gereksiz şey getirmişim. Gerçi
bazıları elenmese de olurdu ama bakalım. Bu gidişle etkinlik dönüşünde
götürdüğüm giysiler kirden kazık gibi olacaklar herhalde. Boş veeer!..
Lukla’ya yarın uçacağımızı söyledi,
Furwa. Şaşırdım!.. Sazlı sözlü hoşgeldin yemeği ve ertesi gün Katmandu turundan
hiç söz etmedi. Ben de dönüşte yaparız diye önemsemedim. Sabah 04.00’te
Lukla’ya uçmak üzere gelip beni otelden alacağını söyleyerek bıraktı gitti.
Çoooook yorgunum. Anlayacağın pek
yazmak gelmiyor içimden. Yorgunluktan olsa gerek. Hem yemek yiyor hem
yazıyorum. Furwa beni otelde bıraktıktan sonra çıkıp Thamel’de ilk kafama yatan
lokantaya girdim. “Chicken Fried Rice” yiyorum; içinde sebze ve tavuk parçaları
olan kavrulmuş pirinçten yapılmış bir pilav. Porsiyon da bayağı fazla.
Karımcığım olsa şimdi yanımda, bu pilav ikimizi de doyururdu. Çoğunu yemeğe
çalışıyorum; dura dura, yaza yaza… Çoğunu yemeğe çalışıyorum diyorum zira bu
tür etkinliklerde pek yemem ve hızlı zayıflarım. Bunun sonucunda da güçten
düşüyor insan tabii. Bu sefer yemek için biraz zorlayacağım kendimi.
Bir an önce otele gidip yatağa girme
isteği var içimde. Eşyaları hazırlamada son işlemleri yapıp duş aldıktan sonra
cumburlop yatağa…
Haa, bu arada Nepal telefon kartımı
aldım. Kart, yüklenen kontör dahil 2800 rupi (30 dolar). Sanırım beni bir ay
idare eder (ancak 20 gün yetti)… Bakalım!.. Tabii hemen aşkımı aradım, biraz
koklaştık…J)))
Artık yeter!.. Hesabı ödeyip tüyeyim…
Pilav+gazoz+bahşiş = 270 rupi (3 dolar = 6 lira)
Rüstü Hatipoglu