Bu albümümüzün adı "SERENGETİ2de UZUN BİR GÜN"...
Bu nedenle fotoğraf sayısı da fazla; zaman ayırabilirseniz bir göz atın.
Safari'nin en önemli
ve en cezbedici yanı "BÜYÜK BEŞ"ler. Onlar hakkında bir yazıyı da aşağıda bulacaksınız.
Büyük Beş
Nedir ve Neden
Afrika’ya
gitmeden önce mutlaka Büyük Beş’in namını şu veya bu şekilde duyacaksınız.
Günümüzde safariye katılan herkesin mutlaka görmeyi istediği şeydir Büyük Beş.
Yüz yıl kadar önce keşfedilmemiş ve bilinmezlerle dolu olan kıtada bu Büyük Beş avlanmak üzere en fazla peşine
düşülen hayvanlardı. Bunlar en azgın ve de tehlikeli olan hayvanlardı; öyle ki
avcıyı avlayan hayvanlar gözü ile bakılmaktaydı. Öylesine tehlikelilerdi. Bu
tabii ki artık uysallaştılar anlamına gelmiyor. O zamanlarda kaşifler Doğu
Afrika’daki keşiflerinden sonra bu hayvanlar hakkında değişik öykülerle
dönerlerdi ülkelerine; Afrika otlaklarında saklanan aslan ve leoparlar, insan
kokusunu aldığı anda saldırıya geçen gergedanlar, yüksek çalılar arasında saklanan
Afrika mandaları ve kızgın fillerin kaşiflere saldırıları. Artık bugün kaçak
avcılık dışında genelde görüntü avcılığı yapılmakta.
Bu memeliler
ilk kaşiflerin anlayabildiğinden çok daha ilginç hayvanlardı. Şimdi kısaca
bunlara tek tek bir göz atalım…
ASLAN (Panthera leo)
Afrika aslanı, dünyanın en büyük dört kedisinden
(kaplan, aslan, jaguar, leopar) biridir. Erkek Afrika aslanı ortalama 200 kg’dır.
Dişiler ise bunun neredeyse yarısı kadardır. Postu kahverengimsi sarıdır.
Erkeğin yelesi kahverengimsi sarıdan siyaha kadar değişir. Geniş alınlı, güçlü
çeneli, uzayıp çekilebilen tırnaklı, sarımtırak kısa ve yatık tüylüdür.
Kuyruğunun ucu püsküllüdür. Erkek aslanın başının etrafı uzun ve güzel bir yele
ile süslüdür. Omuzlarının üzerine kadar dağılan bu perçem, kızdığı zaman
kabarır. Pençelerinin büyük olması, yere sağlam basmasını sağlar.
Aslanlar birbirleriyle bölgeleri için kavga eder.
Genellikle bu ölümle sonuçlanabilir. Aslanlar dünya üzerinde yaşayan kedi
türleri içinde en sosyal cinstir. Diğer tüm kedi cinsleri antisosyal olup
yalnız yaşamayı tercih ederken aslanlar büyük gruplar oluşturan tek kedi
cinsidir. Grup oluşturmalarının en büyük sebebi kendilerinden çok hızlı olan
avlarını grupsal pusu kurarak yakalamak olduğu bazı bilim dünyasınca öne
sürülmektedir.
Savunmada ve av sırasında birleşen aslanlar,
avlarını kovalar ya da pusuya düşürür. Günün büyük bir bölümünü dinlerek
geçirirler ve akşamüzeri hareketlenirler ama gündüz de avlandıkları görülmüştür
(Bizim tanık olduğumuz gibi…) Genellikle gece avlanırlar. Av esnasında
genellikle kükremezler. Fakat avı kovalarken birbirleriyle bağlantıyı sürdürmek
için homurdandıkları olur. Genelde büyük otçullarla, antilop, zebra ve manda
gibi, beslenirler. Ancak buldukları taktirde leş yemekten de geri durmazlar.
Aslanlarda av paylaşımı hiyerarşik bir düzende olur. Avdan ilk olarak
yararlanma ayrıcalığı erkek aslandadır fakat sürünün erkek aslanı av mahallinde
mevcudiyet gösterene kadar avı yere düşüren dişiler öncelikli faydalanır. Ortalama bir Afrika aslanının
hızı saatte 55 km’yi bulabilir. Ancak bu hızını yalnızca kısa bir süre devam
ettirebilir. Hız almadan 2 m yüksekliğe zıplayıp, 8 metre uzaklığa atlayabilir.
Afrika
Aslanları 2 yaşında çiftleşmeye başlarlar. Fakat
tam olgunluğa 5 yaşında erişir. Akraba dişiler bir sürü oluştururlar ve ekip
halinde avlanırlar. Yabancı erkek
gurupları veya tek, güçlü erkekler diğer erkeklerle mücadele ederek bir sürüyü
sahiplenirler. Ancak yabancı erkekler sürüyü sahiplendikten sonra kendi
soylarını devam ettirmek maksadı ile sürüdeki bütün bebek yavruları öldürürler.
Erkekler poligamdır, yani birden fazla eşleri vardır. Çiftleşme sırasında ve
öncesinde erkek sürekli kükrer. İşe karışan erkeklerle kavga edebilir. Gebelik
süresi 105-112 gün arasında değişir. Dişi bir doğuruşunda 2-5 arası yavru
dünyaya getirir. Yeni doğan yavrular kördür. Ayrıca kürkleri de beneklidir.
Gözleri doğumdan 6 gün sonra açılır. Dişi, 3 aylıkken yavruları sütten keser ve
onları avlanma dersleri vermeye başlar. Bir yaşındaki yavrular bunu kendileri
başarırlar. Yavrular arasındaki ölüm oranı fazladır. Bunun nedeni yavruların en
son beslenmesidir. Bu yüzden yavrularda vitamin eksikliği görülür. Fakat bu
doğal bir nüfus kontrol yöntemidir. Bir aslanın ömrü genellikle 20-25 yıl
arasında değişir. İyi şartlarda yaşayan ve beslenen bir aslan 30 yıl
yaşayabilir.
Aslanların doğal düşmanı azdır. Hayati tehlike arzeden insanlar ve
timsahlar olmak üzere sadece iki doğal düşmanı bulunur. Afrika aslanı korumaya
alınmış bir tür olmasına karşın günümüzde Afrika aslanı için en büyük tehlike
insanlarca avlanması değil, yaşam alanının insan tarafından bozulmasıdır.
LEOPAR (Panthera
pardus)
Leoparlar
kendilerini gizleyebilecek yeteri kadar ağaç olan Afrika’nın her tarafında
yaşarlar. Yaşam alanları Güneydoğu Asya’ya kadar uzanır. Hatta yakın zamanda
nesli tükendiği düşünülen Anadolu leoparı olduğu düşünülen bir leopar, maalesef
vurularak, Siirt bölgesinde ele geçirilmiştir. Yalnız yaşamayı tercih ederler.
Çok sinsi avcılardır. Avını kovalayarak yakalamak yerine pusu kurup öyle
yakalamayı tercih eder. Genelde insanlara bir tehdit oluşturmazlar ama hemen
hemen canlı ne bulurlarsa yerler; böceklerden gazellere, babunlardan köpeklere
kadar herşeyi yerler.
Leoparla ilk
kez karşılaşan insanlar bir şaşkınlığa düşer ve onların çita mı leopar mı
oldukları konusunda bir ikilemde kalırlar. Bitki ve hayvanlar hakkında geniş
bilgileri olan yarı göçmen Maasai insanları bu iki kediyi de aynı isimle
adlandırmaktadırlar. Leoparlar çitalardan daha ağır ve daha güçlülerdir ama
aslanların ancak üçte biri kadardırlar. Benekleri ortaları boş kara rozet
şeklindedir. Bitkilerin yoğun olduğu alanlarda gece avlanmayı tercih ederler.
Avları birkaç metre yakınlarına gelene kadar pusuda beklerler
Davranış
Leoparlar gün boyu ağaçların yüksek
ve geniş dallarında uyuyarak dinlenirler. Avlarını yakaladıktan sonra aslanlar
ve sırtlanlardan korumak için en yakın ağaca tırmanarak yüksekçe bir dala
çıkarırlar ve orada bırakırlar. Bu avı tümüyle bitirmeleri birkaç gün sürer.
Aslanların
aksine tüm yaşamları boyunca yalnız yaşarlar. Kendileri için bir bölge
oluşturur ve bu bölge için mücadele ederler ve yalnızca çiftleşmek için
biraraya gelirler. Leoparlar iki yaşında olgunluğa erişirler ve bundan sonraki
her iki yılda bir yavrulayabilirler. Anne leoparların yavrularının
bağımsızlıklarını aldıktan sonra kendi bölgelerine girmelerine izin verdikleri
ve hatta birlikte de avlandıkları tespit edilmiştir.
İletişim
Leoparlar
kükreyerek ve koku yolu ile iletişim kurarlar. Kükreme genelde bölgelerini
belirleme veya tehlike anında çıkardıkları seslerdir. Kokuyu ise diğer kediler
gibi anal (kıçsal) bir salgı ile oluştururlar. Bu salgıyı bölgelerini
belirlemek için çalılara ve ağaçlara fışkırtırlar.
Serengeti
Leoparları
Serengeti
leopar nüfusu gözlerden olabildiğince uzak kalmaya çalıştıkları için aslanlar
ve çitalara kıyasla haklarında daha az bilgi var ama genelde sağlıklı olarak
addediliyor. Buna neden de iyi gizlenmeleri ve çok çeşitli beslenme
alışkanlıkları olmasıdır. Serengeti’de bir leoparla karşılaşabilme şansı çok
azdır ve genelde ağaç tepelerinde görme olasılığı yüksektir.
Dünyada beş
tür gergedan vardır ve bunlardan iki türü Afrika’da varlıklarını
sürdürmektedir; “Beyaz veya Kare Dudaklı Gergedan (Ceratotherium simum) ve
“Siyah veya Kanca Dudaklı Gergedan (Diceros bicornis). Serengeti-Ngorongoro
ekosisteminde yaşayan siyah tür Diceros bicornis michaeli’dir.
Türler
arasında çok belirgin farklar yoktur. Fakat D.b. michaeli’nin bazı bireylerinde
iki özellik vardır ki bunları diğerlerinden ayırdetmenize olanak verir.
Öncelikle bunların kulaklarındaki kıllar daha yoğundur ve ikinci olarak
gergedanın yan taraflarındaki deri yiv şeklinde oluklu bir görünümde olduğu
için sanki kaburgaları belirginmiş gibi görünür. Bunun yanısıra siyah
gergedanların bazılarının da doğumdan itibaren derileri düzgün ve kulaklarında
da çok az kıl olur.
Siyah
gergedanların sayısı bir zamanlar Serengeti düzlüklerinde bayağı fazla idi.
Ancak boynuzlarının Uzakdoğu’da bazı ilaçların ve Arap dünyasında da kama sapı
yapımında kullanılmaları sonucu yasal olmayan avlanma sonucu sayıları çok
azalmıştır. Maalesef bu talep hala devam etmektedir. Bunun sonucu silahlı
korucular az sayıda kalan bu gergedanların soyunun tükenmesini önlemek amacıyla
çok titiz bir şekilde bu kaçak avcıları engellemek için uğraşmaktalar.
Serengeti’de
beyaz gergedan bulunmaz.
Devasa
boynuzların ardındaki yarım tonluk ağırlıklarıyla Afrika mandası (buffalo) çok
tehditkârdırlar. Boyutları, saldırganlığı, bir hayli gelişmiş geviş getiren
mideleri ile mandalar Afrika’nın en başarılı büyük hayvanlarındandır. Bazıları
bunları Anadolu, Ortadoğu, Asya ve Kuzey Afrika mandaları (bunların hepsi aynı
türdür) ile karıştırırlar. Afrika mandası bu iki tür arasında daha iri
olanıdır. Kendi sınıfında irilik bakımından Kuzey Amerika’daki buffalodan sonra
gelir.
Afrika
mandası Sahra’nın güneyinde bütün Afrika’da yaşar. Aslında mandalar ve filler
Afrika’daki memelilerin en kalabalık cinsleridir. Ancak manda diğer geviş
getirenlere göre su tutma niteliklerine sahip olmadıkları için sürekli su içmek
zorundadırlar. En yoğun olarak yaşadıkları alanlar sulak ve otlak alanlardır.
Koşulların iyi olduğu durumlarda Afrika mandası beş yaşına doğru olgunlaşır ve
doğurabilir. Onsekiz yaşına kadar yaşarlar. Evcil sığırlar gibi mandanın alt
sıra dişleri, geniş sert dudakları ve esnek uzun dilleri vardır ki bunları
beslenmeleri için tercih ettikleri otları toplamak için kullanırlar.
Afrika
Mandası Toplulukları
Afrika
mandası sürü halinde yaşar ve sayıları binlerce olabilir ama genelde 100 ile
300’lük guruplar halinde gezinirler. Bunlar bölgeci hayvanlar değillerdir ve
mevsimlerin değişimine göre iyi kalite yiyecek veya su peşinde seyahat ederler.
Her sürü kendi içinde alt sürüler oluştururlar. Bunların bir 30 ile 60 dişiyi
kapsayan ve genç ve yeni doğmuşlardan oluşan sürülerdir ve diğerleri de aynı
yaşlardaki dişi ve erkeklerden oluşur. Egemen erkekler yalnız dolanır ve sürü
içinde çiftleşme fırsatları ararlar ve egemenliklerini sürdürebilmek için de
sürekli diğer erkeklerle sürtüşme içindedirler. Erkekler yaşlanıp gençler
tarafından dışlandıktan sonra kendi başlarına yaşamaya başlarlar. İşte avcılar
korku salan ve çok değerli boynuzları elde etmek için bunların peşindedirler. Afrika
mandasının yalnızca iki düşmanı vardır, aslan ve insan.
Afrika mandaları vücut hareketleri
ve değişik sesler çıkararak iletişim kurarlar. Ses aralıkları sığırlar gibi çok
geniş değildir. Çıkardıkları çoğu ses beslenirken çıkardıkları homurdanmak ve
mırıldanmak şeklindedir ve belki de bunlar aralarında bir iletişim kurmak için
çıkardıkları seslerdir. Anneler tehlike anında yavrularını çağırmak için
gargara yapar gibi bir ses çıkarır ve yavrular da hemen buna tepki verirler.
Korktukları veya sinirlendikleri zaman çok yüksek ve sanki bir patlama sesi
gibi homurdanırlar. Eğer Afrika’da yaptığınız safari yürüyerek yapılan
cinsindense ve siz bu sesi yakınınızda duyarsanız hemen en yakın ağaca
tırmanın.
Birçok büyük
hayvanda olduğu gibi mandalar da tehdit edildiklerinde hemen yan dönerler ve ne
kadar iri olduklarını gösterirler. Savunmak için yapabileceklerinden bazıları
da sanki havayı koklar gibi kafalarını olabildiğince kaldırmak veya tam aksine
tamamen eğerek o muhteşem iri boynuzlarını göstermektir. Tüm boynuzlular gibi
mandalar da rakiplerini tehdit etmek için boynuzlarını yerlere sürerler. Eğer
kendini tehdit altında hissediyor veya kızmış ise yüzü dönük, başını iyice
kaldırmış olarak hücum eder ve son anda başını eğerek boynuzları ile rakibini
boynuzlar ve havaya kaldırır. Bir tehdit karşısında kendini zayıf görürse
başını eğer ve gerekirse kaçabilmek için biraz döner. Mandalar düşük statüde
olduklarını göstermek için başlarını baskın erkeğin karınlarının altına
sokarlar.
Serengeti Mandası
Serengeti
mandası 19. Yüzyılda çok yüksek sayılara ulaştı. Ancak 1890 yılında ortaya
çıkan sığır vebası sonucu sayıları inanılamz ölçüde düştü. Hesaplara göre
10.000’de biri ancak hayatta kalabildi. Sonraki 60 yıl zarfında yavaş yavaş
sayıları artarak 1969 yılında 65.000’lere ulaştı.
Bu dönemden
sonra parkın çevresindeki yavaş yavaş artan nüfus kaçak avılığı artırdı.
Mandalar kaçak avcıların tuzaklarına karşı çok zayıflar ve bu nedenle 1990’lara
yaklaşıldığında sayıları 16.000’e kadar düştü. Son yıllarda nüfusları kıyasla
sabit kaldı ama insanı üzecek kadar az.
Serengeti’de
bir zirveye çıktığınızı hayal edin ve altınızda gözün alabildiğince fil var. O
kadar çoklar ki önce bunları volkanik tepecikler (Kopje) sandınız ama ağır ağır
hareket ediyorlar, dönüyorlar, havayı kokluyorlar ve beslenmeye, tiz sesler
çıkarmaya, guruldamaya ve onları birer Afrika fili yapan sayısız şey
yapıyorlar. İşte bunlar hayvan dünyasının ünlüleri.
Afrika fili
kara canlılarının en büyüğüdür. Yetişkin bir fil dört araba ağırlığındadır,
3.000 – 5.000 kilo. Onları görmeye alışkın insanları bile büyüklükleri ve
ağırlıkları ile hayrete düşürür. Hem dişi hem de erkek filler yiyecek arayışı
sırasında tam yetişkin bir ağacı bile kökünden sökebilirler. Bununla beraber
parmak gibi kullandıkları hortumları ile ufacık tohumları, fıstıkları bile
alabilirler.
Filler
önceleri Afrika’nın Sahra güneyindeki her bölgede çokça görülen hayvanlardı.
Ancak artan insan nüfusu ve kaçak avcılık onları genelde ulusal parklara ve
koruma alanlarına doğru itmiştir. Yine de onlarla Afrika’nın çeşitli yaşam
alanlarında, bataklıklardan ormanlara ve düzlüklerden geniş otlaklara kadar
hatta Namibya çölünün sonsuz boşluklarında da, karşılaşabilirsiniz.
Sosyal
Örgütlenme
Fillerin
çoğu sayıları 2 ila 24 arasında değişen anaerkil sürüler halinde yaşarlar.
Liderleri en yaşlı dişi olur ki bu da 60 yaşında bile olabilir. Bir sürü bir
veya birkaç aileden oluşur. Her gurupta yaşlı liderin doğurgan kızları ve
onları çocuklarından oluşur. Erkekler ergenlik çağına gelene kadar sürüde
yaşarlar sonra ayrılır bekar sürüleri içinde veya yalnız yaşamlarını
sürdürürler. Yağmur mevsiminin sonuna denk gelen çiftleşme döneminde filler 100
– 200 bireylik guruplaşmalar halinde birleşirler.
Fil
toplulukları yaşa göre örgütlüdür, en yaşlı olan lider dişiden aşağı doğru.
Yaşlı filler gençlere nasıl davranacaklarını ve muhtemelen çevreyi ve
yiyebilecekleri nesneleri öğretirler. Sık sık yetişkinlerin gençleri
hortumlarını veya seslerini kullanarak uyardığı görülmüştür. Sürü lideri
üretkenliğinin çok ötesinde yaşar ve bu da o ek yaşam süresinde genç nesillere
eğitim vermesi olanağı sağladığını düşündürür. Filler ve insanlarda görülen bu
özellik hayvanlar arasında çok ender rastlanılan bir özelliktir. Diğer fillerin
yemek yemeleri veya harekete geçmeleri konusunda lider dişi karar verir.
Genelde hareket etmeyi veya yemeyi durduran odur ve sürünün diğer bireyleri
ondan ve sürünün diğer bireylerinden en fazla 50 metre uzaklaşırlar. Bir
tehlike anında da liderin etrafında biraraya gelir savunmaya geçerler.
Fil
toplulukları yaşa göre örgütlüdür, en yaşlı olan lider dişiden aşağı doğru.
Yaşlı filler gençlere nasıl davranacaklarını ve muhtemelen çevreyi ve
yiyebilecekleri nesneleri öğretirler. Sık sık yetişkinlerin gençleri
hortumlarını veya seslerini kullanarak uyardığı görülmüştür. Sürü lideri
üretkenliğinin çok ötesinde yaşar ve bu da o ek yaşam süresinde genç nesillere
eğitim vermesi olanağı sağladığını düşündürür. Filler ve insanlarda görülen bu
özellik hayvanlar arasında çok ender rastlanılan bir özelliktir. Diğer fillerin
yemek yemeleri veya harekete geçmeleri konusunda lider dişi karar verir.
Genelde hareket etmeyi veya yemeyi durduran odur ve sürünün diğer bireyleri
ondan ve sürünün diğer bireylerinden en fazla 50 metre uzaklaşırlar. Bir
tehlike anında da liderin etrafında biraraya gelir savunmaya geçerler.
Fil
toplulukları yaşa göre örgütlüdür, en yaşlı olan lider dişiden aşağı doğru.
Yaşlı filler gençlere nasıl davranacaklarını ve muhtemelen çevreyi ve
yiyebilecekleri nesneleri öğretirler. Sık sık yetişkinlerin gençleri
hortumlarını veya seslerini kullanarak uyardığı görülmüştür. Sürü lideri
üretkenliğinin çok ötesinde yaşar ve bu da o ek yaşam süresinde genç nesillere
eğitim vermesi olanağı sağladığını düşündürür. Filler ve insanlarda görülen bu
özellik hayvanlar arasında çok ender rastlanılan bir özelliktir. Diğer fillerin
yemek yemeleri veya harekete geçmeleri konusunda lider dişi karar verir.
Genelde hareket etmeyi veya yemeyi durduran odur ve sürünün diğer bireyleri
ondan ve sürünün diğer bireylerinden en fazla 50 metre uzaklaşırlar. Bir
tehlike anında da liderin etrafında biraraya gelir savunmaya geçerler.
Tipik Bir Fil Günü
Tipik bir
fil günü o iri cüsselerini sağlıklı tutabilmek için 16 saat beslenmeyle geçer.
Bu beslenme insanlar gibi öğünler şeklinde olur, sabah erken, akşamüzeri ve
gece. Filler günde 4- 5 saat bir ağaca yaslanarak, yatarak veya ayakta uyurlar.
Diğer zamanlarını yeni yiyecek, su birikintileri arayışı veya itişip kakışmakla
geçer. Filler eğer su bulabilirlerse her gün su içmeyi tercih ederler ama su
kıtlığı olduğu dönemlerde birkaç gün su içmeden de durabilirler. Görünen su
kaynaklarından yararlandıkları gibi kuru nehir yataklarını ve bataklıkları
kazarak ta suya erişebilirler. Su gereksinimlerini karşıladıktan sonra suda
yuvarlanır, hortumlarıyla kendilerini yıkar ve aynı işlemi toz toprakla
yaparlar ve bir çamur tabakasıyla bedenlerini örterler. Bunu kendilerini böcek
ısırmalarından ve parazitlerden korumak için yaparlar.
Fillerin
İletişimi
Fillerin çok
geniş ve çeşitli görsel ve işitsel dilleri vardır. Bunlar bir annenin yavrusunu
kuyruğundan iterek yönlendirmesinden kulaklarını öne doğru açarak korkunç bir
şekilde saldırıya geçmesine kadar farklılıklar gösterir. Fillerde genel olarak
iki türlü görsel iletişim vardır: saldırgan ve savunma veya baş eğme.
Saldırgan
davranış genelde filin tehdide doğru yönelmesi, tüm cüssesini gösterme,
kulaklarını öne doğru açarak kendisini olduğundan daha iri göstermeye çalışma
ve sıklıkla da kafasını aşağı yukarı sallamayla belli eder. Fazla tehdit
edilirlerse blöf yaparak hızla hücum eder ve hedefin yanından geçerler. Ancak
bu tehdidi ciddiye alıyorlarsa veya ürktülerse hücum eder ve tehdit unsurunu
yok etmek üzere temas kurarlar. Temas kurduklarında düşmanlarını dişleri ile
havaya kaldırarak fırlatırlar veya yere yatırır ve üstüne çökerler.
Savunma veya
baş eğme durumunda ise, kulaklarını vücutlarına yapıştırarak, sırtlarını yere
doğru indirir, kuyruklarını yukarıya kaldırır ve hortumlarını sağa sola sinirli
bir şekilde sallayarak geri çekilirler. Genç ve yavru filler ise hemen
hortumlarının ucunu ya annelerinin ya da tehdit eden büyük filin ağzına pes
dercesine sokarlar.
Fillerin en
yaygın sesli iletişimleri ise gürlemek veya homurdanmak ve trompet çalar gibi
bağırmaktır. Gürlemelerinin uzun süre karından geldiği düşünülürdü fakat
sonradan ortaya çıktığı gibi meğerse onlar da bu homurdanmayı bizim
bağırdığımız şekilde çıkarıyorlarmış. Filler homurdanmayı uzaklarla iletişim
kurmak için kullanırlar. İnsan kulağının duyamayacağı tarzdaki derinden
homurdanmaların kilometrelerce uzaktan duyulabildiği tespit edilmiştir. Bir fil
kızgın, huysuz veya birden şaşırtılırsa homurdanması daha yüksek sesle olur ve
gürlemeye benzer. Trompet çalar gibi bağırmada ise ses hortumlarından çıkar ve
hortumu kasıp gevşeterek bir enstrüman gibi kullanırlar. Bu sesleri ya çok
heyecanlandıklarında ya da çok kızdıklarında çıkarırlar. Eğer fillerle biraz
zaman geçirirseniz iki değişik sese daha tanık olabilirsiniz; sızlanırcasına
tiz bir ses ve çığlık. Yavrular korktuklarında bu tiz sesi çıkarırlar. Bu sesi
duyduğunuzda eğer canınızı seviyorsanız sakın anne ile yavru arasına girmeyin.
Çığlık sesi de yavruların sızlanma sesinin yetişkin halidir. Bu sesleri genelde
üstünlük gösterileri sırasında veya aşırı derecede sinirlendiklerinde
çıkarırlar.
Serengeti
Filleri
1930’larda
yeni gelen park bekçileri ve yöneticiler yalnız birkaç filin Serengeti’ye
girişlerine tanık oldular. 1940 ila 1960’larda Serengeti’nin fillerin doğal
yaşam alanı olmayıp o yıllarda o bölgeye ilk defa yerleşmeye başladıkları
düşünülüyordu. Ancak eski avcıların ve kaşiflerin kayıtlarına bakıldığında
görüldü ki 1900’lerden önce de filler Serengeti’de yaşıyorlardı. Fakat Doğu
Afrika’daki 1880 ve 1890’lardaki fildişi ticareti sayılarını son derece
azaltmıştı. Bu dönemde inanılmaz boyutlarda bir fil katliamı yaşandı ve
kaçabilenler insanların ulaşamayacağı bölgelere kaçtılar. !900’lerin başından
itibaren düşen fildişi ticareti sonucu filler yeniden kendilerini toparlamaya
ve yeniden eski yaşam alanlarına dönmeye başladılar.
Bundan sonra
1960 ve 1970'lerde Serengeti’de filler çoğalarak sayıları 2.460’a kadar çıktı.
1970’lerin ortasından 1980’lerin sonuna kadarki dönem filler için kara bir
dönem oldu. Fildişi fiyatlarının bu dönemde artması sonucu kaçak avcılık birden
hortladı ve fil nüfusuna büyük bir darbe indirdi. 1990’a gelindiğinde
Serengeti’de kalan fil sayısı 500’e düştü. 400-500 kadarının Kenya’ya kaçtığı
düşünülüyor. Kalan 1.500 fil ise katledilmişti. 1989 yılında dünya çapında
fildişi ticaretine getirilen yasak yine fillerin imdadına yetişti. Günümüzde
Serengeti’deki nüfusları tekrar 2.000’in üstüne çıktı. Fakat maalesef hala
eskisi kadar olmasa bile fildişi ticareti yapılmakta.