THE NOTES ARE STILL IN TURKISH I AM AFRAID BUT THIS SHOULD NOT STOP YOU FROM TAKING A LOOK AT THE ALBUM...:-))))
PICASA
GOOGLE +
20 Nisan 2014 – 16.15
Kahvaltıyı
sabah 07.30’da edeceğimizi belirleyip saatimi 06.30’a kurduktan sonra yattım.
Ama gel gör ki yine erken uyandım ve uyku tulumumu terk ettiğim an saat daha
06.10’du. Neyse güne erken başlarız. Hazırlıklarımı tamamlayıp yola çıkışım
07.30’u buldu. Daha iyi… Namche’ye daha erken varırız.
Kahvaltıda
Furwa’ya bugünkü yolumuzun ne kadar süreceğini sorduğumda 8 – 8.5 saat yanıtını
alınca ben de bir – birbuçuk saat te kendimden ekledim. Böylece varışımızı
17.00 – 17.30’a bağladım. Acele etmenin hiç mi hiç anlamı yok. Sen buraya keyif
almak, rahatlamak için geldin. Zevkini çıkar… Kafama bu saati koydum ya
moralimi olumsuz etkilemesin diye pek saate göz atmıyorum. İşi biyolojik saate
bıraktım. Vücudumun yıpranma oranı bana hedefime ne kadar kaldığını
bildirecektir. Yol uzun ve bol tırmanışlı olsa da çok yıpranmıyorum zira
öncekiş yıllara kıyasla kendimi hiç zorlamıyor ve gayet yavaş yürüyorum. Bu
arada yol boyunca da Furwa dadılık yapıyor bana. Bana kalsa Namche’ye kadar bir
şey yemeyeceğim ama o daha kısa bir süre önce kahvaltı etmiş olmamıza rağmen
başladı hadi öğle yemeği yiyelim demeye. Nâ-mumkiiin… Gayri-mumkiiin!.. diyerek
onu yemeğini yemesi için bıraktım ve ben yola devam ettim.
Namche’ye
giden yoldaki son köprüyü geçip diğer tarafında Furwa’yı bekleme plânım suya düştü. Adam yemeğini de yemiş olarak bana köprüye
girdikten az sonra yetişmeye başladı. Köprünün ortasına yaklaştığımda baktım
karşı taraftan yaklar köprüye girmek üzereler. Eyvaaaah!.. Bu yaratıklar lâftan anlamazlar, atarlar adamı köprüden aşağı!.. Bu
yükseklikten uçmak ta hiç hoş olmaz hani… Can havliyle koşmaya başladım. Karşı
tarafa yaklaştığımda artık bacaklarımda derman kalmamaya yüz tuttu. Son bir
gayretle köprünün son metrelerini bitirip yakların yolundan uzağa attım
kendimi. Tam zamanında!.. Ama Furwa ile bir taşıyıcı yak sürücüsünün engel
olamaması sonucu köprü üzerinde iki yakla burun buruna kaldılar. Dur durak
anlamıyor namertler. Furwa iyice bir kenara yanaşarak kurtardı ama taşıyıcının
sırtındaki yükün kabarıklığı onun yolu yak’ın geçebilmesi için açabilecek
genişliği sağlamasına engel oldu ve yak taşıyıcının sırtındaki yükü yere
devirdi. Neyse ki köprü üstünden aşağı düşmedi. Bu arada iyi ki geriden gelen
yakları durdurabildiler ki iş daha beter olmadı. Başkaları da yardımcı olarak
yükleri benim olduğum tarafa taşıdılar ve Furwa’yla taşıyıcı da benim yanıma
gelince köprü yaklara kaldı.
“Dinlenelim”,
dedi Furwa. Ama o nokta çok esiyordu. “Biraz daha çıkıp esmeyen bir nokta
bulalım, ondan sonra dinleniriz” deyip ben tırmanmaya devam ettim. Az ötede
uygun bir yer bulup oturduk. Çantasından bir termos çıkarıp çay verdi. Öyle bir
iyi geldi ki!.. Ama illâ birşeyler yedirecek ya bir paket
bisküvi çıkardı, benim, “Yok, istemem!..” falan filânıma aldırmayıp zorla birkaç tane yedirdi. Aksi takdirde
güçten hızla düşeceğimi söyleyip duruyor. Benim de bu dadılık hoşuma gitmedi
değil hani!..
Bu
dinlenmeler bana yarıyor mu zarar mı veriyor bir türlü tam olarak doğru
değerlendirebilmiş değilim. Sanki daha bir mayıştırdığı ve yeniden başlamak
biraz zorladığı için sonuçta kendimi daha mı yorgun hissediyorum, ne?!?!?!..
Ama, sanırım, hiç dinlenmeden de bu engebeli dağlık alanda devam edilmez. Hele
Himalayalar’da… Biraz sonra yine mola verdim. Bu sefer de elma getirmez mi!..
İstemem, istememi anlamıyor. “Peki yemezsen nasıl tamamlayacaksın bu etkinliği?
Hiç olmazsa yarısını ye!..” Dayanamadık dadımızın ısrarına ve yedik tabiî ki…J)))
Eskisine
kıyasla sayılarını artırdıkları kontrol noktalarından bir diğerine
ulaştığımızda Furwa’yı işlemleri yapması için bıraktım ve yola devam ettim. Bir
ara yine bir yak gurubu geçti yanımdan. Tam sonuncusu geçtiğinde öyle bir
noktaya geldim ki yol çatallaştı. Yakların gittiği yolun aksine diğer patikadan
bir gurup taşıyıcı indi. Onlara danıştım, Namche yolunun hangisi olduğunu. “Same
way, same way!” Tam Türkçesi: “Aynı hesap, aynı hesap!”. Daha ufak ve tozun olmadığı
dar bir patika olması nedeni ile o yolu tercih ettim. İyi ki de öyle yapmışım.
Aşağı yol berbat, toz toprak. Bir süre sonra birleştiler ama ben bir süre olsun
daha keyifli bir patikada yürüdüm. Gerçi arada diğer yolu gözden kaybettiğim
sıralarda acaba doğru yolda mıyım kaygısı yaşamadım da değil…
Yine bir
kontrol noktası. Yine Furwa’yı bıraktım ve devam… Artık yavaş yavaş yürümek
biraz canımı acıtmaya başladı. Fakat biyolojik saatim daha en az 4 saatlik
yolum olduğunu söylüyor. Kendine olumsuz yönde veri yükleme Rüştü!..
Yapabilirsin ve yapacaksın!.. Fakat kontrol noktasının olduğu ufak köyün
çıkışına baktığımda gördüğüm dik merdivenler çok canımı sıkıyor. Vay be daha 4
saat var!.. Başladım tırmanmaya… Orta noktalarda çeşme başında çamaşır yıkayan
kızların ve çevrenin fotoğraflarını çekmem biraz kafamı meşgul ettiğinden
merdivenler daha rahat bitiyor. Son basamağı çıktıktan sonra tepedeki burnu
döndüm ve bir takım binalar belirdi. Yahu ben bunları tanıyorum be!.. Yok,
olamaz!.. Daha 4 saate yakın yolum var. Ama bu kadar da benzerlik olmaz ki!..
Aaaa… Şu karşıdaki son buralara geldiğimde onarılmakta olan manastır değil mi?
Evet, kesin o… İlerledikçe bina sayısı arttı. Artık içimde hiç şüphe kalmadı.
İşte burası… Burası Namche Bazaar!.. Geldim!.. Saate baktım, 13.15… Yani yola
çıkıştan sonra geçen zaman 5 saat 45 dakika… Nasıl oldu bu iş? Üstelik tempom
da çok düşüktü. Hani on saatte gelecektik? Altı saatten kısa bir sürede işte
buradayız… Harika!.. Yaşasıııın!..
Namche dik
bir dağ yamacına çember şeklinde yukarıya tırmanan bir biçimde kurulan bölgenin
en büyük yerleşim yeri. Namche’ye geldim diyorsun ama tırmanış bitmiyor.
Kesinlikle kalacağın otele ulaşmak için daha mutlaka tırmanacağın bir süre var.
Bizim otel de tepelerde, ama tırmanış o kadar acıtmıyor zira artık sona
geldiğini biliyorsun. Tibet Otele yerleşiyoruz. Bizim taşıyıcı bu sene biraz ekâbir çıktı. Önceki yıllarda hep onlar bizden önce
yerleşeceğimiz otele ulaşırlar bizi beklerlerdi. Bu kerata bütün etkinlik
boyunca bir kere erken gelmediği gibi bazen 2.5 – 3 saat sonra ulaştı.
Üstümdekiler sırılsıklam. Değişecek tüm malzeme diğer çantada. Sadece polarım
var. Üstümdekileri çıkarıp poları giydim. Bir de iyi ki polar beremi de kendi
taşıdığım çantada bırakmışım zira kelimi korumazsam beter bir şekilde
üşüyeceğim. Polar da çıplak tenim üzerine giydiğim halde yeterince ısıtıyor.
Defteri kalemi kaptığım gibi aşağıda lokanta kısmına gidip bir şeyler içerek
günlük notlarımı tutayım diye aşağı inerken Furwa’yı İngiltere’de konuk etmiş
ve şimdi birlikte hem Island Peak’e hem de Lobuche’ye tırmanacakları Mehmet ile
karşılaştım.
Bir süre
takılmak gerek. Birlikte ballı limonlu zencefil çayımızı içtik ve sohbeti
koyulaştırdık. Bu arada benim çorba da geldi. Hem sohbet hem çorbayı
yudumlayarak günü ilerlettik. Aslında benim niyetim notlarımı bitirip fotoğraf
çekmek için dışarıda turalamaktı. Kaldı!.. Saat 18.00 ve daha yeni bitiriyorum
notları. Gerçi bir bakıma iyi de oldu sohbet ettiğimiz. Benim ayırdında
olmadığım bir sürü ciddi farklılıklar çıktı benim programda. Furwa benim
ekspedisyonumda sonuna kadar benimle olmayacak ve Island Peak tırmanışından
sonra beni başka bir rehbere bırakarak Mehmet ile yoluna devam edecekmiş. Pek
te hoşuma gitmedi bu durum. Ama cazgırlık yapmayı bilmiyoruz ki!.. Avrupalı
olsa kesin ödün vermez… Biz saf saf, “Neyse, böyle de olur!..” yaklaşımını
tercih ediyoruz. Ama ondan sonra da sinirlenip keyfimizi kaçırıyoruz… İleride
söz edeceğim tersliklerin olmasında biraz da bu yaklaşımımızın etkisi var.
Herkese önerim, Nepal’e gittiğinizde, veya gitmeden önce, yaptığınız programa
kesinlikle uyulması konusunda ısrarcı olun, tabiî ki olağanüstü durumlar dışında.
Örneğin, çığ felâketi sonucunda devletin üç dağa
çıkışı yasaklamasından dolayı Mehmet’in Nuptse’ye tırmanışı başka bir seneye
kaldı.
Sabah yola
çıktığımızda gelen bir telefonla bugünkü notlarımı noktalayayım. Furwa’ya gelen
telefonda uzun uzun konuşmasının ardından bu kadar uzun konuşmasının nedenini
anlattı. Ailesi, yalnızca karısı değil, annesi ve kızkardeşleri de, bir yandan
ağlayıp bir yandan da Nuptse tırmanışını iptal etmesi için yalvarıp durmuşlar. En
az 15 ölümlü ve bir sürü yaralılı bir çığ felaketinden sonra bu konuda haklılar
tabiî. Benden ayrıldıktan sonra Mehmet’le katılacağı Nuptse
tırmanışının geçeceği rota bu çığ felâketinin gerçekleştiği bölge. Aynı
yerde bir ikinci çığ olasılığı bu mevsimde belki az ama olmaz da değil. Onlara
gitmeyeceğini söylemiş ama şimdilik gidecekler gibi görünüyor. Aslında kendisi
de huzursuz. Neyse, dilerim herşey yolunda gider de sağ salim dönerler.
Evet,
noktayı koymadan önce bunu söylemezsem çatlarım. Yanımdaki masada İngiliz bir
aile oturuyor. Anne şifayı kapmış durumda ama yine de şortla oturuyor ve
ayakları çıplak!.. Ben donuyorum… Oğlanlardan büyüğü 13-15 yaşlarında, üzerinde
kısa kollu incecik bir tişört altında şort veeee ayakları çıplak. Küçük oğlan
8-10 yaşlarında, neyse bu uzun paçalı pantolonlu ama o da kısa kollu incecik
bir tişört giymiş ve onun da ayakları çıplaaaak!.. Üstelik te o çıplak
ayaklarla buz gibi yerlere basarak geziniyor. Hayatından memnun!.. J))) Tüm bunların yanısıra sıkı sıkı
giyinen bİr baba… İlginç!..
Şimdilik
öptüm canım. Her an yemeğim gelebilir. İnanılacak gibi değil ama beş dakika
önce de sobayı yaktılar. Yatağa gitmeden biraz da olsa ısınacağım demektir.
Yemek
geldiii!..
19.10 –
Bu saat oldu
hâlâ Furwa ve Mehmet ortalıkta
görünmüyorlar. Furwa aklı sıra benim rehberim ama buraya kadarmış demek
rehberliği… Dur bakalım!.. Ses etme, Rüştü… Buradaki işleyişe göre yemek
siparişlerini rehber alıyor ve servisi de rehber yapıyor. Ama o ortalarda
olmayınca iş müşteriye kalıyor. Bu çok mu önemli? Tabiî ki hayır… Fakat alışılmışın dışında gelişmeler olunca insan
bir hoş oluyor!..
Mehmet?..
Nasıl birisi acaba? Yeni öğrendiğim programa göre Everest Ana Kamp’ta onlarla,
rehberi Rinji ve Mehmet, bir iki gün kalacağım ve Island Peak tırmanışını
birlikte yapacağız. İyi de olabilir benim için belki ama işte son dakika
golleri insanın midesini bulandırmıyor değil!..
Rüstü Hatipoglu