Photos of the fourth day of my Nepal expedition
21
Nisan 2014 – 14.30
Her zamanki gibi bölük pörçük uykuyla geçen bir geceden
sonra sabah 06.00’da uyandım ama 07.00’ye kadar keyif yaptım. Herhalde belli
bir yaştan sonra uyku bölünmeleri için bahane bulmak kolay ve bol. Be sefer de,
terledim uyandım, yastık çok sertti, falan filân… Ağır ağır sabah işlerimi
halledip aşağıya kahvaltıya hazırlanırken kapı çaldı. Açtım, Rinji (daha
sonradan benim rehberliğimi yapacak olan Mehmet’in rehberi) elinde bir kupa
çayla kapıda. Çok mutlu oldum… Pek keyifli oluyor bu sabah sabah ayağa gelen
çay. İşte başka ekspedisyonlarda bu tarz hizmetleri duyup sana aynıları
yapılmayınca insan buruluyor. Bu sefer bazen sallasalar da beni mutlu edecek
ufak tefek incelikler yapıyorlar şu ana kadar. Çay faslı bir yana, aslında
Rinji’yi kapıda görünce şaşırdım, zira düşünceme göre Mehmet’le çoktan yola
çıkmış olmaları gerekti. Mehmet tembellik yapıyor herhalde…J))
Ben kahvaltı ederken bizim ekabir yüzünde gülücüklerle
ortaya çıktı. Birlikte sohbet ederek kahvaltımızı bitirdik. Çocuğa ekabir dedim
ama aslında akşam düşünmekten pek uyuyamamış. Çığ felaketi onu da olumsuz
etkilemiş. Kaygılandığı için de doğru dürüst uyuyamamış. Kaygılanmakta da
haklı. Bugünkü uyum tırmanışımızın başlarında Furwa’ya gelen bir telefonda çığ
faciasında 22 ölü ve 3 kayıp ve bir sürü yaralı olduğu yolunda bilgi almış.
Bazı ekspedisyonlar tırmanışlarını terk etmiş ve geri dönmeye başlamışlar. Ama
önemli bir kısmı hâlâ beklemedelermiş. Hükümetin o bölgede tırmanışları askıya
alması söz konusu imiş. İnsan böylesi bir faciadan etkilenmez mi? Ben şahsen
tırmanışı bırakırdım. Furwa’ya da bu senelik vazgeçmesini söyledim. Ailesi, eşi
bu kadar kaygılıyken ısrar etmenin anlamı var mı?
Tırmanışta
kaç müşterisi olduğunu sorduğumda, “Yalnız Mehmet ve ben!..” demez mi!..
Akıllarını kaçırmış bunlar!.. Tırmanışı yalnız
yapacaklarını ve bir ekip içinde olmadıklarını öğrenince benim kaygım iyice
arttı. Mehmet hem deneyimli bir dağcı değil hem de böylesi bir zirveyi, Nuptse
– 7.861m, ilk defa deneyecek. Tunç Mera Peak tırmanışında Mehmet’i geri
çevirmiş ve Nuptse tırmanışını duyunca da kesinlikle karşı çıkmış. Bir de şimdi
problemli bir dönem yaşanıyor. İnsanların morali bozuk… Yani, tırmanış
şerpaları yok. Onun için de bütün malzemeleri kendileri taşıyacak ve teknik
gereksinimleri bir başlarına halletmeye çalışacaklar. Yapılamaz mı? Tabii,
yapılır ama anlamsız bir risk almanın da hiç mi hiç alemi yok yani!.. Everest
Ana Kamp’ta buluştuğumuzda kesinlikle vazgeçirmeye çalışacağım. Dönsün gitsin
sağ salim evine. Daha 42 yaşında yahu!..
Günümüze
dönelim… Uyum tırmanışı için yola çıktıktan hemen sonra, daha 100-200 metre yol
almış almamışız ben çuvallamaya başladım. Bir iki kere inanılmaz bir şiddetle
nefes darlığı yaşadım. İnsaf!.. Daha başlar başlamaz!.. 3440 metreden
başlıyoruz. Ağır ol, Rüştü!.. Sakinleş!.. Sabret!.. Sen yaparsın… Bu işin
üstesinden gelebilirsin. Biraz durdum, nefes tempomu yakaladım ve yavaş yavaş
ilerlemeye başladım. Birkaç dakika sonra da tempomu oturttum ve keyifle
tırmanmaya başladım. Ciddî bir tırmanış!.. Çok dik… Fakat yine de iki büklüm
hallere girerek ve nefes tempomu bozarak yerlere eğilip o güzelim zambağın ve
Namche’nin fotoğraflarını çekmekten de geri kalmıyorum. Sanırım bizim
Fethiye’deki Ölü Deniz gibi dünyada fotoğrafı en çok çekilen yerlerden biridir
Namche Bazaar.
Bir
önceki Everest Ana Kamp etkinliğimde Namche’de hava yine güneşliydi ama
kaldığım iki gün boyunca çevre dağları bulutlar kapatmıştı ve şu andaki harika
görüntüleri benden saklamıştı. Ama bugün hava aşağılarda biraz puslu olsa da
yukarılar pırıl pırıl… Otelden çıktığımızda tam karşımızda güneybatıya düşen,
tüm heybeti ile bize tepeden bakan Kongde Ri (6187m). Kasabadan biraz çıkıp
arkamıza doğuya döndüğümüzde tüm güzelliği ile Kusum Kanguru (6.367m). Tibet
dilinde bunun anlamı, dağın üç zirvesine gönderme yapan, “Kar beyazı 3 tanrı”
imiş. Bu dağ teknik gerektirmeyen doğa yürüyüşçülerinin tırmanabileceği bir dağ
kategorisinde yer almasına rağmen 1978 – 1998 yılları arasında 22 tırmanış
denemesinden sadece 9’u başarı ile sonuçlanmış. Onun kuzeyinde ise Thamserku
(6.608m) yer alıyor. Bunun da Tibetçe’de anlamı, “Kar eyeri”. Bazı açılardan
bakıldığında atın üzerine koyduğumuz eyere çok benziyor.
Hedef
önce Syangboche (3.780m). Yükseklere ulaşımı kolaylaştırıp hızlandırmak ve
çevre köylere hızlı nakliyat için yapılmış ama şu anda pek kullanılmayan
havayolu pistinin olduğu yükseklik. Şimdilerde kullanılmamasının nedeni Lukla
Namche arasında yaşayan halkın isyanı. Havaalanı yapılma öncesinde Katmandu’dan
bu güzergâh üzerinden yürüyerek gidiliyormuş dağlara. Hâlâ yürüyenler var ama
genelde dağcılar ve doğa yürüyüşçüleri Lukla’ya uçuyor. Oradan devam ediyorlar.
Şimdiki havaalanı daha yukarılara inşa edilince tabiî Lukla-Namche arasındaki
köy halkı ve o bölgeye yatırım yapanlar kazançlarını kaybedecekleri için böyle
bir ayaklanmaya kalkışmışlar ve sonunda da istekleri kabul edilerek Lukla’ya
havaalanı yapılmış.
Furwa
yine beni yakıtsız bırakmıyor. Bir süre tırmandıktan sonra verdiğimiz molada
mango çayı içirdi bana. Tırmanış sırasında bir kulak kabarttım bir yerlerden
sürekli deklanşör sesi geliyor. Bayağı kafama takıldı!.. Bakıyorum etrafta
Furwa ve benden başka birisi yok. Biraz daha dikkat edince benim sağ işaret
parmağımın sürekli deklanşör üzerinde gezindiğini gördüm.;-))) Yandık!.. Ülkeme
döndükten sonra işin yoksa fotoğraf ayıkla…J)) Ama olsun, bu
sefer benzer kare filân demeyeceğim ve bol bol fotoğraf çekeceğim. Hedef
yanımdaki tüm bellek kartlarını doldurmak. J))
Syangboche’de
fazla oyalanmadan yola devam ettik. Sırada Hillary Hastanesinin olduğu Khunde
(3.840m) var. Khunde’ye yaklaşırken muhteşem bir seyir noktasına geldik,
Mendafu Seyir Noktası. Harika bir manzarası var. Namche çevresindeki hemen
hemen bütün büyük tepe ve dağları görebiliyorsun. Arkamdan başlayarak sola
doğru (güneybatı’dan kuzeybatı’ya doğru) Khongde, Kusum Kanguru, Thamserku,
Kangtega (6.782m), Ama Dablam (6.856m), Kang Lemo (6.202m), Nuptse (7.861m),
Everest (8.848m)[Çooook uzakta ve sadece jet-stream’i görünüyor], Tobuche
(6.495m) ve kutsal dağ Khumbila (5.761m). Khumbila “Khumbu’nun Tanrısı” demek.
Bu dağa artık çıkış izni verilmiyor. Bir kez 1980 öncesi tırmanma denemesi
yapılmış ve müthiş bir çığ sonucu bütün ekip yok olmuş. İşte bunlarla uzaktan
da olsa kucaklaşmak için buralardayım ben. Onların heybetinin insanların,
bizlerin, aslında ne kadar ufacık, ne kadar önemsiz olduğunu vurgulaması ve
bunu kafamıza kazıması belki de bizi buralara çekiyor. Kendimizi Kaf Dağı’nda
görmemizi bıraktırdığı için…
Khunde’deki
hastaneye vardığımızda fıstık bir bebekle beraber 6-7 kişi yemeğe gitmiş olan
doktoru bekliyordu. Tek katlı hastane duvarlarına hastane ve yüksek irtifa
hastalığı ile ilgili bilgiler içeren afişler ve fotoğrafların yanısıra bir de
bağış kutusu vardı. Ne kadar bağış yapacağımı bilemediğimden bağış kutusuna bir
100 rupi attım. Hani vardır ya, “Az veren gönülden, çok veren…” Bizimki de işte
öyle gönülden oldu.
Khunde
ve Khumjung bölgenin en zengin iki köyü imiş. Buralar şerpa köyleri. Tırmanış
şerpaları ve rehberler bu köylerden çıktıkları için otomatikman kazançları da
iyi oluyormuş. Ayrıca, hemen hemen her aileden en az bir kişi Amerika ve
Kanada’ya göç etmiş, az bir kısım da Avrupa’ya. Bunlar da destekleri ile
köyleri kalkındırıyorlarmış.
Khunde’den
Khumjung’a (3.780m) doğru hafif bir inişe geçtik. Bu köy de aynen Khunde’de
olduğu gibi Edmund Hillary’nin önayak olması, uluslararası finans sağlaması ve
en önemlisi de yerli halkın büyük bir istek ve çaba ile çalışmaları sonucu
düzenli ve güzel bir köy haline gelmiş. Buraya ayrıca bir de çevre köylerden
gelen şerpa çocuklarının eğitimleri için büyük bir okul yapmışlar. Bu okulu
ziyaret ettik. Kısa bir tatil ve yeni kayıtların yapıldığı bir dönemmiş. Bir
hafta sonra dersler başlayacak ve değişik sınıflarda 300 öğrenci yatılı olarak
10 ay boyunca eğitim görecek. İki aylık uzun tatilleri bizimkinin aksine kar
yağışlarının yoğun olduğu kış döneminde veriliyormuş.
Şu anda içerisi soğuk olduğu için
dışarıya çıktım. Mis gibi bir güneş var dışarıda. Rüzgârın esmediği anlarda
insanın iliklerini ısıtıyor. Karşımda, sanki elimi uzatsam dokunacakmış hissi
verecek kadar yakın görünen ama tepesinde parlayan güneşin soluk gösterdiği
inanılmaz heybeti ile ezici Kongde.
Khumjung’tan
sonra biraz yolu uzatıp güzel bir manzaraya tanık olmamı istemiş Furwa fakat o
rotanın daha zorlu olacağını söyledi. Okulun hemen yanından doğrudan güneye
giden yolun daha kolay olduğunu da ekledi. Önce bir düşündüm, hadi uzun ve
zorlu yol dedim ama 15 – 20 adım sonra, “Şaka yaptıııım!.. Haydi kolay yola!..”
diyerek güneye yöneldim. Bir bakıma iyi ki de öyle yapmışım. İnişin çok yeri
basamaklı idi. Basamaklar da insanın dizlerini bayağı zorluyor.
Khumjung’tan
çıkarken de biraz genel kültürümü geliştirdi. Yarın ulaşacağımız Tengboche
Manastırı’nın Nepal’deki en büyük ve Tibet’tekinden sonra da dünyanın ikinci
büyük manastırı olduğunu bilmiş bilmiş söyleyince bunun yanlış bilgi olduğunu
Katmandu’daki Boudanath Manastırı’nın Nepal’deki en büyük ve Pangboche
Manastırı’nın ise en eski ve çok önemli bir manastır olduğunu söyledi.
Tengboche’nin böyle ünlü olmasının nedeninin de
zengin ve turistik olmasından kaynaklandığını ifade etti. Tengboche’deki
hemen hemen bütün oteller manastıra aitmiş. Bu din dünyanın her tarafında aynı
be!.. Dinin aristokrat kesimi hep zengin halk fakir…
“Che”nin
ne anlama geldiğini bilip bilmediğimi sordu. “Şehir olabilir mi?” “Ayakizi”
demekmiş… (Rinji ise bu eki biraz daha genişleterek “boche” yaptı ve anlamını
da ‘Bir noktadan diğerine sıçrayarak ayak izi bırakmak’ olarak açıkladı!..) Bu
da, Tibet’ten Nepal’e ilk göç eden Budistlerin liderleri olan üç kardeşten en
büyükleri olan Lama Sang Dawa’nın uğradığı ve ibadet ettiği yerlerde bıraktığı
ayak izinden kaynaklanıyormuş. Bu kardeşler de önce Tengboche’de değil başka
yerlerde manastırlar kurmuşlar. Lama Sang Dawa Pangboche’de, diğer kardeş
Phakding’te ve sonuncusu da Thame’deki manastırları inşa ettirmişler.
Yine
az zorlu bir tırmanıştan sonra inişli yokuşlu bir alanı geçip bizi Namche’ye
indirecek basamaklara geldik. Burada, acaba canımın içine buraların atmosferini
onu çok yıpratmadan nasıl tattırırım düşüncesi geldi zihnime oturdu. Baktım
ileride Phakding yolu üzerinde bir köy var. Furwa’ya Phakding yerine Lukla’dan
sonra bu köyde konaklanılsa Namche’ye süre olarak uzaklığının ne kadar olduğunu
sordum. Çok sıkmadan 4 saat civarında süreceğini söyledi. Uygun gibi görünüyor.
“Peki, Namche trek mi yoksa Poon Hill trek mi acemi birisi için daha
yapılabilir?” “Kesinlikle Poon Hill!..” dedi. Sonra düşündüm… Anımsadığım
kadarı ile Poon Hill’de görebileceğin dağlar hem daha fazla hem de en az iki
8.000’lik dağ görebiliyorsun, belki de daha fazla. Hem oralar doğal olarak
buralara kıyasla daha güzel. Bunları düşünürken bile moralim yükseldi ve canımı
yanımda duyumsadım. Seneye bunu kesin programa almalı. Önce Poon Hill ardından
Pokhara ve Chitwan mükemmel olur.
Çok
uykum geldi yaaa!.. Gidip yatsam mı ki? Saat te dörde geliyor. 18.30’a yemek
siparişimi vereyim ve sonra da odaya çıkıp biraz uzanayım. Haydi bakalım Rüştü…
Rüstü Hatipoglu