Ezel, geçmiş zamanın başı değildir. Ezel, geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zamanı aynı anda kapsayan bir zamansızlık alemidir. Herşeyi aynı anda bilen ve gören Allah’ın sonsuz ilmidir.
Kaza ise kader planındaki olayın zamanı gelince gerçekleşmesidir. Kaderde bu yazının yazılması vardı, şu an kaza oluyor, yani yazıyorum. :)
Şimdi kaderle ilgili iki terim öğrenelim: Cüzi ihtiyari ve izdırari kader.
Cüzi ihtiyarı, insanın, Allah’ın verdiği iradesiyle yaptığı tercih ve seçimlerdir. Sen seçim yaptın. Seni zorlayan bişey olmadı, imanım güçlensin diye bu sohbete gelmeyi seçtin. Allah’ın verdiği hür iraden ile, cüzi ihtiyari’n ile…
İzdırari kader ise, bize seçme hakkı verilmeyen Allah’ın imtihan etmek için kaderimize verdiği hallerdir. Mesela ten, saç, göz rengi, boy, anne baba, şehir, ülke, din, vs…
İNSANI CENNET YADA CEHENNEME SOKAN YAPTIĞI SEÇİMLERDİR
İnsanı cennet yada cehenneme sokan cüzi ihtiyari ile yaptığı seçimlerdir. Yine Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin bir cümlesini okuyup açıkladılar.
“Teşbihte hata olmasın, sen bir iktidarsız (ergenliğe girmemiş, küçük) çocuğu omuzuna alsan, onu muhayyer (seçimde özgür) bırakıp “Nereyi istersen seni oraya götüreceğim” desen; o çocuk yüksek bir dağı istedi, götürdün. Çocuk üşüdü yahut düştü. Elbette “Sen istedin” diyerek itab (azarlayıp) edip, üstünde bir tokat vuracaksın.
İşte, Cenâb-ı Hak, Ahkemü’l-Hâkimîn (Hakimlerin Hakimi olan Allah), nihayet zaafta olan abdin (son derece aciz kulun) iradesini (seçimini) bir şart-ı âdi (fiili yaratma sebebi) yapıp, irade-i külliyesi (Allah’ın herşeyi kuşatan iradesi) ona nazar eder.”
Yani kısaca biz isteriz Allah yaratır. Küçücük kibriti yakmayı biz irade ettik, Allah bizim seçimizle evi yaktı. Sorumlu kader değil, biz seçtik. Mahşerde bunun cezasını biz ödeyeceğiz.
Veya namaz kılmayı yada bir iyilik yapmayı tercih ettik, bunun mükafını alacağız…
Şimdi kaderi tarif ederken Allah’ın ezeli ilmiyle herşeyi bilip yazmasıdır demiştik ve ezel’i açıklamıştık.
Allah kaderimizi yazarken önceden bilerek yazıyor ve bu yazmanın irademize etkisi olmuyor.
Mesela bir adam düşünün bir dağın başında oturuyor. Yukardan görüyorki her iki tarafta iki tren aynı rayda birbirlerine doğru ilerliyor. Adam matematikçiymiş, hesaplıyor. Saat 14:23’te iki tren çarpışacak diye bir kağıda yazıyor.
Ve çarpışma oluyor. Kimse iddia edemez ki, adam yazdı diye o trenler çarpışmadı. İşte ezeli ilim budur. Allah tüm zamanları kapsayan sonsuz ilmiyle yaşayacağımız tüm olayları bilip önceden kader defteriimize yazmasıdır.
PEKİ KADER NEDEN VAR?
Genç Nur talebesi Fatih Yağcı kardeşim bu bilgileri Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Kader Risalesinden okuyup açıklamaktadır. Kader neden var sorusunu yine Kader Risalesinden şu cümle ile cevaplayıp örnekler ile açıkladılar.
“Evet, kader, cüz-ü ihtiyarî, iman ve İslâmiyetin nihayet merâtibinde (son mertebesi olarak) ; kader, nefsi gururdan; ve cüz-ü ihtiyarî, adem-i mes’uliyetten (mesuliyetsizlikten) kurtarmak içindir ki, mesâil-i imaniyeye (imanın şartlarına) girmişler.”
Yani yaptığı hayırlı, işlerden gurulanmamak için kader karşına çıkar. Mesela adam çok zengin, her sene Afrika’daki aç insanlara yardım ediyor. Bu adam havaya girebilir mi?
Giremez, kadere iman ediyorsa giremez. Kader, yapan sen değilsin, der. Kalbindeki merhameti kim Verdi, Bu aklı kim Verdi, malı kim nasip etti, yardım edeceğin fakiri kim yarattı, vs. Sende ufacık bir cüzi ihtiyari var, sen irade ettin Allah yarattı. Böylece nefsi gururdan korumak için…
Öte yandan adam kaderimde bu yetmişlik mereti içmek yazılmışşa ben napıyım, diyor. İşte KADER karşına çıkıyor, cüzi ihtiyari yani tercih etmek ise işlediği günahın sorumluluğunu yüklenmesi içindir.
TDV yayınlarından çıkan islam ilmihali kitabından kaderin tanımı ile yazımızı bitiriyoruz:
Kader sözlükte “ölçü, miktar, bir şeyi belirli ölçüye göre yapmak ve belirlemek” anlamlarına gelir. Terim olarak “yüce Allah’ın, ezelden ebede kadar olacak bütün şeylerin zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini, ezelî ilmiyle bilip sınırlaması ve takdir etmesi” demektir.
Allah izdirari kaderimizi güzel yazsın inşallah. Benim bu hastalığımı Allah izdirari kaderim olarak verdi. Mahşerde inşallah bu FA hastalığım Allah’a olan aşkımın şahidi olacaktır.
“De ki: "Bizim başımıza ancak, Allah'ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O bizim yardımcımızdır. Öyleyse mü'minler, yalnız Allah'a güvensinler." (Tevbe Suresi, 51. Ayet)
Allah Cüzi ihtiyarimizi de olumlu yönde kullanarak cenneti kazanacak ameller işlemeyi nasip etsin inşallah.
DUA KADERİ DEĞİŞTİRİR Mİ?
0
Dua-kader ilişkisi nedir? Duanın eceli değiştirdiği, belaları uzaklaştırdığı sözü ne anlama gelmektedir?
Duanın sonuç doğuracak bir sebep olarak görülmesi, konunun kaderle ilişkisini akla getirmektedir. Tabiat olayları, sünnetullah denilen ilâhî kanunlara uygun olarak meydana gelmektedir. Başka bir deyişle tabiatta ortaya çıkan her olayın mutlaka bir sebebi vardır. İnsanın fiilleri de aynı şekilde bir sebep-sonuç ilişkisi içinde cereyan etmektedir. Sebebi ve o sebebe bağlı olarak ortaya çıkan sonucu yaratan Allah’tır. (En’âm, 6/17; Yûnus, 10/107)
KADER NASIL ŞEKİLLENİR?
Dua takdirin bir parçasıdır. Hadislerde duanın belaları def edeceğine (Tirmizî, Kader, 6; Taberânî, ed-Du‘â, s. 31-32; Beyhakî, Şu‘abü’l-îmân, V, 184) işaret edilse de, ezelde duaya bağlı olarak takdir edilmiş şeyler yine dua ile meydana gelecektir. Allah, ezelî ilmiyle kulun yapacağı duayı bildiği için kaderini ona göre şekillendirmektedir. Dolayısıyla dua, diğer sebepler gibi bir sebeptir. Başka bir ifadeyle dua sonucunda bir değişikliğin olmasını Allah dilemişse bu değişiklik, tabii sebep-sonuç ilişkisi içinde hayır veya şer olarak ortaya çıkmaktadır.
KULLUĞUN GEREĞİ
Dua, kulluğun gereğidir. Yoksa dua, Allah’ın meydana geleceğini ezelde takdir ettiği şeyin gerçekleşmesini önlemesi, takdir etmediği şeyin meydana gelmesini sağlaması için yapılan bir amel değildir. Ayrıca duadan maksat, Allah’ın bilmediği şeyi ona hatırlatma anlamını asla taşımaz. Dua, kişinin kulluğunu göstermesi, aczini ve ihtiyacını Allah’a arz etmesidir.
Kaynak: Diyanet Fetva Kurulu
Celalin Penceresinden