Anadolu da Selçuklu Devleti nin parçalanma döneminde Horasan dan
Selçuklular için mücadele vermiş, komutanlıklarını yapıp yararlıklar
göstermiş Türkmen Beyleri Suriye, Halep, Şam taraflarından bugünkü
Türkiye'ye geçiş yapmaya başladılar. 1300 lerin başındaki bu geçiş
Horasani Halil Türkmen'in yaşlılığına rastlayan bir dönemdir. Şu anki
Maraş dolaylarına geldiklerinde Halil Türkmen'in oğlu Hasan Dulkadir
Bey son derece güçlü, savaşçı, akıllı ve heybetli bir Bey olarak
Türkmen boyları ve aşiretleri arasında dahada öne çıkar. Kendisi
ailesi ve diğer Türkmen leri yanında toplayarak dahada güçlenen Hasan
Dulkadir Bey Ermeni Prensini yener. Bölgede hızla güçlenen Dulkadir
Bey ve ailesi 1337 yılında tam anlamı ile Beylik-Devlet olarak tarih
sahnesindeki yerini alır.
Bu zamandan sonra Dulkadir Bey den ötürü Dulkadirliler
Dulkadiroğulları diye anıldılar. Osmanlılar'ın da büyüme döneminde,
Dulkadiroğulları askerleri ile Şehzadelere ve Sultanlara desteklerini
esirgemediler. Dulkadiroğulları bilindiği gibi Oğuz Han Oğlu Günhan
evladı Bayat boyundandır. Günhan ın diğer oğullarından biride
Osmanlıların ait olduğu Kayı boyudur. Yani Osmanoğulları,
Dulkadiroğullarının amcazadeleridir. Elbette Osmanlı'ya gelişme
döneminde verilen destekler sadece amcazadeleri olmalarından değil
aynı zamanda Osmanlı Padişahlarının eşlerinin ve annelerinin bir
çoğunun Dulkadiroğlu Hanedanı'ndan olmasıdır. Yani Dulkadiroğulları,
Osmanoğulları ile akrabalıklarını saraya kız gelin ederek ve alarak da
karşılıklı olarak pekiştirmişlerdir. Osmanlıların Yükseliş dönemindeki
Padişahlarının eşleri ve anneleri çoğunlukla Dulkadiroğlu kızlarıdır.
Bu sebeple Yavuz Sultan Selim'in annesi Gülbahar Ayşe Sultan'da
Dedemiz Dulkadiroğlu Alaüddevle Bey'in kızıdır. Yavuz Sultan Selim
Devleşen bir İmparatorlukta son kalan Dedesinin ve dayılarının
Beyliğini'de noktalayarak büyümesini devam ettirmek istiyordu.
Bu yöndede yapılan büyük savaşta Yavuz un yanında yer alan Alaüddevle
Bey in kardeşi Şahsuvar Bey in oğlu Ali Bey savaş öncesi bir konuşma
yaparak amcasının yanındaki Dulkadir Beyleri nin ve askerlerinin
önemli bir kısmının yanına geçmesini sağlamıştı. Bu savaş ile yenilen
Dulkadiroğlu Alaüddevle Bey ve Beyliği üstünde Osmanlının hakimiyeti
kurulmuş oluyordu.
Bu savaş ardından hayatta kalan Dulkadiroğlu Alaüddevle Bey in oğlu
Şahruh Bey'in Mehmet ve Ali isimlerindeki oğlu İran tarafına doğru
kaçıp Şah İsmail'e sığınmak zorunda kalır. Şah İsmail de bunlara çokca
saygı gösterip kendi devletinde önemli yerlerde Sancak Beylikleri yani
Han lık verir. Ama sonraları bunlar kendileri sünni olması Şah İsmail
in Şii olmasından dolayı oraya ısınamayarak Kanuniye müracaat edip
geri dönmek için izin alıp döneceklerdir.
Dulkadir Beyliği nin hüküm sürdüğü iller ve bölgeler Dulkadiriye
(Zülkadriye) Eyaleti olarak adlandırılarak Dulkadiroğlu Şahsuvar
Bey'in oğlu Osmanlı nın ve Yavuz Sultan Selim'in en sadık Paşası Ali
Bey e verilir. Ali Bey Yavuz'un, Mercidabık, Ridaniye ve Mısır
Seferlerinde en büyük başarıları göstermiş bir Komutanı ve Paşasıdır.
Lakin Dulkadiroğlu Ali Bey bu büyük başarılarının ödülünü Yavuz vefat
edip yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçtiğinde devşirme bir Paşa
olan Ferhad Paşa tarafından haince mert olmayan bir şekilde pusuya
düşürülüp öldürülerek ödeyecektir. Nitekim bir sefer esnasında olan
Kanuni yi kışkırtıp iftira ile Yavuz'a yaklaşıp "Sultanım derler ki
Dulkadir Beyi Ali Bey Maraş ve ahalisinde halka zulüm edermiş. Bir
elçi heyeti gönderip yerinde olayı teftiş ettirelim" bu fitne ve yalan
dolu kışkırtmadan sonra cevaz alan hain Ferhad Paşa kendi gibi tehdit
edici ve kışkırtıcı bir heyeti Maraş'a yollar.
Maraş'a varan heyet Ali Bey i rencide edici sözler kullanıp provake
edici tavırlara girince. O yurtların beyi olan Dulkadir Bey'i çok
sinirlenip kızar ve o kişileri bizzat kendi öldürür.
Bu olay hain Hırvat devşirmesi Ferhad Paşa nın ekmeğine yağ sürer.
Kanuni'ye binbir yalan söyleyerek Ali Bey i katletmek için izin alır.
Hemen Maraş'a bir yazı yazarak Şah ismail e önemli bir sefer daha
yapılacağını ve kendisinin ailesi ile Tokat'a gelmesini ister.
Maraş'ta kalan Dulkadir Beyleri, Ali Bey'i bu işte bir tuhaflık
olduğunu hissederek uyarırlar. Ama Ali Bey "Benim Osmanlı ile alıp
veremediğim nedir ki böyle dersiniz ? Onca yararlarımız olmuştur.
Bişey olmaz der" Ve evlatlarının bir kısmını yanına alır Tokat a
varır. Orda hain Ferhat Paşa Ali Bey'e çok büyük hürmet gösterip adına
ziyafet verir ve yemek esnasında iken ansızın kendi adamlarını Ali Bey
ve evlatlarına saldırdıp elleri yemekte iken kılıçtan geçirerek haince
öldürtür.
Bu saatten sonra Kanuni haberi alınca çok fazla üzülür ama Ferhat
Haininin oyununa gelmiştir bir kere. Ferhad Paşa'nın bir başka
hainliğini de gören Kanuni onu asarak öldürtür.
Şimdi gelelim, Dulkadiroğlu Alaüddevle Bey'in oğlu Şahruh Bey'in
Kanuni'den izin alıp geri dönen oğullları Mehmet Han ve Ali Mirza
Bey'e.
Kanuni bu Dulkadir Beylerini Maraş'a göndermezki, yeniden güçlenip
Beyliklerini güçlendirmesinler. Zaten babası Yavuz'da buna önlem
olarak Dulkadir Beyleri nin bir çoğunu Maraş'tan yeni fethedilmiş olan
topraklara göndermiş bir anlamda Sürgünün düğmesine basmıştır.
Dulkadiroğlu Mehmet Han ve kardeşi Ali Mirza Bey başka yerlerde
değerlendirilecek ve yerleştirilecektir.
Erzurum ve Çevre bölgeleri (İlleri) kapsayan bir Beylerbeylik
oluşturularak ilk Beylerbeyi Dulkadiroğlu Mehmed Han atanır. Kardeşi
Ali Mirza Bey'de Pasinler ve Avnik Sancak Beyi olarak görevlendirilir.
Mehmet Han daha sonra Şah İsmail'in tehdit edici akınlarından ve
fitnesinden dolayı Niğbolu Sancak Beyi olarak görev verilip sorun
olmadan çözülür. Dulkadiroğlu Ali Mirza Bey'in evlatlarından Karahan
Bey'de Köstendil Sancak Beyi olur. Karahan Bey'in oğu Cafer Bey'de
Çorum Sancak Beyi olur.
İşte bu Cafer Bey farklı Sancaklarda Sancak Beyliği yaptıktan sonra
yaşlılığında emekli olunca Kayseri'de Sancak Beyi olarak görev yapan
oğlu DULKADİROĞLU DAVUT BEY'in yanına Kayseri'ye gelir. Yıl 1591-1592
bundan bir kaç yıl sonrada. Oğlu Davut Bey'in yanında 1600 e doğru
vefat eder.
Maraş'a bir daha dönemeyen ve Osmanlı'nın Beylerbeyilik ve Sancak
Beyliği gibi önemli görevler vererek Maraş'tan uzaklaştırmak adına
sürgünlerine maruz kalan diğer Beyler gibi Cafer Bey'de babası ve
büyük dedeleri gibi Maraş dışında vefat eder.
Ve oğlu Davut Bey'de Kayseri Sancak Beyliği görevini tamamladıktan
sonra kendisine HAS olarak verilen bu günkü Tomarza, Bünyan,
Pınarbaşı'nı içine alan bölge olan Zamantı Bölgesine gelir. Bir müddet
burda beğeneceği yer bakar. Sonra yine düşünüp Maraş'a dönmek en
azından kendisi Maraş'ta yaşayıp orda vefat etmek ister. Maraş'a
ailesi ile gider, ama o zamanki Maraş ve Saray yönetimi önceki
dedeleri gibi oraya yerleşmesini kuvvetlenirler diye istemez. Çünkü
Osmanlı Dulkadiroğlu Hanedanı Beyleri'ni başka yerlere iskan ederken
Maraş'ta da elbette aileden kalan Beyler olmuştu.
Dulkadiroğlu Davut Bey mecbur kalarak kendisine HAS olarak verilen
Zamantı daki hisselerinin olduğu bölgeye döner. Bir kaç yere ailesi ve
yanındaki işçi aileler ile konar en son bugün Tomarza İlçesine bağlı
olan eski adı Güllü Viran yeni adı Gülveren olan Köyü nü beğenir ve
buraya yerleşir. Bu bölge Zamantı Bölgesi Maraş'a yakındır en azından
hasretini bu şekilde giderecektir. Dulkadiroğlu Davut Bey'in
oğullarıda Osmanlı Sarayınca Dulkadiroğlu Hanedanından olmaları sebebi
ile Zamantı Alaybeyi ünvanları ile görevlendirilirler ve babadan oğula
bu görev Cumhuriyete yakın zamana kadar sürer.
Diğer illere gönderilmiş olan Dulkadiroğlu Hanedanı ile de yakın
akrabalıkları bulunmaktadır. Hatta hem Kırşehir Dulkadirli de yaşayan
Dulkadiroğulları hem de Kayseri Tomarza Gülveren'de yaşayan
Dulkadiroğulları aile içindeki bilgilere göre kardeşlik bağları vardır
ve bir taraf diğerinden ayrılarak oldukları yere yerleşmişlerdir.
Dulkadiroğlu Davut bey'in şöhretinden dolayı Tomarza'nın üç köyünde
yaşayan Dulkadiroğlu ailesi Davutlu'lar olarak anılmışlardır. Ailede
babadan oğula geçen Alaybeyi'lik görevi neticesinde bir kol Alaybeyler
Isbaa'lar (Sipahiler) olarakta tanınmaktadır. Gülveren ana köy olmak
üzere Gülveren'den Harsa (Güzelsu) ve Bel Köyü'ne Bey dedelerimiz
evlatlarını yollamış ve orda yerleştirmişlerdir.
Aile içinde bulunan seceremizde soyumuza bağlılığımızın bir
göstergesidir.
Güçleri adaleti ve bonkörlükleri ile yüzlerce yıl yönetim gösteren
dedelerimiz bugün torunları ve çevre sakinlerince hayırla yad
edilmektedirler.
Yukardada belirtildiği üzere, Ailemiz Gülveren dışında iki köyü daha
kurarak toplam 3 köye yerleşmişlerdir.
Bugünkü adı Güzelsu olan (Harsa) köyünde yaşayanlar DULKADİROĞLU
Mükremin Bey Dedemizin torunlarıdır. DULKADİROĞLU Mükremin Bey in
Babası Dulkadiroğlu Mehmet Sipahi Bey dir ve oğluna bu köyü vererek
kurdurmuştur. DULKADİROĞLU Mehmet Sipahi Bey'in Gülveren de yanında
kalan Bey oğlu ise DULKADİROĞLU MEMİŞ BEY DİR. MEMİŞ BEY de son derece
güçlü, hayırsever, vatansever ve inançlı bir beydir.
Bir diğer köyde Bel Köyüdür ve bu köyü ilk kuranda dedelerimizden
Dulkadiroğlu Abdullah Kabak Beydir. Gülveren, Güzelsu (Harsa) ve Bel
olmak üzere bu üç köyde DULKADİROĞLU DAVUTOĞULLARI bulunmaktadır.
Gülveren köyümüzde DULKADİROĞLU olan bizler dışında başka kabilelerde
yaşamaktadır. Bunu göstermesi açısından 1872 yılında yapılmış ve
sadece aile büyüklerinin adları alınmış olan bir kaydı sizlerle
paylaşıyorum.
YIL/YEAR: 1872 GÜLLÜVİRAN(GüLVEREN)KöYÜ
DULKADİROĞLU DAVUTOĞLU SİPAHİOĞLU MEHMET BEY (Askeri Ünvanlı Sipahi
Beyi olduğu için..) Bektaş oğ.Ahmet İmam oğ.Abdullah Havir oğ.Hüseyin
Basanlı? 0ğ.Hüseyin Kürt oğ.Mehmet Veyis oğ.Hacı Efendi Ali Baz oğ.Ali
Fatiç oğ.Ahmet Çapar oğ.Hüseyin Safi oğ.Şaban Kendir oğ.Ali Cırcır
oğ.Hamza Karaca oğ.Hüseyin Kara Ömer oğ Salih Avşar oğ.Mehmet Faiz
oğ.Mehmet Maksut oğ.Ahmet Ali Bey oğ.Selahattin Merinli? oğ.Ali
Hane =65 Mektep =1 Ekilir arazi =4262 dönüm
Arazi Adları: Çok kabristan Kör cinlik mevki Köy önü mevki ?Senire özü
Bedezgah? Öksüz tepe mevki Çordan mevki Taşlı duran mevki Aktaş mevki
Kuru musluk mevki Kara viran mezrası
GÜLVEREN-HARSA-BEL DULKADİROĞULLARI
DULKADİROĞLU HANEDANI'ndan olup 1934 de Soyadı Kanununun yürürlüğe
girdiğinde Dulkadiroğlu soyadını almak istemelerine rağmen soyadını
alamayan ailelerimiz bugün bir çok farklı Soyaddadır. Farklı soyadlara
bölünmüş olmalarına rağmen halen hepsi çok yakın olarak birbirlerine
bağlıdırlar.
DULKADİROĞLU olup değişmiş soyadlara örnek vermek gerekirse;
Sarıçiçek, Çambudak, Akçiçek, Özhan, Ertuğrul, Aktaş, Yıldız, Tırpan,
Kaya, Bulgurcu,Yılmaz, Yıldırım, Şahin, Turan, Kabak, Şahan, Erciyes,
Sipahi, Akbayır vs. gibidir.
Kaynak: Osmanlı Arşivleri-www.gulverenkayseri.com Hakan DULKADİROĞLU
Kültür
Köyün gelenek, görenek ve yemekleri hakkında bilgi yoktur.
GÜLBABA TÜRBESİ
Gülveren Köyümüzde Gül Baba türbesi vardır. Aslında Gül Baba adını
taşıyan yurdumuzun dört bir yanında hatta Macaristan'da dahi türbeler
var. Nedir Gülveren'deki Gül Baba'nın sırrı? Aslında köydeki Gül Baba
türbesi çok yakın zamanlarda inşa edilmiştir. Yani türbenin tarihi bir
yönü yok. Ancak, türbe yapılmazdan evvel köy sakinleri bu tepeye
"Evliya" adını veriyordu. 20-25 yıl öncesine kadar köyden birileri
çıkıp da bu tepeye neden evliya diyorlar, bu işin hikmeti nedir
dememiş. Hatta burada bazı aileler hayvan gübresini serip kışlıklarını
türbenin olduğu yerde hazırlıyorlarmış. Bir gün türbenin yakınında
oturan bir kişiye bir rüya malum olmuş. Bu rüyada türbede yatan zat,
malum olduğu kişiye, bu hayvan gübresinin buradan alınmasını istemiş.
Köy halkına bu rüya anlatıldığında adama evliyanın yattığı yeri sormuş
köylüler. Adam da eliyle koymuş gibi, işte evliya şurada yatıyor
demiş. Orayı açmışlar ki, bozulmamış bir erkek cesedi var. Yanında bir
başka ceset daha varmış ama onun iskelet halinde durduğunu söylüyor
köylüler.
Maraş Tahrir Defterinde köyün adı Güllü Viran şeklinde geçiyor.
Bugünkü Gülveren adı, bu ismin zamanla değiştirilmiş biçimi. Peki ama
Güllü Baba ya da Gül Baba adı nereden geliyor? Köyden nakledilen
rivayet şöyledir: Köy halkı buraya bir türbe yaptırmaya karar
verdiklerinde ustalar türbede çalışmaya başlamışlar. Ustalar, zaman
zaman mola verdiklerinde çay içerlermiş ve bardaklarını da türbenin
içinde bırakır, bir gün sonra yeniden gelir, çalışırlarmış. Bir gün
ustalar gelmişler ki türbenin içindeki bardaklar gül biçiminde
kırılmış. Buna köylüler de şahit olmuşlar ve evliyanın adının Gül Baba
olduğuna karar vermişler. Bazı köylüler ise, 1974 yılındaki Kıbrıs
Barış Harekatına katılan bazı askerlerin Gülveren köyüne gelerek bu
yatırın Kıbrıs'ta harp ederek kendilerine yardım ettiğini ve
kendilerini kurtardığını ve onu orda gördüklerini ve "Baba, sen
kimsin" diye sorduklarında bu zatın, Ben Gül Baba'yım, benim mezarım
Tomarza'nın Gülveren köyündedir" şeklinde ifade ettiklerini
söylüyorlar. Köy halkı, onun türbesini yaptırarak üzerlerine düşen
görevi yerine getirmiştir.
Kaynak:
www.gulverenkayseri.com Dulkadiroğlu