PASTORİZE SÜT MÜ ÇİĞ SÜT MÜ?

3 views
Skip to first unread message

aile hekimi

unread,
Mar 5, 2007, 12:56:57 PM3/5/07
to aile hekimliği hasta grubu, PASTORİZE
PASTORİZE SÜT MÜ ÇİĞ SÜT MÜ?
Şimdi batı diyetinde en çok tartışmaya konu olmuş ve yanlış
anlaşılmış
kısma geldik. Doğulular ve Afrikalılar geleneksel olarak, müshil
amaçlı kullanımı hariç sütten uzak durmuşlardır. Ama batı dünyasında
insanlara hayatları boyunca her gün süt içmeleri söylenir.

Doğaya baktığımızda, yavruların diğer yiyeceklerle sütten kesildiği
zamana kadar yalnızca sütle beslendiğini görürüz. Sütün sindirimini
sağlayan laktaz enziminin, ergenliğe geçişle birlikte insan
sisteminden kendiliğinden yok olması; yetişkin insanların süte besin
olarak kaplanlardan ya da şempanzelerden daha fazla ihtiyacı
olmadığını gösteriyor.


Süt, çiğ olarak tüketildiğinde tam protein besin olmasına rağmen yağ
da içerdiği için kendinden başka bir besinle zor karışır. Buna rağmen
günümüzde yetişkinler diğer yiyecekleri devamlı soğuk sütle
"yıkarlar". Süt mideye girdiğinde hemen kesilir ve mevcut başka bir
yiyecek varsa kesilmiş süt tanecikleri diğer yiyecek taneciklerinin
etrafında pıhtılaşır, onları mide özsularından yalıtırak sindirimi
geciktirir, çürüme başlangıcına ortam sağlar. Bu yüzden süt tüketimi
ile ilgili ilk ve en önemli kural şudur: "Ya tek başına iç, ya da
içme."


Bugün süt, içindeki doğal enzimleri yok eden ve nâzik proteinleri
değiştiren pastörizasyonun her yerde uygulanması yüzünden, daha da
sindirilemez hâle gelmiştir.


Çiğ süt, sütün sindirimini sağlayan laktaz ve lipaz aktif enzimlerine
sahiptir. Canlılığını yitirmiş laktazı ve diğer aktif enzimleri
içeren
pastörize süt, yetişkin mideler tarafından gerektiği gibi
sindirilemez.


Biberonla beslenen bebeklerin yaşadığı karın ağrısı, pişik, solunum
rahatsızlıkla-rı, gaz ve diğer rahatsızlıkların da gösterdiği gibi
çocuklar bile bu konuda sıkıntı çeker. Enzimlerin eksikliğinin ve
hayâtî proteinlerin değişmesinin, sütteki kalsiyumu ve mineral
elementleri erittiği de kuşku götürmez.


1930'larda Dr. Francis M. Pottenger, pastörize ve çiğ sütle
beslenmenin 900 kedi üzerindeki etkilerine ilişkin 10 yıllık bir
çalışma yürüttü. Bir grup yalnızca çiğ süt alırken, diğer grup aynı
kaynaktan alınan pastörize sütle beslendi.


Çiğ süt içen grup kuvvet bularak büyüdü, hayatı boyunca sağlıklı,
aktif ve canlı kaldı ama pastörize sütle beslenen grup kısa süre
sonra
durgun, sersem ve normalde insanlarla ilişkilendirilen kalp krizi,
böbrek yetmezliği, tiroit bozukluğu, solunum rahatsızlıkları, diş
kaybı, kemik zayıflığı, karaciğer iltihabı gibi kronik yozlaştırıcı
rahatsızlıklara karşı savunmasız hâle geldi.


Ama Dr. Pottenger'in en çok dikkatini çeken ikinci ve üçüncü
nesillere
olanlardı. Pastörize sütle beslenen grubun yavrularının hepsi
pastörize sütten kalsiyum emiliminin olmadığını gösteren zayıf ve
küçük dişler, kalsiyum eksikliğinin açık ifadesi olan güçsüz
kemiklerle doğdular.


Çiğ sütle beslenen grubun yavruları ebeveynleri gibi sağlıklı kaldı.
Pastörize sütle beslenen grubun üçüncü kuşak yavrularının birçoğu ölü
doğarken, kurtulanlar ise kısırdılar ve üreyemiyorlardı. Çiğ sütle
beslenen grup soyunu sürdürürken, pastörize sütle beslenen grupta
dördüncü nesil olmadığı için deney bitmek durumunda kaldı.


Eğer bunlar pastörize sütün zararlı etkilerinin yeterli kanıtı
değilse, ticârî süt endüstrisinin kabul etmekten tiksindiği, kendi
annelerinden alınan pastörize sütle beslenen buzağıların genellikle 6
hafta içinde öldüğü gerçeğini dikkate alın.


Çiğ sütün lehinde, pastörize sütün aleyhinde bulunan bu gibi bilimsel
kanıtlara ve yirminci yüzyılın başlarına kadar insan türünün çiğ
sütle
beslendiği gerçeğine rağmen bugün Amerika'da birkaç eyalet hariç çiğ
süt satmak yasal değildir.


Doğal niteliklerinden uzaklaştırılmış süt, insan ömrünü uzatmada
hiçbir fayda göstermezken; sütü pastörize etmek raf ömrünü
uzattığından süt endüstrisi için daha kârlıdır. Dahası, pastörizasyon
hepsini olmasa da bazı tehlikeli mikropları öldürerek sıhhî olmayan
mandıralardaki hasta ineklerden alınan sütü göreceli olarak
"zararsız"
hâle getirir ve bu da süt endüstrisinin mâliyetlerini azaltır.


Dr. Pottenger'in pastörize sütle beslenmiş kedilerinin kısırlaşması
ve
gücünü yitirmesi için yalnızca üç kuşak geçmesi yeterli olmuştur.
Amerikalıların ve Avrupalıların neredeyse aynı sayıdaki kuşağı
pastörize sütle beslenmiştir. Bugün, kısırlık Amerikan çiftleri için
başta gelen sorunlardan biriyken; kalsiyum eksikliği de öyle
yayılmıştır ki,


Amerikalı çocukların yüzde doksanı kronik diş çürümesi sorunuyla
karşı
karşıyadır. İşin daha kötüsü, şimdilerde kaymağının ayrılmasını
önlemek için süt "homojenize" ediliyor. Bu, yağ moleküllerinin sütün
geri kalanından ayrılmayacağı noktaya kadar mayalanmasını ve
öğütülmesini gerektiriyor. Ama aynı zamanda bu durum, süt yağının
küçük parçacıklarının ince bağırsağın duvarından kolayca geçmesine
izin vererek, doğal niteliğini kaybetmiş yağ ve kolesterolün vücut
tarafından emilme miktarını büyük oranda arttırıyor.


Aslında homojenize sütten, saf kremadan aldığınızdan daha fazla süt
yağı alırsınız! Kemik erimesi rahatsızlığı olan kadınların pastörize
süt ürünleri ile ilgili gerçekleri dikkate almaları gerekir. Doğal
niteliklerinden uzaklaştırılmış bu süt, bu durumu önlemek için
yeterince kalsiyum sağlamaz.


Büyük miktarlarda pastörize süt ürünleri tüketen Amerikalı kadınlar,
dünyanın en yüksek sayıdaki kemik erimesi vakalarına sahiptirler.
Örneğin, çiğ lahana; herhangi bir miktar pastörize süt, yoğurt,
çiftlik peyniri veya doğal niteliği bozulmuş diğer süt ürünlerinden
daha fazla kalsiyum sağlar.


Kuzey Dakota'nın Grand Folks şehrindeki İnsan Araştırma Merkezi'nde
yapılan yeni çalışmalar gösteriyor ki, boron elementi kalsiyumun
besinlerden emilmesinde ve kemik yapımında kullanılmasında temel bir
role sahiptir.


Daha da dikkate değer bir nokta şudur: Yeterli miktarda boron
verildiğinde kadınların kanındaki östrojen seviyesi, Batı'da kemik
erimesine karşı genel bir geçici önlem olan östrojen yenileme
terapisine duyulan ihtiyacı ortadan kaldırarak, iki katından daha
fazla arttı.


Boronu nereden bulabiliriz?


Özellikle elma, armut, üzüm, fındık, lahana ve diğer lifli sebzeler
gibi kalsiyumu da bulduğumuz taze meyve ve sebzelerden. Doğa zaten
ihtiyacımız olan hayâtî besin kaynaklarının tümünü birbirini
tamamlayan şekilde bolca sağlamıştır ama insan onları öldürene kadar
pişirmekte ve işlemekte ısrar eder ve sonra diyetinin neden "işe
yaramadığını" düşünür durur.


Yetişkinler harika bir besin olan çiğ sütü temin edemedikleri sürece,
günlük diyetlerinde yer alan sütü yeniden gözden geçirmelidirler.


Çocuklara "güçlü ve sağlıklı" büyüsünler diye pastörize sütü tıka
basa
içirtmek düpedüz deliliktir, çünkü en basitinden, bu sütler
içlerindeki besin öğelerini sindiremezler. Aslında, doğal niteliğini
yitirmiş süt ürünleri, bağırsakları tabaka tabaka balçık gibi çamurla
tıkayarak organik besinlerin emilimine engel olduğundan erkekler,
kadınlar ve çocuklar diyetlerindeki tüm pastörize süt ürünlerini
çıkarmalıdırlar.


İnek sütü buzağılar içindir ve bebekler de sütten kesilene kadar anne
sütüyle beslenmelidir. Doğa her iki tip sütü ve sindirim sistemini
buna göre tasarlamıştır. Anne ineğin pastörize sütü ile beslenen
buzağıların genellikle 6 hafta içinde öldüğü bilimsel olarak
belgelenmiştir ki, bu da pastörize inek sütünün buzağı için olduğu
gibi, insan için de sağlığa yararlı ve hayat veren bir besin
olmadığını gösterir. Buna rağmen, yetişkin insanlar doğal
niteliklerinden uzaklaştırılmış bu salgıyı hem bebeklerine içirirler
hem de kendileri tüketirler.
İnek sütü, insan sütünün 4 katı protein ve sadece yarısı kadar
karbonhidrat içerir. Pastörizasyon, inek sütünün içinde bulunan yoğun
proteinin sindirilmesini sağlayan doğal enzimleri yok eder. Böylece;
bu fazla süt proteini, bağırsakları çamurla tıkayarak, insanın
sindirim yolunda çürür.


Bu çamurun bir kısmı kana sızar. Süt ürünlerinin günlük
tüketimleriyle
bu kokuşmuş çamur biriktikçe, vücut çamurun bir kısmını deriden
(sivilce, leke ile) ve ciğerlerden (nezle ile) dışarı atarken kalanı
içeride iltihaplanır, enfeksiyonlara sebep olan mukoz oluşturur,
alerjik tepkilere yol açar, eklemleri kalsiyum tortularıyla
sertleştirir.
Kronik astım, alerji, kulak enfeksiyonları ve sivilceler çoğu kez
süt
ürünlerini diyetten çıkarmakla kolayca iyileştirilebilir.


İnek sütü ürünleri özellikle kadınlar için zararlıdır. Süt kadınların
vücudundan dışarı akmalıdır, içeri değil. Pastörize inek sütünün
kadınları güçten düşüren etkileri, süt üretimini arttırmak için
ineklere enjekte edilen sentetik hormonlarla daha da şiddetlenir. Bu
kimyasallar titizlikle dengelenmiş dişi endokrin sistemine çok zarar
verir. Besin ve İyileşme (Food and Healing) adlı kitabında besin
terapisti Anne Marie Colbin süt ürünlerinin kadınlar için yarattığı
felaketi şöyle açıklar: "Süt, peynir, yoğurt ve dondurma gibi süt
ürünlerinin tüketimiyle; yumurtalık tümörünü ve kistlerini, vajinal
akıntıları ve enfeksiyonları da kapsayan dişi üreme sistemindeki
çeşitli hastalıklar kuvvetle bağlantılıdır. Bu bağlantının, süt
ürünlerinin tüketimine son verdiklerinde problemlerin azaldığını veya
yok olduğunu bildiren tanıdığım sayısız kadın tarafından defalarca
doğrulandığını görüyorum.


Lifli tümörlerin geçtiğini veya dağıldığını, rahim kanserinin
durduğunu, adet düzensizliklerinin düzeldiğini duyuyorum. Kısırlık
bile bu yaklaşımla birkaç örnekte ortadan kalkmış görünüyor." Birçok
kadın ve erkek, doktorları iyi bir kalsiyum kaynağı olduğunu
söylediği
için süt ürünleri tüketiyor. Bu bâtıl bir tavsiyedir. Doğrudur, 100
gramında 33 mg kalsiyum bulunan insan sütü ile karşılaştırıldığında,
inek sütü her 100 gramında 118 mg kalsiyum içerir.


Ama ayrıca, inek sütü 100 gramında insan sütünde 18 mg bulunan
fosfordan 97 mg içerir. Fosfor, sindirim yolunda kalsiyum ile
birleşir
ve aslında kalsiyumun emilimini önler. New York Devlet Üniversitesi
tıp merkezinin pediatri bölüm başkanı Dr. Frank Oski şöyle diyor:
"Yalnızca Kalsiyum-Fosfor oranı 2-1 olan besinler temel kalsiyum
kaynağı olarak kullanılmalıdır. İnsan sütünün oranı 2.35'e 1, inek
sütününki yalnızca 1.27'ye 1. İnek sütü ayrıca 100 gramında 16 mg
sodyum içeren insan sütü ile karşılaştırıldığında 50 mg sodyum
içerir,
yani süt ürünleri muhtemelen modern batı dünyası diyetinin en yaygın
aşırı sodyum kaynaklarından biridir."


Bununla beraber, inek sütü daha iyi sindirilen ve sağlığa yararlı
olan
diğer besinler kadar iyi bir kalsiyum deposu değildir. 100 gramında
118 mg kalsiyum bulunan inek sütünü diğer besinlerin 100 gramı ile
karşılaştırın:


Badem (254 mg), brokoli (130 mg), kıvırcık lahana (187 mg), susam
tohumu (1,160 mg), bir tür su yosunu olan kelp (1,093 mg) ve sardalya
balığı (400mg). Kemik erimesine gelirsek, bunun daha çok beslenmedeki
kalsiyum eksikliğinden değil, özelikle şeker gibi kemiklerden ve
dişlerden kalsiyumu süzen beslenme etkenlerinden kaynaklandığını
görürüz.


Şeker, et, rafine nişasta ve alkolün tümü, kanda sürekli bir asit
ortamı yaratır ve asidik kanın kemiklerden kalsiyumu çözdüğü bilinir.
Osteoporozu düzeltmek için en iyi yol, yukarıda belirtilen süt ürünü
haricindeki kalsiyumca zengin besinleri tüketirken aynı zamanda
kemiklerden kalsiyum çalan asit arttırıcıları diyetten çıkarmaktır. 3
mg boron minerali takviyesinin de kemiklerin kalsiyumu emmesine ve
tutmasına yardım ettiği
görülür.


Geleneksel Çin tıbbı açısından bakarsak, süt bir çeşit "cinsel
öz"dür.
İnsan türünün başka bir türün cinsel özünü içmesi özellikle kadınlar
için sadece hastalığa yol açar, çünkü içerdiği hormonlar insanın
endokrin sisteminin hassas dengesini bozar. Eğer süt ürünleri içmekte
ısrarlıysanız, en iyi tercihiniz insan sütünün besinsel karışımına ve
dengesine yaklaşan keçi sütü olmalıdır. İnek sütünden yapılmış yegane
tehlikesiz ürünler sindirilebilen bir yağ olan taze tereyağı,
laktobakteri tarafından sizin için önceden sindirilmiş taze
mayalanmış
yoğurttur. Ama bunlar bile mâkul ölçülerde ve mümkünse çiğ, pastörize
olmayan sütten yapılmış olmalıdır.


Kaynaklar
www.hps-online.com --> Food & dieting --> The science of food
combining


Milk and dairy www.hps-online.com --> Food & dieting --> Food
profiles
--> Dairy

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages