Habip Hamza Erdem
unread,Jul 11, 2010, 5:27:44 PM7/11/10Sign in to reply to author
Sign in to forward
You do not have permission to delete messages in this group
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to ağınlılar grubu
FETİH
Ordu’yu kurdum, ele geçirdim ya da kendime bağladım; onu fethettim.
İktidar’a geldim, onu elde ettim, iktidar oldum.
Ülke’yi kurtardım, Misak-ı Millî’yi gerçekleștirdim, Anadolu’yu
fethettim.
Halk’ımı kurtarmaya geldi sıra; (ilk üç maddede yapılanlar) buna da
olanak verecektir diye düșünüyorum.
Mustafa Kemal 8 Ağustos tarihinde Büyük Millet Meclis’inde böyle
konușmuș deniyor. Ya da Fransızca’sı ile șöyle;
« J’ai conquis l’armée; j’ai conquis le pouvoir; j’ai conquis le pays.
Ne me sera-t-il pas permis de conquerir mon peuple? Les révolutions
doivent être fondées dans le sang. Une révolution qui n’est pas fondée
dans le sang ne sera jamais permanente... Tout grand mouvement doit
prendre naissance dans les profondeurs de l’âme du peuple: c’est la
source originale de toute force et de toute grandeur. En déhors de
cela, il n’y a que ruines et poussière..”
O günün diliyle nasıl konușmuș diye Meclis Tutanakları’na bakılabilir.
Söyledikleri gerçekten bu mudur?
Söyleminin bu olabileceği bilindiğine göre, söyledikleri doğru olarak
kabul edilmelidir.
O zaman devam edelim:
“Kansız devrim olmaz; kana bulanmayan devrimler ise kesinlikle ayakta
kalamaz”..
Tüm büyük devinimler halkın ruh derinliklerinden doğmak zorundadırlar
ve ; (devrimlerin) güç ve yüceliği halkın yüreğinden gelmiș
olmalarındandır.
Gerisi ayrıntıdır; tozdur dumandır; harabedir virandır”.
Mustafa Kemal’in sözlerinin, hele eski Türkçe ile ne denli vurgulu
olabileceğinden kușkum yok.
Söyleminin özü ise söyle yorumlanabilir diye düșünüyorum.
Devlet-Ulus diye tanımlanan toplumsal biçimleniș, önce devletin
‘fethi’ ile bașlamaktadır. Devletin ele geçirilmesi ya da kurulması da
denilebilir.
Ve sonra ‘ulus’un kurulușuna geçilebilecektir.
Ulusu kurmak için de, ulusun gerçekten uğruna can verilebilecek yüce
bir olgu olması için diyelim, o duygunun halkın ruhuna ișlemiș olması,
halkın yüreğinde yer etmiș olması gerekmektedir.
Gerisi ne olurmuș?
Laf-ı güzaf, toz-duman, harabe-viran..
Günümüze gelindiğinde, bu toz ve duman, bu kan ve gözyașı, bu șehit ve
gazi, boș yere akan bu kadar kaynak ve israf hangi ‘yüce amaç’, hangi
‘ulu hedef’ için yapılmaktadır?
Deniyor ki, bu savașım ‘insan hakları’ ve ‘demokratik kazanımlar’
için yapılmaktadır.
AB komiserleri, Venedik çavușları, Barzani zabıtalarınca bir ‘insan
hakları’ sözü tutturulmuș gidilmektedir.
Devlet’in olmadığı yerde ‘hak’ olurmuș gibi.
Demek ki Devlet’in yeniden ‘feth’edileceği noktaya gelinmiștir.
Pekiyi devleti ‘kim’ler fethedeceklerdir?
Ordu sindirilmiș ve ülke de facto bölünmüștür.
Kentler ișgal altındadır.
Düșman ‘Bașbakanlığa yürüyürüș mesafesinde’ konușlanmıș
bulunmaktadır.
Ve düșmanın büyüğü, oturma odalarımızın bașköșesine yerleșerek,
büyüleyici yılan bakıșlarıyla kanımızı dondurmakta, yüreğimizi
daraltmaktadır her gece.
Hani her büyük devinimin kaynağı halkın yüreğidir deniyordu ya.
Bu devlet yeniden nasıl ve kimler tarafından fethedilecektir?
Yüreklerimizi bir yoklasak mı acaba?
Mustafa Kemal’in 1926 yılından sonra yaptıklarını yapabilmek için,
1926 yılına değin yaptıkları yeniden yapılmak zorunda kalınmıștır.
Değil mi yoksa?
Habip Hamza Erdem