Ortadoğu'da ve Türkiye'de son günlerdeki
gelişmeleri daha iyi anlayabilmek için çok açıklayıcı okunması gereken bir
röportajı Timetürk olarak sizler için çevirdik
TIMETURK / HABER MERKEZİ
http://www.timeturk.com/tr/2014/02/27/cia-erdogan-i-neden-hedef-aldi.html#.UxPlrvlXHWq
SİBEL EDMOND;
CIA ERDOĞAN'I NEDEN HEDEF ALDI?
"Uzun süre Türkiye'de yaşadım ve Türkiye iç politikasını çok yakından takip ediyorum. Ve doğrusu, benim "FBI muhbirlik" davamın konusu aslında "ABD-Türkiye arasındaki gizli görüşmeleri deşifre etmem"den kaynaklanıyor. Bu yüzden hem ABD'de ABD çıkarlarına zarar verdiğim, hem de Türkiye'de Türkiye çıkarlarına zarar verdiğim gerekçesiyle iki ülkede de tamamen dışlandım.
...
Amerikan vatandaşları Twitter üzerinden soruyorlar, "Erdoğan hakkında düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir misiniz?" Yazdığım makalede bunu yapmaya çalıştım ve insanların konuyu doğru anlayabilmesi için, ciddi bir tarihi arkaplan bilgisi vermek zorunda kaldım. Amerikalı insanlar şaşırıyor, "Erdoğan önceleri bir melekken, nasıl oldu da ABD için şimdi bir şeytan, bir düşman haline gelebildi, bu sistem nasıl çalışıyor?"
CIA'nın kukla hükümetler kurduğu, onları kullandığı, ve ardından bir gecede onları nasıl yok ettikleri bilenen bir gerçek. Aynı şey Erdoğan'ın da başına getirilmeye çalışılıyor. Ah evet, bu durum pek çok Amerikalı'ya Donald Rumsfeld'in Saddam'la tokalaştığı o unutulmaz görüntüleri ve daha sonra gözden düştüğünde işgal ve yokedilişini hatırlatıyor. Aynı süreç, Erdoğan'la ilişkilerde de açıkça görülüyor.
...
Ve Erdoğan'ın tasfiye süreci, Gezi Parkı olayları ile başlamış gibi görünüyor, ancak makalenizde de belirttiğiniz gibi bunun çok daha geniş çaplı, farklı nedenleri var. Örneğin daha önce Bir Gladyo Projesi: Fetullah Gülen röportajımızda anlattığınız gibi.
Gülen'le de bağlantılı.
Peki, bu değişimin nedeni nedir? Erdoğan neden gözden düştü?
Evet, bütün bunlar Gülen ve Erdoğan arasındaki kavgayla başladı. Gülen cemaati AKP'nin hükümet olması için çok ciddi destek verdi, Erdoğan ve Gül'ün bütün bürokratları Gülen cemaatinin desteğiyle geldi o noktalara.
Ancak burda şuna dikkat etmek gerekiyor, Gülen sadece bir sembol. Asıl önemli olan ve işi yapan Gülen markası. Yani, "Gülen" markasının arkasına sığınarak iş yapılıyor ve Gülen de buna müsaade ediyor. 1997'den sonra CIA Gülen'i oyuna dahil etti. Tünkiye'nin laik kanadına göre Gülen, Türkiye'de şeriat düzeni kurmak istiyor ve suçlarından dolayı aranıyordu. CIA onu ABD'ye getirdi ve ne tesadüf ki, CIA merkezinin hemen yanı başında bir eve yerleştirdi. Gülen 15 yıldır ABD'de yaşıyor ve 20-25 milyar dolarlık bir ağı kontrol ediyor ve kimse gerçekten bu paranın nerden geldiğini bilmiyor. Bu Gladyonun A planı idi.
....
Gülen'in ABD dışında CIA ile birlikte
açtığı okullar, camiler, medreseler birer birer kapatılıyor çünkü bu ülkeler,
Gülen cemaatinin varlığının kendi ülkelerinin ulusal güvenliğine bir tehdit
olduğunu, CIA ile ortak operasyonlarda kullanıldığını kavradılar. Gülen
cemaati ve CIA bununla kalmadı tabii ki, Türkiye'de büyük bir medya ağı
kuruldu, satın almalar yoluyla, polis teşkilatına, hukuk ve askeri alanlara
sızdılar. Ve işte bu güç ağı, yani Gülen ve CIA ortak hareketi, Erdoğan'ı
parlatarak hükümete taşıdı.
Aslında 97'de Erdoğan'ın üyesi olduğu parti, askerlerin müdahalesiyle kapatılmış, Erdoğan hapse atılmış iken, 2002'de bu kez askerler geri adım attı, sessiz kaldı ve Erdoğan'ın başbakan olmasına izin verdi. Peki 1997-2002 arasında değişen neydi? Evet, artık Gladyo B planına geçilmişti, Gülen ABD'daydı artık.
Erdoğan o sırada değişmiş, aşırı güven kazanmış, beslenmiş ve "bu imama (Gülen'e) artık boyun eğmek zorunda değilim, halk beni seviyor" demeye başladı. "İmam kabul etse de etmese de ben kendi istediklerimi artık özgürce yapabilirim" diyordu. "Gülen" markasının arkasındaki CIA vb. derin yapılara da başkaldırıydı bu.
Erdoğan'daki bu aşırı güven sadece bir
neden. Diğer bir neden de Erdoğan'ın İsrail'e karşı sert tutumu, sözünü
geçirebiliyor görüntüsüydü. Türkiye'deki bütün partilere, medyaya rağmen bunu
eleştiren de Fetullah Gülen'di. Ve bu arada, bir yan not olarak şunu söyleyeyim
ki, Gülen'in ABD'deki en büyük destekçisi de ordaki Yahudi lobisidir.
İsterseniz Google'a gidip, en büyük yahudi lobisi olan AIPAC'i, ya da
ATC'yi "gulen aipac" yazarak sorgulayın.
İlginç olan, bir İslami imam olan Gülen'in, Yahudi lobisi tarafından destekleniyor olmasıydı. Yahudi lobisi bir İslami modeli asla desteklemez oysa. Tek başına bu durum bile, insanların Gülen hakkında şüphe duyması, soru sormaya başlaması için yeterli bir nedendir.
Bu da Erdoğan Gülen arasındaki kavganın ikinci nedeniydi. Yani, Yahudi lobisinin desteklediği Gülen, Erdoğan'ın İsrail'e karşı sert çıkışlarını doğru bulmuyordu.
Ayrılık çanları çalmaya başlamıştı. Ve
ardından Suriye konusu
geldi. "Türkiye, AKP
hükümeti Suriye'deki muhalifleri eğitiyor, silahlandırıyor ve bütün bunların
ABD tarafından İncirlik üzerinden yönetiliyor" iddiası
vardı.
Buraya kadar herşey yolunda gidiyordu.
ABD'nin mevcut hükümetiyle Erdoğan iyi anlaşıyordu. Esad'ın devrilmesi için
gereken herşeyi yapılıyorlardı. Ancak beklenmedik birşey oldu ABD'de. Obama
karşıtı derin yapılanma, Esad'a şiddet (!) uygulandığına herkesi ikna etti, ABD
müdahalesi hoş karşılanmamaya başlandı. Obama bu konudaki desteğini yitiriyordu.
Ve tam bu noktada Rusya'nın devreye girmesi, ABD'yi geri adım atmak zorunda
bıraktı.
Ve işte tam bu sırada,
Türkiye kamuoyuna da, "Esad ile son derece iyi ilişkiler varken,
muhalifler yüzünden ilişkiler bozuldu" inancı aşılandı.
ABD geri çekilince, Erdoğan tamamen
ortada kaldı. Artık halkı arasında popüler değil, nefret edilen bir lider
olmaya başlamıştı. ABD artık verdiği sözleri tutmuyor, Erdoğan'ı tamamen yalnız
bırakıyordu ki bu da Erdoğan'ı oldukça sinirlendirmişti. Bu da üçüncü bir neden
oldu.
Bu noktada başka bir olay patlak
verdi; Gezi Parkı olayları.
Gülen, Erdoğan'la aralarındaki kavgada, bunu bir fırsat olarak değerlendirmek
istedi. Ve Gülen protestolara kendi cemaatinden insanları soktu. Erdoğan,
başına neler geleceğini anlamıştı. CIA
ve Gülen işe el atmış, protestolarda aktif rol oynamaya
başlamıştı. Erdoğan bunu net olarak görüyordu.
Gezi Parkı olayları gerçek halk tarafından başlatılmış olabilirdi ancak, CIA'nın kontrolündeki Gülen cemaati ve AKP karşıtı Türkiye'nin eski güç sahipleri, bu fırsatı değerlendirmekte gecikmemişti. Ve eş zamanlı olarak ABD ve Avrupa basınında Erdoğan "diktatör" olarak anılmaya başlandı.
Erdoğan'ın ElKaide ile ilişkili olduğu iddia edilmeye başlandı. Ki, ElKaide'nin de ne tür bir operasyon olduğunu biz açıklamaya, deşifre etmeye daha önce çalışmıştık. Erdoğan artık ElKaide'nin parasal kaynak sağlayıcıları ile bağlantılandırılmaya çalışılıyordu. Ve bütün bunlar, bu operasyonlar CIA tarafından yönetiliyordu.
Soru: Peki, bütün bunlar gayet açık, anlaşılabilir ancak benim kafama
takılan soru şu, Gülen'le, daha doğrusu CIA ile Erdoğan arasında bir sorun
varsa eğer, bu sorunun nedeni nedir? CIA Türkiye'den, Erdoğan'dan ne istiyor?
Erdoğan, AKP sadece birer sembol, tıpkı
diğer ülkelerdeki kukla hükümetler gibi, Obama gibi, George Bush gibi. Asıl
önemli olan, bu sembolleri yönetmeye çalışan güç, yani CIA, yani ABD Silah
Sanayi. CIA'nın yapmak istediği, sözkonusu hangi ülke ise, onu tamamen kontrol
altına almak, iç ve dış politikasını yönetmekti. Ki son derece düzgün bir
şekilde çalıştı bu sistem uzun seneler. Diledikleri kukla hükümeti getirmeyi ve
uzun süre hükümette tutmayı başardılar.
CIA'nın planı,
Türkiye'yi bir model ülke olarak kullanmak ve diğer ülkeleri de aynı şekilde
hizaya getirmekti. Ilımlı İslam projesini Orta Doğu'da uygulamaya geçirmekti.
Erdoğan ve Gülen, daha doğrusu CIA arasındaki sorun, bu planları aksatıyordu.
CIA, Erdoğan'ın kontrolünü kaybediyordu, Bu arada Gülen'le hiçbir sorunları
yoktu. Gülen iyi bir uşak olmuştu, emirleri harfiyen uyguluyordu.
Erdoğan, CIA ile
sorunu daha da büyütmek için rest çekti. Boyun eğmeyeceğini göstermek için, bir
mesaj vermek için "milyarlarca dolarlık
silah alımlarını ABD ile değil, Çin'le yapacağım" dedi. Tüm
dünya bu reste şaşırdı. Bu, ABD ve NATO'nun en üst düzey kurallarından birinin
ihlali anlamına geliyordu, yapılabilecek son şeydi. İşte bu, NATO ve ABD Silah
Sanayiini çileden çıkardı.
Ve Erdoğan daha da ileri giderek, "AB'ye girmek için yıllardır beklediklerini ve bunun gerçekleşmeyeceğini anladığını, bunun yerine Şangay Birliği'ne katılmak istediğini" söyledi. Ve resmen başvuruda bulundu. Ve bu davranış yine, çiğnenebilecek en son kurallardan biriydi. Batı için yüz senedir kukla olan Türkiye, kukla oynatıcısına karşı, sahibine karşı isyana kalkmıştı. Batı, zorla kurduğu bu kukla düzenini, kolay yıktırmazdı.
İşte bunları yaptığınızda, son kullanma
tarihiniz dolmuş demektir. Kim olursanız olun artık bitmiştir. Ve ABD'nin
uygulayacağı cezanın diğer ülkeler için ibretlik olması gerekiyordu, çünkü bu
durum başkaları tarafından örnek alınabilirdi, bu risk göze alınamazdı.
Erdoğan'a şu ihtimaller sunuldu, tabii bunları hiçbir yerde duyamazsınız;
1) Geri adım atacaksın. Herşeyi geri saracak, İsrail'le ilişkilerini düzeltecek, Çin'den silah almaktan vazgeçeceksin. Şangay'dan uzak duracaksın. Gülen'den özür dileyeceksin. Bu senin birinci seçeneğin.
2) Sessizce istifa edip gideceksin. Çünkü biz hali hazırda senin yerine gelecekleri belirledik. Şu ana kadar çalıp çırptığın paralar varsa, onları da beraberinde götürebilirsin. Senden öncekiler de çaldı. Paralarınla İngiltere'ye gitmene izin vereceğiz.
3) Bunları kabul
etmezsen, bizi bekle. Bu sana iki senaryo sunar; a) Kaddafi gibi, Saddam gibi
yokedilirsin, seni Taksim meydanında, Gezi Parkı'nda öldürürüz. b) Mübarek gibi korkak bir şekilde
teslim olabilirsin. Seni İngiltere'de bir hapishaneye atarız, yaşamının
kalanını orda sürdürürsün.
İşte şu anda, Erdoğan bu seçeneklerle
karşı karşıya. Bu seçenekler Kaddafi, Saddam ve Mübarek'e sunulanlarla aynı.
CIA böyle çalışıyor. Senaryolar o kadar aynı, şaşmaz ve detaylarıyla benzer ki,
insan neredeyse aynı şeyleri tekrar tekrar görmekten sıkılıyor. Ama aynı CIA,
Esad'a bu seçeneklerden hiç birini sunmadı, Obamaya rağmen.
Ve birkaç ay içinde kavga daha da
büyüyecek.
ElKadı ile Erdoğan'ın ilişkisi şu anda piyasaya sürülüyor ancak, ElKadı 1990 ortalarından beri
FBI tarafından biliniyordu. ElKadı'nın çalışma merkezi Şikago idi ve garip
olan, Gladyo B'nin de çalışma
merkezi Şikago. Aynı zamanda Abdullah Çatlı da Şikago'ya geldi, orda ona ABD'de
sürekli kalma izni (Yeşil Kart) verildi, daha sonra çeşitli bölgelere
gönderildi. Mesela Azerbeycan'a, baba Aliyev'i öldürmek üzere gönderildi vs.
Yani Şikago bu işlerin merkezi, yönetim noktasıdır.
FBI, ElKadı'yı ne zaman Şikago'da
sıkıştırıp da yakalamak istese, araya CIA giriyordu. Ve nihayet, ElKadı'ya
toparlanıp Arnavutluk'a kaçması için yeterli zaman verildi. Ve kaçınca da
"hay allah, elimizden kaçırdık" dendi.
Bu arada ABD onu 9-11'in para sağlayıcısı olarak her yerde deşifre ediyordu. ABD bu kez, "onun Arnavutluk'da olduğunu biliyoruz, adresi herşeyi elimizde, Arnavutluk hükümetinden onu resmen isteyelim" dediler. Ancak ona Türkiye'ye geçmesi için gereken iki haftalık süreyi vermeyi de ihmal etmediler.
ABD bu kez "hay allah,
Arnavutluk'tan da kaçırdık adamı" deyiverdi. Bu defa Türkiye ile yazıştı
ve "bu adamı sizden istiyoruz" dedi. Türkiye tarihinde ilk defa,
"pardon, aramızda böyle bir suçlu
değişim anlaşması yok. Bu adam herhangi bir suç da işlemedi burda, bu yüzden
onu size veremeyiz" dedi. Ve ABD "ah öyle mi, tamam sorun değil"
diyerek dosyayı kapattı!
ElKadı, Azerbaycan dahil pek çok yere rahatça gidip gelen bir adam. Sadece Asya bölgesine değil, aynı zamanda Avrupa'ya da gidiyor. Örneğin Londra'ya, iş gezileri. Sonunda ElKadı, bir iş adamı olarak BM'ye kendisini terörist listesinden çıkarma başvurusunda bulundu ve BM de bu başvuruyu değerlendirip onu listeden çıkardı!
Ama ne olduysa, aniden Erdoğan'ın oğlunun ElKadı ile fotoğrafları servis edilmeye başlandı. Bu tür haberler yayılmaya başlandı. Ve bu haberlerin pek çoğu Gülen cemaati tarafından servis ediliyordu. Ve tabii ki CIA destekli MİT'ten bir grup tarafından... Ve çok ilginç bir nokta da şu ki, bu servis edilen haberlerin çoğu WikiLeaks'den geliyordu. Burada kafama birşey takılıyor, acaba bunlar WikiLeaks'de halihazırda bulunan bilgiler miydi, yoksa birdenbire, aniden keşfedilmiş bilgiler miydi? Bu konuda şüphelerim var. WikiLeaks, CIA'in kontrolünde olabilir mi?Sadece bir soru.
...
Soru: Sizce
Erdoğan'ın başına gelenler ,Kaddafi ve Saddam'ın başına gelenlerle tıpatıp aynı
mı olacak, yoksa biraz daha farklı bir versiyon mu göreceğiz burada?
Türkiye, Mısır ya da Libya'dan tamamen
farklı bir ülkedir, dinamikleri çok çok farklıdır. Öncelikle, Türk insanı
gerçekten de farkındalığı yüksek bir kitledir. Aptallar için tasarlanmış iki
partili sistem, ABD'de olduğu gibi, Türkiye'de çalışmaz. Türkiye'de çok farklı
fraksiyonlar, eğilimler mevcuttur. ABD'de olduğu gibi, yani Demokrat ve
Cumhuriyetçiler arasında bir gel-git oyunu sergileyerek halkla dilediğiniz gibi
oynamanız Türkiye'de çalışmaz.
Burada bilinç düzeyi son derece yüksek bir halk kitlesinden bahsediyoruz. ABD'den çok farklı bir kitledir bu. Eğitimli ve düşünen insanların olduğu bir ülkede bu kadar kolay oyunlar sergileyemezsiniz, bu çok zordur.
Diğer bir fark da, Türk insanının aktivist yönü. Sokaklara inen, hakları için mücadele eden bir topluluktur Türkler. Bana soruyorlar bazen, oyunu kime vereceksin diye. ben de "oyumu Türk halkına vereceğim" diyorum, çünkü onlara inanıyorum, onlar kendilerine ne olacağına kendileri karar vereceklerdir.
Türk halkı gözünü açık tutmaya devam etmeli ve Libya'da, Mısır'da olanlardan ders almalıdır. Bunları milliyetçi bir kişiliğim olduğu için söylemiyorum, burada tamamen farklı tür insanlardan bahsediyoruz.
...
ABD'nin planları Libya ve Mısır'da olduğu kadar kolay işlemeyecektir Türkiye'de.
...
Diğer bir konu da, AB meselesi. Daha önce AB'yi bir kurtuluş olarak gören Türk insanı, AB'nin politik ve ekonomik çöküşünü görüyor. Almanların Türkiye'deki işlere başvurduklarını, Avrupa'da işsizliğin boyutlarını görüyor. AB'ye girmemiş olmanın bir avantaj olduğunu düşünüyorlar.
* * *
Gulen Movement Funded by Heroin Via the CIA?