Hiç dokunulmamış gibi dokunulmak.. Hiç öpülmemiş gibi öpülmek.. Hiç
sevilmemiş gibi sevilmek.. Hiç istenmemiş gibi istenmek.. Anlıyor
musun? Anlaman mümkün değil, biliyorum. Bana yakıştıramıyorsun bunu
ama öyle. Bana aynı böyle hissettiriyorsun. O yüzden diyorum sana;
seni bir sen olduğun için, bir de bana hiç hissetmediklerimi
hissettirebildiğin için bu kadar seviyorum belki de. Bunu okuyanlar
bunun hayal olduğunu sanıyorlar. Belki de haklılar, adı üzerinde;
kurgu bunlar. Ama kim bilebilir ki, hangi anlattığım gerçek, hangisi
kurgu. Bırak onları, ben bile bilmiyorum. Dedim ya, deliyim. Aklımı
benden sorulan hesaplara, beklenen sorunluluklara isyan ettiğim gün
bıraktım bir çiçek tarlasının ortasına. O dinleniyor orada, ben
deliriyorum burada. İkimiz de kendi halimizde avare.
Kimse dokunmadı bana böylesine be sevdiğim.. Sanki ellerin tenimin
üzerinde değil de içinde geziyor her dokunuşunda. Öpücüklerin sadece
dudaklarıma değil, kalbimin en nadide yerlerine dokunuyor her
seferinde. Ben Tanrı'dan başkasının beni, her şeyimle beraber bu kadar
seveceğine inanmamıştım hiç. Ve.. Ben bu kadar büyük bir arzu ile
istesen, dünyalara sahip olurdun eminim; ama sen beni seçtin.
Bir kadeh, bir kadeh daha
Ölüme kadeh kaldırıyordum
Sonra sen çıkageldin
Şimdi tüm şaraplar senin için yıllanıyor
Ben de sevmeye içiyorum artık
Kabul, biraz da sevilmeye.
Seviyorum seni be kadın; ne kadar ben bilmiyorum, Tanrı bilir.. Yoksa
sen de biliyor musun?
Eray ÇINAR; 26/02/2007
Tiflis/Gürcistan