Bana ne kadar inanıyorsun bilmiyorum. Ama "seni göğsüme yatırıp
saçlarını günler boyunca okşayabilirim; başka hiçbir şey yapmadan"
derken çok ciddi idim.
Düşünüyorum da, ciddi olmaktan öte bir şeydi söylediğim... Yanağın
göğsüme yaslanmış, kolun boynuma sarılmış, incecik parmakların omzuma
tutunmuş bir bebeğin kararlılığı ile. Bir elimle sırtını okşuyorum,
diğer elimle saçlarını.. Ve kokluyorum arada saçlarını, nasıl da içime
çekiyorum kokunu. Arada sevgim taşıyor, başlıyorum saçlarını ve alnını
öpmeye. Batıl inançtan mıdır bilmem, gözlerini öpmek istiyorum ama
araya ayrılık girer diye korkuyorum. Kıyamıyorum da sana, o kadar
hafif öpüyorum ki seni uyandırmamak için.. Sen uyanıyorsun arada..
Kafanı kaldırıp puslu gözlerinle bakıyorsun bana, sanki orda
olduğumdan emin olmak ister gibi. Oradayım, merak etme. Sonra
rahatlamış bir şekilde, iç geçirerek tekrar yatıyorsun ve küçücük,
yorgun, uykulu bir öpücük konduruyorsun göğsüme. Dünya ayrı bir
küçülüyor gözlerimde o anda.. Önemsiz kalıyor her şey o öpücüğün
yanında.. İçime işleyen o öpücük.. Göğsüme adını kazıyan o öpücük. Ve
kulağına usulca fısıldıyorum: "Seni ölesiye seviyorum".
İşte bundan bahsediyorum sana. Bunu değil günler, aylar, yıllar boyu
yapabilirim. Ve çok ciddiyim.
Peki sen de bana "ben de seni seviyorum meleğim" der misin? Senin
meleğin olmamı ister misin?
Eray ÇINAR, 25/02/2007