Kaç kez öldüm bilmiyorsun
Ve kaç kez küllerimden doğdum,
Kaç kez karıştım toprağa
Ve kaç kez yeşerdim kırlarda,
Bunun hakkını sen vermezsen
Biliyorum, perde inecek
Ve bir daha doğmayacağım
Bir kayıp ruh, Orfeo.
Hani, kendimizi kötü hissederiz bazen.. Saklanacak, sığınacak bir
kuytu yer ararız karmaşanın kolları arasında.. Nerden geldiğimiz ve
nereye gittiğimizin önemi yoktur, bir amaç dahilinde kaçmadığımız için
muhtemelen. Sadece daha falza incinmek istemeyişimizdendir bu kaçış. O
korkutucu hissin ardından geleceklerden korkarız.
Küçücük bir söz.. Küçücük bir hareket.. Küçücük bir olay.. Ne de
kırılganız değil mi? Ama meraklıyız da, ısrarla kendimizi incitecek
ipuçlarını ararız. En azından buradan sonrasını kişşiselleştireyim ki,
kimseyi deliliğime zoraki ortak etmeyeyim. Evet, ararım. Bu mazoistçe
bir duygunun sonucu mudur, onu bilemiyorum. Ama sanırım herkesin beni
incitmesine, yaralamasına öyle alışmışım ki, senin de benzer şeyler
yapacağın iç güdüsü yerleşmiş aklıma. Refleks gibi. Bir mesaj.. Bir
telefon.. Bir resim.. Bir yazı.. Bir soru.. Bir cevap.. Bir
gülümseme.. Bir hatıra.. Gerçek amacı, içeriği öyle önemsiz ki.
Nasılsa ben ona bir anlam yükleyeceğim. Ah, çok acı bir durum. Gün
geçtikçe kaybolmaya başlar insan. Hayatını Pi sayısının gizemini
bulmaya adayan bilim adamı gibi. Deli mi? Dahi mi?
İşte bu kaçışın sebebi belki de kendi mazoist davranışlarımızdan da
uzaklaşma çabasıdır. İnsanı sırf başkaları incitmez, bazen kendimiz
daha eşsiz yaparız bunu. Ama bu sadece dengesiz ruh halinden mi
kaynaklanır? En azından benimkisi? Tüm deliliğime rağmen düşünüyorum
da, sanırım hayır. Bu seninle ilgili. Seni ne kadar sevdiğimle. Evet,
bencilce davranıyorum; ama seni bu kadar sevmesem, sen olmasan ben
böyle olmayacaktım. İncinme ihtimalim olmayacaktı, en azından bu
denli. Kaçmak aklıma gelmeyecekti, başkaları beni bu kadar
korkutamazdı kendimden. Senden gelen her şey o denli büyük ki, o
ihtimal milyonda 1 bile olsa göze alınacak türden değil.
Çaresi ne? Sorma bana, hem bende uygun cevaplar yok hem de burada
soruları ben soruyorum zaten. Bu benim deliliğim, senin değil. Peki,
seni kırmayıp aklıma gelen bir kaç şeyi söyleyeyim.
İlk çare sanırım soğuk çelik. Soğuk derler ama aslında hiç de soğuk
değildir; etini keserken etin dağlanmışcasına yanar. Damarlarının
kütürdeyerek parçalandığını duyabilirsin. O ilk acıdan sonrası zor
değil ama, üşümeye başlıyorsun ve inanılmaz bir yorgunluk hissi
çöküyor üzerine. Aylardır uyumamış gibi dalıyorsun o uzun uykuya.
Çeşit çeşit haplar da var; ama feci mide bulantısı yapıyor. Bilincin
yitmek üzereyken hem ağzından hem burnundan kusmaya başlıyorsun ve
gözlerin kapanırken duyduğun son şeyler boğazındaki yanma ile
ciğerlerine dolan asit kokusu.
Asfalt zemin. Çok yüksekten düşüldüğünde son derece etkili. Yeterince
yüksekten düşüyorsan zaten havada kalbin iflas ediyor. Etmez ise pek
iç açıcı değil, yere yapıştığında vücudunda kaç kemiğin kırılacağı
belli olmaz, sinirlerinden beynine gelen acı sinyallerini saymaya
imkan yok. Ve ışıkların hemen kapanacağının garantisi de.
Bir silah. Ama dikkatli olmak lazım; şeytan doldurur derler ya. Sık
yapılan hata, şakağa sıkılan kurşundur. Kulak boşluğundan geçip diğer
taraftan çıkma ihtimali yüksektir. Sonucu rezildir; hedefe
ulaşamadığın gibi şekilsiz bir hale döner kafan. Ama namlu ağızda,
damağa sıkılan bir kurşunun etkisi tartışılmaz. Beyninin büyük kısmı,
kafanın üst tarafında açılan kraterden dışarı taşar. Son hissettiğin,
kafatasının kırılması ve son saniyelerinde burnuna dolan barut kokusu
olur.
İp. Çok banal. Çoğu kişi boynunu kıracak uygun düğümü atamaz ve son,
çok uzun sürer.
Su, derin su. Hava alamayan ciğerlere su dolmaya başlar. Kendini
bırakman imkansızdır, içgüdüsel olarak büyük bir mücadeleye girersin.
Su dolan ciğerlerinde inanılmaz bir basınç oluşur ve tahmin
edemeyecğin bir acıyla patlarlar.
Sen. Kendini bana adaman; sadece bana. Bencil deme bana, ne büyük ve
acınası bir egom olduğunu söyleme; biliyorum ne olduğumu. Ama bu da
bir çare ve içlerinde beni öldürmeyecek tek çare.
Hem biliyor musun; damarlarımı kestim, yüzlerce hap içtim, o asfalt
zemine yapıştım, silahı tam beynime sıktım, kendimi tavandan
sallandırdım ve en derin suda boğuldum. Hepsinin nasıl olduğunu
biliyorum, son çare hariç.
Orfeo son çare Limbo'ya kaçmıştı; ben daha fazla kaçmak istemiyorum.
Peki, sen benim acılarıma son verecek son çarem olacak mısın?
Eray ÇINAR; 06/03/2007