Ve atına bindi şövalye
Kılıcının önünde eğilecekti
Tüm tiranlar ve diktatörler
En muhteşem ordular dağılacaktı
Keskin kararlılığını görünce
Parlayan zırhından güneş yansıyacaktı
Tüm karanlıkları aydınlatan
Mahmuzladı atını
Ve sürdü batıya doğru
Doğan güneşi arkasına alarak
Kötülükleri önüne katarak
Canını vermeye hazırdı
Sevgisi uğruna.
Nasıl kabarıyor yüreğim, nasıl hızlı akıyor kanım.. Beyin hücrelerim
dört bir yana savruluyor.. Sevgin beni sürüklüyor.
Sabah güneşi ile saldıran o yenilmez orduyu düşün.. İçlerindeki
tutkuyu.. Zafer hırsını.. Düşmanın kim olduğu ve sayısı ne kadar
önemli ise onlar için, seninle aramdaki zorluklar da o denli önemli.
Atların ayak seslerini hayal et.. Toprağın nasıl sarsıldığını..
Milyonlarca atlıyı, arkalarından gelen güneşte zırhları parlarken
gözünde canlandırmaya çalış.. Havada savrulan kılıçlarının rüzgarı
kesen sesini.. Gözlerindeki ateşi hayal et.. Yüreklerindeki tutkuyu..
Şimdi bu gördüğünü bir milyar ile çarp.. Sana tutkumun milyonda birine
belki yaklaşırsın (teşekkürler Joe Black).
Düşün.. O atlıları ne durdurabilir? Ölümden başka? Hatta kendileri
bile engel olamazlar kaderlerine ve bunu bilmektedirler. Ve şimdi beni
düşün. Sana nasıl baktığımı.. Nasıl dokunduğumu.. Nasıl öptüğümü..
Nasıl sarıldığımı.. Seni kucağımda nasıl yatırdığımı.. Ellerini nasıl
tuttuğumu.. Adını nasıl söylediğimi.. Ve söyle şimdi, beni ne
durdurabilir? Ben söyleyeyim; hiç bir şey.
Bu kez soru yok. Tüm cevaplarını ve sonlarını, iyi-kötü, bildiğim bir
konuda soru sormanın anlamı yok.
Eray ÇINAR; 06/03/2007