YSL'den...

0 views
Skip to first unread message

Levent Seckin

unread,
Apr 15, 2019, 10:11:40 AM4/15/19
to Sinif Arkadaslarim, YUKSELIS_7...@yahoogroups.com, uhbi, selda seçkin, nilgün seçkin, Baris Seckin, selim seckin, Bahadir Kaleli, Serra Kaleli, M. Nedim KALELİ, Torumtay Altan, uğur çermen, okan, okan tanın, kahraman oguz, timurt...@gmail.com, cuneyt ensari, cüneyt haşmet yeşiltepe, Nalan Arkat, nuri...@superonline.com, futtuahmet, Fulya Kayıkçıoğlu, tumayakan, doğan öntaş, dogande...@gmail.com, Yýldýrým B. Dogan, Suat DEDE, ozlem...@hotmail.com, mustafa kara, Ferit çiçekçioğlu, Murat Korkmaz, Sukru Ort., Kadir Suat Arseven, murad uslu, murat erdogan, ercumen...@yahoo.com, ayd...@gmail.com, erbil aydin, erhan kiziltan, cahityi...@hotmail.com, salim mağden, Bülent H. SAKIZLIGİL, bayazit ilhan

HAM ERVAH İLE HASBİHAL


Ey aynı coğrafyanın bizi birarada yaşamaya mahkum ettiği ham ervahım! Adını analardan almış bu Anadolu bizim ortak kaderimiz, ortak anamız. İyisi kötüsüyle, hayırlısı hayırsızı ile hepimiz onun çocuklarıyız. Tüm farklılıklarımıza, tüm zıtlıklarımıza rağmen aynı ananın çocuklarıyız, biraradayız. Ya farklılıklarımız nedeniyle birbirimize gireceğiz, güçlü olanımız güçsüz olanımızı yok edecek ya da farklılıklarımızı bir zenginlik olarak görüp yasalar ve fırsatlar karşısında bizleri eşit kılan adil bir düzende birlikte yaşayacağız. İlki kimseye saygınlık ya da mutluluk getirmeyecek dayatmacı (totaliter) bir yol iken, ikincisi saygınlık ve mutluluğa ulaşmanın yegane yoludur. Ne inanç, ne etnisite, ne herhangi bir şey birbirimize saygısızlık etmemizin ya da bu farklılıkları öne sürerek birbirimizi yok etmemezin nedeni olabilir.

Bak canım kardeşim, bak ham ervahım bu topraklarda yaşayabilmenin, var olabilmenin ve dahası, mutlu olabilmenin bazı gerekleri vardır. Eğitim olanağı bulamamış olabilirsin, varsıl olmayabilirsin, azınlık olabilirsin, güçsüz (iktidarsız) olabilirsin ya da eğitimli, zengin, çoğunluk ve muktedir olabilirsin ama kim olursan ol, ne olursan ol mutlu olabilmek için bilmen gerekenler var. Ve bunların dinle inançla, parayla pulla, okulla diplomayla alakası yok. Bunlar bu toprakların, bunlar insanlığın gerçekleri!

Dinsel, etnik, ulusal vs kimliklerinle, kendini güçlü hissettiğin paranla, pulunla ve mevkiinle kendine biçtiğin bir değer var ya bunların hepsi yalan! Daha doğrusu hepsi gelip geçici. Hepsi gelip geçtiğinde gene elde var hüzün! Tüm bu aldatıcı şeylerden sıyrıldığında evrendeki yerin ne kadar biliyor musun? Senin içinde yaşadığın bu koca dünya var ya, evreni bir futbol sahası olarak düşünürsen, dünyamız futbol sahasındaki bir çimen üzerindeki çiy tanesinden daha büyük değil. Gel kardeşçe uzanalım şu güzel çimlere ve gece karanlığında, gökyüzündeki yıldızlara bir bakalım. Gördüğün o parlak yıldız var ya belki de aslında şimdi yok. Senden o kadar uzakta ki ışığı sana yıllar sonra geliyor. Hem de evrende bilinen en büyük hızla (ışık hızı: 300 000 km/sn) gelmesine rağmen, sen onu gördüğünde o çoktan bir kara deliğe dönüşmüş olabilir. Senden o kadar uzak. Yani evren o kadar büyük. Ve sen koskoca futbol sahasındaki bir çiy tanesi içindeki milyarlarca parçacıktan birisin sadece. Bu uzamsal konumun benim zavallı ham ervahım bir de zamansal konumuna bakalım mı? Yapılan araştırmalara göre Büyük Patlama'dan (Big Bang) bu yana yaklaşık 14 milyar yıl geçmiş, yani evrenimiz 14 milyar yaşında. Bu evrenin içindeki bir sürü galaksiden biri olan Samanyolu içindeki Güneş Sistemi'nin bir gezegeni olan Dünya'mızın yaşı için yaklaşık 4,5 milyar yıl deniliyor. Bu 4,5 milyar yıllık gezegende senin atalarının (Homo sapiens) ortaya çıkışı yaklaşık 100.000 yıl! İlk insan yerleşimleri (Göbeklitepe, Çatal Höyük, Jericho vs) 8-10 000 yıl öncesine tarihleniyor, yazılı kaynaklar 5 000 yıldır var. Tek tanrılı semavi dinlerden Musevilik 3 500, Hristiyanlık 2 000, İslam ise yaklaşık 1 400 yıldır var. Ve senin ömrün yukarıdan aşağıya, soldan sağa ortalama 70 yıl! Bu 70 yıl ne demek biliyor musun? Gözlerime bak, zorunlu olarak kırpıştırıyorum değil mi? Şimdi göz kapaklarımı açtım ya “doğdum”, ve şimdi kapattım “öldüm”. İşte senin “hayat” dediğin bu iki göz kırpış arasındaki süredir bu uzay zamanda.

Bunları ben söylemiyorum, bunlar Anadolu erenlerinin, bilgelerinin sözleri, ben onları sana yazıyorum. İşte o çok önemsediğin, her şeyin merkezine koyduğun, herşeylerini ona göre gördüğün kavramlar bu kadar değerli, bu kadar ömürlü. Fakat başta parayataparlık (Kapitalizm) olmak üzere tüm dinler ne diyor: Sen yaratılmışların en değerlisi, en şereflisisin! Senin işine gelen bu söz dinlerin çoook işine geliyor.


Esasında bu kısacık ve anlamsız hayatımızı daha anlamlı, daha yaşanılır (daha mutlu) ve daha ölümsüz kılmak tamamen bizim elimizde. İlk şart okuduklarımızı anlayacak ve tartışabilecek kadar aklımızı kullanabilmek, ve bunu yapabilmek için aklımızı bize belletilen koşullanmışlıklardan özgürleştirmek. Ve bu aklımızla ahlaklı, yani adaletli (adil) bir yaşam sürmek. Kısacık yaşamı anlamlı ve mutlu kılabilmenin ve bu kısacık süre sonunda iyi anılmanın (ölümsüzlüğün) tek yolu bu: Saygın olabilmek! Yani adaletli olabilmek! Yani ahlaklı olabilmek! Bundan gayrı hepsi yalan, kim ne diyorsa hepsi yalan!

Bak benim canım kardeşim bak benim ham ervahım! Yıllardır gücü eline geçirdiğin, biraz muktedir olduğun anda, ilk yaptığın sey senden olmayanı, senin gibi olmayanı yok etmek. Ya dinin, ya milliyetin, ya bilmemneyin mutlaka bir yüce (!) nedenin var. Senden olmayan ve senin gibi olmayan her şey kötü, hatta çok kötü, senden olan veya senin gibi olan her şey ise iyi, hatta çok iyi! Kimin ne yaptığının ya da ne söylediğinin zerre kadar önemi yok, önemli olan tek şey, yapanın ya da söyleyenin seninle aynı yerde olması ve senin gibi olması. Yıllardır sırf senin gibi olmadığı, senin değerlerini paylaşmadığı için nice aydın bu topraklarda katledildi. Ama gene de hep sen “mağdur” oldun. Neden? Başka bir açıdan söylersek yıllarca sen ve senin gibiler güçlüsünüz (muktedirsiniz) ama bir türlü mutlu, huzurlu ya da tatminli değilsiniz! Neden?

Mutsuz, huzursuz ve tatminsizsiniz. Ve korkuyorsunuz! Başta yaşam olmak üzere hemen her şeyden korkuyorsunuz. Tüm koşullanmışlıklarınız bu korkular üstüne inşa edilmiş. Mutsuz, huzursuz, tatminsiz ve korkaksınız zira saygın bir kişilik oluşturamamışsınız. Ne kadar muktedir, ne kadar zengin ve ne kadar güçlü olursanız olun saygın değilsiniz. Size belletilenlerin aksine saygınlık parayla, pulla, makamla ya da imanla olmuyor! O şeyhleriniz, reisleriniz asla saygın değiller. Saygınlık başka bir şey! Başkalarının sizle ilgili samimi düşünceleriyle ilgili bir şey. Başkalarının sizi saygın yapmasını sağlamanız için sizin başkalarına saygılı ve adaletli olmanız gerekiyor. Yani ahlaklı olmalısınız. Ve ahlak asla ama asla dini bir kategori değil. Dinler teorik olarak, iyi ahlakı hedefleseler de asla iyi ahlakın garantisi olamazlar. Ahlak konusunda en yetkin kişi olduğuna inandığım I.Kant “Ahlak'ın dine ihtiyacı yoktur, ahlak için akıl gereklidir” derdi.

Bak canım kardeşim, bak benim ham ervahım, ya Kabil'den bu yana, bin yıllardır yaptığın gibi, eline geçen ilk fırsatta senden olmayanı yok edeceksin fakat bu sana asla saygınlık kazandırmayacak, mutlu olamayacaksın. Ya da sırf senin gibi düşünmüyor, senden değil diye insan kardeşlerine zulmetmeyeceksin (kendi değerlerini onlara dayatmayacaksın), onları yok etmeyeceksin. Yani ahlaklı olacaksın. Yani adaletli olacaksın. Ve ancak ama ancak bu şekilde mutlu bir hayat yaşayacak ve öldükten sonra da hayırla anılacaksın.


Yusuf Samim Lütfü

(yusufsamimlutfu.wordpress.com)

Ham Ervah ile Hasbıhal.doc
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages