AKILLI ADAM VE AYDIN ÜZERİNE
Batılıların zaman zaman peygamber (prophet) olarak tanımladıkları, orta-doğu coğrafyasının en bilge kişilerden olan, ressam, düşünür ve yazar Halil Cibran'ın en sevdiğim mesellerinden biridir: Bir gün göz der ki, “Uzaklarda mavi sislerle örtülü yüce bir dağ görüyorum”. Kulak hemen kulak kesilir ve “Fakat dağ nerede? Onu duyamıyorum”. El, el yordamıyla birkaç hamle yapıp “Ona dokunmak için uğraşıp duruyorum fakat ona dokunamıyorum”. Ve burun havayı uzun uzun kokladıktan sonra “Yok, dağ yok, kokusunu alamıyorum”. Göz ümitsizce bakışlarını çevirir ve diğerleri aralarında gözün garip hayali(!) hakkında konuşurlar. Ve derler ki, “Gözün bir sorunu olmalı”!
Bir toplumda bir Aydın'ın konumunu daha güzel anlatan bir mesel var mıdır ? Bilemiyorum... Aydın, toplumda geçerli olan değerlerle, gerçekler arasındaki uyumsuzluğu eğilip bükülmeden, gerekirse bedelini ödeyerek söyleyen kişidir. J.P. Sartre'dan esinlenerek oluşturulan bu tanım, bence de Aydın'ın en isabetli tanımıdır. Aydın'ın bir sorunu olmalıdır!Hal böyleyken bir konuda iki satır fazla okumuş, biraz tanınır olma olanağı bulmuş ya da hasbelkader bir akademik unvan elde etmiş herkesin bu yüce kavrama isteyerek ya da istemeyerek yamanmaya çalışıldığını görüyoruz. Yazık!
Bireylerin temel hedeflerinin “başarı” olduğu, “başarılı” olmak için her şeyin mübah sayıldığı, günümüzün “başarı odaklı” vahşi kapitalist toplumunda Aydın hiç de başarılı bir figür değildir. Zira ortalamanın üstünde bir bilgi ve tecrübe birikimine sahip Aydın, pekala sistemle uyumlu olarak ve sistemin nimetlerinden yararlanarak başarılı olma yani para, makam ve mevki sahibi olabilme imkanına sahipken o, iktidarla kötü olma, bedel ödeme pahasına toplumda geçerli olan değerlerin gerçeklikle olan çelişkilerini gözler önüne serer. Bu kapitalist (parayatapar) mantığa göre asla ama asla akıllıca (rasyonel) bir tutum değildir, olsa olsa duygusal (romantik) bir yaklaşımdır. Bu gerçek tutkunluğu, bu hakikat aşkı asla ama asla 21. yüzyılın post-modern kapitalist toplumunda yaşayan akıllı bir insanın yapmayacağı bir duygusal yaklaşımdır. Tarihin sonuna gelindiği, yani insanlar için en iyi ve en doğrunun bulunduğu; bu bağlamda eşitsizliğin ve sömürünün “doğal” kabul edildiği 21. yüzyıl post-modern kapitalist toplumunda çok açık ve net olarak Aydın'a yer yoktur. Topluma egemen olan değerlerin gerçeklikle bağını sorgulamayan, yönelimlere (trendlere) uygun olarak tüketen sürü fertleri ve bu sürüden para kazanan “akıllı” insanlar 21.yüzyılın post-modern kapitalist toplumunu oluşturacaklardır. 21.yüzyıl “Aydın” ya da “Bilge”nin yerini “Akıllı adam”ın aldığı bir yüzyıldır.
Anlaşılacağı üzere, çağımız “akıllı” insanının en önemli özelliği başarısının kanıtı olan para, mevki ve makam sahibi olmasıdır. Beş para etmez duygusallıklara ve bu bağlamda gerçeklik tutkunluğuna, hakikat aşkına yer yoktur. Gerçeği hedefleyen bilimdi, felsefeydi fena halde “demode” kavramlardır, bildiğin “out”dırlar. Çağımızın “akıllı” insanı tanınmıştır, makam sahibidir ama illa ki, zengindir.
Bir bilge kişi “Aydın her zaman, her yerde ve her koşulda gerçeği söylerken, akıllı kişi doğru zamanda, doğru yerde, çıkarına uygun olacak şekilde gerçeği dile getirir” demişti. Gerçekten de, gerçekliğe olan kayıtsız- şartsız sadakat ile, çıkarlar doğrultusunda gerçekliğin kullanılması “Aydın” ile “Akıllı adam”ın temel farkıdır. Bu temel fark nedeniyle Aydın bedel ödeyendir, Akıllı adam nemalanandır. Aydın ne kadar muhalif ise, Akıllı adam o kadar sistemin adamıdır.
Aslında siz iyi tanırsınız çağımızın “Akıllı adam”ını. Gerçeklik dışında bir tutkusu olmayan bir bilim adamından, bir bilgeden ya da bir Aydın'dan çok farklıdır O! O'nu sürü fertlerinden ve bir Aydın'dan ayıran temel özellik, iktidarla uyum içinde iktidar olanaklarının paylaşılması ve ne olursa olsun onu para, pul ve makam sahibi yapan bu sistemin korunması ve savunulması gerektiğinin bilincinde olmasıdır. Akademik unvanı, engin kültürel birikimi ve belli bir konudaki bilgisi ile, hiçbir şekilde riske atmayı düşünmediği varsıllığı ve yerel iktidarı ile, asla iktidara ya da sisteme yönelmeyen fakat onun dışında her şeye karşı keskin bir kılıç gibi kullandığı eleştirelliği ve humoru ile O, hem iktidarın has adamıdır, hem de sürünün gözünde önemli bir çobandır. Doğal olarak sakin, güleryüzlü ve sempatiktir! Hafifden biraz fazla bir göbek, keçi sakalı ve göbekle uyumlu pantolon askıları şart değilse de önemli ayrıntılardandır.
Oysa gerçeklik tutkunu, hakikat aşıklısı bir bilim adamı, bir filozof, bir bilge ya da bir Aydın'ın zerre kadar önemi yoktur günümüzde. Zira ille de gerçeklik, ille de hakikat diye tutturan bu aykırı adamlar kurulu düzenin ve mutlu mutlu otlayan sürülerin en büyük düşmanlarıdır. Yurdumun en üretken düşünürlerinden rahmetli Hilmi Ziya Ülken, İslam Tasavvufu'nun izlerini taşıyan sınıflamasında toplumu oluşturan insanları 4 sınıfa ayırır: En altta korkuları ile hareket eden, eğitimsiz halk bulunur. İkinci sırada ümitleri (beklentileri) ile hareket eden, nispeten eğitimli vatandaşlar gelir. Üçüncü sırada marifetleri iltifata tâbi olan yöneticiler (Hoca bunlara “vatansever”! diyor) vardır. En üstte ise hakikate göre hareket eden gerçeklik tutkunları (Hoca'nın “insani vatansever” dediği kâmil insanlar) vardır. Ve bu gerçeklik tutkunu, aşk insanları kesinlikle üçüncü sınıfta yer alan sizin “akıllı adamlar”ınızın üstündedir de, siz bilmezsiniz.
21.yüzyılın post-modern kapitalist toplumunda Tasavvuf'un “insan-ı kâmil”i de Nietzsche'nin “ubermench”i de çok uzaklarda kalmıştır. 21.yüzyıl aşkla hareket eden duygusalların değil, parayataparların “Akıllı adamlar”ının çağıdır. Bununla birlikte evrensel bir gerçek olarak: Hiçbir akıllı insan gerçekler ya da doğrular uğruna kendini ateşe atmaz, bu gerçekler ya da doğrular uğruna ateşe atlama (pervanelik!) hep aşkla hareket eden, duygusalların (romantiklerin) işidir. İşte o nedenledir ki, yöneten ve yönetilenler sistem içinde geçinip giderlerken, tarihi ve dünyayı değiştirenler, büyük buluşları ve devrimsel dönüşümleri yapanlar hep hakikat aşıklısı duygusallar olmuşlardır.
Yusuf Samim Lütfü
(25.04.2019)