YAHUDİLEŞMİŞ BİR DÜNYA!
Eğer bugün yeryüzünde yaşayan insanların çoğu için, dünyanın sonunu tahayyül etmek, kapitalizmin sonunu tahayyül etmekten daha mümkün ise, pekalâ “Yahudileşmiş bir dünya”dan bahsedebiliriz. Benim ısrarla “Altın Buzağı Kültü” ne vurgu yaparak dile getirdiğim İsrailoğulları (Ben-i İsrael, İbraniler,Yahudiler) için K.Marks, “Yahudiler kapitalizmin matrisidir. Yahudinin tapınması ticaret, tanrısı paradır” demişti. Benim “parayataparlık” demeyi tercih ettiğim kapitalizmin günümüzdeki egemen konumu düşünüldüğünde firavunun Mısır'ında, ortaçağın engizisyonlarında, yakınçağın “gettol”larında ve bir önceki yüzyılın toplama kamplarında çekilen çileler boşa gitmemiş demektir! Günümüzün efendileri olan ve insanı “doğal” varlıklarla bir tutan Anglo-Saksonlar'ın, “Kapitalizmin insan doğasına en uygun ve ilerlemeyi sağlayan yegane sistem olduğu” önermesi bir kenarda dursun, günümüze egemen olan bu parayataparlığın ne denli Yahudi kökenli olduğuna bir bakalım. Bakalım zira, bilim, sanat, ekonomi gibi dünyevi her alanda öncülük yapmış, en ilerilere gitmiş ve sonuçta kendi inancını (!) dünyaya kabul ettirmiş bir kavmin, neden dünyanın en çilekeş kavmi olduğunu açıklamamız lazım.
Güzel! İşin kökenine ineceksek ilk önce “Altın Buzağı Kültü”nü, sonra da paranın Yahudiler için anlamını öğreneceğiz. Sonra 15.yy Kuzey İtalya'sına gideceğiz ki, Kapitalizm adında nurtopu gibi bir çocuğumuz olsun.
Tek Tanrı bilinci ve tapınması,insanlığa ilk insan olan Adem'den 20 kuşak sonra gelen İbrahim peygamber ile başlamıştır (MÖ 1812). İbrahim (Avram, Abrama), on kuşak önce Tufan olayı ile bilinen Nuh peygamberin Sam adlı oğlundan torunu olan Ever'in (İvr) torunudur. İbrahim'in farklı analardan İzak ve İsmail adlı iki oğlu olmuş, İzak'ın da Yakup (İsrael) adlı bir oğlu olmuştur. İsrailoğulları'ndan Yusuf Mısır'a gitmiş ve onun soyundan da Musa peygamber dünyaya gelmiş ve firavun zulmü altında inim inim inleyen kavmini (İsrailoğulları) Mısır'dan çıkararak vaadedilmiş Kenan diyarına götürmüştür (Exodus MÖ 1212). Bugün Sami dediğimizde Nuh'un Sam oğlundan gelen kavimleri anlıyoruz ki, hem İsrailoğulları (Ben-i İsrael, İbraniler, Yahudiler) hem de İsmailoğulları (Ben-i İsmail, Araplar) Sami ırkındandır. Bugün Yahudi karşıtlığı için kullanılan “anti-semit” ifadesi, Sami karşıtı demektir. MÖ 930 gibi (Süleyman sonrası) İsrailoğulları İsrail ve Yehuda Krallıkları olarak ikiye bölündükten sonra İbrani halkına “Yahudi” denmeye başlanmıştır. İbrani de, az önce andığımız Avram'ın dedesi “Ever'in soyu (İvri)” demektir. MÖ 13yy'da yaşamış Musa'dan sonra MÖ12.yy'da yeğenleri (Harunoğulları) Elazar ve Yeşu, onlardan sonra MÖ 11.yy'da Hakim Samuel ve Komutan Şaul ve MÖ 10.yy'da da Jerusselam'ın (Barış Şehri anlamında) kurucusu ve dört kutsal kitaptan Zebur'un indiği Davut (David) peygamber Yahudilere hükmeder. MÖ 972'de Davud'un ölümü ile Süleyman başa geçer ve 40 yıl hükümdar kalır. Yahudiler'in kutsal tapınağı (Süleyman Mabedi) Jerusselam'da bu sırada (MÖ 10.yy) yapılır ki, bu mabed önce MÖ 587'de Keldani İmparator Nabukadnezzar ve daha sonra MS 70 yılında Roma İmparatoru Vespasianus'un oğlu Titus tarafından iki kez yıkılacaktır. Halife Abdülmelik, mabedin Batı Duvarı (Ağlama Duvarı) yakınına 685 yılında “Kubbet-üs Sahra”yı ve sonra da 705 yılında “Mescid-i Aksa”yı yaptırdıktan sonra Jerusselam, Kudüs (Kutsal anlamında) olur.
MÖ 1212 senesinde Kızıldenizi asası ile ikiye yararak kavmini Sina Çölü'ne getiren Musa, uzun uğraşlar sonucu Tek Tanrı bilincini aşıladığı halkına, Tek Tanrı'nın (Elohim, YHWH, Yehova) emirlerini getirmek için Sina Dağı'na çıkar. Dağın tepesinde iki taş levhaya yazılı “On Emir”i alan Musa'yı dönüşte acı bir sürpriz beklemektedir. Kavminin (İsrailoğulları, İbraniler) yanına dönen Musa ne görsün?
Musa'nın yokluğunda kardeşi Harun'un bütün caydırıcı çabalarına rağmen İsrailoğulları (İbraniler) kendilerine kilden bir buzağı yapıp altınla kaplamışlar ve kendi yaptıkları bu puta tapıyorlar. Tek Tanrı çoktan unutulmuş! İşte ben insanın göklerdeki bir Tanrı yerine, insanın kendi yarattığı bir tanrıya tapmasına “Altın Buzağı Kültü” (ABK) diyorum. Göklerdeki Tanrı'nın yeryüzüne indirilişi son derece dünyevi (seküler) bir yaklaşım olup, gene benim “parayataparlık” demeyi sevdiğim kapitalizm bu ABK'nün güncel görüngüsüdür. İnsanın kendi yarattığı tanrı; paradır! Ve ne yazık ki, para günümüzde de her şeye kadir olan, her şeye gücü yeten, her sorunu çözen ve herkesi her şeyden çok ikna edebilendir! Allah'ın işine bakın ki, Tek Tanrı bilinci gibi (MÖ 18.yy Harran), paranın da (MÖ 6.yy Sardis) ortaya çıktığı yer aynı coğrafyadır; Anadolu!
Şimdi anladınız mı, neden İbraniler olmadan kapitalizm yazılamıyor? O halde gelin şimdi Yahudilerin paraya bakışlarına ve para ile olan ilişkilerine bir bakalım. Konunun uzmanı J.Attali “Bütün sosyal ilişkilerin ve nesnelerin son tahlilde paraya dönüştüğü bir kültür günümüze egemendir” dedikten sonra Yahudilerin parayla tazmin ilkesini getirerek “uygarlığın” mucidi olduklarını söyler. Bakalım!
İbrani şeriatını öğrenebileceğimiz kaynak olan Talmud'a göre, para kötü bir şey değildir, Tanrı'ya hizmetin ve iyilik yapmanın mükemmel bir aracıdır. Para bütün anlaşmazlıkları şiddete başvurmadan çözmeye yarar. Zenginlik de kötü değil, iyi bir şeydir dahası bir ödül değil, bir (ödev) dini yükümlülüktür. Gelelim Yahudilerin adını “tefeci”ye çıkaran riba (faiz) meselesine. Hıristiyanlık ve Müslümanlık'ta olduğu gibi Yahudilik'te de faiz haramdır. (Hıristiyanlık'ta faiz protestan reformu sonunda serbest hale gelmiştir). Ancak Yahudiler arasında faizi yasaklayan Talmud, Yahudi olmayanlara (Goy'lara) faizle borç vermeyi (ikrazatı) serbest bırakmıştır. İşte bu sebepledir ki, protestan reformunun ortaya çıktığı 16.yy'a kadar Yahudiler Attali'nin deyimi ile “zorunlu ikrazatçılar”dır.
“Kuvvetler Ayrımı” ilkesi ile tanıdığımız Montesquieu 1720'de şöyle der: “Şunu bilin ki, para olan her yerde Yahudiler de vardır”. Kitaplar kapitalizmin 15.yy'da Kuzey İtalya kent-devletlerinde (Floransa, Venedik, Cenova, Milano) ortaya çıktığını yazarlar. Kapitalizm en somut tanımıyla; para ile para kazanmaktır, zira yatırıma dönüşmeyen, para getirmeyen paraya (yastık altında ya da küpe gömülü) “kapital” denmez. İşte Venedik'in dünyanın 1 numaralı kenti olduğu 15.yy'da ortaya çıkan bankacılık (yatırımcılara kredi açma) ile kapitalizm de ortaya çıkmıştır. Daha sonra, devran dönmüş dünyanın efendileri değişmiş (16.yy'da İspanya, 17.yy ve 18.yy'da Hollanda, 18 ve 19.yy'da İngiltere ve 20.yy'da ABD) ama “ikrazatçılık” hep Yahudiler'de kalmıştır. 16.yy'da reform süreci sonunda faizin serbest bırakıldığı Hıristiyan Batı'da WASP (Beyaz Anglo-Sakson ve Protestan)'ların finans sektöründe etkili olmaları son yüzyılın (20.yy) işidir.
Bir Yahudi mezhebi olarak ortaya çıkan (ve Marks'a göre gene ona dönen!) Hıristiyanlığın Yahudi geçmişini inkâra kalkması gibi, bir Marks karşıtı olan M.Weber de kapitalizmin kökeninde protestan ahlakı (püriten ahlak) olduğunu kanıtlamak için beyhude uğraşmış durmuş ve bayağı saçmalamıştır. Marksizm'in tarihsel determinizmini reddettiği için liberallerin baştacı ettiği Weber, (Marks ve Sombart ile ters düşerek)Yahudilerin değil, Luther ve Calvin'in protestan ahlakının, burjuva ahlakı ve kapitalizmin temeli olduğunu söyler. Sombart haklı olarak finans kapitalizminin Yahudi kökenli olduğunu söylerken, Weber'in anladığı kapitalizm sanayi kapitalizmidir. Weber'e göre finans kapitalizmi, gerçek kapitalizmle alakası olmayan “parya kapitalizmi”dir! Sanayi Devrimi'nin tamamlanıp Bilişim Devrimi'nin başladığı 21.yy (günümüz) finans kapitalin egemen olduğu bir çağdır. Zaman Weber'i fena halde çuvallatmıştır!
İşin ilginci Marks tarafından “kapitalizmin matrisi” olarak tanımlanan Yahudilerin, Rusya'da komünizmin ortaya çıkşı sırasında “sosyalistlik”le suçlanmalarıdır. Ünlü yazar Dostoyevski “Yahudiler ve bankaları her yere Aydınlanma felsefesine, bütün medeniyete, özellikle de sosyalizme hakim durumdadırlar. Sosyalizmle Hıristiyanlığı yok edip evrene hakim olacaklardır”demiştir. Gerçekten de Rus Sosyal Demokrat Partisi'nin Martov, Troçki, Zinoviyev, Kamanev gibi temel taşları hep Yahudidir. Aslında K.Marks da Yahudi anne-babanın sonradan anti-semit (!) olmuş oğludur. Çar'a suikastten, Savaş (Japon) yenilgisine ve Devrim'e kadar her olumsuzluktan sorumlu tutulan Yahudiler “pogromlar”da katledilmişlerdir. Kurtulanlar çoğunlukla ABD'e göç etmişlerdir. ABD Yahudilere siyasi eşitlik tanıyan ilk ülkedir (1776'dan beri) ve halen dünya Yahudi nüfusunun (12,5 milyon) yaklaşık yarısı (2 milyona yakını New York'ta olmak üzere 5 milyon) ABD'de yaşar.
Göklerdeki (Semavi) Tanrı'yı yeryüzüne indiren Altın Buzağı Kültü'nün yaratıcıları, her ne kadar zaman zaman “Tanrı Katili” (Hıristiyanlar uzun süre İsa peygamberin öldürülüşünden Yahudileri sorumlu tutmuşlardır) ya da “Tefeci” suçlamalarına maruz kalsalar da, yeryüzünde dünyeviliğin ve ilerlemenin öncüleri olmuşlardır. 17.yy'da yaşanan “Sahte Mesih/Sebatay Sevi” olayı (1666) sonrası hahamların (ruhbanın) otorite kaybı ile bir laikleşme de yaşayan Yahudi toplumu 1948'de kendi devletini kurmuştur. Bugün İsrail Devleti dini bir cemaatin devleti olmakla beraber Talmud'da yazan yasalarla değil, insan yapımı medeni yasalarla yönetilen bir ülkedir.
Benim Yahudi pratiği ve Altın Buzağı Kültü'nden anladığım bilimde, sanatta, ekonomide yani dünyevi meselelerde ilerleyebilmek için dünyeviliğe (sekularizme) ve paraya muhtaçsınız, ancak bunu yapıyorum derken Sina Çölü'ndeki Yahudiler gibi haddinizi aşarsanız, yani Marks gibi, Freud gibi ve Nietzsche gibi göklerdeki Tanrı'yı öldürürseniz, onunla ilintili nesnel aklı ve vicdanı da öldürürsünüz ki, bunun neticesi çiledir, acıdır ve hüsrandır. Yahudi, Anglo-Sakson ya da bir dünya vatandaşı farketmez önemli olan bir araç olan paranın amaçlaştırılmamasıdır ki, Altın Buzağı Kültü'nün güncel formu olan kapitalizm, tam da araç olanın (paranın) amaçlaştırılması ve amaç olması gereken insanın araçlaştırılmasıdır. Kapitalizm “doğal” bir varlık olan insana uygun olsa da, akıl sahibi insanın aklına uygun değildir. Her sorununuzu çözen, her şeye gücü yeten parayı, Tanrı'nın (tümel akıl ya da irade-i külliye) yerine geçirirseniz oluşacak akılsızlığın ve vicdansızlığın bedelini ödersiniz. Benden söylemesi...
Yusuf Samim Lütfü
(yusufsamimlutfu.wordpress.org)
26 Aralık 2019