AKILCI ANTİ-KAPİTALİZM
Saygın bilim adamlarımızdan, Gazi Üniversitesi Patoloji Ana Bilim Dalı'nın efsane hocası Prof.Dr.Ömer Uluoğlu, onuruna düzenlenen veda töreninde, son dersine şöyle başlamıştı: “Dünyada iki tip insan vardır: Bir elindekinin değerini bilenler. İki sahip olmadıklarının daima daha iyi olduğunu düşünenler”.
M.Gandhi'nin Satyagraha öğretisinde, “vicdanın sesini dinlemek” ile beraber öğütlediği, “gerçeğe sadakat” öğretisinin en somut ifadelerinden biri olan yukarıdaki tanımlama bilge Hoca'dan bana kalan çok değerli bir armağan olarak ömrüm oldukça benle yaşayacak.
“Gerçeğe sadakat”! Otuz yılı aşkın bir post-modernite entoksikasyonuna maruz kalmış ve “Herkesin gerçekliği farklı farklı, evrensel bir gerçeklik tanımı mümkün değil!” diye düşünen zavallı insancıklara, nesnel (objektif) gerçekliği ya da gerçekliğe sadakati nasıl anlatabilirim ki?
Ünlü “Tuz Yürüyüşü” sonrası mapusa tıkılan M.Gandhi'ye hiç yüzünü görmediği mapushane komşusunun söyledikleri mi, yoksa Mahatma'nın (Güzel Ruh) söyledikleri mi gerçek? “Dua etmek ne işe yarıyor? Yalnızca güç ve paranın sözünün geçtiği bu dünyada ne faydası var? İnsan imanını nasıl muhafaza eder? Deli olmak gerek. Ya da dahi. Bende ne biri ne de öteki var?”
Berlin Duvarı'nın yıkılışı ile beraber Sosyalizm'e karşı zaferini (!) ilan eden neo-liberalizmi, finans kapitali ve post-modernitesi ile günümüze egemen olan Anglo-Sakson hegemonyası altındaki dünyamıza bakarsak, Gandhi'nin fırıldak silah tüccarı komşusu haklı. Lakin komşunun adının Gandhi dahil kimselerce bilinmediği oysa Gandhi adının yüzyıllar sonra da bilineceği gerçeğine bakılırsa durum farklı!
Müsadenizle kafanızı biraz daha karıştırayım! Ahlaki anlayışları C.S.Peirce ve W.James'den yadigar uygulayıcılık (pragmatizm) ve öncesinde J.Bentham ve J.S.Mill'den yadigar yararcılık (utiliteryanizm) temelinde şekillenen ve sömürüyü “doğal”, efendi/uşak ilişkisini “vazgeçilmez” kabul eden Anglo-Sakson ahlak anlayışı günümüze egemen olan ahlak anlayışıdır. Eylemlerin iyiliğini amacın değil, sonucun belirlediğini söyleyen bu ahlak anlayışı “neticeci” olarak bilinir. Sömürüyü bir doğa yasası olarak kabul ettiğinden ve insanı da doğal varlık olarak gördüğünden “doğacı”dır da. İnsan eylemlerini güdüleyen şeyin aklı ya da vicdanı değil, tutkuları olduğunu söyleyen Anglo-Sakson ahlakı, antik Yunan ahlakının “hazcı” olarak bilinen hizbine dayalı bir ahlaktır. Özet olarak reel sosyalizmin çöküşü sonrasında dünyaya egemen olan yararcı ve çıkarcı (utiliteryan ve pragmatik) ahlak anlayışının; hazcı, doğacı ve neticeci olduğunu söyleyebiliriz.
Burda püf noktası “haz” konusudur; mutluluk (eudaimonia) konusunda ne kadar aklı (I.Kant) ya da erdemi (Stoa) savunursanız savunun hazzı gözardı edemezsiniz. Bu belki de Anglo-Sakson ahlakının güncel oluşunun sebebidir. Ancak bu satırlarının yazarının adı kadar emin olduğu şey; bilimde, teknolojide, ekonomide ve sanatta sizi en ilerilere götürebilecek Anglo-Sakson ahlakının asla ama asla sizi (çoğunuzu) mutlu edemeyeceği, insanlık için asla ama asla bir mutluluk reçetesi olamayacağı gerçeğidir. Sebep?
Haz denilince felsefede ilk akla gelen kişi Epikür'dür. Epiküros'u diğer hazcılardan ayıran temel özellik Epikür'ün yaptığı hazlar ayrımıdır. Epikür hazları geçici (kinetik) ve kalıcı (katesmatik) hazlar olarak ikiye ayırır. Para, pul, mevki, şan, şöhret, geçici hazlardır. Buna karşı ruhen ve bedenen bir dinginlik içinde olmak (atareksi) ile özgür ve bağımsız olmak (otarşi) kalıcı hazlardır. Gerçek mutluluk kalıcı hazlarla mümkündür.
Bugün dünyamıza egemen olan ve Altın Buzağı Kültü'nün (Parayataparlık) güncel tezahürü olan Anglo-Saksonizm'in hazcılığı geçici hazları hedeflerken, Epiküros hazcılığı insanlara, azla yetinmelerini ve ölçülü tatminler peşinde koşmalarını öğütler. Bu aslında günümüz anlayışına hiç uymasa da, saygın insanın da tanımıdır. Kulunuzun inancı odur ki, Epiküros ve I.Kant bilinmeden “anti-kapitalist” olunamaz, saygın da olunamaz, mutlu da olunamaz. Elimizdekinin kıymetini bilmememiz, elimizdeki ile yetinmememiz, ölçülü hedeflerin peşinden koşmamamız ve sürekli olarak sahip olmadığımızın daha değerli olduğunu düşünmemiz güncel paçozluğumuzun, değersizliğimizin ve mutsuzluğumuzun temel nedenidir. Şairin “Ne ölümden korkmak ayıp, ne de düşünmek ölümü” dediği gibi, mutluluk konusunda hazzı, aklın ya da erdemin önüne koyamasak da hepten gözardı da edemeyiz. Önemli olan gerçek mutluluğa götüren, kalıcı hazların peşinden koşmak, saygın olabilmektir ki, bu da ancak akılla mümkündür. Kapitalizm (parayataparlık) bizlere sürekli olarak geçici hazların peşinden koşmamızı ve hep daha fazlasını öğütler. Bu haliyle sürekli olarak insanların çoğu için mutsuzluk, hayal kırıklığı ve ızdırap vesilesidir. Bunu da sömürünün bir doğa yasası olduğunu, doğal bir varlık olan insanın da buna uyması gerektiğini ve efendilerin olabilmesi için uşakların olması gerektiğini söyleyerek yapar. Kapitalizm bir türlü mutlu olamayan güçlü bir azınlığın, mutlu olabilmek için dünyanın geri kalanına dünyayı dar etmesidir. Ahlaksızlıktır! Gel gör ki günümüze egemendir.
Benim tanı konusunda (teşhiste) sosyalist dostlarımla hiçbir sorunum yoktur; kapitalizm ahlaksızlıktır, insanlık için asla ama asla bir mutluluk reçetesi olamaz! Akıl ayrıcalığına sahip doğal bir varlık olan insana düşen, sömürüsüz, savaşsız bir dünya idealini aklı ile gerçekleştirmek olmalıdır. Tüm yaşanmışlıklara rağmen benim insanlığa inancım tükenmez. İnsan aklı ile kapitalizmin aldatıcılıklarından kurtulacaktır.
Benim sosyalist dostlarımdan ayrıldığım yer tedavi kısmıdır. Tarihte sömürü karşıtlığı konusunda en etkin model olarak ortaya çıkan Marksizm (Diyalektik Materyalizm/ Tarihsel Özdekçilik) ne yazık ki, karşıtlarının söylediği gibi “uygulanabilir” (pragmatik) değildir. İnsanların inanç ile buldukları huzuru, mülkiyet ve tüketim hazlarını hafife alması Marksizm'i insanların çoğu için “uygulanabilir” olmaktan çıkarmıştır. Bu tarihsel bir olgudur. Oysa akıl sahibi doğal bir varlık olan insan (Kant usta “akıl sahibi sonlu varlık” derdi) için üretim araçlarının kamulaştırılmasından ve özel mülkiyetin kaldırılmasından çok daha uygulanabilir (pragmatik) bir yol vardır: Akıl sahibi insan bakabileceği kadar çocuk sahibi olmalıdır! Tüm yeryüzündeki insanları bağlayan ve her ailenin güvenliğini, sağlığını ve eğitimini sağlayabileceği kadar çocuk yapabilmesini düzenleyen evrensel bir yasa ile dünya kesinlikle çok daha huzurlu, çok daha güvenilir ve çok daha yaşanılası bir yer olur. Tüm dünya ölçeğinde uygulanacak akılcı bir nüfus politikası ile kapitalizm tarih, yeryüzü cennet olur. Zira kapitalizmin yayılması için sürekli nüfus artışına ihtiyacı vardır; nüfus artmadan para hacmi artmaz. Kapitalistlerin “ilerleme” dedikleri şey Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) artışına endeksli bir kandırmacadır. Para hacmindeki artış (GSMH artışı) asla ama asla insan mutluluğunda artış demek değildir. Kapitalizm her defasında ekonomik kriz ya da savaşla neticelenir. Nesnel (objektif) bir tarih okuması bunun en somut kanıtıdır. Ulus, ırk ya da insan ayrımı yapmayan ve herkes için olan bu tür bir düzenleme asla adaletsiz olmayacaktır. Akıl sahibi doğal bir varlık olan insana yakışan, fareden, tavşandan ya da domuzdan farklı olarak bakabileceği kadar yavrulamasıdır.
Yusuf Samim Lütfü