YSL'den..

0 views
Skip to first unread message

Levent Seckin

unread,
Jul 21, 2019, 1:15:28 AM7/21/19
to Sinif Arkadaslarim, uhbi, YUKSELIS_7...@yahoogroups.com, seza erarslan, Baris Seckin, selim seckin, yalım önlem, Burak Onlem, salim mağden, Bülent H. SAKIZLIGİL, Selcuk Bolukbasi, selda seçkin, nilgün seçkin, murad uslu, erhan kiziltan, Mustafa Kara, Murat Korkmaz, okan, okan tanın, Onur Saygun, ogel...@yahoo.com

İSLAM VE SİYASAL İSLAM

İslam'ı sadece bir inanç olarak değil, bunun ötesinde günlük yaşamın ve yönetim şeklinin (daha doğrusu her şeyin) belirleyicisi olarak kabul eden ve İslam'ı sadece bir inanç olarak kabul etmenin “Müslümanlık” ile bağdaşmayacağını söyleyen Siyasal İslam'ın iktidarı “cehaletin iktidarı” dır. Doğup büyüdükleri aile ortamı ya da aldıkları siyasete kurban edilmiş hatalı eğitim yüzünden Siyasal İslam'ın doğal savunucusu (ki onlar bunu İslam'ı savunmak olarak değerlendiriyorlar!) durumundaki kitleler “gafiller” dir. Bu nitelemenin pek çok insanı kızdırdığını biliyorum. Ama amacım kesinlikle insanları kızdırmak değil, istemeden de olsa insanları üzdüysem hepsinden özür dilerim. Hayatta tek bir amacım var ve tek bir şey benim için önemli: Gerçek (Hakikat)! İnsan uğrunda ölebileceği değerler için yaşamalıymış, benim uğrunda ölebileceğim değer: GERÇEKLİK (HAKİKAT)! En yüce değeri dini, inancı olan insanlara da saygım sonsuz, vatanı için yaşayıp ölenlere de. Lakin benim sorguladığım gerçek; insanların refahını ve mutluluğunu hedefleyen dinlerin, siyasallaştırılmasının ve günlük işlerin belirleyicisi yapılmasının, bu refah ve mutluluğa ne kadar hizmet edip etmediği gerçeği.

Herkes gibi ben de yanılıyor ve doğru olmayan bir şeyin doğruluğunu savunuyor olabilirim. Bu durumda yapmam gereken tek şey özgür aklımla, mantıkla çelişmeyen bir değerler sorgulaması yapmak. Bu süreçte yetersizlik hissettiğimde orijinalliğinden emin olduğum (Kutsal Kitaplar'ın orijinal metinleri dahil), güvendiğim kaynaklara başvururum ama asla kerameti kendinden menkul hocalara, şıhlara, şeyhlere değil! Temel ilke; özgür aklımı, başka bir iradenin emrine verdiğimde, bu hangi yüce (!) amaçla yasallaştırılırsa yasallaştırılsın, bunun benim iradem olmayacağı ve sorgulamamın sakatlanacağı ilkesidir. Akıl özgür olmadan inanç saf olmaz zira başkasının aklı başkasının inancıdır. Ve Sokrates'in ifadesi ile “Sorgulanmayan bir yaşam yaşamaya değmez”. O halde sorgulayalım!

Öncelikle dini, Allah ile kul arasındaki ilişkileri düzenleyen ruhani bir şey olmaktan çıkarıp, günlük hayatı ve yönetim biçimini de düzenleyen bir şey olması gerektiğini öne süren siyasallaşmış din inancını “cehalet” olarak nitelemek ne derece gerçekçidir?

İnsanın refahına ve mutluluğuna dair her şeyin, 7. yüzyılda Arap yarımadasında ortaya çıktığına ve ondan sonra, onu aşacak hiçbir ilerleme olmadığına inanmak ve tüm insanların buna inanmasını ummak cehalet değilse nedir? Sokrates'i, Epiküros'u, Konfüçyüs'ü, Budha'yı, Marcus Aurelius'u, Aziz Augustinus'u, Aziz Abelardus'u bilmezseniz her şeyin 7. yüzyılda Arap yarımadasında ortaya çıktığını sanabilirsiniz ama bu cahilce bir tutum olur. Hume, Lock, Spinoza, Kant bilmezseniz o zamandan bu yana refaha, mutluluğa dair hiçbir ilerleme olmadığına inanabilirsiniz, ya da Gazzali gibi hepsine sırtınızı dönebilirsiniz ama bu tutum sizi saygın ve sözü dinlenir kılmaz. Size de sözünüzü dinletmek için kaba kuvvet dışında yapacak bir şey kalmaz. Kendi cehaletinizi ve bağnazlığınızı insanlara yüce bir inançmış gibi dayatamazsınız. Günümüzün Siyasal İslamcılar'ına bir bakın. O ne özgüven, o ne kibir, her şeyi herkesten iyi biliyorlar! Günümüzde “cahil toplum”un tanımı, herkesin her şeyi bildiği (!) toplum olarak yapılıyor.

Dinin sadece Allah ile kul arasındaki ilişkiyi belirleyen bir inanç olmaktan çıkarılıp yönetimin ve günlük hayatın da belirleyicisi olması talebi, İslamcılara özgü bir şey değildir. Siyasal İslamcılar'dan çok önce Hıristiyanlığın ve Kilise'nin de yönetimi ve günlük yaşamı belirleme talebi vardı. Bu talep bugünün Müslümanlar'ına olduğu gibi o günün Hıristiyanları'na da sadece kan ve gözyaşı getirdi. Ve laiklik, yani dinin siyasallaşmasının ve dünyevi işlerin belirleyicisi yapılmasının önlenip bir inanç olarak muhafaza edilmesi ilk kez Hıristiyan aleminde gündeme geldi. Ancak laiklik sadece Hıristiyanlıkla sınırlı kalmadı Türkiye Cumhuriyeti'nden, Japonya'sına ve Çin Halk Cumhuriyeti'ne barış ve huzur içinde, insanca yaşamayı (adam olmayı) hedefleyen, farklı dinlere mensup tüm toplumlarda yönetim biçimi oldu. Bugün laik toplumlar dünyayı yönetirken, dinin bir inanç olmanın ötesinde siyasallaşmasını savunan toplumlara da (ki çoğunluğu Müslümandır!) onların sömürgesi olmak düşüyor. İnancın birilerinin siyasi ve dünyevi çıkarlarının hizmetkarı olmasının önlenebilmesi için daha ne kadar Müslüman kanı akması gerekiyor? Saf inancını birilerinin siyasi ya da dünyevi çıkarlarının hizmetine vermek dindarlık mı, cehalet mi? Eğer derdinize derman, sorularınıza cevap olacaksa kulunuz kurban olsun size ve inancınıza. Her zaman yaptığınız gibi beni de yok edin, bakalım huzur bulabilecek misiniz?

Yeryüzünde İslam'ı sadece bir inanç olarak değil de, günlük yaşamın ve yönetimin belirleyicisi olarak gören ve adına Siyasal İslam denen yönetim biçimi ile yönetilen tek bir ülke yoktur ki, halkına refah ve mutluluk verebilmiş olsun. Tek bir örnek bile gösteremezsiniz. Siyasal İslam'ın kan ve gözyaşı dışında mutluluk ve refah getirdiği tek bir toplum yoktur. Bilimde ve sanatta ileri gitmiş, uluslarası saygınlığı olan, insanlığa refah ve mutluluk vaad eden tek bir Müslüman ülkenin olmaması size ne ifade ediyor? Bunun sebebi bir inanç olan İslam mı,yoksa bir inanç olan İslam'ı kendi siyasal ve dünyevi çıkarları için kullanan şark kurnazı Siyasal İslamcılar mı?

Hak yemeyelim, aslında bir örnek vardı: Türkiye Cumhuriyeti !

Aklı ve bilimi rehber edinme olarak tanımlayabileceğimiz Aydınlanma'nın Anadolu'da vücut bulması olan Kemalizm, emperyalizmin elinden kaptığı Türk Milleti'ne yeni bir devlet kurarken “laikliği” yönetim biçiminin temeli olarak almıştı. Osmanlı Siyasal İslam'a uygun olarak Halife-Sultan tarafından yönetilen teokratik bir monarşi idi. Her türlü adaletsizliğin, ahlaksızlığın bu bağlamda yalanın, hırsızlığın ve talanın dinle aklanması yüzünden battı. 20. yüzyılda dinin günlük hayatta ve yönetimde etkin olduğu hiçbir devletin bağımsız olarak yaşama şansı olmadığı gözüküyordu. Bu yüzden yeni Cumhuriyet laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olarak kuruldu. Bu M.K.Atatürk'ü yeryüzünün en büyük devrimcisi yapan, daha önce kimsenin başaramadığı, dahası tevessül bile edemediği, halen bile pek mümkün görünmeyen, gelmiş geçmiş en büyük devrimdi; ilk kez bir Müslüman toplulukta laik yönetim biçimi gerçekleşmişti. Bu laiklik sayesindedir ki genç Türkiye Cumhuriyeti tüm Müslüman aleminde bir yıldız gibi parlayarak bilimde, sanatta ve uluslararası saygınlıkta belirgin bir fark yarattı, en ileriye gitti.

Her etki tepkisini, her devrim karşı devrimini yaratır. Dini, kendi hatalarının, günahlarının bir AKlama aracı olarak gören, dini vecibeleri yerine getirdikten sonra çıkarının gerektirdiği haksızlıkları, adaletsizlikleri yapabilmeyi hak olarak gören, yalanı, talanı, hırsızlığı din şalı ile örten ve çok muhtemelen bu nedenle günlük hayatı ve yönetimi belirleyen yasaların medeni (insani) değil, şeri (dini) yasalar olmasını talep eden bir laiklik karşıtı karşı devrim, yaklaşık yüz yıl aradan sonra devlet batırma misyonunu icra etmek üzere gene sahne aldı.

İslam'ı bir inanç olmaktan çıkarıp aynı zamanda yönetimin ve günlük yaşamın da belirleyicisi olarak siyasallaştırılmasının, ne insana, ne topluma, ne de insanlığa bir hayır getirmediği apaçık ortadayken, gerçekliğe gözlerini yummak “cehalet” değilse nedir? İslam'ın bir inanç olmaktan çıkarılıp siyasallaştırılmasının (Siyasal İslam'ın) neden olduğu kan, gözyaşı ve ızdıraba kayıtsız kalarak bu cehalete, inanç, örf-adet, alınan eğitim vs bahanelerle destek vermek “gaflet” değilse nedir? 

İSLAM VE SİYASAL İSLAM.doc
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages