YSL'den...

0 views
Skip to first unread message

Levent Seckin

unread,
Feb 11, 2020, 8:21:58 AM2/11/20
to Sinif Arkadaslarim, YUKSELIS_7...@yahoogroups.com, uhbi, nilgün seçkin, seza erarslan, selda seçkin, selim seckin, Baris Seckin, Barış Seçkin, Hakan Seçkin, okan, okan tanın, ozlem...@hotmail.com, timurt...@gmail.com, Nalan Arkat, cüneyt haşmet yeşiltepe, cuneyt ensari, ustu...@gmail.com, demirsami, ogel...@yahoo.com, kahraman oguz, futtuahmet, Fulya Kayıkçıoğlu, Gulay Beydilli, nilgün öztürk, müberra koçak, Turgut Önder, tumayakan, ceyhun balcı, Mutluhan İzmir, Suay Karaman, Suat DEDE, murad uslu, cahityi...@hotmail.com, Onur Saygun, erhan kiziltan, ercumen...@yahoo.com, Murat Korkmaz, mustafa kara, Ferit çiçekçioğlu, Sukru Ort., kog...@hotmail.com, salim mağden, Bulent Celasun, Bülent H. SAKIZLIGİL, yildirimbe...@yandex.com, Kürşat Yıldız, Bahadir Kaleli, M. Nedim KALELİ

AYDINLANMA KARŞITLIĞI


Bir felsefe tutkunu, yani (tıpkı bir bilim adamı ya da bir aydın gibi) bir gerçeklik avcısı olarak her kavramın eleştirilebilir olduğuna inandığımdan hiçbir ideolojinin (-izm'in) fanatiği (-ist'i) olmamaya özen gösterdim. Ömrümce “şucu, bucu” diye anılmaktan özellikle kaçındım. Bununla birlikte kemale ermiş şu yaşımda, kendimi ille de “bişeyci” olarak tanımlamam gerekiyorsa, itiraf etmeliyim ki, ben iflah olmaz bir Aydınlanmacıyım! Doğal olarak, benim Aydınlanmacı olmam, Aydınlanma'nın eleştiriden muaf olduğu anlamına gelmiyor. Ben “Ansiklopedi”de yazdığı şekliyle; aklımın ve deneyimlerimin doğrulamadığı hiçbir şeyi doğru kabul etmeyerek “Bütün kuğular beyazdır” diyorum ve bu önermenin bir siyah kuğuya rastlayıncaya kadar geçerli olacağının bilincindeyim. Söylemek istediğim, bugüne kadar hiçbir Aydınlanma karşıtlığının beni ikna edememiş olduğudur.

18.yy Avrupası'nda “Ansiklopedi” hareketi ile ortaya çıkan, din-tarım toplumlarının bilim-sanayi toplumlarına evrimleşmesini sağlayan ve sonradan Amerikan (1776), Fransız (1789) ve hatta Sovyet (1917) Devrimleri'ne neden olan Aydınlanma için yapabileceğimiz en özlü tanım: Aklın ve bilimin öncülüğüdür.

Voltaire, Diderot, d'Alembert, d'Holbach, Helvetius ve Rousseau gibi filozoflarla başlayan “Ansiklopedi” hareketinde, zaman içinde önemli bir ayrılma dikkat çekicidir. Romantik bir yaklaşımla “Duyguların da akıl kadar önemli olduğunu” öne süren J.J Rousseau, Ansiklopedi'nin maddeci (materyalist) filozofları ile yolunu ayırır. Sonradan Aydınlanma'nın en büyük filozofu olarak anılacak I.Kant onun takipçisi olacaktır, kulunuz da onların...

İnsanlık tarihine baktığınızda farklı coğrafyalarda farklı tarihlerde olsa da, insanların “Tarım Devrimi” ile avcı-toplayıcı topluluklardan, yerleşik düzene geçerek din-tarım toplumlarını oluşturduklarını, daha sonra “Sanayi (Endüstri) Devrimi” ile sınıfların ortaya çıktığı bilim-sanayi toplumuna geçtiklerini görüyoruz. Ve yukarıda belirttiğimiz üzere, bu son dönüşümde Aydınlanmanın; aklın ve bilimin öncülüğünün büyük rolü var. 20.yüzyılın sonunda “internet”in yaygın kullanıma girişi ile “Bilişim Devrimi”ni yaşayan insanlık, sanayi sonrası toplum aşamasında ve tam anlamıyla bir Aydınlanma karşıtlığı olan post-modernite dönemini yaşıyor. Peki, kimlerdir bu günümüze egemen olan Aydınlanma karşıtları? Bakalım.


21.yüzyıl başında dünyada Anglo-Saksonlar, Türkiye'de ise Siyasal İslamcılar egemendirler. Dünyevilikle (sekülerlikle) özdeşleşmiş Anglo-Saksonlar'ın egemen olduğu bir dünyada, Türkiye gibi çok önemli bir kavşakta dincilerin (Siyasal İslamcılar'ın) iktidarı asla sizi şaşırtmasın, ikisinin de ortak yanı, benim parayataparlık olarak nitelemeyi sevdiğim “Altın Buzağı Kültü”nün güncel hali olan kapitalizme meftun olmalarıdır. Ve bu yerel egemenlik tamamen küresel patronun bilgisi ve onayı dahilindedir. Parayla para kazanma ve bunun için de nüfus artışının zorunluluğuna inanan Anglo-Saksonlar ve Siyasal İslamcılar'ın ittifak ettikleri en temel husus Aydınlanma karşıtlığıdır. Günümüzün egemenleri ne yazık ki, aklın ve bilimin öncülüğüne fena halde karşıdırlar. Bu aslında insanlığın İkinci Karanlık Çağı'dır ve bundan çıkış daha öncekinde olduğu gibi aklın ve bilimin yeniden egemen kılınması ile olacaktır.

Aydınlanma Avrupa'da (Kıta Avrupası'nda) aklın ve bilimin öncülüğünü hakim kılmak olarak anlaşılır ve 18 yy başlarındaki “Ansiklopedi” hareketi ile başlatılır.


Ada'da (İngiltere'de) durum biraz farklıdır. 1688'de II.Mary'nin Hollandalı Protestan eşi III.William (Portakal Kral) başa geçince bir dizi reform yapar; protestan azınlıklara (Quakerlar gibi) özgürlük tanınır, İngiliz (Angilikan) Kilisesi eğitim ve tapınma üzerindeki tekelini, basın üzerindeki kısıtlayıcılığını kaybeder, parlamentonun egemenliği arttırılır, Haklar Bildirgesi ile İngiltere Avrupa'daki en özgür ve özgürlükçü ülke haline gelir. İngilizler'in Aydınlanma'dan anladıkları budur ve aklın ve bilimin öncülüğünden çok, siyaseten parlementonun kiliseye olan üstünlüğüdür. Zaten epistemolojik (bilgi kuramı) ve etik (ahlak felsefesi) açısından Anglo-Saksonlar ile Kıta Avrupası neredeyse taban tabana zıt görüşlere sahiptirler. Anglo-Saksonlar bilgilerimizin kaynağı duyularımızdır derken, Kıta Avrupası aklı ön plana çıkarır (Bahse konu olan Kıta Avrupası, Anglo-Sakson egemenliğine girmiş günümüzün Avrupa Birliği değildir!). Anglo-Saksonlar ahlakımızı belirleyen özgür seçimlerimizi yaparken tutkularımızın güdüleyici olduğunu söylerken, Kıta Avrupası düşünürleri ahlakımızın belirleyicisinin aklımız olduğunu söylerler. İnsanların ekonomide, sanatta, bilimde ve teknolojide ileri gittikleri için Anglo-Saksonları akılcı (rasyonalist) sanmaları tam bir cehalet göstergesidir. Anglo-Saksonlar epistemolojik ve etik olarak tam tamına akıl karşıtıdırlar. Anglo-Saksonlar için akılcılık ekonomik çıkarlara uygun davranmaktır (Homo economicus), bu her şeyi (mutluluğu, saygınlığı vs) para ile halledeceğine iman eden parayataparların (kapitalistlerin) ortak görüşüdür.


Gel de bu gerçekleri, otuz yıldır mutlak Anglo-Sakson egemenliğinde yaşamış, neo-liberal (yeni özgürlükçü) entoksikasyona maruz kalmış yeni kuşaklara anlat. Geçenlerde TV'de bilmiş bir kokoş “Ama siz bilimi kutsallaştırıyosunuz” diyor! Garibim dinin yerine bilimin geçirilmesine karşı da, ifade edemiyor! Kızım bilimin kutsalı falan olmaz, bilimin bir derdi vardır: Gerçeğin ortaya çıkarılması. Onun için ancak, bilimi dünyevi işlerde rehber edinen ve dini kutsal bir inanç olarak yaşayan uluslar ilerlerler. Gene boynuna atkı dolayarak allame olduğunu sanan, Dr. unvanlı bir başkası “Bizim Akademia'nın da bir huyu var her şeye bilimsel açıdan bakacak” diye sitemini iletiyor! Yav muhterem, Platon'dan, Aristo'dan beri bilimselliği rehber edinmezse ona Akademia denmiyor. Seni kimler Dr. etti, kimler TV'a çıkardı seni? Bu cahil tayfada en güldüğüm şey de, A.Comte olguculuğu (pozitivizm) ile, nesnellik, mantıkilik, eleştirellik ve evrensellik ile birlikte bilimselliğin beş temel özelliğinden biri olan olguculuğu (olgulara dayalı olarak savda bulunma) birbirine karıştırmaları. Hele Anadolu Aydınlanması olan Kemalizm için pozitivist demiyorlar mı! Tam bir akıl tutulması, tam bir akıl karşıtlığı, tam bir cehalet. Ama ekonomik çıkarlar doğrultusunda “akıllıca” hareket edecek olursanız kız da haklı, oğlan da!


Nurlarda yatsın Gülten Akın ne güzel söylemişti: “Ah kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya”. Gençler biliyorum, bu kapitalizm hep daha çok şeyle sizleri dolduruyor ve hep size daha az vakit bırakıyor, üstelik bunu bilerek de yapıyor. Bugünü yaşayabilmek, yaşama tutunabilmek için talimatların (Galiba fırsat da diyorlar!) peşinden koşmak, koşmak ve koşmak zorundasınız. Umarım iş işten geçmeden insanlığa dair gerçekleri okursunuz ve anlarsınız.


aydınlanma karşıtlığı.doc
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages