YSL'den 2020'nin ilk yazısı

0 views
Skip to first unread message

Levent Seckin

unread,
Jan 8, 2020, 8:47:56 AM1/8/20
to Sinif Arkadaslarim, uhbi, YUKSELIS_7...@yahoogroups.com, seza erarslan, nilgün seçkin, selim seckin, Barış Seçkin, Baris Seckin, yalım önlem, Burak Onlem, selda seçkin, okan tanın, okan, ozlem...@hotmail.com, kahraman oguz, ogel...@yahoo.com, mustafa kara, Murat Korkmaz, Ferit çiçekçioğlu, Sukru Ort., Nalan Arkat, cüneyt haşmet yeşiltepe, cuneyt ensari, timurt...@gmail.com, ercumen...@yahoo.com, erhan kiziltan, murad uslu, Onur Saygun, cahityi...@hotmail.com, Bahadir Kaleli, bayazit ilhan, salim mağden, Bülent H. SAKIZLIGİL, Bulent Celasun, Kürşat Yıldız, Yýldýrým B. Dogan, dogande...@gmail.com, Mutluhan İzmir, Selcuk Bolukbasi

N.A.Z.


“Çok naz aşık usandırır” diye güzel bir deyişimiz vardır. Evet çoğu aşığı usandırır ama azıcık naz olmadan da hayatın tadı tuzu olmaz. Mamafih benim buradaki muradım; kendini değerli kılma için yapılan şımarıklık, isteksizlik, zor beğenme değil, günümüz neo-liberal (yeni özgürlükçü) ve post-modern (modernite karşıtı) dünyasında eksikliği en çok hissedilen üç şey: Nezaket, Adalet, Zarafet.

Kimi aklıevvel liberaller (özgürlükçüler) 20.yüzyılın sonlarına gelindiğinde, Berlin Duvarı ile birlikte reel sosyalizmin de yıkılması ile, artık “ideolojilerin öldüğünü” (D.Bell) ve “tarihin sonuna gelindiğini” (F.Fukuyama) söylediler. Yani artık insanlık için, en iyi, en doğru ve vazgeçilmez olan bulunmuştu! İnsanlar artık o güzel kafalarını “sömürüsüz bir dünya” ve “eşitlik, adalet, kardeşlik” gibi “sapkın” fikirlere yormayacak, sürekli gelişen teknolojiye uyum sağlayarak nasıl para yapabilirim diye düşüneceklerdi! “Sömürüsüz bir dünya” ve “eşitlik, adalet, kardeşlik” Anglo-Sakson hegemonyasının henüz tam olarak tesis edilemediği 21. yüzyıl öncesi dünyasının “demode” görüşleri idi, insanlığa kan, gözyaşı ve kavga dışında bir şey verememişlerdi! Otuz yılı aşkın süreyle evde anne-babaları (bizler!), okulda o kerli ferli hocaları ve gitgide artan oranda maruz kaldıkları “sosyal medya” aracılığı ile çocuklarımız bu neo-liberal ve post-modern entoksikasyona (zehirlenmeye) maruz kaldılar. Sömürünün adı anılmadığında, sömürü kelimesi kullanılmadığında, sömürünün de biteceğini varsayan ve sömürüyü halledilmesi gereken bir “problem” değil de kabullenilmesi gereken bir “doğa yasası” olarak gören Anglo-Sakson ahlakı otuz yıldır dünyamıza egemen. Otuz yıldır “insanlık için en iyi, en doğru ve nihai çözüm” olarak Anglo-Saksonlar'ın finans kapitali, neo-liberalizmi ve post-modernitesi pazarlanıyor sosyal medyada, evde ve okullarında çocuklarımıza. Küreselleşme adı altında vahşi kapitalist sömürü tüm dünyaya yayılmak isteniyor. Küreselleşme (Globalleşme) ile kapitalizm, en ileri aşaması olan emperyalizm aşamasına geçmiş oluyor.

Kraliyet Donanması'nın 16.yy'da İspanya ve 17.yy'da Hollanda Kraliyet Donanmaları'nı yenmesi ile 18.yy'da başat ülke konumuna gelen Birleşik Krallık (UK) bu konumunu I. ve II. Cihan Harpleri sonunda Kuzey Atlantiğin öte yakasındaki Anglo-Saksonlar'a (USA) devretmiştir. Anglo-Saksonlar'ın askeri güçle elde ettikleri bu hegemonyanın, kültürel hegemonyaya da dönüşmesi için (finans kapitalin, neo-liberalizmin ve post-modernitenin tüm yeryüzüne yayılması için) 20. yüzyılın sonu beklenilecektir. 21.yüzyıla gelindiğinde küreselleşme etkisiyle ve Anglo-Sakson değerleri ile yetiştirilen çocuklar artık büyümüştür: Benim parayataparlık demeyi tercih ettiğim kapitalist sömürü artık vazgeçilmezdir, öyle ki, Çin Halk Cumhuriyeti bile devlet kapitalizmi uygulamaktadır! İnsan artık akıl ayrıcalığı ile sömürüye çare bulabilecek değil, teknolojiye uyum sağlayarak para yapmaya uğraşacak bir yaratıktır. Sömürü insanın akıl ayrıcalığı ile halletmesi gereken bir “sorun” değil, çakallar, sırtlanlar ve insanlar için de geçerli olan bir “doğa yasası”dır. Ve bu doğal düzende “güçsüzler sadece birer ettir”! Para “her şeye kâdir olan”, “her şeye gücü yeten” ve her anlaşmazlığı çözebilen çağımızın “dünyevi tanrısı”dır, insanlık göklerdeki Tanrı'yı (aklı ve vicdanı) yitirmiştir. Göklerdeki Tanrılarını yitirmeme gayreti içindeki insanlar da, Anglo-Saksonlar'ın sağladığı “din ve inanç özgürlüğü” ortamında, kendilerini “göklerdeki Tanrı'nın yeryüzündeki acentaları” olarak pazarlayan dinci sahtekârlarca sömürülmektedirler. İnsan olmanın belirleyicisi akıl ve vicdan sahibi olmak iken Anglo-Sakson hegemonyası altında para sahibi olmak ve işlerimizi, ihtiyaçlarımızı para ile halletmek bizi insan yapar olmuştur. Olsun!


Olmasına olsun da, aklın ve vicdanın yerine yararın ve çıkarın geçtiği bu dünya nezaketsiz, zarafetsiz ve en önemlisi adalatsiz bir dünyadır! Doğal kaynakların %85'inin nüfusun %15'ince tüketildiği, nüfusun %1'inin toplam zenginliğin %82'sine sahip olduğu bir dünyada adaletten söz edebilir misiniz? Nezaket (kibarlık) ve zarafetten (güzellikten) hiç söz etmiyeceğim, dışarı çıkınca beni anlarsınız!

Mevcut aklımızla ve bilimsel düzeyimizle açıklayamadığımız olgulara tesadüf diyoruz. Tanımdan da anlaşıldığı üzre, aslında hiçbir şey tesadüfi değil! 20.yy başında insanlığa egemen olan Aydınlanmacı değerlerin yani aklın ve bilimin öncülüğünün (modernitenin), 20.yy sonunda yerini, sözde bir özgürlük adına, her türlü akıl ve bilim karşıtlığının yüceltilmesine (post-moderniteye) bırakması asla tesadüfi değildir. Anglo-Sakson değerleri, aklı ve vicdanı öne çıkaran Aydınlanma değerlerinin tam zıddıdır. 21.yy başında Aydınlanma karşıtı Anglo-Sakson değerlerinin egemenliğindeki dünyanın nezaketsiz, zarafetsiz ve en önemlisi adaletsiz bir yer oluşu asla ama asla tesadüf değil. Ve otuz yıldır insanlara en iyisi, en güzeli, en vazgeçilmezi diye pazarlanmaya çalışılan kepazeliği (kapitalist sömürüyü) yıkmak üzere yelkenlere yüklenen gerçekliğin fırtınasının gümbürtüsü ve buna pek de dayanamayacağı aşikâr olan gemi direğinin çatırdama sesleridir kulaklarınıza gelen. İnsandan anladığımız “doğal” değil de “akıl sahibi” bir varlık ise, insani düzenin adı kapitalizm olamaz! Parayı (dünyevi tanrıyı), aklın ve vicdanın (göksel Tanrı) yerine geçiremezsiniz, geçirirseniz de bu nazik, zarif ve en önemlisi adaletli olmaz.


“Yesterday is a history, Tomorrow is a mystery, Today is a gift!”

Dün geçmiştir, yarın bilinemez, sadece bugünü yaşayabilirsin, bugün sana verilmiş bir ödüldür; bugünü yaşa! Yani “Carpe diem”!

Ne de güzel geliyor kulağa! Ne kadar bilgece! Ya hadi yeni yetme çoluk çocuğa yutturulması neyse de, şu yalan dünyayı boşa tepmiş koca koca adamlara, kadınlara ne buyrulur? Barok dönem bilgesi “Carpe diem” (Bugünü yaşa) diyordu amma hemen ekliyordu “Memento mori” (Ölümü unutma)! Bu zıtlıktır ikisini de değerli kılan.

Otuz yıldır varsa yoksa Carpe diem! Yani günümüzün egemeni sana diyor ki, tarih egemenler tarafından kaleme alınmış, uydurma metinlerdir, bugünü anlamada, geleceği şekillendirmede ona güvenemezsin! Gelecek asla bilinemez, öngörülemez, o halde rüzgarda savrulan bir yaprak gibi kaderine razı ol, sakın ha geleceği şekillendirmeye falan kalkma, gelecek hakkında projeler yapma. Asla ama asla müesses (kurulu) nizamı (düzeni) sorgulama, yapabileceğin şeyleri yap. Ye, iç, yat (seks yap), gez ve bunları yapabilmek için para yap! Yuh!

Bir pozitif bilim olmasa da, kimilerince bilim (sosyal bilim) olarak da kabul edilmeyen tarih, bilimsel (olgusal, objektif, mantıki, eleştirel ve evrensel) yaklaşıldığında mutlaka ki, insanlara bir şeyler söyleyecektir. Zira bilim ve teknoloji ne kadar hızlı ilerlerse ilerlesin, insan tabiatı (çıkarcı, bencil ve geçici hazların peşinden koşan) hemen hep aynıdır. Akıl sahibi insan tarihi bilmeden bugünü anlayamaz. Geçmişi bilmeyen, bugünü doğru yaşayamayacağı gibi geleceği de inşa edemez ki, kapitalizmin de insanlardan beklentisi budur! Hadi yeni yetmeler neyse koca koca adamlar, bilgece bir edayla “Carpe diem” demiyorlar mı, hele de solcu olduklarını söyleyenler...


Yusuf Samim Lütfü (08.01.2020)

yusufsamimlutfu.wordpress.com


NAZ.doc
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages