ZAMAN AKIP GİDİYOR
Hiçbir cevabın soru kadar yetkin olmadığı soruya “retorik soru” deniliyor. Yani cevabının olmaması daha makbul olan sorudur “retorik soru”. Zannımca “Zaman nedir?” sorusu güzel bir örnektir “retorik soru”ya! 4.yy sonu ve 5.yy başlarında yaşamış ünlü Kilise Babaları'ndan Aziz Agustinus'a sorulduğunda “Zaman nedir çok iyi biliyorum fakat size açıklamamı isterseniz açıklayamam” demiştir. Zaman için Aristo “değişimin ölçüsüdür” derken, Newton “akıp giden şeydir” demiştir. Newton zamanın mutlak olduğunu düşünürdü. Einstein Özel Görelilik Kuramı ile eşzamanlılığın göreli olduğunu öne sürerek zamanın mutlak olamayacağını söyledi. Buradan hareketle kimileri (Mc Taggart), zamanı; geçmiş, şimdi ve gelecek olarak sınıflandıran Dinamik (A serisi) Zaman Teorisi'nin doğru olamayacağını söylediler ve onun yerine “kipsiz zaman teorisi” olarak da adlandırılan Statik (B serisi) Zaman Teorisi'ni öne sürdüler! Anlama kolaylığı açısından A serisinde verileri saat ile, B serisinde ise takvimle (hepsi geçmişte kalmıştır!) elde edersiniz. I.Kant'a göre nasıl ki, nesne (uzayda yer tutan şey) uzamsız düşünülemezse, yaşanmışlıklarımız (tecrübelerimiz) da zamansız düşünülemez. Sonuç olarak uzay-zaman'dan oluşan 4 boyutlu bir evrende yaşıyoruz. Evrenin başlangıcı kabul edilen Big-Bang (Büyük Patlama)'den bu yana yaklaşık 14 milyar yıl geçmiş, dünyamızın yaklaşık 4,6 milyar yıllık olduğu düşünülüyor, atamız kabul edilen Homo sapiens 100 000 yıl önce ortaya çıkmış! Yazının yaklaşık 5 000 yıllık bir geçmişi olduğunu bildiğimize göre tarih dediğimiz şeyin kısalığını siz düşünün.
Tarihe baktığınızda o kadar ilginç bir şekilde olayların çakıştığını görürsünüz ki, bu B sınıfı (statik) verilerden hareketle, akıp giden (dinamik) zamanınızı iyi geçirmek adına yapabileceğiniz çok şey olduğunu fark edebilirsiniz. Aşağıdaki örnekleri okuduğunuzda, sizin için çok önemli olan zaman dilimilerinin aslında bambaşka anlamlar taşıdığının ayırdına varacağınızı umuyorum.
02.08.1492
Bu tarih Yeni Dünya'nın kaşifi olarak bilinen Cenovalı Kristof Kolomb'un İspanya Kralı'nın desteğiyle Palos Limanı'ndan Santa Maria adlı gemi ile denize açıldığı tarihtir. Kolomb Batı Hint Adaları'na (Amerika'ya) yapacağı bu keşif gezisi için çok uğraşır ve Cenevizliler'den bulamadığı desteği, Lois de Santangel, Alfonso de la Caballeria ve Juan Andres Cabrera gibi “converso” (gizli Yahudi, dönme) lar aracılığı ile, üç yıl önce gene bir “converso” olan Abraham Senor (sonradan Fernando Perez Coronel adını alır) sayesinde evlenen Aragon Kralı Ferdinand ve Kastilya Kralı'nın kızkardeşi İsabel'in İspanyası'ndan bulur. Palos Limanı'ndaki Santa Maria'nın güvertesinde alelacele vaftiz edilerek gemiye alınan beş Yahudi de vardır (Alonso de la Calle, Gabriel Sanchez, hekim Bernal de Tortosa, cerrah Marco ve tercüman Luis de Torres). Bu beş Yahudi kendilerini son anda Kolomb'un gemisine atmışlardır, bu gemiye binememiş olsalardı başka bir gemi ile tam ters yöne (doğuya Fas, Selanik ya da İstanbul'a) gidiyor olacaklardı. Zira 2 Ağustos 1492 tarihi aynı zamanda, Seferad olarak da adlandırılan İspanya Yahudileri'nin İspanya'yı terk etmeleri için verilen son gün idi. 2 Ağustos (Av ayının 9'u) Yahudiler için önemli bir tarihti; Süleyman Peygamber tarafından yaptırılan Yahudiler'in Kudüs'teki kutsal Mabed'i, MÖ 587'de Nabukadnezzar ve sonra da MS 70'de Romalı Titus tarafından aynı gün (2 Ağustos'ta) yıkılmıştı. Kolomb'un Yahudiler aracılığı ile hayallerinin gerçekleştiği gün, Yahudiler için tam bir yıkım günüydü!
03.08.1914
Atlas Okyanusu ile Pasifik Okyanusu'nu birbirine bir kanal ile bağlayarak Güney Amerika kıtasını dolaşmadan kestirmeden ve ucuzundan ulaşımı sağlamak fikri 20.yy başında ABD yönetiminin temel önceliklerindendi. Kanal yeri için ilk öncelik Nikaragua idi, iki okyanus Nikaragua kanalı ile bağlanacaktı. Zira o dönemde Panama diye bir devlet yoktu. Panama toprakları Kolombiya'ya dahildi. Bununla birlikte ABD'deki finans patronları Panama kanalının daha rantabl olacağını düşünüyorlardı. Bu tartışmalar sürerken Nikaragua projesini destekleyen ABD Başkanı Mc Kinley 1901'de öldürüldü. Ve Kolombiya'da iç karışıklıklar başladı. 1903'te ABD desteği ile Panama, Kolombiya'dan bağımsızlığını ilan etti ve aynı gün halihazırda proje aşamasındaki kanalın kullanım hakkı 100 yıllığına ABD'ne verildi. Çok çetin ve çetrefil bir süreç sonunda Panama kanalı 3 Ağustos 1914 tarihinde hizmete açıldı. Kanal açıldı açılmasına da kimsenin haberi olmadı! Zira aynı 3 Ağustos günü, 28 Haziran'da Avusturya veliaht prensi F.Ferdinand ve eşinin Saray Bosna'da bir Sırp milliyetçisi tarafından vurularak öldürülmesi sonrasında 28 Temmuz'da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Sırbistan'a savaş açması üzerine, Almanya Fransa'ya, karşılığında 4 Ağustos'ta da İngiltere Almanya'ya savaş açmıştı. Bu insanlık tarihindeki ilk kitlesel (topyekün) savaşın yani I.Cihan Harbi'nin başlangıcıydı! Eski Dünya'nın Yeni Dünya'daki kanalı görecek hali yoktu.
13.11.1918
I.Cihan Harbi'nde karadan ve denizden Çanakkale'yi geçemeyen İtilaf Devletleri, savaşın İtilaf Devletleri lehine neticelenmesi ile, 30.10.1918'de Osmanlı Devleti ile Mondros Mütarekesi'ni imzaladılar. Antlaşmadan iki hafta sonra İtilaf Devletleri Donanması İstanbul'a geldi. Kaderin cilvesi, aynı gün 12:45 sularında Gazi M.Kemal de Adana'dan trenle Haydarpaşa Garı'na geldi! Kartal istimbotu ile işgal donanmasının arasından geçerken yanındaki yaveri Cevat Abbas'a “Geldikleri gibi giderler” dedi. Süreç içinde İstanbul İngilizler tarafından 16 Mart 1920'de resmen işgal edildi ve ancak Kurtuluş Savaşı sonrası 2-6 Ekim 1923'te İstanbul İngiliz işgalinden kurtarıldı.
10.11.1938
Türk milletini ve Türk vatanını düşman işgalinden kurtaran eşsiz insan, büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk bir süredir tedavi gördüğü Dolmabahçe Sarayı'ndaki odasında ebediyete intikal etti (sosuzluğa göçtü). Savaş alanlarında, meclislerde, toplantılarda sürekli mücadele içinde geçmiş, yorgun düşmüş bedeni artık tamam demişti. Türk milleti yediden yetmişe Atası'na ağlıyordu. O gece ağlayan yalnız Türk milleti değildi! Bir gece önce, 9 Kasım'ı 10 Kasım'a bağlayan gece “Kristal Gece” olarak bilinir. Nazi iktidarında şirketlerine el konulan, çalışma izinleri iptal edilen ve mal varlıklarının 1/3'ü vergi olarak alınan Yahudiler'in yüzlercesi o gece katledilir. 7500 dükkanın yağmalandığı, 300 sinagogun kundaklandığı ve binlerce insanın ağır yaralandığı “Kristal Gece”, büyük Atatük'ün de bu dünyadaki son gecesidir.
Doğumumuz, ölümümüz ve arada geçen bizce çok önemli olaylar! Hintli gurunun dediği gibi acaba gerçekten kendimizi ve yaptıklarımızı çok mu önemsiyoruz?Hayat bizden sonra da Hindistan'da, Papua Yeni Gine'de ya da Yeni Zelanda'da aynen devam etmeyecek mi? Zamanın bize “puff” diyeceği bir toz zerresinden başka neyiz ki?
Yusuf Samim Lütfü (21.01.2020)
(yusufsamimlutfu.wordpress.org)