GAFLET VE CEHALET
Güzel ve yalnız ülkemin işi artık çok daha zor!
Güzel ve yalnız ülkemin başı, üzerindekilerle fena halde sıkıntıda. Geçmişle kıyaslanmayacak kadar sıkıntıda olmasının sebebi, bu topraklarda “cehalet”in yerini “gaflet”e bırakması. 20 yy başında Kemalist Devrim (ki, Anadolu Aydınlanması'dır) sayesinde Aydınlanma (aklın ve bilimin öncülüğü) ile tanışan ve bu sayede tüm İslam aleminde bir yıldız gibi parlayan, fark yaratan Anadolu insanı, 21.yy başında , karşı devrimin başarılı olup Siyasal İslam'ın iktidar olması ile, cehalet sınırını aşarak gaflet aşamasına ulaşmıştır. Sözlük (Küçük Osmanlıca Türkçe Sözlük / Mustafa Nihat Özön) Gaflet için: Habersizlik, dalgınlık, Cehalet içinse: Bilmezlik karşılıklarını yazıyor. Ben bu yazıda bu iki kelimeyi, sözlük anlamıyla da çelişmeden, Sayın Dücane Cündioğlu'nun (22 Ekim 2017 - F.Altaylı ile Teke Tek Programı) yaptığı açıklamaya uygun kullanacağım. Sayın Cündioğlu Cehalet'in bilmemezlik, Gaflet'in ise bilmediğininden haberdar olmama olduğunu söylüyor. Yani cahil bilmezken, gafil bilmediğini bilmez. Cehalet basit bir cahillikken, gaflet kara cahilliktir.
Bilgeler bilgesi Sokrat'a kötülüğün kaynağını sormuşlar. “Kimse bile bile kötü değildir” dedikten sonra, “Kötülüğün kaynağı bilgi sanılan bir bilgisizliktir” demiş yüce Sokrat. Gerçeklikle bağdaşmayan ve olgularla ya da deneysel olarak asla ispat edemeyeceğiniz kendi doğrularınızı, elinizdeki iktidar olanaklarını kullanarak herkesin doğru olarak kabul etmesini dayatırsanız, bu davranışınızın karşılığı “kötülük” sözcüğü olacaktır. Yaptığınızın karşılığının kötülük olduğunu bilmiyorsanız cahil (cehalet içinde), kötülüğünüzün farkında değilseniz gafilsiniz (gaflet içindesiniz) demektir. Cahillik eğitimle düzeltilmesi mümkün olan masum bir durumken, gafillik eğitimle telafisi mümkün olmayan gerçekten kötü bir durumdur. Büyük Atatürk'ün Nutuk'ta dalalet (azgınlık) ve hıyanet (hainlik) ile birlikte andığı gaflet, “Doksan yıllık reklam arası sonrası!” gene Anadolu'da sahneye çıkmıştır. Hiç şüphem yoktur ki, her türlü dalalete, her türlü hıyanete rağmen, gafleti yenen Anadolu Aydınlanması bedeli neyse ödeyerek, bir kez daha kötülüğü yenecektir. Zira “Zamanın Oku” tersinemez ve sular tersine akmaz.
Sokrat'ın dediği gibi kimse bile bile kötü olmayacağına göre, kötülüğün önlenebilmesi için herkesin kendi doğrularını olgunlukla tartışabilmesi, sorgulayabilmesi gerekiyor. Ahlak da, namus da kendi doğrularını tartışabilmek olgunluğunu gerektirir. Doğrularını tartışmayan dogmatik yönetimlerin (buna İslam'ı bir inanç olmanın ötesinde bir yönetim biçimi ve günlük yaşamın belirleyicisi olarak gören Siyasal İslam da dahildir), demokratik yönetimler karşısındaki zaafiyeti ve halklarının sefaleti ayan beyan ortadadır.
Doğruluğundan çok emin olduğu doğrularının, herkesçe benimsenmesine çalışmak, her inananın arzusu ve çabasıdır. İnandığın doğruları, sulh içinde, medenice, eşit şartlarda tartışabilmek ve bu süreç sonunda insanların senin doğrularını benimsemesini istemek ve sonuç ne olursa olsun, insanların tercihlerine saygı göstermek yapılması gereken, doğru davranış biçimidir. Siyasal İslam bu noktanın çok uzağındadır. İnandığı doğrulara en ufak bir eleştiri geldiğinde “Kutsallarımıza saldırılıyor” ya da “Din elden gidiyor!” türünden yavelerle eleştiri ortamını sabote eden ve güç (iktidar olanaklarını) kullanarak herkesi kendi doğrularında birleştirmek isteyen Siyasal İslam'ın demokrasi ile uzaktan yakından ilişkisi olamaz. Yöneticilerin tıpkı yönetilenler gibi yaptıkları hatalar ve işledikleri suçlar nedeniyle medeni yasalarla yargılanıp, hesap vermedikleri bir sistem demokrasi olamaz!
Kötülüğü bilmemek (cehalet) ve kötülüğün farkında olmamak (gaflet)!
Doğruluğuna inandığınız bir şeyin gerçekte doğru olmaması kötü bir şeydir. Sadece hayal kırıcı ve üzücü olması anlamında değil, Sokrat'ın “kötü” tanımına uygun olarak da kötüdür. Ama gaflet bunun da ötesinde kötüdür. Tartışılmasına izin vermeyecek kadar inandığınız doğrularınızı, herkesin benimsemesi için canla başla savunabilirsiniz. Bunu böyle yapmanız sadece sizin cehaletinizi ortaya koyar. Çünkü karşıt fikirleri bilmiyorsunuz. Amma bu cehaletinizle bile çabalarınızın sonuçlarının farkına varabilirsiniz. Ya kendinizle gurur duyar ya da kendinizden şüphe edersiniz. Ancak kendinizden şüphe etmeniz gereken bir sonuçla karşılaşsanız da hala kendinizle gurur duyuyorsanız, işte bunun adı “Gaflet”tir! Yaptığınız eylemin sonuçlarını doğru değerlendirememek, sonuçların farkında olamamak “Gaflet'”tir.
Basit bir örnekle konuyu açalım. Güzel ve yalnız ülkemin insanları, cehaletlerinden kaynaklanan ahlaksızlıklara (hırsızlıklara, yolsuzluklara, kayırmacılıklara) derman olur ümidi ile dine sarılarak (ki dindar olmak ile ahlaklı olmak apayrı kategorilerdir) çareyi Siyasal İslam'da aradılar. Kimi siyasal tercihini, kimi yaşam tarzını değiştirerek, iktidar olanaklarından yararlanarak mutlu da oldular. Ama tercihlerimizin neden olduğu sonuçlar bunlardan mı ibaret? Mesela alım (ekonomik) gücümüz, mesela eğitim düzeyimiz, mesela itibarımız (saygınlığımız), mesela güvenilirliğimiz, mesela güvenliğimiz, mesela çocuklarımızın güvenliği! Sonuçların farkında mıyız? Yoksa tartışılmasına asla izin vermeyeceğimiz, doğruluğuna kendimizden çok emin olduğumuz doğrularımıza, hiç olmadığı kadar uygun yaşadığımızı düşünerek bu gaflet uykusundan sittin sene uyanmayacak mıyız? Bir çarpışma, bir deprem, nedir uyanmak için beklediğimiz felaket? Bu nasıl bir gaflet!
Anadolu Aydınlanması'nın (Kemalist Devrim) en büyük hedeflerinden biri cehaleti yenmekti. Uzun bir karşı devrim süreci sonucunda Siyasal İslam ile geldiğimiz noktada gafletle karşı karşıyayız. Sisifos'un Kaya'sı başladığımız yerin de gerisinde. İşimiz zor, çok zor! Ama bizim de işimiz bu! Sokrat'tan bu yana bize düşen “at sineği” olmak, vur ha vur, öldür ha öldür, binlerce yıldır bitiremediler bizleri.