ANTİ-KAPİTALİST MANİFESTO
Berlin Duvarı'nın yıkılması ile başlayan ve otuz yıldır kesintisiz süren yoğun bombardıman sonunda hedef tamamen yumuşatıldı. Artık insanlık istenen kıvamda! Bugün kırk yaş altında olan ve aktif nüfusun çoğunluğunu oluşturan insanların büyük çoğunluğu kapitalizmin (parayataparlığın) seçeneksiz ve vazgeçilmez olduğunu düşünüyorlar. Dünyanın sonunu düşlemek, kapitalizmin sonunu düşlemekten daha mümkün! Olabilir, herkes yanılabilir ama daha korkuncu; bu insanların, insanı diğer canlılardan farklı kılan “insan aklı”na biçtikleri değer! Kapitalizm doğal bir varlık olan insan doğasına en uygun sistem olabilir ama ya ahlaki bir varlık olmamızı sağlayan aklımıza da en uygunu mudur? Sorgulayan, eleştiren, akıl, vicdan ve mantık sahibi insanlar için, insanları sırtlanlardan, çakallardan farklı kılan ve güçlünün güçsüzü yok etmediği, sömürmediği yani sırtlanlardan, çakallardan farklı bir “insani” düzen kurmanın bir aracı olan “insani akıl”, otuz yıldır dünyanın efendisi olan Anglo-Saksonlar için bambaşka anlamlar taşımakta ve otuz yıldır çocuklarımıza evde ebeveynleri, okullarda hocaları, sosyal medyada arkadaşları, filmlerde ve romanlarda kahramanlar aracılığı ile hep bu anlam aşılanmaktadır. Anglo-Saksonlar için de insanları diğer canlılardan farklı kılan bir akılları vardır elbet ama bu akıl doğal olmayan insani bir düzen yaratmak için değil, tıpkı sırtlanlar ve çakallar gibi kendi dışındaki daha güçsüz varlıkları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak içindir. Tıpkı doğadaki gibi güçlü olan hepsini alır ve güçsüzler “et”tir! Madem ki akıl aracılığı ile insan güçlüdür, demek ki, daha akıllılar daha güçlüdür ve onlar için daha az akıllılar “et”tir. Bu akıl ve vicdan sahibi insanlar için kabul edilemez olsa da, otuz yıllık mutlak hegemonya dönemi sonunda Anglo-Saksonlar tarafından genç kuşaklara başarıyla belletilmiştir. Sömürüsüz bir dünyayı hedefleyen insani aklı ve vicdanı devre dışı bırakmada Anglo-Saksonlar çok numaralar icat etmişler; sözgelimi insanları hayvanlardan ayıran şeyin “akıl” değil “dil” olduğunu öne sürmüşler (B.Russell/ Yeni Olguculuk), parayı herşeye kâdir ve her şeyin amacı haline getirerek para kullanmanın insanı hayvanlardan farklı kılan şey olduğunu söylemişlerdir. Mesela seks hayvani bir şeyken, fuhuş (para karşılığı yapılan seks) insani bir şeydir! Yani para, dil ya da bambaşka bir saçmalık, pekala insanı hayvanlardan farklı kılan bir özellikken, akıl sadece gücün bir aracıdır! Aklın oranında, kendi dışındakileri (daha az akıllı insanları ve doğadaki hayvanları, bitkileri, madenleri, akarsuları, denizleri, ormanları) kendi amaçların doğrultusunda, sınırsızca (özgürce!) kullanabilirsin! Anglo-Saksonlar için doğal olan budur ve insan da doğal bir varlık olduğundan tıpkı sırtlanlar ve çakallar gibi olmasında hiçbir mahsur yoktur. Burada gözardı edilen muazzam bir gerçek var: Doğal düzen her zaman sürdürülebilirliğini garanti ediyorsa da kapitalist sömürü sürdürülebilir değil! Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan ve sürekli nüfus artışına gereksinim duyan kapitalist sömürü düzeni ile her gün ormanın yeşili, denizin mavisi yerini asfaltın siyahına, betonun grisine terketmekte, sorgulayan, akıl ve vicdan sahibi insan, sorgulamadan biat eden, “trendlere” uymaya çalışan sürü ferdine dönüşmektedir. Bilmiyorum kırk yaş altındaki insanları rüyalarından nasıl uyandırabilirim fakat sadece şu soruma cevap versinler: Gerçekten ancak haplar aracılığı ile seks yapabileceğiniz ya da mutlu (!) olabileceğiniz ve aklınızı kullanmayacağınız (akıllı telefonlar, akıllı evler, akıllı arabalar, robotlar), doğallığını yitirmiş bir “çevre” midir muradınız? Siz bile bu kadar aptal olamazsınız! Bu nasıl bir “daha iyi yarınlar” inancı! Daha iyi yarınlar en iyi ihtimalle bile azınlığınız için mümkün, çoğunluğunuz “et” siniz. Çoğunuz “et”siniz veya “et” olacaksınız zira, nüfusun sürekli arttığı bir dünyanın cahili ve aptalı, eğitimli ve akıllısından her zaman çok olacaktır. Daha akıllılar otuz yıldır sizi uyutuyorlar, UYANIN!
Kapitalizm sağlığa zararlıdır....
Bilim adamları açıklamışlar, karamsarlar daha az yaşıyorlarmış! Uzun yaşamak için iyimser olmak gerekiyormuş! Şahane, uzun yaşamın sırrını bulduk! Bilimin işlevi doğada var olan, geçerli olan yasaları ortaya çıkarmaktır. Yani bilim adamı doğanın işleyişine dair gerçekleri ortaya çıkaran kişidir. Bilim adamını üfürükçüden, sahtekardan ayıran da, bu gerçekliğe olan sadakatidir. Yani bilim adamı zaten var olanı açığa çıkarandır. İyimserin kötümsere göre daha uzun yaşamasını böyle değerlendirmek ve bu bağlamda iyimser ya da kötümser olmanın ne denli bireysel bir eylem olduğunu gene bu gerçekliğe sadakatle değerlendirmek lazımdır.
Paris Üniversitesi'nin ilk sosyoloji profesörü olan E.Durkheim 1897 yılında çok ses getiren çalışması “İntihar”da, çok bireysel bir eylem gibi gözüken, bir insanın kendi yaşamını sonlandırması eyleminin gerisindeki, etkin toplumsal (sosyal) faktörlere dikkat çekmiştir. Yaklaşık yüzyıl sonra 1989'da İngilizler'in “Demir Lady”si Thatcher “Toplum diye bir şey yoktur, birey olarak erkek, kadın ve onların aileleri vardır” buyurmuştur. Bugün Thatcherların, Reaganların, Özalların taşlarını döşedikleri yeni özgürlükçü (neo-liberal) ve post-modern dünyada yaşıyoruz.
Hisarönü Körfezi'nde mavi ile yeşilin kucaklaştığı cennet koylardan birinde demirlemiş teknenin kıçında bir akşam üstü, bir elimde buzlu viskim, diğer elimde pipom, Danimarkalı Çocuk Psikiyatrı Dorit ile sohbet ediyoruz. Dorit bir doktor olarak zararını bile bile neden tütün tüttürdüğümü, üstelik teknedeki çocuklara da kötü örnek olabileceğimi söylüyor. Dünyanın en müreffeh ve barışçıl ülkesinden kalkıp buralara gelen Dorit'e “Tütünün zararlarını iyi bildiğimi ama belki de, insanların yaşamdan aldıkları zevkin ve yaşam beklentilerinin Dorit ve onun gibi düşünenlerden farklı olduğunu” söylüyorum. Oldum olası sigara/tütün içmeyi kötü bir alışkanlık olmanın ötesinde “kronik (uzun erimli) bir intihar” olarak gördüm.
Reel Sosyalizm'in yıkılışı (1989) sonrasında neo-liberalizm ile toplumsallığa, post-modernite ile de aklın ve bilimin öncülüğüne son veren kapitalizmin egemen olduğu dünyada gençler Zanzibar doğumlu Britanyalı bir şarkıcının hançeresinden çıkan “Who wants to live forever?” ezgisi ile esrarlarını çekerek kafa yapıyorlardı. Esrara ulaşmada ve esrarı satın almada bir sorunu olmayan bu insanlar için, 17 yaşında Britanya'ya gelen ve Parsi kökeninden, adından (Farrokh Bulsara) ve ailesinden utanç duyan bu insanın “Kim ebediyen yaşamak ister?” diye gırtlağını parçalamasının, uyuşturucu bağımlısı olmasının ve hatalı cinsel tercihler sonucu AIDS'e yakalanmasının hiçbir önemi yoktu. Oğlanın sesi yanıktı ve iyi kafa yapıyordu!
Kapitalizmin insanlara, daha doğrusu insanların çoğunluğuna verdiği zararları, sömürüyü görmezden gelerek, insanlara “Sigara içme” ya da “Karamsar olma” diyemezsiniz. Özgürlükçülük (liberalizm) adına, özünde toplumsal bir varlık olan insanın toplumsal yanını inkar ederseniz, insanı mutsuz edersiniz. Bireylerin mutluluğu, daha doğrusu çoğunluğun mutluluğu mal, mülk, mevki, para gibi şeylerden çok sömürüsüz, adaletli bir toplumda yaşamaları ile mümkündür. İnsanları mutsuz eden toplumsal etmenleri görmezden gelirseniz adaletsiz davranmış olursunuz. Uygarlıklar yıkılırsa, adaletsizlikten (ahlaksızlıktan ) yıkılır. Bilmelisiniz ki, adaletsizlikten zevk almak ahlaksızlıktır.
Yusuf Samim Lütfü
(06.12.2019)