YSL'den....

0 views
Skip to first unread message

Levent Seckin

unread,
Jul 31, 2019, 11:19:52 AM7/31/19
to Sinif Arkadaslarim, uhbi, YUKSELIS_7...@yahoogroups.com, Bülent H. SAKIZLIGİL, drsm...@gmail.com, dogande...@gmail.com, doğan dede, Suat DEDE, doğan öntaş, timurt...@gmail.com, Nalan Arkat, okan tanın, okan, kahraman oguz, Ekin Oğuzer, kog...@hotmail.com, müberra koçak, futtuahmet, Fulya Kayıkçıoğlu, nilgün öztürk, Gulay Beydilli, yalım önlem, Burak Onlem, Baris Seckin, selim seckin, ozlem...@hotmail.com, mustafa kara, Murat Korkmaz, Sukru Ort., Ferit çiçekçioğlu, Kadir Suat Arseven, Mutluhan İzmir, ceyhun balcı, cahityi...@hotmail.com, Onur Saygun, erhan kiziltan, murad uslu, cüneyt haşmet yeşiltepe, cuneyt ensari, nesrin cobanoglu, Kürşat Yıldız

GERÇEKÇİ BİR BAKIŞ AÇISINDAN HALK YÖNETİMİ


İngiltere'nin en büyük filozoflarından, Nobel Edebiyat Ödülü (1950) sahibi B.Russell “Uzmanların becerisi neyin insanlara yararlı olduğunu göstermek, politikacıların becerisi ise neyin yararlı olacağı konusunda insanları ikna etmektir ki, bu çoğunlukla uzmanların gösterdiklerinin tersidir” demişti. Yani bilim adamı, filozof, aydın, hak aşığı vs aksine politikacı için gerçek değil, gerçeğin nasıl algılandığı önemlidir. Ve tam da bu nedenle bilim adamını, sanatçısını, düşünürünü yerden yere vurup politikacısını baş

tacı eden toplumlar sömürüye açık geri kalmış toplumlardır. Yıllardır politikanın çirkefinden özenle uzak durmaya çalışan, hiçbir politik beklentisi olmayan, gerçek tutkunu bir insan olarak hep söylüyorum adalet için, refah için, mutluluk için yönetime açgözlü ve namussuz politikacıları değil, en az bir konuda uzmanlaşmış, hakikat sevdalısı, kamil insanları getirmeliyiz. Bu bir doğru seçim sorunudur. Yani algının yerine nesnel gerçeği geçirme sorunudur. Gördüğüne, duyduğuna değil aklına güvenme meselesidir. Bunun başarılabilmesi de aldanmayan ve aldatılmayan bir akılcılığın topluma egemen olması ile mümkündür ki, bu konuda Victoria Çağı (19.yy sonu) İngiltere'sinin büyük heccavı G.B.Shaw olaya son noktayı koymuştur: “Demokrasi, hak ettiğimizden daha iyi yönetilmememizin garantisidir”. Yani ne kadar ekmek, o kadar köfte!


Demokrasinin anavatanı bildiğiniz üzere Antik Yunan. Kelime de Yunanca halk (demos) ve iktidar, erk (kratos) kelimelerinin birleşik hali. Her ne kadar Antik Yunan'daki demokrasi çağdaş, özgürlükçü, katılımcı, çoğulcu demokrasiden çok farklı ise de halk yönetimini Antik Yunan'a borçluyuz. İşte bu Antik Yunan'ın en büyük filozoflarından Sokrates'in öğrencisi Platon (Eflatun) “Bir toplumu yönetecek kişiler bu işe çok istekli olmamalı. Neredeyse gönülsüz kişiler arasından seçilmeli. Kendi paralarıyla, varlıklarıyla idare edebilecek durumda olmalılar. Filozoflar arasından seçilmeleri daha uygundur” diyerek yönetici seçecek halka çok önemli bir tüyo vermişti. Söyledikleri hala çok değerlidir. Bu öğüdü okuyup da anlayamayacak bir topluma demokrasinin esenlik getirmesi söz konusu bile değildir. Bu konuda yukarda andığımız G.B Shaw “Despotizm, yetenekli ve iyiliksever bir despot bulunamadığından başarısızlığa uğradıysa, bütün seçmenlerin yetenekli kimseler olmasını gerektiren demokrasiyi nasıl yürütürüz?” diye sorduktan sonra “Demokrasinin bizi yok etmesini istemiyorsak, her ne pahasına olursa olsun, seçime girmelerini onaylamadan önce adayların niteliklerini ölçecek güvenilir bir yöntem bulmak zorundayız” demişti. Dikkatinizi çekerim bu sözler Magna Carta (1215) ile ilk kez monarkın (Kralın) yetkisini kısıtlayan ve bugün demokrasinin beşiği olarak bilinen İngiltere'de bir asır önce söyleniyor. Hala ne kadar güncel değil mi?


İnsanlık 20.yy başlarında Cihan Harpleri aracılığı ile kitlesel olarak birbirini yok etme aşamasına geldiğinde, 1789'da Fransa'da Bastille Sarayı'nın surlarını yıkan Halk Yönetimi (Res Publica / Cumhuriyet) Avrupa'daki tüm monarşileri (Krallıkları) tehdit eder hale gelmiş ve imparatorlukların yerini ulus-devletler almıştı. Osmanlı İmparatorluğu'nu yerle bir eden emperyalizmin elinden kurtarılan Türk yurdunda 1923'te kurulan Türkiye Cumhuriyeti de zamanın ruhuna uygun olarak bir halk yönetimi şeklinde kurulmuştu. Cumhuriyet kurulmadan bir yıl önce Saltanat'a son veren TBMM, Cumhuriyetten bir yıl sonra da Hilafet'e son vererek, yönetenlerin yönetme yetkisini ilahi bir güçten değil doğrudan halktan aldığı, dünyevi bir sistemin yolunu açmıştı.


Evet! Emperyalizmin elinden kurtarılan Türk yurdunda yeni kurulan Türk Devleti, yıkılan Osmanlı İmparatorluğu gibi teokratik bir monarşi (dini temellere göre yönetilen bir krallık) değil, halk yönetimi (Res Publica /Cumhuriyet) olacaktı. Yani artık yönetenler yönetme yetkilerini Halife ya da Halife-Sultan gibi Tanrısal bir kudretten değil seçimler aracılığı ile doğrudan halktan alacaktı, bu yetkiyi kullandıkları sürece yaptıkları hatalardan dolayı halka (ve onun mahkemelerine) hesap verebilir olacaklardı, Halife ya da Halife-Sultan gibi dokunulmaz olmayacaklardı. Artık halk da kimsenin kulu değil, iradesini hiçbir otoriteye (kral, şeyh, şıh vs) vermemiş özgür ve eşit yurttaşlar olacaktı. Kurtuluş Savaşı ve sonunda TBMM'nin kuruluşu her ne kadar bir halk hareketi ise de Cumhuriyet'in ilanı bir devrimdi! İlk kez bir Müslüman toplulukta laik (ve dünyevi) bir düzen kuruluyordu, bu bence insanlık tarihindeki en büyük devrimdi. İlk kez bir Müslüman toplulukta din Allah ile insan arasında bir inanç olarak kalacak, yönetimde ve hukukta dini yasalar (şeriat) değil, medeni yasalar geçerli olacaktı. Asırlardır padişahın kulu olarak yaşamış ve şeriatın yasalarına göre yönetilmiş bir topluluğun bu dünyevi değişimi nasıl karşılayacağını zaman gösterecekti. Bir de devrimin kitlelere ve yeni kuşaklara aktarımını sağlayacak, onların özgür iradeli (iradelerini şeyhe, şıha ipotek etmemiş) Cumhuriyet yurttaşları olmalarını sağlayacak eğitim çok önemli idi. Çatal dilli yeşil yılan hep pusudaydı!

Çatal dilli yeşil yılan Siyasal İslam'dı. Yüce İslam dinini Allah ile kul arasındaki saf inanç olmaktan çıkarıp, şeyhlerin, şıhların çıkarları doğrultusunda siyasallaştıran ve bu doğrultuda iktidar talep eden, bu iktidar uğruna gerekirse emperyalistlerle işbirliği yapmaktan çekinmeyen, medeni (insan yapımı) hukuk yerine şeriatı geçirmeyi ve bu yolla insanları 7.yy Arap örf ve adetlerine göre yönetmeyi öngören Siyasal İslam! Laik demokrasi ile taban tabana zıt olan, emperyalistlerce bir ara “ılımlı” olarak yutturulmaya çalışan Siyasal İslam ki, 15 Temmuz'da foyası ortaya çıkmış, tıpkı radikali gibi ılımlısının da iktidar talebi olduğu görülmüştür.

Siyasal İslam'ın Türkiye'deki yükselişinde şeyhler, şıhlar aracılığı ile cahil bırakılan gariban halk kadar, güya okumuş sözde aydınların (aydınımsılar) büyük payı vardır. Vesayet gerekçesi ile Kemalist Cumhuriyet'i beğenmeyen ve vesayeti yıkarak demokrasiye ulaşacağını sanan Türk aydınımsısı ulaşa ulaşa Siyasal İslam'a ulaşmıştır! Türk aydınımsısının bu traji-komik durumunun nedeni çok ama çok özel bir durumun göz ardı edilişidir: Evet demokrasilerde vesayet kabul edilemez, önemli olan halk iradesidir ancak gene demokrasilerde halk tümüyle istese bile kendine ait bu yetkiyi, kalıcı olarak bir otoriteye (Sultana ya da Halife -Sultana) devredemez ve gene demokrasilerde bir zorunluluk olan laiklik gereği yönetim dünyevidir (sekülerdir), yasalar medenidir. Laiklik olmadan yani dinin iktidar talebinin olduğu yerde demokrasi olmaz. Dinin iktidar talebinin hiçbir şekilde olmadığı Batılı demokrasilerle (ki bu anlamda tümü laiktir, dünyevidir), ilk kez bir Müslüman toplulukta laik-demokratik sistem denemesi olan Türkiye Cumhuriyeti'ni bir tutmak aymazlıktır. Dini bir inanç olmanın ötesinde, devlet işlerinin (yönetimin ve hukukun) belirleyicisi konumuna getirmek isteyen Siyasal İslam anti-demokratik bir taleptir. Türk aydınımsısının komik duruma düşmesinin nedeni; dinin iktidar talebinin olduğu ve halkın bu konuda yeterince hassasiyetinin olmadığı bir toplumda yaşıyor olduğunu gözden kaçırmasıdır. Eğitimle halkın laikliği benimsemesini sağlayamamış ve bu yüzden de vesayete muhtaç kalmış Cumhuriyet (Halk Yönetimi) vesayetin ortadan kalkmasıyla Siyasal İslam'la yüzleşmiştir. En mükemmeli olmasa da mevcutların en iyisi olan Cumhuriyet'imizi, Siyasal İslam'a karşı savunmak boynumuzun borcudur.

Gerçekçi bir.doc
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages