2013’TEN KALANLAR VE TCG.DEĞİRMENDERE
KAZASI
Halk sokaklara ha döküldü, ha dökülüyor.
Yolsuzluğa, hırsızlığa isyan halinde. TSK’ ya komplo kurulduğu, paha biçilmez
değerlerin karalandığı, mahkum edildiği, iktidar tarafından da, istemeden de
olsa dillendirilmeye başlandı. Sonrada yan çizildi, tornistan edildi. Anayasa
Mahkemesi Baş Savcısı görevini yapmalı; Ergenekon, Balyoz…gibi üzerinde komplo
töhmeti olan mahkeme kararları eski ve yeni deliller ışığında tekrar açılmalı. Bu yolda
hukuki olarak ne yapılacaksa yapılmalıdır.
İktidarlar hep vaat ederler. Vaatlerini
kamuoyu önünde şeffaf, hukuka dayalı icraatlari ile yerine getirebilirlerse
bugünde, yarında, tarih önünde saygı ile anılır; gönüllerde yaşamaya devam
ederler. Bugünlerde ise yukarıdaki gerçekler uygulanmıyor; icraattan çok tehdit var. Tarihler 7Aralık 2013’ü gösteriyor,
Başbakan Trakya da dolaşıyor, konuşmalar yapıyor, yer Çorlu, “…biz açıklamaya başlarsak, ülkede yer
yerinden oynar…içerde ihanet içinde olan birileri kalkıp bunu dışarı servis
ediyor…” diyor.
AKP iktidarı ile Cemaat’in sürtüşmesi
hızlandı.; öyle bir an geldi ki paralel çalışma, menfaat çatışmasına dönüştü.
İçleri berbat şeylerle dolu testiler çarpıştı, kırılıp döküldüler. Buralardan
kutu kutu dolarlar, para sayma makineleri, kasalar çıktı. Bunlar iktidar yetkililerinin Türkiye’yi adil, İslami ölçüler içinde
haram yemenin kötü olduğunu söylerlerken oldu. Halkı aldatan, üstün
yeteneklere sahip Başbakan ve bakan
çocuklarının bazılarının iş yerlerinde, evlerinde ve onların güvenilir kişilerinde
( banka müdürü) bulunan kara paranın kaynağı ne, bu akış nereden geliyor bilen
var mı?
İktidar panikledi, şok geçirdi. Önce
direndi, baktı ki köpüren dalgalar sertleşerek gelecek, 3’derken 9 bakan
görevden alındı, bir bakan yer değiştirdi. Sular yükselmişti, bordaları
dövüyordu, sarsıntı öyle kolay geçeceğe benzemiyordu. 17 Aralık 2013’te başlayan, “Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu”nda
gözaltına alınanlar bir ara 89 kişiye yükseldi. Elle tutulan, gözle görülen her
yerden kir, pislik ve yolsuzluk akıyordu.
Sarsıntı şiddetini arttırdı. 25 Aralık
2013’te İstanbul Cumhuriyet savcısı Muammer Aktaş yeni bir yolsuzluk dosyası açtı,
bir kısmı Başbakan’ nın oğulları ve yakın kişilerden oluşan 41 kişinin
evlerinin aranması ve tutuklanmaları için resmi mahkeme kararı çıkardı.
İstanbul Cumhuriyet Baş Savcısı Turan
Çolakkadı görevini yapan savcının elinden dosyayı aldı, soruşturmadan el
çektirdi.
Hani siz bu tip olaylar askere uygulanırken
mutluluktan ellerinizi ovuşturuyor, “İyi
Oldu!” der gibi kendinizi rahatlamış hissediyordunuz. Demokrasilerde, hukuk
devletinde uygulamalar eşit olmaz mı? Bu yapılanlar suç değil miydi?
Hırsıza;”Sana zaman tanıyorum, ilerde bir şey olmaması için git şimdiden
tedbirini al!” demek değil miydi, daha açıkçası; “Delilleri karart, yok et!”
demekti.
Başsavcı ve emniyet yargı kararının önünü
kestiler. İşte Başbakan; “ İş nasıl bu safhalara kadar geldi” buna köpürüyor. Bütün
vukuatlardan Cemaat’i ve Pensilvanya daki Fethullah Hoca’nın Türkiye’deki sadık
ve çekirdek kadrosunu sorumlu görüyor.
2013’ün Haziran rüzgarı yıllarca sürecek.
Hakkında makaleler, kitaplar yazılmaya devam edecek. Hızı kesilir gibi olsa
bile zamanla ivmelenecek. Tarihte yerini aldı. Ukrayna gibi çevre ülkeleri
de etkileyen , “Gezi Parkı” veya “ Taksim Direnişi” adları ile anılan hareket
bilin ki yoluna devam edecek.
Biz bize benzeriz. Yeryüzünde de başka bir
örneğimiz yok. Geçen sene 2012 biterken Paris’te 3 PKK’lı üst düzey militan
bayan inlerinde öldürülmüş, suç faturası da T.C ‘ye çıkarılmak istenmişti.
Bir sene daha geriye gidin, gene 2011
Aralık ayı sonları Türkiye ile Irak arasında hudut kalkmış, T.C’nin bayrağı
inmiş gibi, serbestçe gidip gelip kaçakçılık yapıyorlarken bombalanmışlar ve
ölmüşlerdi. Ölüm kötü, onu istemek insanlığa sığmaz, savunulacak tarafı da
yoktur. Fakat orası hudut, o bağırıp çağıran Ertuğrul Kürkçü bilmeyebilir,
şirazesine göre değerlendirebilir ama aklı başında olanlar hatırlatmalı. Hâlâ suçlu arıyorlar. Eğer öyle birisi
aranıyorsa o Hava Kuvvetleri’dir, o Türk Genelkurmay’ıdır. Bunu biliyorsunuz
ama gene de soruyorsunuz. Onlar bu ülkenin hudutlarını korumakla görevliler.
2013’ün son günleri, ülkenin yarınları
aydınlık değil; gri ve hatta karanlıklara gebe. Bunu görmek için hukuku kendine
lâzım olduğu zaman beğenen, çevresine, partisine ve ailesine ucu dokunuyorsa
itip kakan, suçlayan iktidarla Türkiye’yi çağdaşlaştırmak güç.
Başbakan tarihe geçen, ilerde belki de
pişman olacağı sözler sarf etti, cümleler kurdu. “Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarımızın altına aldık.” dedi. Konuşmalarında “Atatürk” kelimesini
kullanmamaya özenle dikkat etti ve ediyor.
Arap’tan çok Arapçı. Müslüman etiketi
altında onların koruyucu meleği.
Irak – Kürt petrollerinin temelini Musul ve
Kerkük yöresindeki kuyulardan çıkarılan petrol oluşturuyor. Yıllık 16 milyar
dolar bir gelir getirdiği hesaplanan ve zamanla artacak bu gelirden, bu
toprakların sahipleri Türkmenler hiç faydalanamıyorlar. Onlar XXI’ inci
yüzyılda vatanlarında parya durumuna düştüler . Bir T.C. Başbakanı Diyarbakır’a
kadar giderek bunu onların hesabına artı olarak, Türkmenler’ e rağmen
kaydettirdi. Bu sizsiniz R.T.Erdoğan.
Abdullah Gül, R.T.Erdoğan ve Bülent Arınç
triosu AKP’nin omurgasını oluşturuyorlar. Sanki al gülüm, ver gülüm yapıyorlar.
Yarın bir diğeri cumhurbaşkanlığını eski dava arkadaşından devralacak. Ne alâ
ülke!
İktidar, iktidarın ortakları, paralel hareket
ettiği ama şimdilerde menfaat çatışmasında her şeyin ortaya döküldüğü
“Cemaat’in çekirdek kadrosu” sizi zorlayacak. Sonuçta halk zararlı çıkacak,
bilin ki iyi yönetilmiyoruz. 2013’ün sonunda Türkiye ufku siyah bulutlarla
kapatılarak, 2014’e doğru itekleniyor.
DÜNYADA NELER
OLDU
Bizim dışımızda sıkıntılarla dolu yer
kürede, pek çok ülke de iyi ve huzurlu değil.
Arap Dünyası için için kaynıyor. Mısır ve
Libya’da istikrarsızlık, sandalye ve gene menfaat çatışması var.
Irak ve Suriye iç savaşla yaşıyor. Yarınları
meçhul, her gün 10’lerca ölü, kimin ne yaptığı, ne yapacağı belli değil.
Komşudaki iç harp Türkiye’nin güneyini kötü vurdu. 700 binin üzerinde, tam da
sayılamayan çoğu ve hatta hepsi vasıfsız göçmen topraklarımızda. Daha öncede
Turgut Özal zamanında Saddam’ın hışmından kaçan yüz binlerce Kürt’ü
topraklarımıza almıştık. Sonuç ortada.
2013’ten geriye kalan bazı satır başları:
-Kendisine Atatürk Ödülü verilen ve onu
kabul etmeyen Nelson Mandela 94 yalında öldü.
-Yoksulluktan,
cahillikten kaçmak isterken Malta ile Tunus arasında Sicilya Adası’nın 170 km.
güney batısında Lampedusa Adası açıklarında 518 kişi ile batan mülteci
teknesinde, denizde son yılların en büyük faciası yaşandı. 366 kaçak mülteci
boğularak öldü. (Ekim 2013)
-Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi (N.S.A) ve
CİA. görevlisi E. J. Snowden dünyayı birbirine kattı. Güçlülerin, hak ve hukuk dinlemez devletlerin, kirli, kokmuş sırlarla
örtülü çamaşırlarını havalandırdı. Bazı pislikleri görmemizi sağladı. Birileri,
bu birileri ABD, istediği herkesi dinliyor, ahlak ve uluslar arası etik bir
değer tanımıyor.. Bunu gösterdi. ( 6 Haziran 2013)
-Filipinler’i tarihin en büyük
tayfunlarından biri olan Haiyan Tayfunu vurdu. Sonuç; 5700 ölü, 26 bin yaralı
ve 1700 kayıp. ( 8 Kasım 2013)
-İspanya’da Madrid – Santiago de Compostela
seferini yapan hızlı tren raydan çıktı, 78 kişi hayatını kaybetti.( 24 Temmuz
2013)
-Esad güçleri Şam yakınlarında Guta’da
kimyasal silah kullandı, çoğu çocuk 1300’den fazla insan öldü.
-Bangladeş’te Dakka’da, binlerce tekstil
işçisi 3 000 taka ( yaklaşık 75 T.L.) 35 dolar olan aylık ücretlerini arttırma
istekleri kabul edilmiyor. Yoksulluğu yenmeye yönelik gösterilerde zaman zaman
ağır can kayıpları oluyor. Adalet, eşitlik mi dediniz? O ne demek?
İstanbul – Milano uçuşu, Malpense Havaalanı,
sonrada Cortino d’Ampezzo kış sporları merkezi. Veya Zürih üzerinden İsviçre Alpleri’ nde; Davos, St.Moritz, Aspen ve Gstand gibi kayak
merkezlerinde yaşamı renkli tutan, bir söyleyip iki gülen, tuzu kuru insanlarda
var.
Ben
adalete inanmam; “Dün yoktu, bugün yok ve yarında olmayacak.” Tabii buna Mersin
hatırası mühendis Yusuf’un adaleti dahil
değil. Ha ne diyorsun Harun Kaptan?
Biliyorum itiraz edeceksin ama lütfen etme!
Güneyimizde güçsüzlüğü ve iç harbi İsrail’e
yarayan yarınları olmayan bir Suriye var. 2013’te dünyada her platformda
sözcülüğünü Rus Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov yaptı. “Her şeyi bozuk” sanki
gizli bir Rus sömürgesi gibi. Taurus’
taki Rus Deniz Üssü’nden atılan füze İskenderun Körfezi’nin güneyinde askeri
uçağımızı vurdu, düşürdü. Nedense
sustuk. Sahi Esad’ın çevresindeki 2 Rus danışman ne yapıyor?
TCG.DEĞİRMENDERE’NİN
ALABORA OLMASINDA İHMAL VAR MI?
İnsanların ilgilendikleri konular meslekleri
ve hayat görüşleri ile kesişiyorsa ne mutlu onlara. Yoksa içsiz güçsüz ileri
yaşta ölümü bekleyen yaşlılar gibi tatsız bir ömür sürülür. Denizin tuzu,
gemiler, limanlar, personel, Güney Kutbu’nda buzullara takılan gemi, uzun okyanus seyirlerinin anlatıldığı
geçmiş günler ve 70 yaşına rağmen bu yaz Heybeliada’dan Büyükada’ya yüzerek
geçebilir miyim gibi derin konular…
22 Aralık 2013 haber kanalları kısa,
muğlak, pek anlaşılmayan bir gemi kazasının haberini veriyor. Biz denizci
millet değiliz, haberi hazırlayan kişiler durumu topluma iyi anlatamıyor. Hani
bir roman var 25 – 30 baskı yaptı denizi, denizciliği anlatmak istiyor ama
anlatamıyor, onun gibi.
İzmir Aliağa Tersanesi’nde havuz işlemi
bittikten sonra TCG.Değirmendere (A-576) açık deniz römorkörü ile TCG.AĞ-6
(P-308) şamandıra dökme ve denizaltı kurtarma çan gemisi, aynı zamanda havuzdan
indirilmek isteniyor.
AĞ-6 salimen havuzdan çıkıyor. Değirmendere daha havuzda kızaklar üstünde
“domuz damları” ve yan besleme takozları/ takaryalar devre dışı kalmadan önce
iskeleye, sonrada sancağa yatıyor, alabora oluyor. İçerde Deniz Tesfiye
Fabrikası’ndan 2 işçi var.
AĞ-6
desteklerden kurtulduktan sonra çekiciler onu havuzdan çıkarıyor. Burada
muhtemelen Değirmendere’nin yan takozları kayıyor, önce iskeleye meyil ettiğinde sancak destekler
kurtuluyor, aksi yöne meyledince de takoz ve tutucu payandalar olmadığından tekne
sancağa alabora oluyor. Tabii, şuanda
bilinmeyen başka sebeplerde olmuş olabilir.
Bu havuz, “pontonlu – Yüzer havuz” olarak
adlandırılıyor. Dalış ve çıkışlar
paralellik arz etmeli. Eğer bu paralellik sağlanamazsa, pontonlardaki su
dengeli olarak tahliye edilemezse, kaymalar sonucu alabora olmak kaçınılmaz
olur.
Geminin biri havuzdan çıkarken diğeri de
çıkmalıydı. Ancak alabora olduktan sonra acil yangın söndürme sistemi
bilinmeyen bir nedenle devreye giriyor. Makine dairesini karbon monoksit gazı
basıyor. Çeşitli yaralanmalar hariç 7 er, 1 astsubay ve 2 işçi havasız kalıyor,
zehirlenerek boğuluyor, şehit oluyor. (Yukarıdaki bilgiler basında da yer
aldı.)
Burada dört sorumlu amir var: a-) Havuz komutanı ( müessese sivilse
müdürü) b-) Havuzlama mühendisi c-) Gemi komutanı d-) Gemi baş mühendisi (B.Ç.)
Elim olay kaza mı, facia mı bilmiyorum!
Konu ile ilgili DİSK ve Limter-İş sendikaları kesif hatalardan bahsediyorlar
Biz ne zaman denizci bir ülke olacağız? Kaza
kurbanlarından teskere bırakarak TSK’ da kalmak isteyen 21 yaşındaki er Mert
Paşalı’nın Gelibolu’da yapılan cenaze merasimini seyrettim. O ve diğer şehitler
yürekleri dağladı. .
Deniz Kuvvetleri inşallah 30 Ocak 1985’te Seferihisar –Sığacık
Körfezi’nde batan Ç – 136’da şehit olan 40
denizciye çok görülüp verilmeyen “Şehitlik Mertebesi” ni bunlardan esirgemez.
Bunlar Türkiye – Irak hududunda kaçakçılık yaparken ölmediler.
O 40
şehit ailelerinden bazılarının yoksul olup zorda olduğu haberleri geliyor.
2013 zor geçti, gelecek yıl daha zorlu
olacağa benziyor. Yeni yılın bütün
insanlığa ve Türk Dünyası’na huzur ve mutluluklar getirmesini dilerim. 31 Aralık 2013
Babür Hüseyin ÖZBEK