PKK DOSYASI : PKK TERÖR ÖRGÜTÜ'NDE KİM KİMDİR ??

5 views
Skip to first unread message

Özel Büro (Digi.Security.Isnet)

unread,
Jan 13, 2016, 6:39:18 PM1/13/16
to MAIL GRUBU - ADD AKDENİZ, MAIL GRUBU - ADD ANADOLU HAREKETİ, MAIL GRUBU - AY YILDIZ, MAIL GRUBU - CAN DOSTUM, MAIL GRUBU - DİP DALGASI (270 ÜYELİ), MAIL GRUBU - KUVVA-I MİLLİYE, MAIL GRUBU - MİLLİYETÇİ TEPKİ, MAIL GRUBU - ÖZGÜR GÜNDEM, ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (DÜŞÜNCE FIRTINASI), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (GOOGLEGROUPS), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (TURAN ÇATLI), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (VATAN VE EMEK), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (YAHOOGROUPS), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (YİSRATÜRK MAIL GRUBU), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (YNE MUTLU TÜRKÜM MAIL GRUBU), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (YTÜRKİYE İÇİN ELELE MAIL GRUBU), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU WORDPRESS (STRATEJİ BLOGU)

http://thekurdishproject.org/wp-content/uploads/2015/02/291120140817202948151_3.jpg

Terör örgütü PKK'nın şu an Öcalan'dan sonraki ismi olarak belirtilen Murat Karayılan'ın İran tarafından yakalandığı haberinin ardından gözler örgüte döndü. Peki terör örgütünün lider kadrosunu kimler oluşturuyor?

Abdullah Öcalan: 1949 Şanlıurfa Halfeti Ömerli köyü doğumlu. Babası Kürt kökenli, annesi ise Türk. 1971’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. Yarıda bırakarak Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne geçti. Ancak bu okulu da terk etti. 27 Kasım 1978’de Diyarbakır Lice Fis köyündeki 1. kongrede örgüt lideri oldu. ‘Apocular’ olarak bilinen grubun adı PKK olarak açıklandı. PKK birçok ülkede gerçekleştirdiği öldürme eylemleri sebebiyle terör örgütleri listesine dâhil edildi. Haziran 1979’da Suriye’ye geçti. Türkiye’nin baskıları sonucu Suriye, Öcalan’ı topraklarından çıkarmak zorunda kaldı. Suriye’den Rusya’ya, oradan İtalya’ya geçen Öcalan, İtalya tarafından da ülkeden çıkarılınca Yunanistan’ın Kenya Büyükelçiliği’nde saklandı. 16 Şubat 1999’da Kenya’dan Türkiye’ye getirildi. 

29 Haziran 1999’da Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından TCK’nın 125. maddesine göre ölüm cezası ile cezalandırıldı. İdam cezası, Yargıtay tarafından 25 Kasım 1999’da onandı. AB uyum yasaları ile idam cezası kaldırıldığı için hâlen İmralı’da hapis yatıyor.
 

Murat Karayılan:
 1954 Birecik doğumlu. PKK’ya 1979’da katıldı. Kod adı Cemal. Şu an örgütün lideri. Yüksekokul makine bölümü mezunu. Uzun süre Şanlıurfa civarlarında faaliyet gösterdikten sonra 12 Eylül’de Suriye’ye kaçtı. Sonra silahlı güçlerin sorumluluğuna getirildi. İlk başlarda silahlı mücadelenin ön planda olmasını savunan muhafazakâr kanadın lideri olarak tanımlanan Karayılan, son süreçte silahsızlanma adına önemli açıklamalarda bulunuyor. 

Aksiyon Dergisi'ne göre bu nedenle örgütün belli kanatlarının sürekli tehdit ve eleştirilerine maruz kalıyor. Lakin militanlar tarafından sevilen bir isim olduğu için Karayılan’a yönelik aleni bir saldırı yapmak şimdilik zor görünüyor. Karayılan şartların olgunlaşması hâlinde PKK’nın dağdan inebileceği görüşünü savunuyor ve silahlı mücadelenin aslında bittiğini biliyor. Avrupa görmüş ‘kravatlı’ terörist olarak da isimlendirilen Karayılan, gelişen süreçte lider konumunda ancak çatışma isteyen kanadın baskısı altında. Bu nedenle, sürekli yer değiştiriyor. Ancak 13 Ağustos günü İran tarafından yakalandığı öne sürüldü. Ertesi gün İran bu iddiayı doğruladı.

Cemil Bayık:
 1955 Keban doğumlu. PKK’nın iki numaralı ismi. Kod adı Cuma. İlk-orta tahsilini Elazığ’da tamamladıktan sonra Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ne kayıt yaptırdı. Ancak okulu terk etti. PKK’nın 18 kurucusundan biri. 12 Eylül sonrasında yurt dışına kaçarak örgütün Suriye, Lübnan ve Kuzey Irak’taki kampları ile Avrupa büro sorumluluğunu yaptı. Sonra PKK’nın başkanlık konseyi üyeliğine seçildi. Ocak 2004’te örgüt içerisindeki ‘reformcu’ ve ‘gelenekçi’ ayrışmada ‘gelenekçi’ kanadın başkanlığını yaptı. 

Duran Kalkan:
 1954 Adana Tufanbeyli doğumlu. Kökeni Tunceli’ye dayanıyor. Adana Düziçi Öğretmen Okulu’nu bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nden 1978’de mezun oldu. Kod adı Abbas. Örgütün başkanlık konseyi üyesi. 2005’te Karayılan’a yönelik suikast girişiminde bulundu ancak başarılı olamadı. 27 Kasım 1978’de PKK’nın kuruluş kongresine kurucu üye olarak katıldı. Konferanslar sonrasında teyplere kaydedilen Öcalan’ın konuşmalarını kitaplaştırdı. 1987’de Avrupa’ya gönderildi. 1988’de Almanya Dusseldorf Eyalet Yüksek Mahkemesi’nce yargılandı. Selahattin Erdem takma ismi ile 5 yıl cezaevinde yattıktan sonra tahliye olup Suriye’ye döndü. Uzun süredir örgütün başkanlık konseyi üyesi. 

Fehman Hüseyin:
 Kod adı Doktor Bahoz. Suriye doğumlu, tıp mezunu. Politik nedenlerden dolayı başkanlık konseyine seçildi. Askerî pratiği var. Arapça ve Kürtçe biliyor. 1991’de örgüte katıldı. Terör örgütünün Kandil’de yaptığı 8. kongrede başkanlık konseyine seçildi. Amaç ise Suriye’de bulunan örgüt mensuplarının örgütten ayrılmalarının engellenmesiydi. Hüseyin, HPG olarak bilinen Halk Savunma Güçleri’nin kontrolünü elinde bulunduruyor. 

 

http://www.aljazeera.com.tr/sites/default/files/styles/aljazeera_article_main_image/public/2011/10/11/18b5bb8f-5.jpg?itok=tmeOA757

 

PKK nasıl kuruldu ve güçlendi?

 

Kürt Sorunu'na çözüm sürecinde askeri faaliyetlerini durduran PKK'nın temelleri, farklı bir siyasi atmosferde, Kürt kimliğine yönelik baskıların en üst düzeyde olduğu bir dönemde atıldı.

 

Örgütün askeri kanadı olan HPG yapılanması derin bir hiyerarşiyle yönetiliyor.

 

Türkiye'de siyasal Kürt hareketi, Demokrat Parti (DP) iktidarının sonlarında ortaya çıktı. 27 Mayıs Darbesi'nin ardından kabul edilen 1961 Anayasası'nın yarattığı özgürlük ortamı, 'Doğu Meselesi'ni üzerinde en çok konuşulan konulardan biri haline getirdi. Özgürlükçü ortamda gelişen sol akımlar, o güne kadar meşru siyasi zeminde örgütlenme şansı bulamayan Kürtler için bir fırsat yarattı.

 

Bununla beraber doğudan batıya doğru göç olgusu, pek çok Kürt vatandaşın ülkedeki eşitsizliklerin ve ekonomik farklılıkların farkına varmasını sağladı. Doğudan gelen gençler okumak ve siyasetle uğraşmanın yanı sıra birlikte hareket etme olanağını da yakaladı. Musa Anter, Tarık Ziya Ekinci, Faik Bucak, Sait Elçi, Yaşar Kaya gibi isimler Kürt hareketinin hem teorik hem de pratik zeminini oluşturdu. Özellikle Musa Anter’in çıkarttığı ve doğunun geri kalmışlığını işleyen İleri Yurt gazetesi bu açıdan önemliydi. Kürt hareketinin entelektüel zemin kazanmasıyla birçok Kürt aydın yeni kurulan Türkiye İşçi Partisi (TİP) bünyesinde aktif siyasete girdi.

 

Doğu mitingleri

Devletin doğuda uygulamaya koyduğu komando baskınlarına tepki olarak 1967’de bölgede başlayan gösteriler, Kürtlük bilincinin geliştiğinin göstergesi oldu. İşte bu dönemde TİP önderliğinde Diyarbakır, Silvan, Batman, Tunceli, Siverek, Ağrı, Erzurum ve Ankara’da düzenlenen mitingler, hem Kürtlerin Cumhuriyet sonrası kitlesel olarak gerçekleştirdikleri ilk demokratik hak arama eylemi olmuştur, hem de Kürt Sorunu'nun o dönemki sol ve sosyalist hareket içerisinde yer bulmasının yolunu açmıştır. 

12 Mart 1971 muhtırasının ardından yaşanan baskı dönemi de sol hareketin gelişmini engellemeye yetmedi. PKK’nın temellerinin atılması da bu döneme rastlar. 1974 yılında Ankara’da kurulan Demokrat Yüksek Öğrenim Derneği'nin kurucuları arasında yer alan Abdullah Öcalan, daha sonra Kürdistan İşçi Partisi'ni yani PKK'yı kuracaktı.

PKK, ilk kurulduğu yıllarda Türkiye’nin doğu ve güneydoğu bölgelerinde yaşayan vatandaşların Türk ırkından ayrı bir ırk olduğunu, Türk devleti tarafından sömürüldüğünü, dil ve kültürünün asimile edildiğini savunarak, Türkiye’nin doğu ve güneydoğu Anadolu bölgelerini içine alacak şekilde Suriye-İran ve Irak toprakları üzerinde bağımsız birleşik demokratik Kürdistan devleti kurmayı hedeflemekteydi.

http://www.aljazeera.com.tr/sites/default/files/2011/10/02/calan_1.jpg
PKK'nın kurucusu Abdullah Öcalan

PKK, Türkiye'deki sol örgütlerin Kürt Sorunu'na yaklaşımlarına ve çözüm önerilerine bir tepki olarak ortaya çıksa da, Marksist söylemden kopmadı. Ancak örgüt, ilk oluşumundan itibare önceliğini Kürt ulusal bilincinin oluşturulmsına verdi. PKK'nın kurulması, Türkiye’nin çözemediği Kürt Sorunu'nda bir dönüm noktası oldu.

Abdullah Öcalan öğrencilik yıllarında ulusal sorunun silahlı mücadeleyle çözülebileceği fikrini savunarak, faaliyet alanını Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine taşıdı. 1978 yılında silahlı eylemler başladı. Grup, ilk önce ‘Apocular’ veya ‘UKO’cular’ (Ulusal Kurtuluş Ordusu) olarak tanındı. Öcalan ve arkadaşları, Diyarbakır’ın Lice ilçesi Fis köyünde 27 Kasım 1978’de yaptıkları toplantıyla örgütlenmelerinin ismini PKK olarak belirledi. 

Darbeyle güçlenen örgüt

12 Eylül 1980 tarihi Türkiye’nin çok uzun süre çıkamayacağı karanlık bir tünelin başlangıcı oldu. Darbeyle beraber başlayan baskı rejiminden Kürt hareketi de nasibini aldı. Çok sayıda Kürt vatandaş yurtdışına kaçmak zorunda kaldı. Suriye’ye gidenler Filistin eğitim kamplarına katıldı, Avrupa’ya iltica edenlerse üniversiteler ve sivil toplum örgütleri aracılığıyla Kürt Sorunu'nu Batı’ya anlatmaya başladı. Geride kalanların pek çoğu ise dönemin baskılarının simgesi haline gelen Diyarbakır Askeri Cezaevi’ndeydi. Böyle bir dönemde PKK da, çoğu yasadışı örgüt gibi Türkiye dışına çıktı. 12 Eylül’den kısa bir süre önce Şam’a yerleşen Öcalan, örgütü buradan yönetmeye başladı. 

Darbenin Kürt hareketine yönelik tasfiye amacı sosyalist harekete uyguladığı tasfiye kadar başarılı olamadı, aksine Kürt hareketi darbe sonrası toparlandı. Özellikle Diyarbakır Cezaevi’nden çıkanların kitlesel olarak PKK’ya katılarak dağa çıktığı bir süreç yaşandı. Filistin kamplarında eğitimlerini tamamlayarak Suriye’den Türkiye sınırını geçen örgüt üyeleri Adıyaman, Sason ve Dersim’e yerleşerek örgüte vurucu bir güç kazandırdı.

PKK-Suriye ilişkisi

15-25 Temmuz 1981’de Suriye'de yapılan PKK 1. Konferansı'na 60 civarında örgüt mensubu katıldı. Konferans PKK’ya tahsis edilen Helve Kampı'nda yapılmış, dönemin Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad tarafından Kürdistan Demokrat Partisi'nden (KDP) alınan izinle de, örgüt Kuzey Irak’a yerleşmiştir. KDP lideriMesut Barzani önce Türkiye’den çekinerek bu teklifi reddetmek istese de, Esad’ın baskıları sonucu kabul etmek zorunda kaldı. Böylece 1981’de Kuzey Irak’a ilk adım atıldı.

PKK’nın ilk eylemi ve yükselişi

1984’de Şam’da gerçekleştirilen ikinci kongreden sonra kamplardaki üyelerini gerilla savaşına hazırlayan örgüt özellikle Hakkari, Mardin, Siirt illerini kapsayan bölge içerisindeki askeri hedeflere karşı silahlı eylem hazırlığını hızlandırdı. 15 Ağustos 1984’te PKK’nın ilk ses getiren eylemi gerçekleşti. Hakkari'nin Şemdinli ilçesi ile Siirt'in Eruh ilçesine düzenlenen eşzamanlı baskınlarla örgüt silahlı çatışma sürecini başlattı.

Abdullah Öcalan, 1999 yılında yakalandıktan sonra verdiği ifadesinde, örgütün silahlı faaliyetlerini 1984 öncesi ve sonrası olarak ikiye ayıracaktı. 

Öcalan ifadesinde, ‘Hilvan-Siverek dönemi’ olarak tanımladığı birinci dönemde mücadelenin, ağalara ve şeyhlere, yani mahalli otoriteye karşı sürdürüldüğünü; Şemdinli ve Eruh baskınlarından sonra başlayan ikinci dönemde ise gerilla taktiği tarzındaki silahlı eylemlerle örgütün doğrudan devlete yöneldiğini anlattı.

İfadesinde Şemdinli ve Eruh baskınlarının kendi talimatıyla gerçekleştiğini kabul eden Öcalan, eylem kararını 1982 yılında Diyarbakır Cezaevi'nde üç örgüt üyesinin ölüm orucunda hayatını kaybetmesi üzerine verdiğini kaydetti.

Bölgede ‘alternatif otorite’

Üçüncü kongre kararlarından sonra PKK silahlı eylemlerinin yelpazesini genişletti. Askeri hedeflerin yanı sıra, kamu kurumlarının araçlarına, yönetim binalarına saldırılar arttı. Bu gelişmeler üzerine, 1987’de sıkıyönetim yerine “Olağanüstü Hal” ilan edilmiş ve “Jandarma Bölge Asayiş Komutanlığı” kurulmuştur. Yurtiçinde faaliyetlerini yoğunlaştıran PKK ile asker ve polisten oluşan özel güvenlik güçleri arasındaki çatışmalar yoğunluk kazandı. Bu dönemde başta Suriye olmak üzere Lübnan, Kuzey Irak, Yunanistan ve Rusya’dan büyük destek gören PKK, köy baskınlarına yöneldi.

Örgütün 1986-1987 yıllarında yoğunlaştırdığı bu eylemlerin amacı PKK’yı devlete karşı alternatif otorite olarak kabul ettirmekti. Bu nedenle hedefler özenle seçiliyordu. ‘ibret’ yöntemi en kestirme 'ikna' yolu olarak görülüyordu. Güvenlik güçlerine kim bilgi veriyorsa ‘ajan’ olarak ilan edilip öldürülüyordu. Esnaftan ve sınır geçişlerinden alınan haraca ‘vergi', örgüte katılmalara ise ‘askere alma’ işlemi adı veriliyor, örgüt otoritesi bölge halkına alternatif devlet otoritesi olarak sunuluyordu.

Bu kavramların kullanılması ve halk nezdinde bu yönde propaganda yapılması Öcalan ve PKK’nın ‘parti-cephe-ordu' üçlemesi içinde orduya geçiş aşaması olarak görülüyordu.

Komşu ülkelerinin desteği

PKK’nın ordulaşma çabaları sürecinde gördüğü dış destek de çok önemliydi. İran-Irak Savaşı’nın yarattığı ortamı değerlendiren Öcalan ve PKK, 1988 yılında Bağdat ile yoğun bir ilişkiyi başlatmasını takiben, İran’ın desteğini de sağlamaya yöneldi.

Böylece örgüt Suriye ve Irak’tan sonra, İran’ın da hem Irak'a, hem de Türkiye’ye karşı PKK’yı kullanabileceği mesajını vererek, Türkiye’ye girişte İran’dan da yararlanmaya başladı. Türkiye’ye komşu üç ülkenin sağladığı bu hareket alanı PKK’yı rahatlatırken, örgüt iç bölgelere daha fazla sızarak, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni daha geniş ve kontrolü zor bir alana yayılmaya zorladı.

PKK, bu dönemde yaşanan İran-Irak Savaşı'nın sonuçlarından da yararlandı. Dönemin Irak lideri Saddam Hüseyin, Kuzey Irak’taki KDP lideri Mesut Barzani'ye bağlı güçlere saldırdı. İran’a kaçmak zorunda kalan Barzani birliklerinin arkalarında bıraktıkları silahlara PKK tarafından el konuldu. Örgüt Kuzey Irak’ta ortaya çıkan bu boşluktan yararlanarak bölgeye yerleşimi tamamladı, ayrıca Barzani’ye bağlı bazı militanları bünyesine katmayı başardı. PKK sağladığı bu güçle kendini otorite olarak kabul ettirmeye yönelik silahlı eylemlerini arttırdı. Bu eylemler neticesinde PKK, Kürtçülük hareketini uluslararası platformda tartışılır hale getirse de pek çok ülke tarafından ‘terör örgütü’ ilan edildi.

DOSYA: KÜRT SORUNU

http://www.aljazeera.com.tr/sites/default/files/2013/12/19/Dosya%20-%20K%C3%BCrt%20Sorunu.png

 

Siyasallaşma adımı

PKK Eylül 1990’da hazırladığı ‘Şehir Talimnamesi’ çerçevesinden yasal kitle örgütleriyle ilişkilerin arttırılması ve basın yayın çalışmalarının hızlandırılması kararı alarak bu doğrultuda Özgür Halk, Ülke, Dilan gibi yayınlar çıkarmaya başlamıştır.

O dönem ayrıca, Halkın Emek Partisi'nin (HEP) propaganda alanı haline getirilmesi, 1991 genel seçimlerinde partinin desteklenerek meclise temsilci sokulması talimatı Öcalan tarafından verildi.

PKK’nın 1990 yılının Mart ayında Cizre, Silopi ve Nusaybin’de düzenlediği gösterilere beklenenin üzerinde bir katılım oldu. Bunun üzerine örgüt faaliyetlerini artırarak bir yandan bu kitle desteğini canlı tutmaya çalışırken diğer yandan da siyasallaşma çabalarını yoğunlaştırdı.

Körfez Savaşı’yla güçlenme

Amerika Birleşik Devletleri öncülüğündeki koalisyon güçlerinin 17 Ocak 1991’de Irak’a başlattıkları askeri harekat, bu ülkenin Kuveyt’ten çekilmesi ve Birleşmiş Milletler'in Nisan 1991’de 36. paralelin kuzeyini Bağdat yönetimine yasaklaması kararıyla sonuçlandı. Bu karar hem Türkiye, hem de PKK için önemli sonuçlar doğurdu. Kuzey Irak’ta meydana gelen otorite boşluğundan bir kez daha yararlanan PKK, silahlı gücünün önemli bir bölümünü buraya kaydırdı. Kuzey Irak’a yerleşerek kamplar kuran PKK, Irak ordusunun kuzeyden çekilirken geride bıraktığı silahlara da el koydu. Bu gelişme örgütü silah ve mühimmat bakımından o güne kadar hiç olmadığı kadar güçlendirdi.

Kaynak: Al Jazeera

 

GENEL:

 

1978 yılında kurulan PKK (Kürdistan İşçi Partisi), saldırı ve katliamları da içeren bir hazırlık sürecinin ardından, 1984 yılından itibaren düzenli şekilde silahlı eylemlere yönelmiştir. Ayırım gözetmeksizin gerçekleştirdiği terör saldırıları sonucunda, 35 binden fazla Türk vatandaşı hayatını kaybetmiştir. Bu eylemlerinde en acımasız yöntemleri kullanan PKK, şehir merkezlerinde intihar saldırıları ve bombalı eylemler gerçekleştirmekte, ağırlıklı olarak güvenlik güçlerimize yönelik olarak terör saldırıları düzenlemekte, ayrıca güvenlik personelimizin yanı sıra devlet görevlilerini kaçırmaktadır. Son dönemde PKK’nın saldırı ve eylemleriyle can kayıplarında ciddi bir artış olmuştur. Ölenler arasında birçok sivil de bulunmaktadır.

Öcalan’ın 1999 yılında yakalanmasının ardından örgüt, stratejisini değiştirdiği, barışçı yöntemlere yöneldiği ve siyasi mücadele yolunu izleyeceği iddiasıyla ortaya çıkmıştır. “Yeni ve meşru bir örgüt” görüntüsü vermek suretiyle terörist özelliğini gizleme amacına uygun olarak PKK, ismini Nisan 2002’de KADEK (Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi) olarak değiştirmiş, PKK’nın tarihi görevini tamamladığını ve artık siyasi bir kuruluş olarak tanınmak istediğini ileri sürmeye başlamıştır. 15 Ekim 2003’te Irak’ta yapılan bir basın açıklamasıyla ise ismini bu kez KONGRA-GEL (Kürdistan Halk Kongresi) olarak değiştirmiştir.

Ancak, gerek stratejisinin gözden geçirildiği iddiasına, gerek iki kez yapılan isim değişikliğine rağmen, örgütün lider kadrosu aynı kaldığı gibi, terörist niteliğinde de fiiliyatta herhangi bir değişiklik olmamıştır.

PKK, kendine göre belirlediği amaçlara terörist yöntemlerle ulaşma hedefinden hiçbir zaman vazgeçmemiştir. Bugüne kadar, silah bırakma ve terörden vazgeçme yönünde bir irade ortaya koymamıştır. Aksine, 1999 sonrasında özellikle Güneydoğu Anadolu’da saldırılarına ağırlık vermiştir. Zaman zaman kendine göre “ateşkes” veya “eylemsizlik” kararı gibi daha ziyade taktiksel amaçlı olarak adımlar atan PKK, bu dönemlerde eğitim ve hazırlık faaliyetlerine yoğunlaşmakta, ayrıca ileride yapmayı planladığı saldırıların altyapısını oluşturmaya (özellikle Türkiye’ye silah ve mühimmat kaçakçılığı yoluyla) çalışmaktadır.

Bu itibarla, PKK/KONGRA-GEL’in değişikliğe gittiği konusundaki söylemi sadece göstermelik nitelikte olagelmiştir. Kaldı ki, militanlarını ve silahlarını muhafaza eden, şiddete başvurmaya yönelik hazırlıklarını aksatmadan sürdüren, bu çerçevede tehdit ve eylemlerine devam eden bir terör örgütünün sadece isim veya strateji değişikliği yoluyla özünden arınacağını söylemek mümkün değildir.

TÜRKİYE’NİN TERÖRLE MÜCADELESİ:

Türkiye, amacı ve başvurulan yöntem ne olursa olsun, terörün her türüne şiddetle karşıdır. Ayırım gözetmeksizin masum insanların katledilmesini hedefleyen terör eylemlerini bir insanlık suçu olarak görmektedir. Bu anlayıştan hareketle de, doğrudan Türkiye’yi hedef alan terör tehdidiyle kararlılıkla sürdürdüğü mücadelenin yanısıra, terörle mücadeleye yönelik olarak uluslararası planda yürütülen çalışmalara aktif şekilde destek vermektedir.

Türkiye, acı ve zorluklarla dolu terörle mücadele çabalarında zaman içinde edindiği tecrübeleri uygulamalarına yansıtarak, bir yandan terör belasına karşı halkımızın en etkin şekilde korunmasını sağlamaya çalışmakta, bir yandan da terörün kaynağını kalıcı şekilde kurutmayı amaçlamaktadır. Türkiye’nin günümüzde yürüttüğü terörle mücadele stratejisi, kapsamlı ve bilimsel bir temele oturtulmuştur. Klasik uygulamada geçerli olan, konuya ağırlıklı olarak güvenlik optiğinden yaklaşılmasına dayanan anlayış bugün yerini, güvenlik alanındaki zorunlu tedbirler kadar, insan unsurunu ön plana çıkaran, güvenlik kısıtlamaları ve tedbirleri ile özgürlükler arasındaki hassas dengeyi yakalayan çok boyutlu bir anlayışa terk etmiştir. Özellikle 11 Eylül 2001 yılındaki saldırıların ardından terör tehdidinin küresel düzeyde ön plana çıkmasına bağlı olarak demokratik standartları en gelişmiş ülkelerde dahi güvenlik saikiyle özgürlükler kısıtlanırken, Türkiye tam tersini yapmaya başlamıştır. Her terörle mücadele politikasının ayrılmaz parçası olan etkin güvenlik tedbirlerinin yanısıra, konunun sosyal, ekonomik ve kültürel boyutlarına da gereğince eğilmeye başlamıştır. Kısacası, Türkiye kapsamlı ve çok boyutlu bir strateji temelinde terör tehdidini kökünden kazıma arayışındadır. Bu amaçla da, terör örgütlerinin bugüne kadar propagandalarına konu ettikleri, istismara müsait gördükleri alanlarda anayasa ve kanunlarımıza uygun şekilde, demokratik değerlerle uyumlu adımlar atılmaktadır.

PKK/KONGRA-GEL ile Mücadelenin Uluslararası Boyutu

Terörizm, günümüzde uluslararası güvenlik ortamını tehdit eden başlıca sınama olarak kabul görmektedir. Özellikle 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından, terörle mücadele alanında uluslararası planda ciddi bir hareketlenme olmuştur. Herşeyden evvel, Birleşmiş Milletler çerçevesindeki çalışmalarla, terörizmle mücadelenin uluslararası düzeydeki yasal zemini pekiştirilmiştir. Bu çalışmalarda, terörün hiçbir şekilde meşru gösterilemeyeceği, her türlüsüne karşı, ayırım gözetilmeksizin, işbirliği içinde mücadele edilmesi lazım geldiği ve bunun uluslararası toplumun ortak bir sorumluluğunu teşkil ettiği gibi, ana ilkeler temel alınmıştır. Ayrıca, terör ile organize suçlar arasındaki artan bağın üzerinde durulmuş ve terörizmin finansmanının önlenmesine yönelik önemli kararlar alınmıştır. Tüm bu hususlar, terörle esasen uzunca bir süredir mücadele etmekte olan Türkiye’nin edindiği tecrübelere dayalı anlayış ve beklentileriyle örtüşmüştür. Dolayısıyla, terörle mücadelede küresel planda bir aydınlanma olarak tanımlanabilecek bu gelişme, Türkiye açısından memnuniyet verici olmuştur.

Bu bağlamda ve terörle mücadelede uluslararası işbirliğinin elzem olduğunun kabul edildiği günümüzde, Türkiye’nin başta müttefik ve dost ülkelerden olmak üzere, uluslararası toplumdan beklentisi, kapsamlı bir uluslararası örgütlenmeye sahip olan PKK’ya karşı kararlı ve kesin bir mücadele yürütülmesidir. PKK’nın yuvalandığı kuzey Irak’taki mevcudiyetine son verilmesi öncelikle önem arzetmektedir. Diğer taraftan, PKK’nın yurt dışı örgütlenmesinin büyük bölümü Avrupa’dadır. Örgüt, ilgili ülkelerin yasal mevzuatlarındaki boşluklardan istifade etmek, demokratik hak ve özgürlüklerin sunduğu imkanları da istismar etmek suretiyle, paravan kuruluşlar aracılığıyla yasadışı faaliyetlerini sürdürebilmektedir.

PKK, 2002 yılında diğer adları olan KADEK ve KONGRA-GEL ile birlikte AB’nin “Terör Örgütleri ve Kuruluşları Listesi”ne alınmış; 28 Haziran 2007 tarihinde ise bazı silahlı eylemleri PKK adına üstlenen TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) de sözkonusu listeye dahil edilmiştir. Öte yandan, terör örgütü ve örgüt mensubu toplam sekiz kişi, ABD tarafından “Yabancı Narkotik Çeteleri Belirleme Yasası” çerçevesinde yaptırım uygulanan uyuşturucu kaçakçıları listesine alınmıştır. TAK’ın da dahil edildiği bu listeye ayrıca, 4 Şubat 2009 tarihinde, terör örgütü PKK'nın İran kolu PJAK da alınmıştır. PKK, benzer şekilde ulusal düzeyde terörist listesi bulunan birçok ülke tarafından terörist örgüt olarak tanımlanarak listelenmiştir.

AB Terörizmle Mücadele Koordinatörü Gilles De Kerchove, 13 Mayıs 2009 tarihinde, AB Konseyi bünyesindeki üst düzeyli birimlerden “Kriminal Konularda Adli ve Polis İşbirliği Eşgüdüm Komitesi”ne (CATS-eski 36. Madde Komitesi) “Avrupa’da PKK ile Mücadele Çabalarının Güçlendirilmesi” başlıklı bir rapor sunmuştur. PKK/KONGRA-GEL’in Avrupa’da yürüttüğü uyuşturucu kaçakçılığı ve diğer yasadışı faaliyetleri ve PKK’nın mevcudiyetinin bizzat Avrupa için arzettiği tehdidi teyid eden sözkonusu rapor, aynı zamanda terör örgütü ile mücadele konusunda AB ülkelerince atılması gereken adımları ve bunların önemini ortaya koymuştur. Beklentimiz, adeta bir yol haritası sunan bu rapordaki tespitler temelinde gerekli adımların kararlılıkla atılmasıdır.

Terör örgütünün faaliyetlerine ilişkin olarak Avrupa ülkeleri ile işbirliğimiz artarak sürdürülmektedir. Son dönemde, özellikle Fransa, İtalya, Belçika ve Avustralya’da PKK mensupları ve uzantılarına karşı bazı önemli adımlar atılmıştır. Bir diğer önemli gelişme, Kopenhag Bölge Başsavcılığı’nca 31 Ağustos 2010 tarihinde, ROJ TV ve bu televizyon kanalının ana şirketi “Mezopotamya Yayıncılık Şirketi”ne karşı, terörizmin propagandasını yaptıkları ve PKK terör örgütünü destekledikleri gerekçesiyle dava açılmış olmasıdır. Karar 10 Ocak 2012 tarihinde açıklanacaktır.

Diğer taraftan, PKK terör örgütünün Avrupa’daki faaliyetleri konusunda EUROPOL ile ilk defa Kasım 2010’da Ankara’da Dışişleri Bakanlığının eşgüdümünde uzmanlar düzeyinde bir toplantı düzenlenmiş olup, bu işbirliğinin artırılarak sürdürülmesi amaçlanmaktadır.

Her yıl mutaden EUROPOL tarafından ilgili ülkelerden alınan katkılardan da istifade edilerek hazırlanan ve AB ülkeleri için herhangi bir yükümlülük doğurmayan “AB Terörizm Durum ve Eğilim Raporu”nun 2011 versiyonu Nisan ayında yayımlanmıştır. Raporda, PKK, ayrılıkçı terörizm bölümünde yer almakta, uluslararası düzeyde tanınma ve siyasi olarak kendi kaderini tayin etme hedeflerini taşıdığı, bu çerçevede, örgütün, AB ülkelerinde kültür ve spor faaliyetleri ve gösteriler düzenlediği, ROJ TV televizyon kanalı aracılığıyla görüşlerini yaydığı, AB ülkelerinde hiçbir terör saldırısı düzenlemediği halde, Türkiye’deki silahlı saldırılarını sürdürmesinin örgütün izlediği iki boyutlu politikanın bir tezahürü olduğu belirtilmektedir. Raporda ayrıca, terör örgütünün AB üyesi ülkelerdeki organize suç ve terörizmin finansmanı faaliyetleri bakımından yarattığı tehdidin ciddiyeti vurgulanmaktadır.

Türkiye’nin gerek ikili düzeyde, gerek çok taraflı platformlardaki temaslarında, PKK’nın gerçek yüzünün bütün çıplaklığıyla ortaya konması ve PKK’yla mücadele bağlamında Avrupa’da gerekli bilincin pekiştirilmesi amaçlanmaktadır.

PKK/KONGRA-GEL terör örgütüyle mücadelede bölge ülkeleri ile işbirliğinin önemi açıktır. Türkiye bu anlayışla, ortak bir sorun niteliğindeki PKK/KONGRA-GEL’e karşı, komşu ülkelerin ilgili makamlarıyla temas ve işbirliğini sürdürmektedir. PKK’nın kuzey Irak’taki varlığının sona erdirilmesine yönelik olarak, Irak ve ABD’nin de dahil olduğu bir mekanizma temelinde çalışmalar devam etmektedir.

Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra terörizme ve terör örgütlerine karşı, uluslararası dayanışma gelişmiş ve BM Güvenlik Konseyi’nin 1373 sayılı kararında görüldüğü gibi, uluslararası belgelerde teröre karşı yürütülecek mücadelenin parametreleri ortaya konmuştur. Türkiye, tüm ülkelerden uluslararası yükümlülükleri doğrultusunda terör örgütü PKK/KONGRA-GEL’e karşı kararlı bir tutum takınmalarını ve örgütün kendi ülkelerinde faaliyette bulunmasını engellemelerini beklemektedir.

[publicize twitter]

[publicize facebook]

[category terör]

[tags PKK DOSYASI, PKK, TERÖR ÖRGÜTÜ]

image001.jpg
image002.jpg
image003.png
image004.jpg
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages