Büyük şehirde yaşayan herkes gibi hayallerimiz var bizim de.
Emekli olup, hattâ mümkünse işimizi değiştirip bir kasabaya
yerleşme hayâli.
Kütahya’nın, Kastamonu'nun bir kasabası, Çorum, Bayburt, Batman.
Neresi olursa.
Yaşadığımız keşmekeşten
kurtulup, ailemizle beraber yeni, küçük bir düzen kurma hayâli.
Hani şimdilerde yeşil pasaport
alıp daha büyük keşmekeşlere gidenlere inat,
memleketimin topraklarında, mütevâzı, sâkin, sağlıklı, huzurlu, az koşuşturmacalı bir hayat istiyorum.
Çok mu şey istiyorum?
Herkes kendi hâlini düşünsün; bu
büyük şehirde yaşamaya çalışırken bizden neler gidiyor?
Yıpranma payı vermeliler hepimize. İşi, trafiği, koşturması.
Büyük Şehirde yaşamanın müsbet olduğunu zannettiğimiz taraflarını düşünüyorum:
Hastahâneler
mesela.
Hani allah korusun bir sağlık sıkıntımız olsa, buralarda çözüm bulunur
gibimize geliyor.
Öyle mi peki?
Güzel binâlara kanıp kendimizi rahatlatıyoruz aslında.
Hastahâneye gidince
anlıyoruz Hanya'yı-Konya'yı. Allah düşürmesin.
Eğitim imkânları.
ÖSYM
istatistik yayınlıyor; İstanbul, Ankara, İzmir Üniversiteye yerleşme sıralamasında alt sıralarda.
O kendimizi kandırdığımız eğitim de fos çıktı.
Eğlence hayâtı desen, zâten
kendini paralasan ayda bir kereden fazla gidemezsin.
Çünkü hem gidip gelmesi işkence, hem fiyatlar korkunç.
Eee
bunlar elendiğine göre büyük şehir tercihi için geriye ne kaldı?
Hafta sonu sakin bir kaçamak diye tanıtım yaptıkları yere gidiyorsun, ana baba günü.
Resmen algı pazarlaması.
Nerede kafa
dinleyeceksin?
Trafik zâten Allahlık.
Bir yere gidene kadar için şişiyor, ömrün trafikte geçiyor.
Güzel vakit
geçirmek için gittiğin yere âsâbın bozulmuş gidiyorsun.
İşte bunlar yüzünden, henüz kafa ve beden sağlığımız yerinde iken gidelim buralardan.
Sabaha telaşsız uyanalım, trafiksiz,
kalabalıksız. Markette kasa kuyrukları olmadan.
Ve dahi sosyal medya olmadan.
Güzel bir yer, güzel bir an yakalayınca keyfini çıkarmak
yerine, resim çekip sosyal medyada paylaşma hırsı olmadan.
Büyük olup bizi yormayacak mütevazı bir bahçede bir köşede domates, bir köşede biber yetiştirerek.
Ezan okununca sokağımızdaki câmiye, ekmek almak için yan sokaktaki fırına, yumurta için bakkala, et almak için kasapa gitmek, esnaf ile iki lafın
belini kırmak.
Her yere yürüyerek, bilemedin bisikletle gitmek.
Büyütürken kendimizi unuttuğumuz evlâtlarımızdan torun beklemek.
Orhan Veli'nin şiirindeki gibi, "bir yer
biliyorum, epeyce yaklaştım."
Bekle beni Malatya’nın, Niğde'nin bir kasabası, İsparta, Denizli, Uşşak.