"O peygamberleri, kendi emrimizle doğru yolu gösteren önderler kıldık/Biz elçileri öğütlerimiz doğrultusunda yol gösteren önderler yaptık ve onlara iyi işlerin nasıl yapılacağını yani o Vahyi tebliğ ederek uygulamalarını yani arınmışlığı sağlamalarını/Allah’a ortak koşmadan bağlanmayı/ortak koşucu düşüncelerden nasıl temizleneceklerini vahyettik/bildirdik."
(ENBİYA, 73)
"Kuşkusuz, Kur’an’da, Allah’a kulluk/ibadet eden toplumlar için bir çağrı/mesaj/bildirim vardır."
(ENBİYA, 106)
"Haykır dünyaya: “Tanrınız bir tek Tanrı’dır, budur bana vahyedilen/sizin tanrınızın bir tek Tanrı olduğu bana vahyedildi/bildirildi.
Artık, Allah’a, ortak koşmadan teslim olacak mısınız/içtenlikle boyun eğecek misiniz/O’na kendinizi teslim edecek misiniz?”
Eğer kabul etmezlerse/aldıran olmazsa de ki: “Ben, bana vahyedileni/(bu gerçeği) size aynen tebliğ ediyorum/aynı şekilde duyurmuş bulunuyorum/size eşit şekilde duyurdum/hepinize aynı şekilde aynı düzeyde açıkladım.”
(ENBİYA, 108, 109)
"Katımızda gerçeği içeren bir Kitap vardır.
İnkârcıların kalpleri, gerçeği içeren bu Kitaptan habersizdir.
Onlar gerçeğe aykırı işlerde çalışıp durmaktadırlar."
(MÜ’MİNÛN, 62, 63)
"Size ayetlerim/ilkelerim okunduğu zaman, küçümsüyor ve hiç oralı olmuyordunuz.
Ayetlerime karşı büyüklük taslıyordunuz ve ardınıza dönüp gidiyordunuz."
(MÜ’MİNÛN, 66, 67)
"Ortak koşucular, bu Kur’an’ı/söyleneni/(Allah’ın) bu sözünü hiç düşünmediler mi/Sözü anlamaya hiç çalışmadılar mı?
Yoksa onlara eski atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
Yoksa peygamberlerini tanımadılar da bu yüzden mi onu yok sayıyorlar?
Yahut “Onda bir delilik var” mı diyorlar?
Hayır!
Peygamber onlara gerçeğin tâ kendisini getirdi.
Fakat gerçekler onlardan çoğunun işine gelmez.
Hâlbuki Biz onlara öğüt alacakları Kur’an’ı/Zikirlerini/hatırlatma gönderdik/Biz onlara ders olacak unutulmaz hatırlatmalarda bulunduk; fakat onlar bütün bu hatırlatmalardan yüz çeviriyorlar/Biz (bu Kur’an’da) akıllarında (tutmaları gerekli olan her şeyi) getirdik.
Ancak, çokları kendi iyiliklerine olan öğüde/Zikir’e/Kur’an’a sırt döndüler/gerçekleri hatırlatan (mesajdan) yüz çevirmektedirler."
(MÜ’MİNÛN, 68, 69, 70, 71)
"Sen onları doğruluk ve dürüstlük yoluna çağırıyorsun; bundan hiç şüphen olmasın.
Fakat ahrete inanmayanlar o yola girmeye yanaşmıyorlar."
(MÜ’MİNÛN, 73, 74)
"Biz kendilerine gerçeği getirmemize rağmen, onlar yalanlamaktadırlar/Biz onlara gerçeğin tâ kendisini ulaştırdık."
(MÜ’MİNÛN, 90)
"Allah kendilerine soracak: “Ayetlerim size okunmuyor muydu ve siz de onları yalanlamıyor muydunuz?”
(MÜ’MİNÛN, 105)
"Elif, Lâm, Mîm.
Doğruluğundan asla kuşku olmayan/asla şüphe duyulmaması gereken bu Kitap, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
Onu Muhammed kendisi mi uydurdu diyorlar.
ASLA!
Bu Kitap, senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş bir toplumu/toplumları, doğru yola ulaşmaları için uyarasın diye, Rabbinden gelen bir gerçektir/bu Kitap gerçeğin tâ kendisidir.
Doğru yolda yürüsünler diye senden önce herhangi bir uyarıcı ile karşılaşmamış olan bir halkı uyanışa çağırman için indiriliyor."
(SECDE, 1, 2, 3)
"Siz hiç düşünüp öğütten anlamaz mısınız/hâlâ düşünüp de öğüt almayacak mısınız?"
(SECDE, 4)
"Ayetlerimize gerçekten inananlar, ayetlerimiz/ilkelerimiz kendilerine anlatıldığı/hatırlatıldığı zaman saygıyla karşılarlar/secdeye kapanırlar/tam bir teslimiyetle itaat ederler/Rablerini överek yüceltirler/hamd ile tespih ederler.
Yani büyüklük taslamayarak Rablerinin emrini derhal tam bir teslimiyetle yerine getirenler iman eder/(çok ibadet etmekten dolayı) vücutları yataklardan uzak kalanlar, Rablerini korkarak ve umarak çağıranlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan (başkaları için de) harcayanlar inanırlar.
Rablerinin ayetleri/ilkeleri hatırlatılınca, onları reddedenden/yüz çevirenden/sırtını dönenden daha nankör/zalim kim olabilir?"
(SECDE, 15, 16, 22)
"Biz Musa’ya Kitap vermiştik.
Onun sana da verildiğinden asla kuşku duyma.
Güçlüklere göğüs gerdikleri ve ayetlerimize/ilkelerimize sımsıkı sarıldıkları/kesin bildikleri takdirde, içlerinden, emrimizle/buyruğumuza göre/Sözümüz gereği doğru yolu gösteren önderler çıkarmıştık."
(SECDE, 23, 24)
"Dile gel inceden inceye/satır satır yazılıp dağıtılan/açılıp yayılmış ince deri sayfalar üzerine yazılmış Kitap!"
(TÛR, 2, 3)
"Bu Kur’an mı bir büyü imiş/buna da mı “Büyüleyici laflar” diyeceksiniz, yoksa siz mi gerçeği göremiyorsunuz?"
(TÛR, 15)
"Ey Muhammed!
Sen bu gerçekleri hatırlatmaya devam et/insanlara duyur, öğütle/anlat; çünkü sen Rabbinin nimeti/sana olan iyiliği ile ne kâhinsin ne de mecnûn/cin çarpmış birisin.
Yoksa onlar: “O bir şairdir, zamanla unutulup gittiğini bekleyip göreceğiz/başına bir felâketin geleceği kaçınılmaz/zamanın onun aleyhine dönmesini gözlüyoruz” mu diyorlar?"
(TÛR, 29, 30)
"Yoksa “O Kur’an’ı Muhammed kendisi uydurdu” mu diyorlar?
Hayır!
Aslında onlar inanmak istemiyorlar.
Ortak koşucu inkârcılar eğer sözlerinin eri iseler, bu Kur’an benzeri bir söz getirsinler!"
(TÛR, 33, 34)
"Ey Muhammed!
O Vahyi (okumak/öğretmek/tebliğ etmek için) her kalkışında Rabbinin emrini/buyruğunu/o Vahyi oku/sürekli tebliğ et.
Kalktığın zaman, gecenin bir bölümünde ve yıldızlar kaybolurken Rabbinin emrini/buyruğunu/o Vahyi oku/sürekli tebliğ et!"
(TÛR, 48, 49)
"İnkârcılar/cehennemdekiler: “Evet, bize uyarıcı elçiler gelmişti ama biz onlara inanmamıştık ve Allah hiçbir şey indirmedi, siz tümüyle sapıtmışsınız” demiştik.
Ve ekleyecekler: “Zaten Söz dinleseydik/(uyarılara) kulak verseydik veya aklımızı kullansaydık, bu çılgın alevli ateşin içinde olmazdık.”
(MÜLK, 9, 10)
"Peki varılacak yere yüz üstü sürünen mi, yoksa dosdoğru yol üzerinde, düzgün bir biçimde dimdik yürüyen mi daha çabuk varır/hedefe daha kolay ulaşır."
(MÜLK, 22)
"Gerçeklik/gerçeğin tâ kendisi!
Nedir gerçeklik/gerçeğin tâ kendisi?
Anlayabiliyor musun nedir gerçeğin tâ kendisi/gerçekliğin ne olduğunu sana ne bildirir?"
(HAKKA, 1, 2, 3)
"Ey puta tapar Araplar/insanlar!
Gördüklerinize ve görmediklerinize yemin olsun ki, bu Kur’an, şerefli bir elçi aracılığıyla size bildirilen bir Sözdür.
O Kur’an, bir şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz?
O Kur’an, kâhin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz?
O Kur’an, âlemlerin Rabbinden indirilmedir."
(HAKKA, 38, …., 43)
"Eğer Peygamber!
Doğrusu Ben, ortak koşucu Arapları ve atalarını kendilerine Gerçek/Gerçeğin tâ kendisi ve apaçık/açık kanıtlı bir elçi gelinceye kadar geçindirdim.
Fakat kendilerine Gerçek/Gerçeğin tâ kendisi geldiği zaman da “Bunlar büyüleyici bir takım laflar, biz bunlara inanmayız/onu kabul etmiyoruz”,”Bu Kur’an şu iki kentten, ünlü ve büyük bir adama indirilmeli değil miydi?” dediler.
Rabbinin sevgi ve merhametini onlar mı taksim ediyorlar/kime elçilik verip vermeyeceğine onlar mı karar veriyorlar?
Bu Rabbinin rahmeti onların toplayıp biriktirdiklerinden çok daha iyidir/hayırlıdır."
(ZUHRUF, 29, 30, 31, 32)
"Kim Rahman’ın Zikri’ni/Kur’an’ı/Rahman’ın Vahyini (Zikrirahman) görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa/kim Rahman’ın çağrısına kulak vermezse/Rahman’ın hatırlatmasını körlük edip görmemezlikten gelirse, Biz ona bir şeytanı/sürekli beraber olacağı bir saptırıcıyı arkadaş ederiz.
Saptırıcı/şeytanlar onları yoldan çıkarırlar, onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar."
(ZUHRUF, 36, 37)
"Ey Muhammed!
Kulaklarını gerçeğe kapatmış sağırlara, sen mi işittireceksin, yahut gözünü gerçeğe kapatmış görmezleri ya da apaçık bir sapıklıkta/sapkınlık içinde olanları sen mi doğru yolda yürüteceksin/sen mi yola getireceksin?"
(ZUHRUF, 40)
"Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl, kesinlikle sen dosdoğru yoldasın/dosdoğru bir yol üzerindesin.
Kuşkusuz bu Kur’an sana ve halkına/insanlara bir öğüttür/onur (kaynağıdır)/bir hatırlatmadır; ondan sorumlu tutulacaksınız/sorgulanacaksınız/ileride bundan hesaba çekileceksiniz kesinlikle!"
(ZUHRUF, 43, 44)
"O (Kur’an) kuşkusuz, kıyamet hakkında bir bilgidir/saati bildirir.
Bu yüzden ondan asla kuşku duymayın/şüphe etmeyin, buyruklarıma uyun.
Çünkü dosdoğru yol budur.
Şeytan sakın sizi ondan alıkoymasın/sakın saptırıcı sizi şaşırtmasın.
Şeytan/saptırıcılar size açık/apaçık bir düşmandır."(ZUHRUF, 61, 62)
"Ey ayetlerime/ilkelerime inanıp teslim olmuş/teslimiyet gösteren/Müslüman olan kullarım!
Bugün size korku ve tasalanma yoktur/siz üzülmeyeceksiniz."
(ZUHRUF, 68, 69)
"Andolsun/yemin olsun/açın kulağınızı!
Biz size gerçeği/hakkı getirdik/gerçeğin tâ kendisini gönderdik.
Fakat çoğunuz gerçeklerden hoşlanmıyorsunuz!
Gerçeğin ne olduğuna onlar mı karar verecek, Biz mi?"(ZUHRUF, 78, 79)
"Ortak koşucuların Allah dışında bağlandıkları şeyler, şefaat edemezler.
Ancak bilerek gerçeğe/hakka tanıklık edenler hariç.
Onlar ilimden nasiplenmekteler/ancak, bilenler gerçeğe tanıklık ederler."
(ZUHRUF, 86)
"Hâ, Mîm.
Apaçık olan/ayan-beyan gösteren Kitap’a yemin olsun ki/dile gelsin açıklayıcı Kitap!
Biz insanları uyarmak için, Kur’an’ı mübarek/kutlu/bereketli/çağlar boyu unutulmayacak bir gecede indirmeye başladık/Biz, gerçekten de (doğru yola ulaşmaları için insanları) uyarmaktayız.
Tarafımızdan bir buyrukla, her hikmetli/bilgelikle ilgili iş o gecede indirdiğimiz Kur’an’da belirtilir."
(DUHAN, 1, 2, 3, 4, 5)
"Bu, Rabbinin sevgi ve merhametinin bir yansımasıdır/kuşkusuz, Rabbinden bir rahmet olarak, buyruklarını bildiren elçiler göndeririz."
(DUHAN, 6)
"Nerede ortak koşucularda öğüt almak/titreyip kendine gelmek için çok geç değil mi?
Çünkü onlara gerçeği, delillerle açıklayan/apaçık anlatan/uyaran bir elçi gelince, onu reddettiler/burun kıvırıp “Bu adam eğitilmiş bir deli/mecnun/bu gizli güçlerce beyni yıkanmış birisidir!” dediler."
(DUHAN, 13, 14)
"Ortak koşucu Araplar anlayıp öğüt alsınlar/düşünsünler diye, Kur’an’ı Arapça indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık/senin dilinle indirerek kolaylaştırdık ki, düşünüp ibret alsınlar."
(DUHAN, 58)
"Hâ, Mîm.
Kur’an, üstün/çok güçlü ve her şeyi bilen/çok bilge olan Allah tarafından indirilmiştir/Kitab’ın indirilmesi, güçlü ve bilge olan Allah’tandır."
(CASİYE, 1, 2)
"İşte bunlar Bizim sana gerçek olarak okuduğumuz/anlattığımız Allah’ın ayetleridir/kanıtlarıdır/belgeleridir.
Sana onları gerçeğin tâ kendisi olarak okuyoruz.
Ortak koşucular, Allah’tan ve ayetlerinden sonra/belgelerinden başka hangi hadise/söze inanıyorlar?"
(CASİYE, 6)
"Kendisine Allah’ın ayetleri/ilkeleri anlatılınca/okununca onları dinleyip, kibrinden, sonra da sanki hiç duymamış gibi, büyüklük/bilgiçlik taslayarak umursamaz davranır/Allah’ın ayetlerini yok sayıp, yalan yere uyduruk rivayet üreten yalancı günahkârın vay haline!
Ayetlerimizden/ilkelerimizden bir şey öğrendiği zaman onu alaya alır/ona itibar etmez/alay konusu eder.
İşte bu Kur’an bir rehberdir/yol göstericidir/doğruluk göstergesidir/yol göstermedir/iyiye ve güzele bir kılavuzdur bu.
Rablerinin ayetlerini/ilkelerini örterek saptıranları en kötüsünden acı bir azap bekliyor/inkâr edenlere tiksindiren, can yakan bir azap vardır."
(CASİYE, 7, 8, 9, 11)
"Bunda, kuşkusuz derin derin düşünen bir topluluk için alınacak ibretler/dersler vardır."
(CASİYE, 13)
"Ey Muhammed!
Bu işten sana da hayat veren bir yol verdik/seni açık bir yola koyduk/sana bir yöntem belirledik/seni, iş ve yönetimde bir şeriat/bir yol-yöntem üzerine koyduk.
Onun için sen o hayat veren yola uy/sen o yönteme uygun hareket etmelisin, bilgisizlerin arzularına uyma/bilmeyenlerin keyifleri ardınca gitme."
(CASİYE, 18)
"Allah’ın anlattığı bu gerçekler, insanlığın vicdanı/insanlar için aydınlatıcı/gönül açıcı belgelerdir/insanların kalp gözlerini açan (bir ışık), kesin olarak inanmış/içsel kesinliğe ulaşmış/bilen bir topluma da doğru yola ulaştıran bir rehber/doğruluk göstergesi/yol gösterici ve bir rahmettir/kesin imana ulaşmak isteyen bir halk için sevgi ve merhamet kaynağıdır/Allah’ın (insanlara olan) sevgisinin bir (açılımıdır)/gereğince inanan bir toplum için bir kılavuzdur."
(CASİYE, 20)
"Açık açık ayetlerimiz anlatıldığında/karşılarında ayetlerimiz, açık-seçik mesajlar halinde/belgelerimiz açık açık/Söze dayalı apaçık deliller olarak okunurken “Eğer doğruysa söyledikleriniz, atalarımızı getirin” demekten başka tutunacakları bir dalları/dayanacakları bir bilgi/gerekçeleri/delilleri yoktur/hiçbir delil ileri sürememektedirler."
(CASİYE, 25)
"Saat dolduğu/dünyanın sonu gerçekleştiği gün, sahte ve kof olanın peşinden gidenler/gerçekleri reddedenler/Allah’ın ayetlerini geçersiz kılmaya kalkışanlar/saçmalayanlar kaybedecektir/hüsrana uğrayacaktır."
(CASİYE, 27)
"Kâfirlik edenlere “Ayetlerim/ilkelerim size okunmadı mı?
Bal gibi okundu; fakat siz küstahça büyüklendiniz!/ayetlerim size anlatılınca siz büyüklenip suçlu bir topluluk olmamış mıydınız?”
(CASİYE, 31)
"Allah’ın Sözü gerçektir/haktır."
(CASİYE, 32)
"Siz, Allah’ın ayetlerini/ilkelerini umursamadınız/Allah’ın ayetleriyle dalga geçtiniz ve dünya hayatı sizi aldattı."
(CASİYE, 35)
"Hâ, Mîm.
Kur’an, üstün/çok güçlü/ulu ve her şeyi bilen/çok bilge olan Allah tarafından indirilmiştir.
Kâfirlik edenler/ortak koşucu inkârcılar uyanışa çağrıldıkları şeylerden yüz çeviriyorlar/uyarıldıkları şeylere aldırış etmemektedirler.
Ayetlerimiz/ilkelerimiz apaçık anlatıldığında/karşılarında açık açık okunurken inkâr eden ve kendilerine gelen gerçeğe/gerçeğin tâ kendisi kendilerine geldiği halde karşı çıkan ortak koşucular/kendilerine gelmiş olan hakkı inkâr edenler “Bu açıkça bir büyüdür/bunlar büyüleyici parlak laflar” dediler.
Yoksa “O Kur’an ayetlerini Muhammed kendisi mi uydurdu” diyorlar.
Söyle onlara “Ben onu uydurduysam, bunu neden sizin hatırınız için yapayım?/siz beni Allah’tan gelecek hiçbir şeye karşı koruyamazsınız!
Sizin Kur’an ayetleri hakkında söylediğiniz iftiraları/taşkınlıkları en iyi bilen Allah’tır.”
(AHKAF, 1, 2, 3, 7, 8)
"De ki: “Ben peygamberlerin/elçilerin ilki değilim, benden önce de birçok elçiler geldi.
Bana ve size ne yapılacağını/olacağını da bilmem.
Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum/ben ancak Allah’ın bana bildirdiklerini uyguluyorum.
Ben apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim/uyanışa çağıranım.
Siz hiç düşündünüz mü, ya bu Kur’an Allah katından ise ve siz de ona karşı çıkmışsanız ve İsrail oğullarından bir tanık da bunun benzerini görüp inandığı halde, siz büyüklük taslayıp yüz çevirmişseniz/inkâr ediyorsanız, haliniz ne olacak/kendinize yazık etmiş olacağınızı görmez misiniz?”
Allah, zalimleri/haksızlık eden ulusu/nankör topluluğu doğru yola çıkarmaz/iletmez/kılavuzluk etmez/asla doğru yola ulaştırmaz/eriştirmez."
(AHKAF, 9, 10)
(Devamı var)