Fwd:

21 views
Skip to first unread message

Sili Ozerdim

unread,
Dec 4, 2015, 6:52:16 AM12/4/15
to dunyatur...@googlegroups.com, turkiyehaber, CTO-CiHAN TÜRK OLSUN, Turkiye-icin-el-ele, turk...@gmail.com, turk, Avrupaa Türkmenleri, carsihalkplatformu, canakka...@hotmail.com, Can Pulak, ma...@canakkaleolay.com, can karadut, Trakya Haberleri, trakyaden...@gmail.com, Ahmet Karakuş, siy...@gazeteport.com.tr, tgbbilgi, tgbgene...@gmail.com, kemalist genclik, yonetim, Ingiltere ADD, yon...@izmirtabip.org.tr, avrasya...@yahoo.com.tr, CHP Avrupa, Mersin Haber, Türkiye Barolar Birliği, Bedri Baykam, Ulusal Gönüllüleri, aydi...@aydinses.com, AYDINLIK, gaz...@turkpolitika.com, Yenigün Gazetesi Muğla, İlk Kurşun Gazetesi Bilgilendirme, Hatay'da Muharip Gazi, vansesig...@hotmail.com, vanha...@hotmail.com, erzincan-kemal...@googlegroups.com, ERZURUM-HABER Moderator, edi...@afyonhaber.com, Adana Haber, ankaraaydin...@gmail.com, yirmi.iki.ocak, rume...@yahoogroups.com, Alevi Bektasi Kulturverein



Orta Doğu’da akılsızlık oyunları

Sovyetler Birliği 1991’de çöktükten sonra, Batı, eski Sovyet ülkelerini teker teker kendi kampına almaya, Moskova’nın Batı ile arasına koyduğu tampon bölgeyi sökmeye başladı.

Birçok eski Sovyet ülkesi Avrupa Birliği’ne, bazıları ise hem Avrupa Birliği hem de NATO’ya alındı.

İmparatorluğun dağılma kargaşası ve düşüş psikolojisinde, Moskova, eski nüfuz sahasına yönelik müdahalelere karşı koyamadı.

Putin’in 2000’de iktidara gelmesi ve Rusya’nın gaz ve petrol gelirlerini kullanarak zenginleşmeye, kendine olan güvenini yeniden kazanmaya başlamasıyla durum değişti. Moskova, Batı’nın Rusya aleyhine yayılmasına ‘yeter’ demeye karar verdi.

Atılan ilk kurşun NATO’ya girmeye hazırlanan Gürcistan’ın 2008’de istilası ve bazı bölgelerinin topraklarından koparılması idi. Ardından 2014’te Kırım’ın ilhakı ve Ukrayna’nın bölünmesi geldi.

Ortaya, Amerika ve müttefiklerinin istedikleri gibi at koşturmasına izin vermeyecek, saldırgan olmaktan korkmayan, iddialı bir Rusya çıktı. Suriye’ye müdahale yeni Rus politikasının doğal evriminden başka bir şey değildir.

Ankara değişen Kremlin’e karşı önceleri akıllıca bir politika uyguladı. Çıkarlarını önde tuttu. Rusya’nın Gürcistan’a ve Ukrayna’ya girmesine karşı çıkan Batı’nın korosuna girmedi. Rusya’ya karşı uygulanan ambargolara katılmadı. Bir nevi tarafsız kaldı. Doğru olan da buydu.

Bu politika sonucunda Türkiye-Rusya ekonomik ilişkilerinde görülmemiş bir gelişme sürecine girildi.

2011’de, Suriye’de ayaklanmalar başladı ve AKP’nin gerçek yüzü ortaya çıktı.

Bu yüzün bir yanı Sünni Nakşibendilik, diğeri Müslüman Kardeşler boyasıyla boyanmıştı. Pragmatizm yerini dinsel ideolojiye bıraktı. Erdoğan’ın güç sarhoşluğu, fevriliği, bilgisizliği, bilgelik yoksunluğu ve Türkiye’yi olduğundan güçlü sanması Ankara’nın süratli bir biçimde dost kaybetmesine neden oldu.

Orta Doğu’da ‘kim olduğuna bakmadan’ dost kazanma politikası güden Türkiye gitti, yerine ne zaman, ne yapacağı belli olmayan, ölçüsüz, izansız bir Türkiye geldi.

Erdoğan/Davutoğlu ikilisi, Suudi Arabistan ve Katar’la gayri resmi bir koalisyon kurarak Esad’a karşı olan cihatçı güçleri silahlandırdı. Türkiye’yi, Orta Doğu’daki Sünni-Şii savaşının taraflarından biri yaptı.

Ondan daha güçlü, deneyimli, akıllı oyuncuların cirit attığı bu coğrafyada Türkiye’nin bu savaşı kazanması imkânsızdı. Gerçekte olmayan bir güce sahip olduğunu sanan Erdoğan/Davutoğlu ikilisinin bunu anlaması da.

Cihatçıları destekleyen, düşman olarak IŞİD’i değil, Suriye Kürtlerini gören AKP Türkiye’sinin maskesi düştü. Suriye politikası hem ABD, hem de Rusya ile çelişkili bir hal aldı. Manevra alanı daraldı ve yakında tamamen yok olacak.

Rusya’nın Suriye’ye müdahalesinin nedenlerini anlamak çok kolaydır. Putin, Orta Doğu’daki tek müttefiki olan Suriye’yi cihatçılara yedirmek istemiyor. Çünkü Suriye IŞİD’in eline geçerse dünyadaki en büyük Müslüman azınlığa sahip olan Rusya da cihatçı terörün pençesine düşebilir. IŞİD saflarında çarpışan yüzlerce Çeçen var.

Putin müttefiki olan Alevilere, Suriye’de, Halep ve Şam’ı da içine alan güvenli bir bölge kurduktan sonra dikkatini IŞİD’e çevirecek.

Bu şimdi pek açıkça görünmeyebilir. Ama Türkiye Rus uçağını düşürerek hem savaşın gidişatını etkileme şansını kaybetti, hem de savaştan sonra kurulacak yeni düzeni lehine çevirme fırsatını.

Türkiye bu savaşta amaçladığının tersini elde edecek. Suriye üçe bölünecek, Aleviler ve Sünnilerle beraber ülkedeki Kürtler otonom veya egemen olacaklar. Kürtler Akdeniz’e ulaşacak. Türkiye’nin doğusundaki muazzam doğal gaz ve petrol yatakları, AKP’nin bölgedeki en güvenilmez ülke haline getirdiği Türkiye’den değil, onun güneyinden geçecek.

Bütün bunlar Erdoğan/Davutoğlu ikilisinin yanlış politikalarının sonuçlarıdır.

Ama AKP’nin akılsızlık oyunlarının sonuna yaklaşmadık bile.




--
TC Sili

http://sphotos-a.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/215290_10200934840280643_385814596_n.jpgE-Posta ile gönderdiğim tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının;
MADDE 25: "Düşünce ve Kanaat Hürriyeti"; 
MADDE 26: "Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti"
kapsamında tarafımdan yapılmıştır.
Demokratik düşünce ve kanaatlerimin engellenmesi ve/veya şiddet/baskı altına alınması, bu nedenle

"hakkımda olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi",

TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her türlü yasal haklarım saklı kalmak üzere, peşinen reddederim.

 





 ek — Tüm ekleri indir (sıkıştırma hedefi: 
Türkçe
Dosya adı kodlama menüsü
)   Tüm resimleri görüntüle  
ata ve bayrak.jpegata ve bayrak.jpeg
31
.



YURTTA SULH CİHANDA SULH
 
PEACE AT HOME PEACE ON EARTH

K.  ATATURK             

Sili Ozerdim

unread,
Dec 7, 2015, 5:29:58 PM12/7/15
to dunyatur...@googlegroups.com, avrup...@email.de, c, Ulusal Eğitim Derneği Isparta Şb., Kemal Denizer, erzincan-kemal...@googlegroups.com, turkiyehaber, CTO-CiHAN TÜRK OLSUN, Turkiye-icin-el-ele, turk...@gmail.com, turk, tgbbilgi, tgbgene...@gmail.com, kemalist genclik, kemalis...@gmail.com, Sosyal Demokrat Gençlik, carsihalkplatformu, Halkin Gücü, HALKIN HABERCİSİ, ANTAKYA HABER, ERZURUM-HABER Moderator, edi...@afyonhaber.com, Adana Haber, Hınıs Gazetesi, gaz...@turkpolitika.com, Yenigün Gazetesi Muğla, manisamans...@hotmail.com, Kayseri Gün Haber Gazetesi, Ege Telgraf, Turkish New York, Avrupa News Agency
Bülent ESİNOĞLU : 10 Aralık 2015 İtilaf devletleri İstanbul’da



13 Kasım’da 1918 tarihinde İstanbul’a giren İtilaf Devletleri gemileri, 30 Ekim 1918 tarihinde, Mondros Mütarekesini Osmanlı Padişahı Vahdettin’e imzalattılar.

Zaten arkasından da, 24 Nisan 1920 de, Osmanlı’nın paylaşımı antlaşması olan, Sevr Antlaşması imzalandı.

O günkü İtilaf Devletleri bu günkü NATO’dur. NATO İşgal kuvvetleri, 10 Aralık 2015’de İstanbul’dadır.

O günkü Osmanlı ile bugünkü Cumhuriyet’in ne alakası var diye bilirsiniz. Tehlikeyi kendinizden uzakta tutmak istiyorsanız, istediğiniz gibi de, yorumlayabilirsiniz.

Elbette Osmanlının paylaşımı bir günde oluvermedi. Şimdi de Ortadoğu’nun paylaşımı ve Türkiye’nin bölünmesi bir günde gerçekleşmeyecek.

Amerikan Genelkurmay Başkanı, bu işin on yıl süreceğini zaten söylemiş miydi? Bu görüşü de, birçok strateji uzmanı paylaşmamış mıydı?

Önce Suriye’deki paylaşımın belirginleşmeye başladığını ifade edelim.

Bu cümleyi yazdıktan sonra, şu yalan üzerinde sakın akıl yürütmeyin derim. Herkes ağzını açtı mı; Suriye’nin ve Irak’ın toprak bütünlüğünden yanayız der. Bu yalanı yutmayacak kadar aklımızın olduğuna inanıyorum.

Batı tüm gücünü, Orta Doğunun paylaşılmasına ayırmışken, Büyük Kürdistan’nın kurulması aşamasında, hangi kuvvet hangi tarafta yer alacak, şimdi onun belirlenmesi sürecini yaşıyoruz.

Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa; Irak ve Suriye’nin Sünni bölgelerinden pay almayı düşünürken, Suriye’nin kuzey kesimleri Ruslara kalmaktadır.

Ancak, Amerika Rusya’ya diyor ki, söz edilen yerlerde var olabilmen için, Büyük Kürdistan’nın kurulmasında asıl görevi sen(Rusya)yapacaksın.

Sözü fazla uzatmayalım. Ortadoğu’da bizim payımıza bir şey düşüyorsa, onu ancak, Ruslarla kozumuzu paylaştıktan sonra alabileceğiz.

Özetle Ortadoğu’da payımıza Ruslarla savaş düşüyor.

Amerika ve Batı Suriye’de, sözde IŞİD ve El Kaide ile savaşırken, Kürt meselesinden dolayı, Türkiye Rusya ile savaş halinde olacak.

Batının planının esası, bu ana stratejiye dayanıyor. Bu arada, Amerika bize, her türlü yardımı yapıyor görüntüsünü vermekten geri durmayacak. Şimdiye dek, bize satmadığı silahları satacak veya verecek.

Verecek ki; hem ezeli düşmanı Rusya hem de Türkiye telef olsun.

Ancak bu süreçte, hesap edilemeyen ve kendiliğinden gelişen sebeplerden dolayı, Rusya ile NATO arsında bir anlaşmazlık çıkarsa, ya bölüşüm başka bir bahara kalacak, ya da Batı ile Rusya kapışacak. Biz de, vurabilirsek Rusları, Batı ile birlikte vuracağız.

Bölgeye bu kadar çok yığınak yapılmasını asıl sebebi budur.

Eğer Orta Doğu’da, ABD ve Rusya kapışması olacaksa bile, bu Türkiye Rusya kapışmasının bitiminden sonra olacaktır.

Rus uçağının düşürülmesi tüm Amerikan planlarının daha kolay işlemesini sağlamıştır.

NATO savaş gemileri, Rus savaş gemilerinin önünü kesmek üzere, Marmara ve Boğazları kapatması, artık karar-komuta işlerinin Amerika’ya geçmesi demektir.

10 Aralık 2015, bulente...@gmail.com

--

Sili Ozerdim

unread,
Dec 9, 2015, 12:54:11 PM12/9/15
to dunyatur...@googlegroups.com, united-turks, turks2008, Union of British Turks, Sinan Ogan, turkiyehaber, CTO-CiHAN TÜRK OLSUN, Turkiye-icin-el-ele, turk...@gmail.com, turk, Avrupaa Türkmenleri, kemalist genclik, tgbgene...@gmail.com, tgbbilgi, tgb izmir internet üyeleri bülteni, gaz...@turkpolitika.com, Yenigün Gazetesi Muğla, Hatay'da Muharip Gazi, erzincan-kemal...@googlegroups.com, ERZURUM-HABER Moderator, Erzin Atatürkçü Düşünce Derneği, Halkin Gücü, HALKIN HABERCİSİ, carsihalkplatformu, yirmi.iki.ocak, rognok, ANTAKYA HABER, EĞİTİM İŞ Eğitim-iş Sendikası Antalya şubesi, turkish-ameri...@yahoogroups.com, Turkish New York, TURKISH NEWS WTC, Milli Kanal, Milli Birlik Hareketi, bi...@vardiyabizdeplatformu.com, Türkiye Barolar Birliği, Fecri Barlık, metinfeyzioglu, Hulki Cevizoğlu, Umit Kocasakal, Gülgûn Feyman Budak, omerd...@gazeteyenigun.com.tr, Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU, in...@odatv.com, Soner Yalçın, Sosyal Demokrat Gençlik, sosya...@aa.com.tr, sa...@sozcum.com, Hınıs Gazetesi, vansesig...@hotmail.com, vanha...@hotmail.com, edi...@afyonhaber.com, edirn...@egm.gov.tr, Adana Haber, Tgb Adana, Adanapost Adana
Bülent ESİNOĞLU : İrademizi Amerika’ya mı teslim ettik?

Bazı sorunlar ne kadar çok anlatılırsa anlatılsın, kitlelere mal olmaz. Çünkü finansal elit, ya da borç verici odaklar, ya konuyu anlaşılmaz hale getirir, ya da kendi doğmalarını değişmez kanun gibi dayatırlar.

Değişmez doğa kanunu gibi insanlığa dayatılan, içinde yaşadığımız, adına bazen küreselleşme dedikleri finans sistemi, artık dünyayı taşıyamaz hale geldi.

Sadece silah üretmek ve silahları bu finans sisteminin arkasına koymak, tıpkı bir fabrikada üretim yapıp, satmak, ama işçilerin ve mühendislerin ücretlerini vermemeye benziyor.

Şimdi dünya böyle bir durumu yaşamaktadır.

Dünya için gerekli ürünlerin önemli bir kısmını Asya(Çin, Hindistan, vs) üretmektedir. Bu üretime karşılık gelen parayı(doları) Amerika ve Avrupa basmaktadır.

Bir dünya devleti gibi hareket eden Atlantik ve Avrupa, sanki bir merkez bankası görevi yapmaktadır.

Doların dünya parası olmasını ve ticarette doların kullanılmasını zorunlu kılan ise, Körfez petrolünün(dünyanın %40) dolar ile satılmasıdır.

Aslında bir dünya savaşı çıkacaksa, bunun asıl nedeni; Atlantik’in dayattığı finans sisteminin kendisidir.

Orta doğunun bölüşümü ya da, hesaplaşmanın gelip dayandığı yerin burası olması, finans siteminden kaynaklanmaktadır.

Bu hesaplaşmanın asıl tarafları Çin ve Amerika’dır.

Bir bakıma Rusya, Ortadoğu’da, Çin adına vekâlet savaşı yürütmektedir.

Bir dünya savaşı olacaksa, Çin ve Amerika arasında olacağı görünmektedir.

Suriye’de gelişen olayların arkasında, yaşadığımız finans sitemi(borç verme düzeni) artık karşılıksızdır. Siz hem yeterince üretmeyeceksiniz, dünyaya kâğıt satıp, dünyada üretilen değerlere sahip olacaksınız.

İşte dünya savaşını zorunlu kılan asıl sebep budur.

Amerika’nın dayattığı finans siteminin(borç sağlama sitemi), şimdiki hesaplaşma yeri orta doğudur.

Amerika ve Batının tüm gücünü bölgeye yığması Suudi Arabistan ve İsrail’i korumaya yöneliktir.

Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerindeki mevcut düzenin devamı; Batı finans siteminin devamına bağlıdır.

Türkiye’de mezhepçilerin, Kıyamette Kâbe’yi kurtarmak, derken kast etikleri de budur. Şii Sünni savaşının içine bizi sokmaya çalışanların stratejisidir, Kâbe’yi kurtarmak.

Kendimizi kurtardık da, Kâbe’yi kurtarmak kaldı.

Erdoğan’ın Rusya ile ipleri koparmasının nedeni de budur. Suudi Arabistan olmazsa, Batı finans düzeni işleyemez.

Orta doğuda bir dünya savaşı olmayacağını sananlar, ABD ve Batının finans siteminin bittiğini görmeyenlerdir. ABD’nin kendisini savaşmak zorunda görmesi de bundandır.

Rusya’nın Suriye’ye gelmiş olmasından, Batının fevkalade tedirgin olması, para düzeni endişesinden kaynaklanmaktadır. Yani bir bakıma ekonomiktir. Ekonominin hâkimiyeti paranın hâkimiyetinden geçmektedir.

Tüm dünya savaşlarının asıl nedeni de budur.

Bize gelince, orta doğunun yeniden bölüşümü sürecinde, irademizi Amerika’ya teslim etmiş görünüyoruz. İncilik, İstanbul ve Türkiye’nin farkı yerlerinde Amerika ve Batının askeri ve teçhizatlarının olması, her gün yeni bir oldubitti ile karşılaşıyor olmamız, irademizin kendi elimizde olmadığını göstermektedir.

Uçağın düşürülmesi ile yaratılan toz duman içinde, ülkemizin çıkarları ile örtüşmeyen, ama tüm irademizi Amerika’ya teslim eden bir görünüş var.

Anayasa, Meclis, yasalar, Hükümet, velhasıl ortada ülkemiz adına hiçbir kurum yokmuş gibi bir ortam ortaya çıktı.

Üstelik ülkemiz çıkarlarını Amerikan çıkarları ile taban tabana zıt olduğu bir süreci yaşarken.

Bu süreçte Türkiye’nin iradesini ABD’ye teslim ederek, bir parsa toplayacağını sananlar, bu ülkeye en büyük kötülüğü yapmaktadırlar.

8.12.2015, bulente...@gmail.com

--

Ismail Kara

unread,
Dec 10, 2015, 4:26:55 PM12/10/15
to

DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ

İsmail KARA

10 Aralık “Dünya İnsan Hakları Günü” dür.

Aynı gün bir toplantıdaydık. Katılımcılara bunu

hatırlatarak sordum; kutlayalım mı?

Hepsinin yüzü burkuldu.

İnsanlar bırakın dünya insan hakları gününü,

“insan hakları” nı unutuyorlar.

Ve insan haklarına tecavüzler giderek artıyor.

Şu çağda halâ din,

halâ ırk savaşları yapılıyor.

Bosna-Hersek Savaşları sırasında öldürülenler

hariç, BM’e bağlı Hollandalı askerlere sığınan

8.372 Boşnak, araçlara doldurularak

Sırp askerlere teslim ediliyor (kurda kuzu teslimi),

onlarda, uygun bir yere götürüp o kadar Boşnağı

öldürüyorlar. Dünyanın hiçbir yerinde sığınmacılara

karşı böyle gaddarlık yapılmamıştır.

Ortadoğu ülkelerinde, Irak’ta çıkarılan

iç savaşlarda ölenlerin kesin hesabını bilmiyoruz.

Bugün Suriye’de yıllardır süren kargaşa

ve iç savaşta ölenlerin sayısı belli değil…

Sadece savaştan kaçarak, batılı ülkelere sığınmak

isteyen 3.000’e yakın Suriyeli Akdeniz’de can verdi.

Yüzlerce Suriyeli Türkiye’ye sığındı, çoğu perişan

vaziyette yaşamaya çalışıyor.

Yakınlardaki en zengin bazı Müslüman ülkeler ise,

onlara ne kucak açtı, ne de destek verdi. Lafa gelince,

“Müslüman müslümanın kardeşi” derler üstelik…

Afrika’nın bazı ülkelerinde açlık ve susuzluktan

çocuklar, anneler ve nice büyükler ölürken;

zenginler ve zengin ülkeler hiç oralı olmuyor.

Söyleyin nerede kardeşlik, nerede insanlık?

Ya bizim başımıza musallat edilen ve pkk denilen

Ermeni terör örgütünün yaptıkları…

Daha çok örnekler verilebilir.

Özetle tekrar ediyorum; insan hakları ihlalleri

dünyada azalacağı yerde, tam tersine artıyor.

Adına “insanlık” dediğimiz şey de sürekli

güç kaybına uğruyor.    

Aydogan Kekevi

unread,
Dec 13, 2015, 3:32:41 PM12/13/15
to Aydogan Kekevi

„Akıl, insan beyninin ürettiği yaşamı sürdürme (survival) mekanizması. Fizyolojik olarak beynin, primat’larla aşağı yukarı aynı nitelikte bir eski bölümü var. Buna eski beyin deniyor. İçgüdüsel ve ‘yaşamı korumaya ilişkin’ spontane tepkileri içeriyor. Bir de çok sonra gelişmiş bir neokorteks, yeni beyin var.İkisi, bir tür ağ sistemi içinde, aklı oluşturuyorlar“ diyor sayın Prof.Dr.Doğan KUBAN

* * *

Başımıza gelenlerin, yaşadıklarımızın  nedeni şimdi daha iyi anlaşılıyor..

Anlaşılan toplumlardaki “neokorteks“ ve „eski beyin“ dengesizliğine bağlı olarak uygarlık  standartı da alçalıp yükseliyor: Toplumların gelişmişliği „neokorteks“e eşorantılı,  „eski beyin“ e ters orantılı olarak çıkıp iniyor; bunlardan birinin orantısız azlığı veya çokluğu o topluluğun tümünü birden olumlu veya olumsuz olarak etkiliyor.

Yani „ne ka ekmek o ka köfte“ durumu...;))))))

Aydoğan Kekevi

* * *

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/bilim-teknik/442243/Cehalet_ne_demek_.html#

 

Cehalet ne demek?..

Doğan Kuban

Yayınlanma tarihi: 04 Aralık 2015 Cuma

 

Uygar denilen ülkelerin egemenliğindeki dünyada, insanlık diye öğrendiğimiz ve savunduğumuz, herşeye aykırı, para şakırtılı bir bataklık. Dünya egemelerinin ve ortaklarının sürdürdüğü bu oyun sona erer mi?

 

Akıl, insan beyninin ürettiği yaşamı sürdürme (survival) mekanizması. Fizyolojik olarak beynin, primat’larla aşağı yukarı aynı nitelikte bir eski bölümü var. Buna eski beyin deniyor. İçgüdüsel ve ‘yaşamı korumaya ilişkin’ spontane tepkileri içeriyor. Bir de çok sonra gelişmiş bir neokorteks, yeni beyin var.

İkisi, bir tür ağ sistemi içinde, aklı oluşturuyorlar. Onun için musiki besteleyen, akıllı silah yapan akıl, bir bütüncül sistemde, aynı fabrikada üretiyorlar.

Bir konuda bilgisi olmayan, o konunun cahilidir. Hiç okumamış kara cahildir. Dünya hakkında çok az deneyimi ve bilgisi olana da cahil denir. Toplumsal yaşam cahili de var.

İnsanlar binlerce yıldır yaşamlarını sürdürüyorlar. Doğaya ve birbirlerine karşı savaş vererek dünya yüzünde sayılarını milyarlara yükselttiler. Yaşamı sürdürmenin kişi ve toplum olarak gerektirdiği çarelerin bazılarını öğrendikleri ve her gün, doğaya karşı bir savaş kazandıkları için, değişik düzeyde de olsa, ideal tanımlara uymasa da, uygarlık denen bilgilenme ve toplumsal davranışlara değişik düzeylerde sahipler. 21. yüzyıl, 19. yüzyıldan daha gelişmiş, insana daha çok değer veren bir çağ.

 

UYGARLIK BAŞARIMLARI FARKLI

Homojen, aynı olanaklara ve kültüre sahip olmayan, değişik bilgi ve davranış basamaklarında yaşayan toplumların uygarlık performansları eşit değildir. Başta Avrupa, orada toplumlar değişik kültür ve uygarlık katlarında yaşıyorlar. Fakat toplumların aydın geçinenleri uygarlığın kategorileri olduğunu kabul etmez, değişik uygarlıklara sahip olduklarını savlarlar. Genelde bu tepki üst düzey uygarlık aşamasına ulaşamamış, ekonomik olarak sömürülen bir toplumun işaretidir. Türkiye için de karakteristik bir tepkidir.

Ulaşım ve iletişimin gelişmemiş çağlarından kalan davranışları sürdüren toplumlar kuşkusuz var. Fakat dünyanın ortak yaşamından bağımsız yaşayabileceğini düşünen insanlar kör cahildir. Bir yandan çağdaş dünyanın ürettiği her şeye sahip olmak, öte yandan bağımsız kültür çığırtkanlığı yapmak çelişik ve komik bir tavırdır.

Otomobil için kuyruğa giren adamın kendi özgün kültürüne inanması cahilliğin eski beynin içgüdüsel tepkilerinin etkisine bağlanabilir. En geri toplumda en uygar insan da yaşar. Varlıkları toplumu daha uygar yapmasa da, yerkürenin her köşesine ulaşan bir iletişim çağında yaşadığımızı hatırlatır.

Böylece dünyanın her köşesine ulaşan evrensel uygarlık bilinci insanların daha iyi bir gelecekten umutlarını kesmemelerine olanak verir. Onun içi umut edenlerle umut yitiren cahiller arasında bitmez tükenmez çekişme, tartışma sürer gider. Bunlar terör ve savaşın da temel nedenleri olmasa bile motivasyon sloganlarıdır.

 

İLETİŞİM: UYGARLIK ARACI

Evrensel iletişim, dünyada geleceği umutla bekleyen milyarlar yaratmıştır. Çağdaş iletişim bir uygarlaşma aracıdır. Yeni bir dünya vizyonu yaratmış, eskinin belini kırmıştır. Yine de pek çok kurumun dağıttığı, bilgiye değil, inanca dayalı propaganda dünyadaki karmaşayı ayakta tutuyor. Desteğini de dünyanın en uygar ülkelerinin ekonomilerinin kuramsal ve ideolojik temeli olan kapitalizmden alıyor.

Burada insanlığın çözmek zorunda olduğu bir ikilem var:

En uygar ülkeler kapitalist.

Bilim ve teknolojiye sahip olan kapitalist dünya uygarlıkla birlikte en barbar ölüm araçlarına da sahip. A. Kroeber bunun insanın doğasını oluşturan ilkel beyin ve neokorteks arasındaki uyuşmazlığı gösteren bir çelişki olarak görmüş ve çağdaş insanlığın dramını iki yüzü olan Roma tanrısı Janus’la simgeleştirmişti.

Çağımızın güncel gereksinimlerini karşılayan mekanizmaları işleten milyonlarca insan var. Çöpçüden Cumhurbaşkanı’na uzanan bir merdiven. Bunların ödeve getirilmesi uygarlık düzeyi sınavından geçmiyor. Bürokratik ve politik kurallara dayanıyor. Toplumun bilgi yetersizliği, fakirliği, işsizliği, açlığı, dünyanın her köşesinde, demokratik oy sistemi denilen kontrolü zor, güç sahiplerinin politik mekanizmalarla, yasalarla kolayca yönlendirdikleri işlemlerle gerçekleşiyor. Onun için dünyanın yarı kentleşmiş Türkiye gibi ülkelerinde, demokrasinin sadece adı var. Bir tiyatro gibi oynanıyor.

Bu sistem çok uzun süredir oynanan bir oyun olduğu için, halk bunun içeriğini sorgulamıyor. Bu kapınızda akşamları yemek verileceğini bilen kedi ya da köpeğin davranışına benzer. Bu gözlem insanları aşağılamak için değildir. Beynimizin yarısının, yani eski beynin hayvanlarla ortak olduğunu kanıtlayan biyolojik bir gözlemdir.

 

YİRMİBİRİNCİ YÜZYIL

Çağdaş yaşamımıza egemen olan teknolojidir. Teknoloji bilimsel düşüncenin güncel yasama yansıyan pratikleridir. Bilim, neokorteksnin ürettiği bir üründür. Pratik güncel yaşam ise neokorteksle birlikte eski beynin de katıldığı sadece rasyonel olmayan, duygusal ve içgüdüsel tavırların da ortak egemen olduğu bir süreçtir.

Yirmibirinci yüzyılın iç çelişkisi, teknolojinin kontrol ettiği bir yaşamda insan davranışlarının rasyoneli ile, eski beyinin içgüdüsel tepkilerinin çatışmasınının yaşamı çığrından çıkarmasıdır. Kuşkusuz bu durumda insanı irrasyonel davranışlara sürükleyen bağlamda sadece insan fizyolojisi değil, toplumsal gelişmenin, çok nüfuslu ve sorunları çözümlenemeyen toplumların, özellikle zengin ve fakirler arasındaki eşitsizlikleri, açık haksızlıkları teşvik eden ortamını da unutmak olanaksızdır.

Eşitsizlikleri korumak için açılan savaşlardan, barbarlık katsayısı, öldürülen ve aç kalanların artan sayılarıyla oransal olarak yükselen bir dünyadan söz ediyoruz. İdeal bir uygarlık tanımı ve bu düzeyde yaşayan bazı insanların varlığı, hayvansal dürtüleri azaltmıyor. Bu insan yapısının belki de çözümü olmayan bir hastalığı olarak kalacaktır.

21. yüzyıl teknolojisi yaşam konforunu artıran olanaklar sağladı. Fakat insanlık için büyük, belki de ölümcül tehlikeler içerdiğini de haber verdi. Dünya enerjisinin bugün kullandığı kaynakların (kömür, petrol ve doğalgaz olarak) ürettikleri CO2 gazı nedeniyle dünya ısısını arttırdığını ve kuraklık tehlikesiyle birlikte büyük iklimsel değişiklikler getirerek yaşamı tehlikeye soktuğunu öğrendik. Bu vesileyle, liberal kapitalizmi yaşatmanın, insanları yaşatmaktan daha önemli olduğunu öğrendik. Zengin ülkeler enerji kaynaklarından hatta, hepsinden daha tehlikeli olan atom enerjisinden bile vazgeçemediler.

Bu çağdaş ve uygar denilen insanın, milyarlarca insanın geleceğini, kendi rahatı için tehlikeye atacağını kanıtladı, ve insanın egoist, irrasyonel ve hayvan gibi duyarsız olabildiğini de kanıtladı. Bütün tarihi geçmişini kolayca çöpe atacak milyonlar yaşıyor aramızda.

 

İYİ İÇİN MÜCADELE

Günümüz uygarlığının bunu kontrol edecek bilimsel kuramları, yasaları, kuralları var. Fakat bunlara karşı çalışan güçler de var. Çağımızın hepimizin bildiği bu tehlikelerine karşı mücadele etmek çağdaşlıktır. Çağdaş bilim ve teknoloji bize daha iyi bildiğimiz bir dünyada insanın daha güvenli yaşaması için formüller öneriyor. Bu sadece bir değerlendirmedir.

Eski yollarda direnen insanlar yer yer bilime kulak tıkıyorlar. Fakat bilime dayalı bir teknolojinin kendilerine sağladığı her konforu elde etmek için kuyruğa giriyorlar. Başka bir deyişle, insanlar bilime kendilerine kolayca elde edebilecekleri bir menfaat sağladığı zaman dört elle sarılıyorlar. Fakat bu yeni araçları kullanmanın sonuçları ve koşulları hatırlatıldığı zaman, duymak istemiyorlar. Bu, dünyanın geleceğini olduğu kadar, her ülkeyi de bağımsız olarak tehlikeye sokuyor.

Bunları başında, Türkiye gibi, cahil ve geri kalmış ülkeler geliyor. İslam dünyasının hali yeterince açık ve acıklı. Milyonlarca insan yurtlarından kaçıyor. Yollarda ölüyor. Bunların sefaletlerini hangi topraklarda sürdürecekleri konusunda tartışmalar oluyor. Uluslararası rüşvetler teklif ediliyor. Fakat ülkeleri savaş sahnesi olmaya devam ediyor. Uygarlar kendi aralarında pazarlık ederken, silah satmaya, hatta savaşa devam ediyorlar.

Uygar denilen ülkelerin egemenliğindeki dünyada, insanlık diye öğrendiğimiz ve savunduğumuz herşeye aykırı, para şakırtılı bir bataklık. Dünya egemelerinin ve ortaklarının sürdürdüğü bu oyun sona erer mi?

 

 

Ismail Kara

unread,
Dec 20, 2015, 11:52:30 AM12/20/15
to

Aydogan Kekevi

unread,
Dec 23, 2015, 7:06:03 AM12/23/15
to Aydogan Kekevi

http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/ugur-dundar/ilk-kez-gor%c2%addu%c2%adgu%c2%adnuz-bu-fo%c2%adtog%c2%adraf%c2%adlar-bi%c2%adze-cok-sey-an%c2%adla%c2%adti%c2%adyor-1015627/

Uğur Dündar

İlk kez gör­dü­ğü­nüz bu fo­toğ­raf­lar bi­ze çok şey an­la­tı­yor…

Aralık 23, 2015

Küçült

Büyüt

İlk kez gör­dü­ğü­nüz bu fo­toğ­raf­lar bi­ze çok şey an­la­tı­yor…

http://i.sozcu.com.tr/wp-content/uploads/2015/12/22/8.jpg

FOTO: SÖZCÜ Ku­bi­lay en sağ­da ayak­ta du­ru­yor. Sa­dık On­gan or­ta sı­ra­nın sağ ba­şın­da otu­ru­yor.

Sev­gi­li okur­la­rım,
Bu­gün, Dev­rim Şe­hi­di Mus­ta­fa Feh­mi Ku­bi­la­y’­ın yo­baz­lar ta­ra­fın­dan hun­har­ca kat­le­di­li­şi­nin 85’in­ci yı­lın­da­ki an­ma et­kin­lik­le­ri­ne ka­tıl­mak için Me­ne­me­n’­de­yim.
Bi­li­yor­su­nuz, İz­mir Va­li­li­ği bu yıl al­dı­ğı ka­rar­la, tö­ren­de Be­le­di­ye Baş­ka­nı Ta­hir Şa­hi­n’­in Me­ne­men­li­le­ri tem­si­len ko­nuş­ma yap­ma­sı­nı ya­sak­la­dı. Bel­li ki baş­ka­nın da­ha ön­ce­ki yıl­lar­da yap­tı­ğı ko­nuş­ma­lar AKP ik­ti­da­rı­nı ra­hat­sız et­miş. O ne­den­le Va­li­lik de sus­tur­ma ka­ra­rı al­mış!..
Ge­nel­kur­may Baş­kan­lı­ğı ise 85 yıl son­ra ilk kez ba­sı­na ak­re­di­tas­yon uy­gu­la­ma­sı ge­tir­di. Bu­na gö­re Ku­bi­lay anı­tı­nın bu­lun­du­ğu as­ke­ri böl­ge­de­ki tö­re­ni, sa­de­ce ik­ti­dar bo­ra­za­nı TRT ve Ana­do­lu Ajan­sı iz­le­ye­cek.
Be­le­di­ye Baş­ka­nı Ta­hir Şa­hin ken­di­si­ne ge­ti­ri­len ko­nuş­ma ya­sa­ğı­na ve ak­re­di­tas­yo­na tep­ki­si­ni “Ku­bi­lay unut­tu­rul­ma­ya ça­lı­şı­lı­yo­r” di­ye­rek gös­te­ri­yor.

* * *

An­cak bu ça­ba­lar, şan­lı dev­rim ta­ri­hi­miz­de ka­ra bir le­ke ola­rak ka­la­ca­ğı gi­bi, Teğ­men Mus­ta­fa Feh­mi Ku­bi­la­y’­ın ba­şı­nı ver­me pa­ha­sı­na yak­tı­ğı me­şa­le, Cum­hu­ri­ye­ti­miz­le bir­lik­te ka­ran­lık­la­rı son­su­za dek ay­dın­la­ta­cak. Dev­rim­le­ri ko­ru­mak uğ­ru­na can­la­rı­nı fe­da eden kah­ra­man Türk ev­lat­la­rı­nın ad­la­rı her ge­çen yıl da­ha da yü­ce­le­cek…
85. yıl an­ma et­kin­lik­le­ri kap­sa­mın­da Ata­türk­çü Dü­şün­ce Der­ne­ği­’n­ce or­ga­ni­ze edi­len Me­ne­me­n’­de­ki pa­nel­de de­ğer­li bi­lim ada­mı dos­tum Prof. Er­gün Ay­bar­s’­la bir­lik­te ko­nuş­ma­cı ola­rak yer ala­ca­ğız.

* * *

Sev­gi­li okur­la­rım,
Bel­ki de ilk kez gör­dü­ğü­nüz fo­toğ­raf­la­rın hü­zün ve­ri­ci öy­kü­sü var.
Ar­ka­da­şım Me­te On­gan, bu fo­toğ­raf­la­ra na­sıl sa­hip ol­du­ğu­nu an­la­tır­ken şun­la­rı söy­lü­yor:
“Ba­ba­mız mer­hum Kı­dem­li Bin­ba­şı Sa­dık On­gan tüm ai­le bü­yük­le­ri­ni Bal­kan ve Bi­rin­ci Dün­ya Sa­va­şı­’n­da kay­bet­ti­ği için Da­rü­leyta­m’­da (kim­se­siz­ler yur­du) bü­yü­müş. Öğ­ret­men oku­lu­nu bi­tir­dik­ten son­ra bir sü­re köy öğ­ret­men­li­ği yap­mış. Ar­dın­dan Hal­ka­lı Zi­ra­at Oku­lu­’n­dan me­zun ol­muş. Ye­dek su­bay­lı­ğı sı­ra­sın­da tez­ke­re bı­ra­kıp, bü­yük bir kıs­mı Do­ğu Ana­do­lu­’da ge­çen as­ker­lik ya­şa­mın­da kı­dem­li bin­ba­şı­lı­ğa ka­dar ter­fi et­miş.
Ba­ba­cı­ğım, Ku­bi­la­y’­la ye­dek su­bay­lı­ğı sı­ra­sın­da sı­nıf ve si­lah ar­ka­daş­lı­ğı yap­mış bir Cum­hu­ri­yet sev­da­lı­sıy­dı. Ken­di­si­nin şe­hit Ku­bi­la­y’­la bir­lik­te ol­du­ğu bu iki fo­toğ­raf ka­re­si, biz­le­re bı­rak­tı­ğı en de­ğer­li mi­ras­tır. Bu kah­ra­man Türk dev­rim­ci­si­nin, mert­li­ği­ni, atak­lı­ğı­nı ve ya­kı­şık­lı­lı­ğı­nı an­la­tan, hem öğ­ret­men­lik­ten mes­lek­ta­şı, hem de as­ker ar­ka­da­şı ol­mak­la son­suz gu­rur duy­du­ğu­nu söy­le­yen ba­bam, iyi ki bu­gün­le­ri, an­ma tö­re­ni­ne ge­ti­ri­len ya­sak­la­rı ve kı­sıt­la­ma­la­rı gör­me­di.
Fo­toğ­raf­lar, Ku­bi­lay Ai­le­si’n­de ve ak­ra­ba­la­rın­da var mı­dır, bi­le­mi­yo­rum. An­cak Ata­türk ve dev­rim­le­ri­nin mil­yon­lar­ca sev­da­lı­sı­nın, hep­si çok zor şart­lar­da ye­tiş­miş ve ken­di ça­pın­da bi­rer kah­ra­man olan bu yi­ğit va­tan ev­lat­la­rı­nın fo­toğ­raf­la­rı­na bak­tık­ça, Cum­hu­ri­ye­t’­i on­la­ra borç­lu ol­du­ğu­mu­zu bir kez da­ha ha­tır­la­ya­cak­la­rın­dan hiç kuş­ku duy­muyorum…”

* * *

İs­tan­bul Ko­ca­mus­ta­fa­paşa’­dan ma­hal­le ar­ka­da­şım sev­gi­li Me­te­’nin bu fo­toğ­raf­la­ra sa­hip ol­du­ğu­nu Star Te­le­viz­yo­nu­’n­da Ha­ber Mer­ke­zi Yö­ne­ti­ci­li­ği ya­par­ken öğ­ren­miş ve Ku­bi­la­y’­ı an­dı­ğı­mız bir yıl­dö­nü­mün­de ek­ra­na ge­tir­miş­tik.
Ya­zı­lı ba­sın­da ise bil­di­ğim ka­da­rıy­la ilk kez ya­yım­la­nı­yor.
Ay­rı­ca Me­te On­gan, fo­toğ­raf­la­rın te­lif hak­kı­nı da ga­ze­te­niz SÖZ­CÜ ile Me­ne­men Be­le­di­ye­si­’ne ar­ma­ğan edi­yor.

* * *

Sev­gi­li okur­la­rım,
İs­te­dik­le­ri ka­dar unut­tur­ma­ya ça­lış­sın­lar.
Fe­na hal­de bey­hu­de bu ça­ba­lar Dev­rim Şe­hi­di Mus­ta­fa Feh­mi Ku­bi­la­y’­ı unut­tur­mak bir ya­na, onun aziz ha­tı­ra­sı­na, Bü­yük Ön­der Ata­tür­k’­ün dev­rim­le­ri­ne ve biz­le­re en bü­yük ar­ma­ğa­nı olan Cum­hu­ri­ye­t’­e da­ha sı­kı sı­kı­ya sa­rıl­ma­mı­za ne­den oluyor.

http://i.sozcu.com.tr/wp-content/uploads/2015/12/22/7.jpg

FOTO: SÖZCÜ Ku­bi­lay en ön­de üç­lü gru­bun or­ta­sın­da otu­ru­yor. Sa­dık On­gan ar­ka sı­ra­da sol­dan ikin­ci ayak­ta…

 

 

image001.png
image002.jpg
image003.jpg

lutfu sahsuvaroglu

unread,
Dec 24, 2015, 1:02:52 PM12/24/15
to
IMG_20151224_194412.jpg

Hoca Ahmed Yesevi Vakfı

unread,
Dec 26, 2015, 11:51:59 AM12/26/15
to sir...@euromsg.net, Salih Koç, smmm_ah...@msn.com, snur...@stargazete.com, sonk...@gmail.com, Sonsoz Gazetesi, sozgaze...@hotmail.com, sozt...@hotmail.com, steki...@hotmail.com, suavi...@yahoo.com, suayi...@yahoo.com, suer-...@hotmail.com, suh...@yahoo.com, sukestioglu@sehirhatları.com.tr, sukrubo...@hotmail.com, Süleyman Uluocak, suna gurler, Ekrem Özdemir, Temel Can, Tuncer Gülensoy, taner...@hotmail.com, ta...@haberturk.com, tarik...@hotmail.com, HÜSAMETTİN TAŞDEMİR, Tayfun BİLMEÇ, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, tekayya...@hotmail.com, tekno...@yahoo.co.uk, tempo...@hotmail.com, tes...@gmail.com, Tesud Genel Merkez, tet...@hotmail.com, tevfik_k...@hotmail.com, teym...@hotmail.com, tkoc...@yahoo.com, topkap...@mynet.com, toz...@firat.edu.tr, tuba ceylan, trh...@yahoo.com, tub...@hotmail.com, Zekeriya tümer, Junior Fikirli, turan...@gmail.com, Seher Türedi, turga...@yahoo.com, TürkBirlik TürkDünyası, turkb...@turkburosen.org.tr, turkcut...@gmail.com, celal öcal, turkdun...@hotmail.com, Turkegitimsen istanbul5, enver demir, turk...@uluturk.info, M. Seyyit TÜRKER, turk-...@uluturk.info, turkistanlilar dernegi, Turkiye-i...@googlegroups.com, Sinan Ogan, Sinan Ogan, Turk Stk, Ethem Çimen, turkuaz.ha...@gmail.com, tusuna...@hotmail.com, tybgaz...@gmail.com, tybgazian...@gmail.com, Tuncer Zeynep, uc...@hotmail.com, UFUK SÜSLÜ, ugurelr...@yahoo.com.tr, uk...@gmail.com, ULKUCU HABER, umayg...@yahoo.com, unal....@tg.com.tr, unal_...@mynet.com, uner...@euromsg.net, universite...@gmail.com, urek...@hotmail.com, uyurt...@hotmail.com, vba...@uyumgumruk.com, vedat...@yahoo.com, veli sarıtoprak, Serdal Veske, volkand...@hotmail.com, w...@posta.turksam.org, y_aga...@yahoo.com, yagmur...@facebook.com, yakup...@hotmail.com, yama...@ibu.edu.tr, yaprak....@koruma.com.tr, yasar...@hotmail.com, yasar...@yahoo.com, Yavuz Tiryaki, yaza...@gmail.com, yen...@yenicaggazetesi.com.tr, yenice...@yahoo.com, Yeni Ufuk Gazetesi, Yasar Erkalan, Yesevi Dergisi, Yesevi Ocağı, yesie...@pikare.net, yigit...@hotmail.com, yt...@hotmail.com, Mustafa Yüce, yucel...@hotmail.com, Yücel Kaya, yuksel ercan, Yunus Özen, Yusif Afshar, yusu...@gmail.com, Yusuf Delikoca, zaf...@hotmail.com, zakir...@gmail.com, zaur_aze...@yahoo.com, zbe...@yahoo.com, Zehra Karabulut, ZEKİ SEZER, zel...@gunes.com, zeynep...@yahoo.com, zeyneps...@gmail.com, zkar...@hotmail.com, zu...@toki.gov.tr, kerem@ıccgumruk.com, in...@panoromasehircilik.com, bedir...@essaosgb.com, staz...@geodesmuhendislik.com, av.fik...@mynet.com, elf_...@hotmail.com, ozel...@izu.edu.tr, Ahmet....@izu.edu.tr, Metin taşdemir, murse...@hotmail.com, Mali Müşavir Funda Maral, Mehmet Aydemir, en...@nakpa.com.tr, Tugsal Belginar, Huseyin Nakiboglu, arzu....@tbmm.gov.tr, gezg...@gmail.com, Cahit K. Arslan, eczan...@hotmail.com, Byambajav KHALTARKHUU, omer...@lygm.com.tr, alis...@lygm.com.tr, mehmet emin Birpinar, sul...@mispaktemizlik.com, rafetu...@bulturk.org, dursun....@ratem.org, Av.Seçkin TÜRKOĞLU, in...@truvakalip.com, murat...@mimarsinanceik.com, a.enver çıtak, mekar...@hotmail.com, eczan...@hotmail.com, omer...@ygm.com.tr, m.s...@vgm.gov.tr, karacada...@hotmail.com, sboza...@hotmail.com, yenilmez sanat, seli...@hotmail.com, nizamk...@mynet.com, ipekg...@gmail.com, ozdem...@turk.net, in...@entguvenlik.com.tr, seray şallı, omerg...@sabithaber.com, musaci...@orkungrup.com.tr, Abdulah S Babaoğlu, Abdullah Hacıfettahoğlu, Abdullah Soylu, Abdurrahman Aydın, Adnan Kıyıcı, Ahmet Anzerlioğlu, Ahmet Bilgili, Ahmet Çelik, Ahmet Çelik GÜM, Ahmet Refik Bek, Ahmet Refik Bek, ahmet savaş, Ahmet Vefa Çobanoğlu, Ahmet-Almira Düzgüner, Ali Odabaş, Ali akıcı, Ali Armağan, Ali Bozkurt, Ali Genc, Ali Nural, Ali Özoğlu, Ali Turan, Ali Ürey, Alp Giray, Alper Ağca Dr., Alperen Hakakul, Arslan GÜNLER, Atilla Çetinkaya, Aydinlarocagi Genelmerkezi, Aziz Çapanoğlu, Bahattin Türközü, Barış Demir, Baycan ŞAKI, Behiç Çelik, Bora Zor, Burak Koçak, Bülend ENGİN, Bülent Ertem, BÜNYAMİN TİFTİKÇİ, Celalettin Kafesoğlu, cem hancıoğlu, Cemil Canyürek, Cengiz DEMİR, Cengiz Yavan, Cevat Saraç, Ceylan Er, Cihan Böyür, Çetin Bolkaner, Çetin Elmas
Ayazağa Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı'nın fotoğrafı.
         Hoca Ahmed YESEVİ Vakfı
    Küçük Ayasofya Mah. Küçük Ayasofya Cad.
Küçük Ayasofya Cami Yanı Hüseyin Ağa Medresesi
      Sultanahmet 34122 - Fatih - İSTANBUL
Tel :         212 638 50 12
Bel.Geç. : 212 638 35 47

Sitemizi  ziyaret eder misiniz? 
Web : 
http://hocaahmedyesevivakfi.com 

E-posta:hayese...@gmail.com                                                                                                                                                               

Ismail sarıçay

unread,
Dec 29, 2015, 9:13:28 AM12/29/15
to

FARK OLUŞTURAN ÖĞRETMENLER ANKARA’DA BULUŞTU

-5-

 

BEŞTEPE'DE CUMHURBAŞKANIMIZ SAYIN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN DAVETLİSİYDİK

 24 Kasım 2015 tarihinde saat 18:45 dolaylarında Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesine(Sarayına) vardık.  

Girişteki kontrolden tek tek geçtik. Külliyenin bahçesine varınca karanlık da olsa hatıra fotoğrafları çektik, çektirdik. Bahçeden Külliye’ye büyük bir kapıdan geçtik. Kapıdan geçtikten sonra Resepsiyon salonuna girmeden danışma niteliğinde olan bölüme vardık. Burada sıraya girerek hediye ve mektup getirenlerin hediye ve mektuplarını deftere kaydetmek suretiyle Cumhurbaşkanına iletilmek üzere görevliler teslim aldılar. 

Bizde Sayın Cumhurbaşkanımıza hediye olarak son çıkan “Tarihi Türk İdealleri” kitabımızı götürmüştük. Onu teslim ettik. Ayrıca ilkokulda okuyan yeğenim Zülâl Sarıçay Cumhurbaşkanımıza hitaben bir mektup yazıp benimle göndermişti. Onu da teslim ettik.

Buradan bizi Resepsiyon salonuna yönlendirdiler. Resepsiyon salonuna girdiğimizde gördük ki, salonunun bütün yer ve duvarları yeşil mermerle kaplıydı. Küçük bodur ağaçlarla süslenmişti. Oldukça geniş ve ferahtı. Salona çok sayıda masa konulmuştu. Masaların üzerinde çeşitli çerezler, portakal suyu başta olmak üzere çeşitli meyve suları, kola vb gibi içecekler ve yiyecekler vardı. İsteyen istediği masada yerini aldı. Ara sıra öğretmenler birbiriyle tanışmak ve görüşmek için masalar arasında geliş gidişler oldu. Bu arada Mardin Diller ve Dinler Müzik Korosu’da çeşitli parçalardan oluşan bir müzik demeti sundu.

Garsonlar sık sık masaları gezerek tükenen ya da eksik olan içecek, çerez ve yiyecekleri devamlı takviye ettiler. Garsonlar oldukça kibar ve naziktiler. Dillerinden adeta bal damlıyordu. Bu nazik davranışları için kendilerine daha orada çok çok teşekkür ettik.

Belli bir süre sonra Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın salona teşrif edecekleri anons edildi. Kısa süre sonra Cumhurbaşkanımız eşleriyle birlikte Kürsüye geldi. Bütün öğretmenlerin öğretmenler gününü kutladı ve özetle şöyle dedi.

  Milli Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı'nın da Resepsiyonda olduğunu belirten Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Hükümetin, öğretmenlerin maaş ve diğer özlük hakları konusunda yeni bir çalışma yaptığının müjdesini öğretmenler ve kamuoyuyla paylaştığını hatırlatarak, bu doğrultuda yeni adımların da atılacağına inandığını söyledi. Konuşmasına özet olarak şöyle devam etti.

"Geçim derdine düşmüş bir öğretmenin eğitim öğretim işini hakkıyla yapmasını beklemek onlardan çok fazla fedakârlık istemek olur. Şu gerçeği de kabul etmek mecburiyetindeyiz. Öğretmenlik sadece ücreti, sadece memuriyet hakları, sadece mesai saatleri için yapılacak bir iş değildir. Öğretmen özellikle eğitim, terbiye işleri bakımından bir rol modeldir ve öğretmenlik bir aşk meselesidir.”

“Öğretmenin sadece öğretmediğini, kendisine verilen ders Kitaplarını Milli Eğitim müfredatını öğrencilerine aktarmadığını, öğretmenin aynı zamanda öğrenciye değer aktardığını…” ifade etti. “İbn-i Sina’yı anlatmak bize zor geliyor, bir Farabi’yi anlatmak bize zor geliyor, bir Mevlana’yı bize zor geliyor, bize Yunus’u konuşmak zor geliyor. Bunlar yani bizimde fizikte, matematikte, tıpta olduğumuzun gerçekleri değil mi?”

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Hep tavsiyem şudur; ‘üç kişinin elini öpeceksiniz. Babanın, annenin, bir de öğretmenin.’ İşin aslı budur. Eğitim neticeleri orta ve uzun vadede ortaya çıkan bir süreçtir.”

Eğitim ve kültürde nitelik olarak istenilen ilerlemenin kaydedilemediğini vurgulayan Cumhurbaşkanımız, “Şahsen eğitim ve kültürde nitelik olarak arzu ettiğimiz, ihtiyaç duyduğumuz ilerlemeyi kaydedemediğimize inanıyorum”  dedi.

Konuşmasının devamında Türkiye sınırlarını ihlal eden Rus uçağının düşürülmesiyle ilgili dünya ve Türkiye kamuoyuna ilk açıklamalarını da biz öğretmenleri kabullerinde yaptı.

Sayın Cumhurbaşkanımız değerlendirmesinde özet olarak şöyle devam etti. "Bayırbucak Türkmenlerinin olduğu bölge DAİŞ terör örgütünün olduğu bölge değildir. Kimse kimseyi kandırmasın. Orada sadece Bayırbucak Türkmenleri vardır, soydaşlarımız vardır, akrabalarımız vardır ve 'DAİŞ terör örgütünü vuruyoruz' diyerek orada Bayırbucak Türkmenleri vurulmaktadır."

 Sabah saatlerinde dün hava sahamızı ihlal eden milliyeti belirsiz iki uçak Yayladağı-Hatay bölgesinde sınır ihlali yapmamaları konusunda 5 dakika içerisinde 10 kez ikaz edilmiştir.

Askeri makamlarımızın yaptığı ikazlar üzerine bu uçaklardan biri tekrar Suriye’ye dönerken, diğeri sınır ihlalini sürdürmeye devam etmiştir. Bunun üzerine bölgede devriye görevi yapan F-16’larımız Türk hava sahasında sınır ihlali yapan uçağa ateş açmışlardır. İsabet alarak Suriye tarafına düşen uçağın bazı parçaları da sınırlarımız içine isabet etmiş bu sebeple iki vatandaşımız yaralanmıştır.

Düşen daha sonradan Rus yapımı olduğu bilinen uçağın Rusya federasyonuna ait olduğu, bu ülke makamlarının açıklamalarından sonra anlaşılmıştır.

Olayın arkasından Türkiye olarak BM güvenlik konseyi üyeleri ve NATO bünyesinde gerekil bilgilendirmeleri yaptık.”

Bunun üzerine 81 ilden gelen ve Türkiye’nin özeti olan bütün öğretmenler, Cumhurbaşkanının bu sözlerini topluca alkışladık. Alkışladık çünkü bu sözler halkımızın hissiyatına tercüman olmuştur. Ekim ayından beri Rus uçakları ne işi varsa 2000 kilometreden gelip, komşumuz Suriye sınırları içinde konuşlanıp, Türkiye sınırlarını pervasızca devamlı ihlal ediyor, Bayırbucak Türkmen bölgelerini acımasızca bombalıyordu. Adeta sınırlarımızı yolgeçen hanına çeviriyor, kriz doğuruyor, bizi erkekseniz vurun havasını estiriyorlardı.

Rusya bir nevi Türkiye’ye gözdağı veriyor, ben istediğimi yapar, sizin ise bize karşı koymaya gücünüz yetmez diyordu. Türkiye ise bu ihlallere bu güne kadar etkili bir cevap veremiyordu maalesef.

Bu durum biz öğretmenler ve halkımızın kanına dokunuyor, içten içe Türkiye bu kadar mı zayıf ki bu ihlallere ses çıkaramıyor psikolojisi yayılıyordu.

İşte Resepsiyonda bulunan Türkiye’nin özeti olan geleceğimizin mimarları fark oluşturan öğretmenler olarak, Rus uçağının düşürülmesiyle sonuçlanan bu olaya Türkiye’nin verdiği haklı ve yerinde olan bu gerekli cevabı alkışladık. Açık söylüyorum bugünde aynı şeyler olsa yine alkışlarız.  Yalnız şunun iyi bilinmesi gerekir. Biz orada savaşı alkışlamadık. Savaş istemek ya da savaşı alkışlamak aklımızın köşesinden bile geçmemiştir.

Basında bazı haber ve köşe yazılarında, bizim bu tavrımızı anlayamayan, savaşı alkışladılar gibi zoraki yorum yapanlar, milli duygulardan bihaber olanlar, batı karşısında ömrü boyunca küçüklük Kompleksi yaşamış olanlar, büyük hedeflerden yoksun olanlar, Türk milletinin dertleriyle dertlenmeyenler ve onu küçümseyenler tarafından anlaşılamayacağını da elbette biliyoruz.

Bu vesileyle yazılı ve görsel medyada Türk öğretmenlerine savaşı alkışladılar diyerek hakaret edenleri ve dil uzatanları kınıyor, olay üzerinde tekrar aklıselim ile düşünmelerini salık veriyoruz.

 Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuşmasından sonra öğretmenlerle tanışmak için bütün masaları dolaşacağı ve kimsenin masalarından ayrılmaması gerektiği konusunda anons yapıldı.

Tam Cumhurbaşkanımız ikinci masadayken tekrar bir anons duyuldu. Cumhurbaşkanımızın dış ülke yetkilileriyle acil görüşmeleri dolayısıyla Resepsiyondan ayrılmak dorumunda kaldığı ifade edildi.

Cumhurbaşkanımız ilk masalarda bulunan öğretmenlerle birkaç fotoğraf çekildikten sonra salondan ayrıldı. Dolayısıyla Cumhurbaşkanımızla yakından tanışma, aynı masa etrafında hasbıhal etme, istek ve dileklerimizi iletme imkânımızda maalesef böylece gerçekleşemedi.

Bu arada Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin zemin katındaki bazı alanları gezip görme imkânı bulduk.  Fakat benim gördüğüm kadarıyla Külliye’nin mimari açıdan o kadar da muhteşem olmadığıdır.

Teknik bir insan olarak Saray’a baktığımda, Selçuklu ve Osmanlı mimari tarzından esintiler olsa da, ne Osmanlı, ne de Selçuklu saraylarının sanat ve estetik güzelliğini göremedim.

Beştepe Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Osmanlı ve Selçuklu eserlerindeki o görkemli giriş kapıları, direkler ve tavan estetiğinden oldukça uzak bir yapı arz ediyordu. Salona üst kattan çift taraflı inen merdivenlerin görüntüsü biraz hoş olmuş olsa da, tarihi mimarımız açısından değerlendirdiğimizde, yine de Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin yanında oldukça sönük kalmıştır.

Gece saat 21:00 dolaylarında Cumhurbaşkanlığı külliyesinden ayrılarak, otobüslerle Başkent öğretmenevine geri döndük.

Böylece 24 Kasım 2015 öğretmenler günü kutlamalarının en yoğun geçtiği günü de noktalamış olduk.

Dönüşte birçok öğretmen arkadaşımızın yorgunluktan biçare düştüğünü gördüm. Fakat bu yoğun tempoya rağmen yorulduğumun farkına bile varmadım. Bizden genç olan arkadaşlara takılarak, ne varsa eski topraklarda var. Nedir bu haliniz. Genç adam yorulur mu arkadaşlar diyerek genç öğretmenlere takılmadan da edemedik.

http://www.politikam.com/makale/fark-yaratan-ogretmenler-5-m89.html

DEVAM EDECEK

 

Beştepedeyiz.jpg

Aydogan Kekevi

unread,
Dec 30, 2015, 3:38:51 PM12/30/15
to Aydogan Kekevi

http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/barzaninin-partisinden-onemli-iddia-1023270/

Barzani’nin partisi: Türkiye Kürdistan’ı destekliyor

Aralık 30, 2015

Barzani’nin partisi: Türkiye Kürdistan’ı destekliyor

Küçült

Büyüt

Barzani’nin partisi: Türkiye Kürdistan’ı destekliyor

Kuzey Irak'lı Kürt lider Mesud Barzani'nin partisi, Türkiye'nin "Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt devletini desteklediğini" açıkladı.

Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Politbüro üyesi Kemal Kerküki, bölgeden yayın yapan Rudaw televizyonuna yaptığı açıklamada, “Ankara, bağımsız Kürdistan’ı destekliyor” dedi.

http://i.sozcu.com.tr/wp-content/uploads/2015/12/30/barzani-erdogan.jpg

Foto: DHA -Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mesut Barzani’yi ağırlamıştı

Kuzey Irak’taki Kürtlerin “dili, kültürü ve tarihi ve toprakları olduğunu”, bu toprakları “idare etme kapasitesine sahip olduklarını” söyleyen Kerküki, şöyle konuştu;

“Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, yaptığı bir açıklamada karşı olmadığını ifade etmişti. Türkiye komşu bir ülke olarak, açık bir şekilde bağımsız Kürdistan’a karşı olmadıklarını ve Bağdat’la uzun ve sonuca varacak bir diyalog sağlayacaklarını açıkladı.”

 

RUDAW’IN NOTU: “ERDOĞAN, BAĞIMSIZLIK IRAK’IN İÇ İŞİ DEMİŞTİ”

Kerküki haberini yayınlayan Rudaw’ın internet sitesi, haberin altına şu notu düştü;

“Türkiye Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz aylarda bir soru üzerine, Kürdistan Bölgesi’nin bağımsızlık ilan etmesinin “Irak’ın iç işi” olduğunu belirtmişti.”

 

 

image001.jpg
image002.png
image003.jpg

Ismail Kara

unread,
Jan 1, 2016, 6:44:49 AM1/1/16
to
SEVGİ YAZALIM (Hikmet Elitaş)

































Ismail sarıçay

unread,
Jan 5, 2016, 6:36:28 AM1/5/16
to

FARK OLUŞTURAN ÖĞRETMENLER ANKARA’DA BULUŞTU

-6-

ALTINDAĞ BELEDİYESİNİN  “ALTINKÖY” AÇIK HAVA MÜZESİNİ ZİYARET ETTİK.

25 Kasım 2015 günkü programımızda, sabahtan Ankara Altındağ belediyesinin gerçekleştirdiği projeler olan AltınKöy, Hamamönü, Ulucanlar cezaevi müzesi ziyaretleri ve devlet tiyatrolarının Gençlik parkı yanındaki Kültür Bakanlığının tiyatro binasında Haldun Taner’in “Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım” oyununu izlemek vardı.

25 Kasım 2015 günü sabah kahvaltısından hemen sonra Altındağ belediyesinin rehberliğinde “Altınköy”’e gittik.

Altındağ belediyesi o bozkırda öyle bir müze köy kurmuş ki, bütün öğretmenler olarak hayran kaldık. 500.000 metre kare alana yapılan köyün, temeli taştan ve betondan, üst yapısı ahşaptan(ağaç) olan öyle evler ve barınaklar kurmuşlar ki, adeta Anadolu köylerinin bir kopyası.

Kısaca Camisiyle, çeşmesiyle, fırınıyla, çamaşırhanesiyle velhasıl-ı kelam tam bir Anadolu köyü.

Bizde ziyaretimiz sırasında çeşmesinde abdest aldık, Camisinde öğle namazı kıldık, köy kahvesinde oturup çay içip sohbet ettik, evlerini tek tek, oda oda gezdik.

İki yamaç arasında kurdukları asma köprüsü de ayrıca “Altınköy” açık hava müzesine daha bir güzellik katmış. Üzerinden geçerken hem sallanıyorsunuz hem de o anları fotoğraflayarak ölümsüzleştiriyorsunuz.

Anadolu’daki köylerde geçmişte ne varsa, ne üretilmiş ve kullanılmışsa hepsini mekânların içinde ve dışında görmeniz mümkün.

Bir tarafa bakıyorsunuz inekler, koyunlar, keçiler, atlar yayılıyor, diğer tarafta piknik yerleri ve masaları, kağnılar, pulluklar, sabanlar, at arabaları, saman çekme gerileri, bulgur çekmek için göce taşları(El değirmeni), su ve yel değirmenleri, demirci dükkân ve ocakları.

Köy kahvesi, köy odası, köy bakkalı, demircisi, ekmek için taş fırını, saç üzerinde katmer ve yufka yapan köylüler, camisi, çeşmesi, evlerin içinde çeyiz sandıkları, yüklükler, yer minderleri ve yastıkları, kilim dokuma tezgâhları, mankenden yerleştirilmiş ev halkı vb. her şey düşünülmüş.

Öğrendiğimize göre bu köyün ziyaretçisi hiç eksik olmuyormuş. Yaz boyunca yerli ve yabancı yüz binlerce insan ziyarete geliyormuş. Yalnız Aralıktan itibaren kış boyunca ziyarete kapanıyormuş. Mart ayında tekrar ziyaretçileriyle buluşuyormuş.

Orada bize belediyeden rehberlik edenler vasıtasıyla başta belediye başkanı Sayın Dr. Veysel Tiryaki’ye ve emeği geçenlere teşekkürlerimizi bildirmelerini istediğimizi ve kendilerini bu hizmetleri için alkışladığımızı iletmelerini söyledik. Gerçekten harika bir “Altınköy” açık hava müzesi olmuş. Darısı Balıkesir belediyelerinin başına diyelim.

 

BALIKESİR’E “BALKÖY” AÇIK HAVA MÜZESİ KURALIM

Altındağ’ın “Altınköyü” açık hava müzesini gezerken aklıma orada hemen şu fikir geldi. Balıkesir’de de “BALKÖY” adında böyle bir köy kurulsa ne kadar güzel olur.

Balıkesir’de “Balköy” açık hava müzesi kurulsa o kadar ziyaretçi çeker ve o kadar ilgi görür ki, bu proje Balıkesir’in tanıtılması, yerli ve yabancı turistlerin çekilmesi ve Balıkesir ekonomisinin canlanmasına da neden olur.

Ayrıca Piknik yeri bakımından kıt olan Balıkesir, böylece büyük bir ihtiyacı da karşılamış olacaktır. Öyle zannediyorum ki, böyle bir girişim yerel yönelicilerimiz açısından da kalıcı ve tarihi bir eser olacaktır.

Balıkesir köyleri itibariyle hali hazırda bu tarihi araç, gereç ve aletlerin bulunması, hatta aynıyla üretilmesi bakımından avantajlıdır.

Halen eski araç ve gereçleri üreten ustalardan sağ olanlar mutlaka vardır. Evlerinde çürümeye terk edilmiş envai çeşit alet de mevcuttur. Bunları yok olmadan toplayıp halkın beğenisine sunmak, tarihi araç, gereç, aletler ve ev yapım mimarimizi gelecek nesillere aktarmamız açısından da büyük bir önem arz etmektedir.

Onun için Balıkesir Büyükşehir ve merkez ilçe belediye başkanlarımıza bu konuda büyük bir görev düşmektedir. Umarım böyle önemli bir projeyi gerçekleştirmek için en kısa zamanda adım atarlar ve gerçekleştirirler. Halk olarak bizlerde alkışlarız.

Hiç olmazsa Atatürk parkından ve Değirmen Boğazından başka belli başlı piknik ve gezinti yeri olmayan Balıkesir merkezin, misafirlerimizi gezip dolaştıracak, onlarda memleketlerine gittiklerinde ya da Balıkesir denilince ilk akıllarına gelecek böyle güzel bir yer olarak hatıralarında yerini alacaktır.

Ayrıca Saat kulesinden başlayarak Paşa Camisinin üst taraflarını da içine alan eski Balıkesir bölgesinin aslına uygun ya da eski Türk evlerine uygun şekilde restore edilip buralar trafiğe kapatılarak alış veriş ve gezip dolaşma yerleri olarak düzenlenebilir. Böyle yerlerin Balıkesir’e ayrı bir renk katacağına inanıyorum.

Başta Büyükşehir belediye başkanımız olmak üzere, merkez ilçe belediye başkanlarımıza hatta diğer ilçe belediye başkanlarımıza bu düşüncelerimizi buradan iletmek istiyorum. İnşallah bu konuda kısa vadede adım atılır, halkımızda bu güzelliklerle buluşma fırsatı bulur.

 

ALTINDAĞ HAMAM ÖNÜNÜ GEZDİK

Altınköy ziyaretinden sonra Başkent öğretmen evine geri döndük. Öğle yemeğinden sonra tekrar Altındağ belediyesinin rehberliğinde Hamam önü ve Ulucanlar cezaevi müzesine gittik.

Cebecideki hamam önü denilen yer biz 1970’lerin sonunda Üniversitede okurken mezbelelik bir yerdi. Oralardan gelip geçmek bile cesaret isterdi.

Altındağ belediyesinden bize rehberlik edenler vasıtasıyla Hamam önüne vardığımızda, rüya âleminde gibi hissettik kendimizi. O kadar güzel düzenlenmiş ki hayran kalmamanız mümkün değil.

Belki buraların öncesini bilmeyenler için bu kadar muhteşem gelmeyebilir oralar. Ancak oraların 1980 öncelerini bilen birileri olarak, değişimi muhteşem gördük. O gecekondu tipi evlerin yerlerine taştan yapılan tarihi Türk evleri, alış veriş yerleri olarak düzenlenmiş sokaklar, her türlü yerli üretim ürünlerinin satıldığı dükkânlar, sadece kadınlara mahsus el ürünü göz nurunun sergilendiği küçük çarşılar, bütün öğretmenleri mest etti. Yine orada rehber vasıtasıyla Altındağ belediye başkanına ve emeği geçenleri kutladık, selâm söyledik.

Ayrıca İstiklâl marşımızın yazıldığı mekân olan ve milli şairimiz M.Akif Ersoyun ikamet ettiği Taceddin Dergâhını ziyaret ettik. Taceddin Dergâhı da ruhuna uygun şekilde gayet güzel düzenlenmiş ve oldukça bakımlı.

Bu arada Taceddin Dergâhı bahçesinde kabri olan rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun mezarını da ziyaret ederek ruhuna Fatihalar okuduk, hayır dualarda bulunduk.

 

ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİNİ ZİYARET ETTİK.

Hamam önünü ziyaret ettikten sonra topluca yürüyerek 1970 ve 1980’lerin meşhur cezaevi olan Ulucanlar ceza evine gittik. Ulucanlar cezaevi bugün müze haline getirilmiş.

Cezaevi sorumlusu bir bayan bize rehberlik etti. O zamanlar cezaevinde Hilton denilen yerden tek kişilik hücrelere kadar bütün bölümleri ve idam edilenlerin idam sehpalarını görüp inceledik.

Mahkûmlardan kalan eşyaları cam fanuslar içinde sergilemişler. Buraları hem gezdik hem fotoğraflar çektik. Cezaevinin fiziki şartlarını gördükten sonra, Cezaevine düşenlere “Allah kurtarsın” dedikleri kadar var. O dar koridorlar, hücreler, güneşin ve ışığın girmediği dehliz gibi mahkûm odaları tüylerinizi diken diken etmeye yetiyor maalesef.

Cezaevinin koridorlarına girdiğinizde mahkûmların sembolik olarak seslendirilmiş sloganlarıyla karşılaşıyorsunuz. Bu arada mahkûmların çığlıkları arasında ilerliyor ve duvarlara yazdıkları yazıları görüyor ve okumaya çalışıyorsunuz. Her koğuşta yatakların ayakuçlarına ya da başuçlarına o yatakta kimlerin yattığı fotoğrafıyla birlikte kısa özgeçmişleri yazılıp asılmış.

Ecevit’ten tutunda, Necip Fazıl Kısa küreğe, oradan Yaşar Kemalden Muhsin Yazıcıoğlu’na, Deniz Gezmiş’ten arkadaşlarına, yaşı küçük olduğu için yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren’den, Meşhur Osman Bölükbaşı’na, Nazım Hikmet’e, günümüz şairlerinden Ahmet Tevfik Ozan’dan ve yazar Oral Çalışlara kadar bilinen ve tanınan birçok insanın yolu maalesef buradan geçmiş.

Yatakların üzerine mahkûmları sembolize eden mankenler koymuşlar. Kimi tespih çekiyor, kimi kitap okuyor. Kimi saz çalıyor.

Bu manzarayı görünce ister istemez kendi kendinize şöyle diyorsunuz. “Allah buralara kimseyi düşürmesin.”

Ulucanlar cezaevini ziyaret ettikten sonra akşam karanlığı çökmüştü. Otobüslerimize binerek konakladığımız Başkent öğretmenevinin yolunu tuttuk.

 

ANKARA DEVLET TİYATROSUNA GİTTİK

Akşam yemeğini Başkent öğretmenevinde yedikten sonra otobüslerle Gençlik parkının yanındaki Devlet tiyatrosunun yolunu tuttuk.

Otobüste yetkililer tiyatro biletlerimizi dağıttılar. Saat 20:00’da başlayacak olan tiyatroya 19:30 sıralarında vardık. Biraz giriş salonunda bekledikten sonra kapılar açılarak içeri alındık. Tiyatroda Haldun Taner’in “Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım” oyunu vardı. Oyun Saat tam 8:00’da başladı

2 perde halinde oynanan oyun yaklaşık iki buçuk saat sürdü.  Oyun güzel ve eğlenceliydi.  İki buçuk saat süren oyun, yorgun olmamıza rağmen oldukça ilgimizi geçti diyebilirim. Böylece 4 günlük programımızın 3.gününü de güzel bir şekilde tamamlamış olduk.

Programımıza göre dördüncü ve son günümüz Gölbaşı Belediyesinin ev sahipliğinde Gölbaşı İlçesinde geçirecektik.

http://www.politikam.com/makale/fark-olusturan-ogretmenler-6-m96.html

DEVAM EDECEK

 

 

 

 

FARK-6-.jpg

Sili Ozerdim

unread,
Jan 7, 2016, 12:38:59 PM1/7/16
to dunyatur...@googlegroups.com, turkiyehaber, CTO-CiHAN TÜRK OLSUN, Turkiye-icin-el-ele, turk...@gmail.com, carsihalkplatformu, Halkin Gücü, HALKIN HABERCİSİ, kemalist genclik, tgbgene...@gmail.com, yirmi.iki.ocak, rognok, belcikadatasayanturkler, ar...@tkd.org.tr, Arslan Bulut, TÜRKİYE GENÇLİK BİRLİĞİ, ANTAKYA HABER, ade...@haberturk.com, agu...@harbigazete.com, Alevi Federasyonu, ahmetbi...@hotmail.com, avrup...@email.de, Ulusal Eğitim Derneği Isparta Şb., İZMİT, Atatürkçü Düşünce Derneği Batıkent Ş, ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ, aktuel dergisi, Ahmet Kılıçaslan Aytar, Avrupa News Agency, alineca...@gmail.com, avrasya...@yahoo.com.tr, adk...@hurriyet.com.tr, aoz...@hurriyet.com.tr, antakyagaz...@hotmail.com, Adem NAKÇI, aeks...@yahoo.com, asim_kem...@hotmail.com, aydi...@aydinses.com, a.b...@zaman.com.tr, bolvadi...@hotmail.com, ba...@istanbulbarosu.org.tr, İlk Kurşun Gazetesi Bilgilendirme, ber...@haberturk.com, Milli Kanal, bilgi, bi...@haberiniz.com.tr, besniye...@hotmail.com, Batı Yayın Grubu, Harun Kılıç, Egepostasi haber merkezi, baris can Coskun, Çağdaş Ses Haber, cagdasg...@hotmail.com, Can Pulak, CHP ANKARA GENÇLİK, Çetin Remzi Yüregir, cosku...@hotmail.com, canakka...@hotmail.com, chpiz...@gmail.com, dper...@ip.org.tr, dogu.p...@vatanpartisi.org.tr, danismen...@hotmail.com, c, divrigi...@hotmail.com, Doğan Haber ajans, dönemeç gazetesi, Ahmet Karakuş, etez...@hotmail.com, Ekrem Oran, Emre Doker, Esra KAPAR, ekspre...@mynet.com, GÜRBÜZ EVREN, Ender Erdemil, Efsane Gazetesi, özer yılmaz, emine pisiren, Ege Telgraf, Ege'nin Sesi 1, SÖZCÜ, engelli...@gmail.com, Ege Postası, Esnaf Düyası Gazetesi, Yavuz Özkaya, Ekspres Gazetesi, fatih ertürk, Mehmet Faraç, feyzihe...@mynet.com, füsun ikikardeş, Abdulkadir ilaçoğlu, gülin çelikler, Hakimiyet Kocaman, gaz...@turkpolitika.com, üretici Gazetesi, Görünüm Gazetesi, gaz...@bornovagazetesi.com, Gülgün Feyman, ha...@kentyasam.com, Haber özlem, Halkla İlişkiler, ha...@yenisakarya.com, Haber Akhisar, hakanakpin...@gmail.com, ha...@balkangunlugu.com, hge...@hurriyet.com.tr, Haber Merkezi, Halil Huner, hilalga...@hotmail.com, Hasan Tahsin Aydogan, Hatay'da Muharip Gazi, hudutg...@hotmail.com, Hulki Cevizoğlu, hursozg...@hotmail.com, husamett...@mynet.com, Erdal Perihan, İnfo@turkishtime.org, interne...@gmail.com, Cumhuriyet Halk Partisi, in...@istanbulgercegi.com, ahmet engin yavuz, igci...@hotmail.com, izmire...@hotmail.com, Haber ekspres, in...@ticaretgazetesi.com.tr, Kanaltürk tv., in...@bizimizmir.net, TRT İzmir, Bizim Gazete, iz...@bugun.com.tr, İlyas Özgüven, KONYA, Kocaeli Gazete, M.Kemal Sallı, ugurd...@ugurdundar.com.tr, ma...@canakkaleolay.com, Mehmet Kurt, Mehmet Ali Güller, manisamans...@hotmail.com, mdik...@hotmail.com, merih ak, Mersin Haber, mith...@msn.com, mse...@cyh.com.tr, muglahaber gazetesi, mhabe...@mynet.com, Murat UÇKAÇ, Yenigün Gazetesi Muğla, n.a...@zaman.com.tr, Ismet özcelik, ozlem_g...@mynet.com, po...@harbigazete.com, Gazetem Ege-Serdar Çınar, remid...@hotmail.com, rek...@kanal35.com.tr, Rifat Serdaroglu, Sermet Atadinc, metin tulpar, siirt...@hotmail.com, Fecri Barlık, Seydişehir ADD Konya, sonkibar, sonnoktaha...@gmail.com, Selcan Taşçı, Saygı Öztürk, serd...@yahoo.com, sulepe...@gmail.com, Şahin Alpay, t.a...@zaman.com.tr, Ercan Alma, tgbbilgi, tgbankara, Tokmak Sözcü, Tunceli EMEK Gazetesi, Türk Gençlik Kulübü, SADIK BOSNALI, Ulusal Post, ümit kocasakal, Ümit Yaldız, zahid...@hotmail.com, vansesig...@hotmail.com, vatandas...@hotmail.com, Vecdi Altay, ybayer, vanha...@hotmail.com, yaringaz...@mynet.com, yerelyo...@chp.org.tr, ERZURUM Gazetesi, gunce...@mynet.com, dadasg...@gmail.com, milletinse...@hotmail.com, Hınıs Gazetesi, in...@radarhaber.com



Keskin Kalem/Merdan YANARDAĞ

TSK’nın Hasan Karakaya telefonu!


  

Anımsanacağı gibi iki gün önce dinci-faşist Yeni Akit gazetesinin ağzı bozuk, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı, ırkçı ve mezhepçi yazarı Hasan Karakaya'nın ölümünün ardından, Genelkurmay Başkanlığı adına ailesine ve gazete yönetimine "resmen" taziye mesajı iletildiği ortaya çıktı.

Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Ertuğrul Gazi Özkürkçü, Karakaya'nın oğlunu ve Yeni Akit yönetimini telefonla arayarak TSK adına başsağlığı mesajı iletmişti. Haberi Yeni Akit gazetesi duyurmuş, telefonda söylenen sözler konusundaki küçük bir ihtilaf dışında, haber yalanlanmamıştı.

Genelkurmay'ın bu tutumu tepkilere yol açtı. Bu tutuma Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk gibi davalarda yargılanan askerlerin yanı sıra TSK içinden de tepkilerin geldiği belirtiliyordu.

Peki, Genelkurmay Başkanlığı’nın bu tutumu ne anlama geliyordu? Ne olmuştu da TSK komuta kademesi, kendisini de var eden değerlere küfür eden Cumhuriyet düşmanı dinci gericilerle aynı çizgiye savrulmaya başlamıştı?

Hikaye aslında basitti.

Medrese Harbiye’yi yendi!

Türkiye’nin gericiliğe teslim edilmesinde en önemli rolü oynayan güçlerden biri de Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Celal Bayar ve Adnan Menderes liderliğindeki Demokrat Parti yönetimi (1950-60) tarafından Türkiye’nin NATO’ya sokulmasından sonra, TSK’nın dokusu da hızla değiştirildi. Ordu nitel bir değişime uğradı. TSK, onurlu bir kurtuluş savaşı veren, Osmanlı-Türk aydınlanması ve modernleşmesinin öncü güçlerinden biri olmaktan çıkarak tutuculaştı.

Bu süreçte, 27 Mayıs 1960 müdahalesini ayrı tutarsak eğer –ki Cumhuriyet devrimini mantıksal sonuçlarına taşımak ve ona demokratik bir boyut kazandırmak için yapılan son hamledir- TSK giderek kendi ülkesini işgal eden, yurtseverlere kıyan bir sömürge ordusuna dönüştü.

Kaba bir dönemselleştirmeyle belirtirsek eğer, TSK 1940'lı yılların sonlarından itibaren başta ABD olmak üzere, emperyalizmin hizmetinde girdi. Türkiye’nin ilerici, aydınlanmacı, sol ve devrimci çevrelerini tehdit olarak gören bir anlayışa savruldu. Solun önünü kesmek için Cumhuriyet devriminin iktidardan uzaklaştırdığı gerici güçlere yaklaştı, dahası onlarla uzlaştı. Öyle ki, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbeleri solu, bu ülkenin bütün ilerici güçlerini ve –liberaller çok şaşıracak ama- halkçı ve yurtsever kemalistleri ezerken, gericiliği ve islamcıları ise destekledi.

İslamcılar da bu darbelerin en büyük destekçisiydi. O nedenle, Erdoğan ve AKP yöneticilerinin darbe karşıtlığı tam bir palavradır.

Kendi solunu budayan cumhuriyet!

Cumhuriyet, neredeyse kuruluşundan itibaren sürekli kendi solunu tasfiye ederek ve kendi tarihsel düşmanlarıyla uzlaşarak bugüne kadar geldi. Laik Cumhuriyet kendisini daha ileriye taşıyacak niteliğe ve iradeye sahip solu ve devrimci kanadını tasfiye edince bütün dengelerini ve daha önemlisi gücünü yitirdi.

Sonuçta, iki-buçuk imam hatipli gelip ülkeyi teslim aldı. Medrese Harbiye’yi yendi. Böylece Abdülhamit gericiliği ve istibdat döneminden beri bu iki çizgi ve tarihsel güç arasındaki 200 yıllık mücadeleyi, Osmanlı-Türk modernleşmesi ve aydınlanmasının ocaklarından biri olan Harbiye kaybetti. Cumhuriyet Devriminin önemli liderlerini çıkaran Harbiye tarihindeki bütün pırıltısını yitirdi.

TSK son bir hamleyle, 28 Şubat 1997 MGK kararları ile simgelenen bir çıkışla kendi tarihsel rotasına ve kaynaklarına dönmeye çalıştı. Ama olmadı, yarım kaldı. AKP iktidarıyla birlikte tam 60 yıldır devam eden gerici karşı devrim süreci 2007-2008 dönemecinde (Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi tertipler/davalar yoluyla) büyük ölçüde tamamlandı. Sol düşmanlığıyla formatlanan ve yıllarca en parlak evlatlarına kıyan TSK, bu basit saldırı karşısında direnemedi. Direnecek gücü bulamadı. Gülünç duruma düştü.

Cumhuriyet, saçları kesilince ya da ayaklarını bastığı topraktan kopunca bütün gücünü kaybeden mitoloji kahramanı gibiydi. Kendi solunu, aydınlarını, yurtseverleri ve devrimcileri hoyratça biçen cumhuriyet, sonunda gericiliğe karşı bütün direnme gücünü de yitirmişti.

Bölge gericiliğinin yanında!

Şimdi TSK, Ortadoğu’da da Cumhuriyet Türkiye’sini var eden bütün ilkelere ters düşecek şekilde, bölgenin en gerici güçleriyle birlikte hareket ediyor.

İnsan boğazı kesen, Cumhuriyet Türkiye’si ve onun kurucu lideri Mustafa Kemal’den nefret eden Ortaçağ artığı gerici ve mezhepçi güçleri, tekbirle insan boğazı kesen ilkel yobazları (Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’da) destekleyen bir güce dönüşmek çok dramatik bir tablo oluşturuyor.

Oysa, Tanzimat’tan itibaren gericilikle mücadele ederek modern kimliğini kazanan, Abdülhamit islamcılığı ve istibdatına karşı direniş içinde şekillenen ve nihayet Kurtuluş Savaşında cumhuriyetçi kimlik edinen TSK, kendisini var eden bütün bu ilkeleri ve tarihi bir yana bırakmış görünüyor.

Yeni Türkiye’ye yeni ordu!

Dinci-faşist Yeni Akit gazetesinin yöneticisi ve yazarı Hasan Karakaya için TSK’nın“taziye” mesajı iletmesinin tarihsel arka planı budur. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın bu küfürbaz, ağzı bozuk gerici-faşist yazara özel bir yakınlık göstermesinin nedeni de bu kendi tarihine “ihanet” sürecinde gizlidir.

TSK’nın da varlığını borçlu olduğu bütün değerlere küfür eden Hasan Karakaya gibi birinin bugün gördüğü itibarı başka türlü yorumlamak zordur.

Nitekim, Tayyip Erdoğan'ın danışmanlarından Star gazetesi yazarı Yiğit Bulut 6 Ocak tarihli önemli bir yazı yazdı. ABC dışında kimsenin üzerinde pek durmadığı önemli bir iddiayı ortaya atan Bulut, “Yeni Türkiye kavramına uygun yeni bir TSK'nın ortaya çıktığını” belirtiyordu. Bulut, "Bu alanda da ‘direnenler' ve‘yolu açmak isteyenler' arasında büyük bir çatışma var ve Türkiye ne olursa olsun bu hedefe mutlaka yürüyecek" diyordu.

Bu sözlerin gerçeği büyük ölçüde yansıttığını söyleyebiliriz.

Genelkurmay’ın Hasan Karakaya için taziye telefonu açmasının arkasındaki kısa ve acıklı hikaye budur.

Aydogan Kekevi

unread,
Jan 13, 2016, 6:32:27 PM1/13/16
to Aydogan Kekevi

http://www.haberdar.com/dunya/kaddafi-nin-kehaneti-gercek-oldu-h12911.html

 

Kaddafi'nin kehaneti gerçek oldu

Kaddafi'nin kehaneti gerçek oldu

 

Kaddafi'nin hükümetinin devrilmesine izin verilmesi halinde cihatçıların Avrupa'ya saldıracağı konusunda uyarıda bulunduğu ortaya çıktı.

8 Ocak 2016 Cuma 23:58

İngiliz Telegraph gazetesinde Libya'nın öldürülen devrik lideri Muammer Kaddafi'nin, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ile yaptığı bir görüşme yayımlandı. Görüşmede Kaddafi'nin hükümetinin devrilmesine izin verilmesi halinde cihatçıların Avrupa'ya saldıracağı konusunda uyarıda bulunduğu ortaya çıktı.

 

 İngiliz Telegraph gazetesi, Libya'nın öldürülen devrik lideri Muammer Kaddafi'nin, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ile yaptığı bir görüşmede, hükümetinin devrilmesine izin verilmesi halinde cihatçıların Avrupa'ya saldıracağı konusunda uyarıda bulunduğunu yazdı. Tony Blair'in dönemin Libya lideri Kaddafi ile 25 Şubat 2011'de yaptığı telefon konuşmaları yazılı olarak yayınlandı. 

 

Telegraph'ın haberine göre, 'Arap Baharı' olarak adlandırılan halk ayaklanmalarının ülkesine sıçramasının ardından, hükümetinin devrilmesinden altı ay önce Blair ile yaptığı telefon görüşmesinde Kaddafi, "Cihatçılar Akdeniz'i kontrol etmek istiyor. Bunun ardından Avrupa'ya saldıracaklar" dedi. "Bu bir cihat hâli. Silahları var ve sokaktaki insanları terörize ediyorlar" diye devam eden Kaddafi, "Onlara (cihatçılara) akıl erdirmek mümkün değil" ifadelerini kullandı.

 

 

image001.jpg

Sili Ozerdim

unread,
Jan 18, 2016, 1:04:43 PM1/18/16
to dunyatur...@googlegroups.com, turkiyehaber, CTO-CiHAN TÜRK OLSUN, Turkiye-icin-el-ele, turk...@gmail.com, tgbgene...@gmail.com, tgbbilgi, kemalist genclik, CHP ANKARA GENÇLİK, CHP Avrupa, carsihalkplatformu, Halkin Gücü, HALKIN HABERCİSİ, Milli Kanal, Trakya Haberleri, ANTAKYA HABER, ar...@tkd.org.tr, rognok, yirmi.iki.ocak, Ulusal Eğitim Derneği Isparta Şb., İlk Kurşun Gazetesi Bilgilendirme, Yenigün Gazetesi Muğla, gaz...@turkpolitika.com, ERZURUM-HABER Moderator, erzincan-kemal...@googlegroups.com, Erzin Atatürkçü Düşünce Derneği, aydi...@aydinses.com, SÖZCÜ, Türkiye Barolar Birliği, ba...@istanbulbarosu.org.tr, İzmir Barosu, ankaraaydin...@gmail.com, manisamans...@hotmail.com, canakka...@hotmail.com, Büyük Kayseri Gazetesi Gazetesi, turks2008, united-turks, Union of British Turks, Turkish New York, TURKISH NEWS WTC, Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU, ilhan cihaner, metinfeyzioglu
Bu durum AKP‘nin yükselişiyle ortaya çıkmıştır.
Dinin dışlayıcı, faşizan, totaliter, tekfirci doğası bir partide kristalleşmiştir.

Eleştiriler karşısında hazımsızlık, boğuntuya getirme, hukuku bir silah olarak kullanmak.
İlk olarak medyayı ele geçirince medya infazları, yaygaralar, hedef göstermelerle ortaya çıktı.

Yargıyı ele geçirmek için çok uğraştılar, yargı sistemini adeta uzun süren bir kuşatmanın sonunda düşürdüler.
Bu vakitten sonra da, yargıyı silah olarak kullanma yolu açıldı.

Cem Yılmaz elbette beraat edecek.
Aklı selim bunu söylüyor.

Fakat aklı selim olmadığını biliyoruz.
Nereden biliyoruz, aslında savcının soruşturmaya mahal görmeden dosyayı en başta kapatmak mümkünken işlem başlatmış olmasından biliyoruz.
AKP iktidarları boyunca yaşanmış organize hukuk cinayetlerinden biliyoruz.
Cemaatçi, partizan hakimlerin, savcıların, mahkemelerin önce milliyetçileri sonra da  birbirini tenkis etmesinden biliyoruz.

Diyelim ki, mahkum edildi, bu seferde temyizde kazanacak.
Diyelim ki, Yargıtay da cezasını onadı, azimliyse AİHM’de kazanacak.

Diyelim ki, diye olumsuz bir sürü saçmalığın zihin jimnastiğini yapıyoruz.
Çünkü biliyoruz ki, adli sistemin tabandan tavana her aşamasında cemaat ya da partici hakim ve savcılarla kurgulanmış derin bir yapı var.

Bu yıllarca sürecek bir iş.
Dayanabilirse, sabrederse hakkının alacak.

Çünkü biliyoruz ki, AİHM’de hakimler var.
Türkiye’de ya da artık adına ne derseniz, bu ülkede olanlara ise güvenemiyoruz..

Dayanamazsa, pes ederse, haksızlığı sineye çekmiş, adalete güvenini yitirmiş bir insanın burukluğuyla hakkında verilecek cezanın gereği neyse onu ödeyecek.
Doğrusu benim adil olmayan, haksız hükümlerine boyun eğmek zorunda  kaldığım şu boyacı küpü, daldır çıkar adalet sisteminden dolayı yaşadığım kişisel zararlar karşısında hissetiğim buydu.
İç burukluğu, haksızlığı maruz kalmış olma hissi. (Oraj Poyraz)

                
                   L2fSIJNoA0xfSNxA     


Cem Yılmaz'ın iki yıla kadar hapsi isteniyor

18.01.2016 10:43

 Öğretmen Serkan Öz'ün ölümü üzerine Yalova Valisi Selim Cebiroğlu'na Twitter'dan hakaret ettiği iddiasıyla Cem Yılmaz'a iki yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

Vali Cebiroğlu, bir okul ziyaretinde karşılaştığı öğretmen Halil Serkan Öz'ün kıyafetini beğenmeyip, eleştirmişti. Öğretmen Öz bir hafta sonra düzenlenen protesto yürüyüşünde kalp krizi geçirip, hayatını kaybedince de Cebiroğlu sosyal medyada eleştirilmişti.

 Sabah'tan Mesut Altun'un haberine göre, Vali Cebiroğlu, avukatı Ulvi Çağıran aracılığıyla Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdiği şikâyet dilekçesinde "Eğitim Sen yürüyüş tertiplemiş ve bu yürüyüşe Öz de katılmış. Yürüyüş sırasında tamamen sağlık nedenleri ile rahatsızlanıp, akabinde vefat etmiş. Bunu duyunca son derece üzüldüm, ölümü ile okul denetimim sırasında yaşanan olaylar arasında illiyet bağı kurulmaya çalışıldığını öğrenince de hayret ettim" dedi. Cem Yılmaz ise savunmasında, mesleği gereği ülke gündemini yakından takip ettiğini belirterek "TÜBİTAK Ödüllü ve Yüksek Lisans yapmış Halil Serkan Öz'ün vali tarafından azarlanması sonrasında trajik ölümünü birçok gazete ve televizyon kanalından öğrendim. Yalnızca bir sanatçı olarak değil ülkenin sade bir vatandaşı olarak dahi bu olaydan etkilenmem normaldir. Ölümünden duyduğum üzüntüyle kamuya mal olmuş olay nedeniyle kişisel görüşümü ifade ettim. Tweetleri bundan dolayı attım, hakaret kastım yoktur, eleştiri hakkımı kullandım" dedi.

İşte o tweetler:

Yılmaz'ın şikayete konu olan tweetleri şöyle;

"Mevki ile adam ezmek, kalbini ölesiye kırmak, yazık oldu gitti öğretmencik, Daha büyük mevkilere gelesin Vali Bey"

"Ne kadar demode kötü adam film karakteri varsa bizde galiba. Bunları bu haliyle yaziim desen, abartmiyim der, vazgeçersin"

"Kalpsize mevki vermeyeceksin. Ehliyet gibi kalp sorucan önce. Saçın? O Sakal? Anarşik!! diyen adama taç takarsan. Üzülürsün finalde işte. Ah"

"Sen niye mesaide bali çekiyorsun diye soran olmayınca tabi o da coşmuş. Bakmış gücü yetiyo yüklenmiş. O da bi kurban neticede. Öğrenememiş."

--

Süleyman Çelik

unread,
Jan 22, 2016, 10:27:50 PM1/22/16
to akademisamsun

Ah CHP Ah!

Rahmi Turan (Sözcü 20 Ocak 2015)

Aslında CHP ile ilgili hiçbir şey yazmak istemiyordum ama, okurlarımdan gelen ısrarlı istek üzerine, ben de CHP Kurultayı hakkındaki görüşlerimi (özetle de olsa) açıklamam gerektiğine karar verdim.
Neden CHP’den bahsetmek istemiyordum?
Ana muhalefet partisi olarak gelecek için hiçbir umut vermiyor da ondan…
Yanlış yöne yelken şişiriyorlar!
Partide değişen fazla bir şey yok!
Hedef yok, ilke yok, güven yok, inanç yok, en önemlisi Atatürk yok!
Ülkemizi, Batılı ülkeler düzeyine ulaştıracak bir ideoloji, inandırıcı bir program yok!
Rüzgâr nereden eserse o var!
Ters rüzgârlarla yelkenleri doldurup, yanlış yerlere dümen kıran bir CHP var.

Aydogan Kekevi

unread,
Feb 1, 2016, 2:18:37 AM2/1/16
to Aydogan Kekevi

http://www.taraf.com.tr/hukukun-ustunlugu-ne-demek/

 

Hukukun üstünlüğü ne demek..

31 Ocak 2016 00:41

Murat Belge | TÜRKİYE’NİN HALLERİ

Kanun başka, hukuk başka” dedi Tayyip Erdoğan. Bugün varolan kanunları beğenmiyor. Olabilir. Çoğumuz beğenmiyoruz; ama beğenmeme gerekçeleri değişiyor.

Bunları beğenmiyorsun, peki neyi beğeniyorsun” diye sorsak, Tayyip Erdoğan büyük bir ihtimalle “İslâm hukuku” diye cevap verecektir. Ama bu da yalnız başına yeterince açıklayıcı değil. Onun da Hanefi’si, Hanbeli’si vb. var. Her birinin içinde de türlü türlü yorum var.

Aslında Tayyip Erdoğan kendi hukukunu kendi yapacağı bir ortam istiyor. Belki yedinci yüzyılın koşullarında hükümdar olma istemi gibi bir şey. “Müşavir”leri var zaten. Onlarla “meşveret” yapar, muhtarları da toplar, “icma” olur; “İşte size ‘demokrasi’” der. Sizin “demokrasi, demokrasi” dediğiniz şeyden çok daha iyi değil mi böylesi? Başımızda kerametinden sual olmaz bir Başkan, her şeyin doğrusunu biliyor, ne söylese içinde bir hikmet var, her şeyimizi ona teslim edip, memnun, mesut ve mesrur, yaşar gideriz.

Bugün olanlar, bugüne kadar olanlar, bunun nasıl bir düzen olacağını haber veriyor aslında.

Tayyip Erdoğan’ın “üstün”lüğüne inandığı hukuk, aslında uygulanmaya başladı. Örneğin 17 Aralık deyip durduğumuz olayda uygulandı. Ne oldu? “Yolsuzluk var” diyenler cezalandırıldı, “yolsuzluk yaptı” denilenler yargıya değmeden sıyrılıp gitti. Çünkü onlar Tayyip Erdoğan’ın çevresiydi.

İşte Can Dündar, Erdem Gül olayı. İki ağırlaştırılmış müebbet! Tayyip Erdoğan’ın “utopya”sının savcısı iddianamesini yazdı, açıkladı. Örneğin Rıza Türmen de bu “iddianame”nin aslında ne olduğunu açıkladı.

Ama bu olay, Tayyip Erdoğan’ın zihninde biçimlenen ideal “hukuk” düzeninin nasıl bir şey olduğunu açıklıyor. Bu iki kişi, Tayyip Erdoğan’ın bilgi verilmesini istemediği bir konuda topluma bilgi verdiler. Tayyip Erdoğan da çok kızdı, “Ben size gösteririm” dedi, şimdi gösteriyor.

Ve “Başkanlık Sistemi” diyor. Bu “keyfîliğin” adının “Sistem” konmasını istiyor.

Bir yandan gidiyor, kaymakamlara, “Mevzuatı boşverin. Benim istediğimi yaptığınız sürece kimse size ilişemez,” diyor. Devlet memurlarını açıkça davet ediyor. Neye? Kanuna uymamaya! Zaten en başta kendisi, kanuna uymuyor. Öyle gizli kapaklı değil, açıkça, göstere göstere. “Başkanlık Sistemi” ile nereye varmak istediğini göstererek.

Ama Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı bağlamayan kanunlar başka herkesi bağlıyor. Bu anlayışa göre “kanun” denen şeyin hakla hukukla, adaletle (bu memlekette zaten zayıf olan) bağları kesiliyor. “Kanun”, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sevmediği, kızdığı kişileri susturmak için ya da kendisini kızdırdıkları için cezalandırmak üzere kullandığı bir araç haline geliyor.

Öğretim üyeleri Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın planlarına karşı çıkan bildiri mi imzalamış, yayımlamışlar? Bu eylemin hemen “kriminalize edilmesi” gerekiyor. Yani bir “suç” haline getirilmesi gerekiyor. Doğrudur yanlıştır, tek- yanlıdır, çok- yanlıdır, böyle konular konuşulmamalı, açılmamalı bile. Suç olup olmayacağını tartışmak bile gereksiz. Cumhurbaşkanı “suç” demişse suçtur. Bundan sonrasını savcı bilir. “Casus” mu diyecek, “vatana ihanet” mi diyecek, nereden şöyle esaslı bir ceza çıkarabiliyorsa, oradan açar.

Böylece Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın canını sıkma küstahlığını göstermiş olan münafıklar lâyık oldukları cezalara çarptırılır; ama olay bundan ibaret değil elbette. Bir de “ibret” boyutu var. “Falan olayı haber yapalım” diyecek gazeteciler Can Dündar olayından bir ders çıkaracaklardır elbette. Hükümete ters düşen bildiri yayımlamaya hazırlananlar da paldır küldür işten çıkarılan vb. öğretim üyelerine bakıp hizaya gelirler. Genel olarak bütün muhalifler Tayyip Erdoğan’a muhalefet etmenin sonuçlarına bakar ve ibret alırlar.

İşte o zaman Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın beğendiği, saygı bile duyduğu “hukuk”un üstünlüğü toplumda egemen kılınır.

 

 

fal...@gmail.com

unread,
Feb 4, 2016, 1:53:01 AM2/4/16
to ceren erdem, Cem Aydemir, fahriy...@yahoo.com, fal...@mynet.com, gozen kurt, izmirbas...@googlegroups.com, muhitt...@hotmail.com, seldog...@hotmail.com, tumer...@bimus.com, yagiza...@gmail.com, Abut, adalkemal1, Akin Kamacioglu, Ali ihsan Çağlar, ali.seven, ataman niron, Atilla Köprülüoğlu, Atilla Sertel, aynur, ayşe, barıs, ceydahanım, ckafe...@hotmail.com, deniz, dr ali gümüş, durmuş, eczacı, elif, Erdal Dumanli, erdoğan erdi, erol türegün, ertayl...@outlook.com, erturk, fırat, funda, funda kalmuk, güven, habil, Halil BAŞOĞLU, Halil Kapkin, halilosman kalmuk, Hazar Tur, Hikmet şenol, hilmi, ibrahim ırmak, Ilker Bolat, in...@inalkitabevi.com, Kemalağa, Lütfü Hekimoğlu, Mehdi, Meltem Esen, Mesut TIM, mete, MUSTAFA SARITAŞ, Müfit, ne_mutlu_t...@googlegroups.com, nisa k., nusret...@mynet.com, okan, pervin hanım, peyami, pınar, rabi...@gmail.com, sedat bey, Serdar Kocak, Serdar Koçak, sevgi, Sümer Kızıltuğ, talat, taner, tolga turan, TUNCAY, Tuncer Bahcivan, turgut1, Turkiye-i...@googlegroups.com, Ulvi Kirimli, Yeşim ÜNSAL, Zeynep Türksoy, Ökkeş Ağaoğlu, Öncü Tuncer, özlem, ünal ağbi

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: Sümer Kızıltuğ <sum...@gmail.com>
Tarih: 3 Şubat 2016 12:29
Konu: Fwd:
Alıcı:



---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: saadet güneş.com>
Tarih: 1 Şubat 2016 14:07
Konu: Fwd:
Alıcı:

iPad'imden gönderildi

İleti başlangıcı:

Kimden: 












-
 Bir Garip Şair Orhan Veli Kanık
 
Satır içi resim 1
 

Garip yaşamış, garip ölmüş bir şair

orhan-veli-1
Ben Orhan Veli
“Yazık oldu Süleyman Efendiye”
Mısra-i meşhurunun mübdii..
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela adamım, yani
Sirk hayvanı falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Bir evde otururum,
Bir işte çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.

………..
Bu yıl onun 100. doğum yılı…

Kuyruklu Şiir

kasap-onu-kedisi
Uyuşamayız, yollarımız ayrı;
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;
Senin yiyeceğin, kalaylı kapta;
Benimki aslan ağzında;
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.
Ama seninki de kolay değil, kardeşim;
Kolay değil hani,
Böyle kuyruk sallamak Tanrının günü.
Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi Garip akımının kurucusu olan Kanık, Türk şiirindeki eski yapıyı temelinden değiştirmeyi amaçlayarak sokaktaki adamın söyleyişini şiir diline taşıdı.

Yazık oldu Süleyman Efendi’ye

yasli-amca
Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah’ın adını,
Günahkâr da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi’ye.
Özellikle Orhan Veli’nin yazdığı bu dizeler kimilerince eleştirilirken kimilerince de Türkçede yazılmış en güzel dizelerden biri olarak kabul gördü…

Rakı şişesinde balık olsam

raki-sofrasi-mezeler
Eskiler alıyorum
Alıp yıldız yapıyorum
Musiki ruhun gıdasıdır
Musikiye bayılıyorum
Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip Musikiler alıyorum.
Bir de rakı şişesinde balık olsam
Garip akımının kurucuları olan Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet, radikal bir tutumla kendilerinden önce gelen hececilerin ve Ahmet Haşim’in şiirleriyle, Nâzım Hikmet’in toplumcu-gerçekçi şiirlerini reddetti. Mesela Ahmet Haşim’in “Göllerde bu dem bir kamış olsam” mısrasını hicvetmek için yazdığı “Rakı şişesinde balık olsam” her daim dillerdedir.

Çok Şükür

yasli-yuruyen-cift
Bir insan daha var, çok şükür, evde;
Nefes var,
Ayak sesi var;
Çok şükür, çok şükür.
1946 yılına kadar çalıştığı tercüme bürosundaki işinden, bakanlıktaki baskıcı havadan rahatsız olarak istifa etti. Bu istifanın sebebini Orhan Veli’nin memuriyete uyum sağlayamaması olarak yorumlayanlar da oldu.

İş olsun diye

turkan-soray
Bütün güzel kadınlar zannettiler ki;
Aşk üstüne yazdığım her şiir
Kendileri için yazılmıştır.
Bense daima üzüntüsünü çektim.
Onları iş olsun diye yazdığımı
Bilmenin…
Ah Orhan Veli Ah… Vah zavallı kadınlar vah…
Belki de evde oturup ekmek parası için şiirler yazmak ona daha iyi geliyordu.

Derdim Başka

orhan-veli-5
Sanma ki derdim güneşten ötürü;
Ne çıkar bahar geldiyse?
Bademler çiçek açtıysa?
Ucunda ölüm yok ya.
Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten
Güneşle gelecek ölümden
Ben ki her nisan bir yaş daha genç,
Her bahar biraz daha aşığım;
Korkar mıyım?
Ah, dostum, derdim başka…
1949 yılında çıkan “Yaprak” dergisiyle birlikte Orhan Veli’nin şairliğinin yanı sıra fikir adamlığı yönü de ortaya çıktı. Şairin yaklaşan seçimlerle ilgili fikirleri bu dergide yayımlandı. Aynı günlerde Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet, Nâzım Hikmet’in hapishaneden çıkarılması için açılan kampanyaya katılarak üç gün açlık grevi yaptı.

İntihar

orhan-veli-2
Kimse duymadan ölmeliyim
Ağzımın kenarında
Bir parça kan bulunmalı.
Beni tanımayanlar
“Mutlak birini seviyordu” demeliler.
Tanıyanlarsa, “Zavallı” demeli,
“Çok sefalet çekti..”
Fakat hakiki sebep
Bunlardan hiçbirisi olmamalı…
Orhan Veli, Yaprak’ın kapanmasının ardından İstanbul’a geri döndü. Aynı yıl 10 Kasım’da bir haftalığına gittiği Ankara’da belediyenin kazdığı bir çukura düştü ve başından hafifçe yaralandı. İki gün sonra İstanbul’a döndü. 14 Kasım günü bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçiren şair hastaneye kaldırıldı. Beyinde damar çatlaması yüzünden başlayan rahatsızlığın sebebi doktor tarafından anlaşılamadı ve Kanık’a alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi uygulandı; beyin kanaması geçirdiği sonradan anlaşıldı. Aynı akşam sekizde komaya giren şair komadan çıkamayarak gece 23.20’de Cerrahpaşa Hastanesi’nde hayata veda etti.

İstanbul Türküsü

rumeli-hisari-eski-hali
İstanbul’da Boğaziçi’ndeyim,
Bir fakir Orhan Veli’yim;
Veli’nin oğluyum,
Tarifsiz kederler içinde.
Urumelihisarı’na oturmuşum;
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum
İstanbul, asırlardır tüm şairlere esin kaynağı olmuş, şiirler yazılmış adına, en güzellerinden birini de Orhan Veli yazmış

İstanbul’u Dinliyorum

istanbulu-dinliyorum-gozlerim-kapali
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
Satır içi resim 2
Bir başka şiirinde yine yeniden İstanbul’u anlatmış, oya gibi işlemiştir sözcükleri.

Fena Çocuk

ogrenci-cocuk
mektepten kaçıyorsun,
kuş tutuyorsun,
deniz kenarına gidip
fena çocuklarla konuşuyorsun,
duvarlara fena resimler yapıyorsun
bir şey değil,
beni de baştan çıkaracaksın,
sen ne fena çocuksun…
Sait Faik bir yazısında Orhan Veli’yi sözcüklerle şöyle tasvir eder: “İki incecik bacak, kısaca bir trençkot, kanarya sarısı bir kaşkol, müselles bir yüz, şişirilmiş bir göğüse benzeyen bir sırt, -denebilirse- ergenlik bozuğu bir yüz: İşte görünüşte Orhan Veli…”

Pazar Akşamları

caycida-oturan-amcalar-eski
Şimdi kılıksızım, fakat
Borçlarımı ödedikten sonra
İhtimal bir kat da yeni esvabım olacak
Ve ihtimal sen
Yine beni sevmeyeceksin.
Bununla beraber pazar akşamları
Sizin mahalleden geçerken,
Süslenmiş olarak,
Zannediyor musun ki ben de sana
Şimdiki kadar kıymet vereceğim?
Kanık’ın bazı şiirlerinde, oluşturmaya çalıştığı yeni tarzla ilgili acemiliği ortaya çıkar. Bu şiirlerde mısralar yan yana yazılınca bir nesir oluşur.

Burjuva şairi

cimbizli-siir
Ne atom bombası
Ne Londra Konferansı
Bir elinde cımbız,
Bir elinde ayna;
Umurunda mı dünya!…
ya da
Neler yapmadık şu vatan için!
Kimimiz öldük;
Kimimiz nutuk söyledik…
Toplum eleştirisi teması da Orhan Veli tarafından sık sık kullanıldı. Fakat şair, bu konuyu kendisinden önce bu türün örneklerini veren Namık Kemal, Nâzım Hikmet ya da Tevfik Fikret gibi isimlerin aksine ironi ve parodi tekniklerini kullanarak işliyordu, bu tür şiirlerinde sadece durum tespiti yapıp herhangi bir ideolojiyi savunmaması sebebiyle sanatçı burjuva şairi olmakla da suçlandı.

Dedikodu

 
Kim söylemiş beni
Süheyla’ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni’yi öptüğümü,
Yüksekkaldırım’da, güpegündüz?
Melahat’i almışım da sonra
Alemdar’a gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım, fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Güya bir de Galata’ya dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.
Ya o, Mualla’yi sandala atip,
Ruhumda hicranını söyletme hikayesi?
Şairin pek çok şiiri farklı sanatçılarca bestelendi. Anlatamıyorum, Alpay ve Hümeyra; Bedava Yaşıyoruz, Cem Karaca ve Özdemir Erdoğan; Dedikodu, Levent Yüksel; Pireli Şiir, Timur Selçuk ve Vesikalı Yarim, Edip Akbayram tarafından seslendirildi. Klasik Türk Müziği şarkısı olarak bestelenen İstanbul Türküsü ise Ahmet Özhan tarafından okundu. Murathan Mungan, Orhan Veli’nin şiirlerini “Bir Garip Orhan Veli” ismiyle oyunlaştırdı.

Sere Serpe

sere-serpe-uzanmis-kadin
Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;
Entarisi sıyrılmış, hafiften;
Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;
Bir eliyle de göğsünü tutmuş.
İçinde kötülüğü yok, biliyorum;
Yok, benim de yok ama…
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!
Orhan Veli, Dedikodu, Söz, Tahattur, Şanolu Şiir, Sereserpe, Eski Karım, Aşk Resmigeçidi gibi pek çok şiirinde ise aşk ve cinsellik konusunu işledi. Öte yandan çocukluk, şairin hem Garip öncesi hem de Garip döneminde sık sık kullandığı temalardan biriydi.

Dalgacı Mahmut

orhan-veli-4
İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah.
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.
Deniz yırtılır kimi zaman,
Bilmezsiniz kim diker;
Ben dikerim.
Dalga geçerim kimi zaman da,
O da benim vazifem;
Bir baş düşünürüm başımda,
Bir mide düşünürüm midemde,
Bir ayak düşünürüm ayağımda,
Ne halt edeceğimi bilemem…
Şairin işlediği diğer temalar arasında yaşama sevinci, savaş ve yolculuk da vardır. Talât Sait Halman’a göre var olmanın ve yaşamın sevincini Türk edebiyatına sistemli olarak yerleştiren isim Orhan Veli olmuştur.

Son bir şiirle özetleyelim şairimizin yaşamını: Macera

orhan-veli-3
Küçüktüm, küçücüktüm,
Oltayı attım denize;
Bir üşüşüverdi balıklar,
Denizi gördüm.
Bir uçurtma yaptım, telli duvaklı;
Kuyruğu ebemkuşağı renginde;
Bir salıverdim gökyüzüne;
Gökyüzünü gördüm.
Büyüdüm, işsiz kaldım, aç kaldım;
Para kazanmak gerekti;
Girdim insanların içine,
İnsanları gördüm.
Ne yardan geçerim, ne serden;
Ne denizden, ne gökyüzünden ama…
Bırakmıyor son gördüğüm,
Bırakmıyor geçim derdi.
Oymuş, diyorum, zavallı şairin
Görüp göreceği… 
 
 
 
 
 


 
 









Reply via web post Reply to sender Reply to group Start a New Topic Messages in this topic (1)

.

__,_._,___






Y

fal...@gmail.com

unread,
Feb 9, 2016, 7:15:14 PM2/9/16
to ceren erdem, Cem Aydemir, fahriy...@yahoo.com, fal...@mynet.com, gozen kurt, izmirbas...@googlegroups.com, muhitt...@hotmail.com, seldog...@hotmail.com, tumer...@bimus.com, yagiza...@gmail.com, Abut, adalkemal1, Akin Kamacioglu, Ali ihsan Çağlar, ali.seven, ataman niron, Atilla Köprülüoğlu, Atilla Sertel, aynur, ayşe, barıs, ceydahanım, ckafe...@hotmail.com, deniz, dr ali gümüş, durmuş, eczacı, elif, Erdal Dumanli, erdoğan erdi, erol türegün, ertayl...@outlook.com, erturk, fırat, funda, funda kalmuk, güven, habil, Halil BAŞOĞLU, Halil Kapkin, halilosman kalmuk, Hazar Tur, Hikmet şenol, hilmi, ibrahim ırmak, Ilker Bolat, in...@inalkitabevi.com, Kemalağa, Lütfü Hekimoğlu, Mehdi, Meltem Esen, Mesut TIM, mete, MUSTAFA SARITAŞ, Müfit, ne_mutlu_t...@googlegroups.com, nisa k., nusret...@mynet.com, okan, pervin hanım, peyami, pınar, rabi...@gmail.com, sedat bey, Serdar Kocak, Serdar Koçak, sevgi, Sümer Kızıltuğ, talat, taner, tolga turan, TUNCAY, Tuncer Bahcivan, turgut1, Turkiye-i...@googlegroups.com, Ulvi Kirimli, Yeşim ÜNSAL, Zeynep Türksoy, Ökkeş Ağaoğlu, Öncü Tuncer, özlem, ünal ağbi

KENDİMİZ SÖYLÜYOR

KENDİMİZ DİNLİYORUZ

 

ARKADAŞLARDAN gelen iletileri inceliyorum bir süreden beri…

Kalemi kuvvetli ustaların… Dostların… Yazıları ateşliyor yaşlı bedenimi

Gerek Facebook… Gerek mail adresime gelenleri paylaşmaya çalışıyorum elimden geldiğince…

Ama bir süre sonra hepsi yeniden önüme gelmekte…

Bir kısır döngünün içindeyiz galiba…

Yazdıklarımız… Esprilerimiz…

Belli bir çemberin içinde kalıyor…

Attığımız uyandırma…  Bilgilendirme okları… Çemberin dışındaki hedeflere ulaşamıyor ne yazık ki…

...Ve bizler, kendi  ‘Pi çarpı r kare’ mizde, duygularımızı tatmin etmekten başka bir şey yapamıyoruz…

Kendi elimizi ateşe atmaktan çekindiğimizden mi?..

Güçsüzlüğümüzün bilincine erdiğimiz için mi?

Yoksa  şark kurnazlığından mı?.. Bilemiyorum…

Bir kurtarıcı beklemekteyiz…

Atatürk’ü beklemekteyiz aslında…

Bir daha gelmeyeceğini bildiğimiz halde…

 

Okuma-yazma oranının çok düşük olduğu, on milyonluk Osmanlı içinden dünyanın önünde saygı ile eğildiği bir lider çıkıyor.

Seksen milyonluk, Türkiye Cumhuriyeti içinden ise sadece çer- çöp …

h.cevad

unread,
Feb 19, 2016, 10:31:47 AM2/19/16
to adalarba...@googlegroups.com, AdalarS...@googlegroups.com, adalarke...@gmail.com, adaev...@gmail.com, cdtmi...@googlegroups.com, DunyaYalni...@yahoogroups.com, demokrasi-gonull...@googlegroups.com, evrim...@yahoogroups.com, halicday...@googlegroups.com, heybeliadakut...@gmail.com, istanbulozg...@gmail.com, kadinp...@kadinpartisi.org.tr, mimarlar...@yahoogroups.com, marksizm-ve-sosy...@googlegroups.com, mi...@yahoogroups.com, mmspm...@googlegroups.com, mimarlik_vak...@yahoogroups.com, nkp-is...@googlegroups.com, sol_ta...@yahoogroups.com, seyird...@arkaguverte.org, Turkiye-i...@googlegroups.com, vapurlarimiz...@yahoogroups.com, yenilenebilir...@yahoogroups.com
BELKİ OKUDUNUZ BU YAZIYI. OKUMAMIŞ OLANLAR İÇİN GÖNDERİYORUM.
BELKİ SAKLAMAK DA İSTERİZ, BİLMİYORUM.

http://m.t24.com.tr/yazarlar/nurcan-baysal/sark-sorunu-asil-simdi-basladi,13893

Esenlikler
Hasan Cevad
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages