A. CARİYE, ODALIK DEĞİLDİR !. |
İslâm dini uygulamasında, hemen hemen tüm mezheplerde kabul gören anlayışa göre, savaşlarda esir edilen kadınlar cariye yani odalık olarak kullanılırlar. Geleneğe göre, bunda sayı da yoktur. Kabul gören genel anlayışa göre: Cariyeler, erkek efendilerinin cinsî arzularına da karşılıksız hizmet ederler; cariyelerle nikâhsız olarak beraber olunabilir. Sözlük anlamı olarak Cariye: Arapça isimdir (ca:riye); ‘yabancı ülkelerden kaçırılıp özgürlükten yoksun edilen, alınıp satılabilen, her konuda efendisinin isteklerine bağlı bulunan genç kadın, halayık’ dır. Tarihi dizilerde Harem içindeki Cariyeler gündeme gelince, “Bizim atalarımız böyle değildir, bizim atalarımız ömürlerini at sırtında geçirmiştir” sözleri ön plâna çıkınca, “Harem’deki cariyeler” konusu da gündemi işgal etmeye, tarihin tozlu sayfaları aralanmaya başlandı. Pek çok tarihçi lehte ve aleyhte yazılarla görüşlerini açıkladılar. Bir yazarın bu konuda görüşünü belirterek konuyu kendimizce incelemeye başlayalım. “İslâm hukukunda cariyeler de nikâhlı eşler gibi ‘helâl dairesi’ndendir, dolayısıyla yine İslâmî bir kavram olan ‘zina’ nın tümüyle dışındadırlar.” ( Star, 5.12.2012) İslam dininden önce, Arap Yarımadası’nda kölelik vardı ve çok yaygındı. B. İSLÂM DİNİ İSE KÖLELİĞİ YASAKLADI. İSLÂM DİNİNDE KÖLELİK VE/ VEYA CARİYELİK YOKTUR.“Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı.” (Muhammed/ 4) Buradan çıkan anlam çok açıktır. İnkâr edenlerle muharebeye girdiğinizde hemen boyunlarını vurun. Esir aldıklarınızı muharebe sona erene kadar sıkıca bağlayın ki, kurtulup tekrar size karşı çarpışamasınlar. Muharebe sona erdikten sonra bir süre bekleyin. Sonra eğer bir fidye alabilirseniz alın ve esir aldığınızı serbest bırakın, yok eğer bir fidye alamazsanız yine esir veya esirlerinizi serbest bırakın. Fidye alma, mal veya esir mübadelesi şeklinde de olabilir. Sözün özü, savaşta esir alınanların köle olamayacağıdır. Hz. Muhammed döneminde, İslâm uygulaması içinde, muharebeden sonra alınan esirler için bir “Esir Kampı” uygulaması olmamıştır. Muharebelerde ele geçen esirler, ailelerin sorumluluğuna verilmiş; Müslüman ailelerin örf ve adetlerini, dini uygulamalarını yakından gören bu esirler daha sonra da fidye alınarak veya alınmadan serbest bırakılmışlardır. Burada, esir alınan kadınlarla istediğiniz gibi cinsi münasebette bulunabilirsiniz diye bir anlam yoktur. Nisâ Suresi 3 ncü Ayet, çeşitli meallerde genelde şu şekildedir: “ Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.“ Esasen burada anlatılan, fidyesi ödeninceye kadar ailenin yanında tutulan esire hürriyetini vererek evlenebileceği, yönündedir. “Cariye ile yetinin” çevirisi yanlıştır. “Yetinin” kelimesi sonradan buraya ilâve edilmiştir; çevirinin doğrusu “Evlenin” olmalıdır. Cariye olarak tanımlanabilecek ve bir ailede geçici olarak bulunan esirle evlenebilmek için önce ona hürriyetini vermek gerekir. İslâm dini köleliği kaldırdığı gibi, kadın esirlerle nikâhsız ilişkiyi de yasaklamıştır. Sadece Ahzap Suresi 50 nci Ayet’te, sadece Hz. Peygamber’e, dörtten fazla kadınla evlenmesine izin verilmiştir. Bir tek ona verilen bu izin diğer Müslümanlara verilmemiştir. Resûlullah’a has olan bu müsaadenin hukukî, siyasî ve eğitimle ilgili sebepleri vardır. Yukarıdaki ifadeler bana ait değil, Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır‘a ait… Kuranı Kerim, esir konumunda olan köle ya da cariyelere zorla bir şey yaptırılamayacağını, aksine onlar isterse hürriyetlerine kavuşma istekleri karşısında her türlü kolaylığın gösterilmesini ister. “ Ellerinizin altında bulunanlardan (köle ve cariyelerden) mükâtebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır (kabiliyet ve güvenilirlik) görüyorsanız, hemen mükâtebe yapın. Allah’ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin.” (Nûr/ 33) Mükâtebe, köle veya cariye ile efendisi arasında yapılan bir akid ( Akit: hukuki sonuç doğurmak amacıyla iki veya daha çok kimsenin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları ile gerçekleşen sözleşme) olup, bu akidde köle veya cariye, belli bir bedel ödediği takdirde efendisinden, kendisine hürriyetini vermesini ister veya aynı teklifi efendisi ona yapar. Üzerinde anlaşmaya varılan bu bedel hazır ise köle bu bedeli hemen ödemek, değilse, efendisinin kendisine tanıdığı bir süre içinde temin ettikten sonra ödemek şartıyla hürriyetine kavuşur. Bu âyette, “Allah’ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin” buyrulmakla, insanın elindeki malın asıl sahibinin Allah olduğu, şu halde Allah’ın malından köle ve cariyelere de vermek suretiyle onların hürriyete kavuşmalarını kolaylaştırmanın dinî, ahlâkî ve içtimaî bir vazife olduğu ortaya konmaktadır. Bu vazife, İslâm’ın, asırlarca uygulana gelen ve bir çırpıda tasfiyesi mümkün olmayan kölelik müessesesini ortadan kaldırmak için almış olduğu bir dizi tedbirden biridir. İslâm dininde, geçici olarak ( Muhammed Suresi 3 ncü ayete göre esirler ya serbest bırakılır ya da fidye karşılığı serbest bırakılır) bir ailenin kontrolüne verilmiş kadın esirlerin ( cariyelerin) zorla fuhşa zorlanmaları da yasaklanmıştır. “Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.” ( Nûr/ 33) Yüce Kuran’a göre, cariyeleri fuhşa yani bir bakıma nikâhsız yaşamaya zorlamanın uygun olmadığı, bu durumda cariyelerin efendilerinin değil de cariyelerin Allah’ın merhametine mahzar olduğu, çok açık ve nettir. Görülüyor ki, İslâm’a göre (nikâhsız evlilik) zina kesin olarak haramdır. Şu halde zinaya giden yolu tıkamak; ayrıca İslâm’ın dört kadına kadar evlenme iznini hayatın değişen şartları içinde ele almak gerekir. C. OSMANLIDA UYGULAMAOsmanlı’da Harem teşkilâtı ilk kez Fatih Sultan Mehmet zamanında ( 1451- 1481), Roma (Bizans) Sarayı örnek alınarak kurulmuştur. Unutmayalım: İslâm dini köleliği yasaklamıştı. Osmanlı Sarayı’na hemen her ırk ve kavimden ( savaş ve/ veya baskınlarda esir edilmiş kadın ve kızlar) cariye alınmıştır. Cariyelerin en güzelleri de padişahın özel hizmetini görürlerdi. Unutmayalım: İslâm dini, cariyelerin zorla fuhşa yani nikâhsız ilişkiye zorlanmasını yasaklamıştır. Yavuz Sultan Selim döneminde ( 1512- 1520), Halifelik Mısır’daki Abbasi Halifesi III. Mütevekkil’ den Osmanlı Devleti’ne geçti ve başkent İstanbul, Halifeliğin merkezi oldu. Osmanlı Padişahı “Halife” lik unvanını devraldı. Unutmayalım: İslâm dini köleliği yasaklamıştı. Halifeliğin merkezi İstanbul’da Köle /Esir Pazarı açıldı. Burada, savaş ve/ veya baskınlarda ele geçirilen kadın ve genç kızlar, fizik ve ırk özelliklerine göre belirlenen fiyatlarla cariye olarak satılırdı. İstanbul’daki ilk esir pazarı Haseki semtindeydi. 16 ncı yüzyılda, özellikle III. Murat döneminde (1574- 95) köle ticaretinin önemi arttı ve pazarlar kent merkezine kaydı. Kapalıçarşı ve çevresindeki bedestenler, Çemberlitaş’taki Tavukpazarı en hararetli esir pazarlarıydı. Unutmayalım, Kuranı Kerim (Muhammed Suresi 3 ncü ayet) esirlerin savaş bitince fidye alarak veya fidyesiz serbest bırakılmasını emreder. Halifeliğin merkezi İstanbul’da, Esirciler, Esirciler Kethüdası ve Esirciler Şeyhi’nin yönetim ve denetiminde örgütlenmişlerdi. Müslüman olmayanların esir ticareti yapması yasaktı. Satışları devlet adına Esirci Emini denetler, kırkta bir oranında da resim (vergi) alırdı. Avrupa ve Amerika’da da yaygın olan köleliğin insani ve ahlaki bir kurum olmadığı anlaşılınca, bu durum seslendirilmeye başlandı. Köleliliğin kaldırılmasıyla ilgili ilk kanunlar İngiltere'de ve ABD'de 1807 yılında çıkarıldı, daha sonra diğer Avrupa devletleri onları izledi. Osmanlı Devleti’nde de, Sultan Abdülmecit, 1847’de bir fermanla esir ticaretini yasakladı ve esir pazarlarını kaldırdı. Buna rağmen esir ticareti, gizli olarak Osmanlı Devleti’nde varlığını sürdürdü. Cariye alım satımı 1909’da, V. Mehmet Reşat tarafından kesin olarak sona erdirildi. SON SÖZ: Cariyenin efendisinin istediği zaman cinsi duygularını tatmin etmek için kullanılması meselesi, ( ben İslâm hukukçusu değilim ama mantığıma göre) İslâm Hukuku açısından doğru olamaz.. İslâm dini köleliği yasaklamışken, geçici olarak esir konumunda kalmış ve cariye olarak adlandırılan kadın esirlerle nikâhsız beraberlik mümkün değilken bu durumu meşrulaştırmak için gösterilen çabalar uygun değildir. Kuran-ı Kerim ayetleri insanların kendi çıkarlarına göre algılanıp, buna dayanan yasalar da işlerine geldiği gibi uygulanamaz. *** GÜNÜN SÖZÜ: “Bizden olmayanlar, bizim tarihimizi nasıl anlatırsa anlatsın. Biz, kendi tarihimizi, kendi öz medeniyetimizi doğru tanımak, doğru anlamak ve o tarihten ilham alıp, geleceği şekillendirmek zorundayız. “ Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN D. PROF. DR. ABDÜLAZİZ BAYINDIR'IN İSLÂM DİNİNDE KÖLELİK VE CARİYELİK KONUSU HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİNİ ÖĞRENMEK İÇİN(Ahmet AKYOL, 27 Aralık 2012) E. SAYIN İHSAN ELİAÇIK’IN CARİYE KONUSUYLA İLGİLİ YAZDIĞI YAZIYI OKUMAK İÇİN(Ahmet AKYOL, 27 Aralık 2012) YAZIYA GELEN YORUM: Sevgili Kardeşim, Cariye odalık değildir başlıklı yazının ışığında, şimdiye Kadar Kur'an'da göremediğim bir gerçeği bana gösteren Rabbime hamd ederken, buna sebep kıldığı Sayın Abdülaziz Bayındır ve sana teşekkürlerimi sunarım. Allah, ikinizden de razı olsun. ( M. Kemal ADAL, 27 Aralık 2012) |
|
|