ABD’nin
Irak’ı işgali Mart 2003′te tamamlandı.
ABD, dokuz yıl süren savaşta resmi rakamlara göre 4 bin 500
askerini kaybetti.
Toplam askeri harcaması 800 milyar dolara ulaştı.
Sadece son dört yılda 1.6 milyon Iraklı (Nüfusun %5.5′u kadar)
evinden, yerinden edildi, göçmen durumuna düştü.
Sadece 22 Aralık 2011 günü çoğunlukla Şii bölgelerinde
patlayan bombalardan dolayı 90 civarında Iraklı öldürüldü.
ABD’nin
Irak’ı işgali, 15 Aralık 2011′de resmen sona erdi.
Bağdat’da bulunan ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, ABD’nin
Irak Büyükelçisi James Jeffrey ve ABD’nin Irak’taki güçlerinin
komutanı General Lloyd Austin’in katıldığı seremoni ile ABD
bayrağı gönderden indirildi.
ABD’nin Irak’tan çekilmesi ile birlikte, yeni bir safhaya girilmiş oldu.
Bu andan itibaren Irak’taki gelişmelere daha fazla odaklanmamız gerekecektir.
Eski
bir CIA uzmanı olan Judith Yaphe
www.npr.orgsitesinde
yayımlanan
demecinde Irak’la ilgili olarak şunları söylüyor:
"Iraklıların
kendileri bile geleceklerinden emin değil.
Irak, ulusal sınırlarını dahi kontrol edemez.
Irak’ın zayıf bir hükümeti, zayıf bir askeri gücü ve
zayıf bir ekonomisi var"
Saddam
Hüseyin Sünni Müslüman idi.
İran’ın Orta Doğu’da Şiiliği yayma politikasında, Saddam
Hüseyin yönetimindeki Irak, İran’ın önündeki en büyük engeldi.
2003′teki ABD işgali sırasında ABD’nin hedefi Irak’ı ekonomik
olarak bağımsız, demokrasi ile yönetilen, güvenli bir ülke
haline getirmekti.
2003′ten sonraki yaşanan gelişmeler esnasında Irak’ta en büyük
darbe Sünnilere vurulmuş, Sünnilerin Iraktaki etkinliği yok
edilmiştir.
Denebilir ki,ABD’nin başlangıçtaki hedeflerinin hiç
birisine ulaşılamamış, Irak, ABD’nin eliyle tamamen İran
etkisine terk edilmiştir.
15 Aralık 2011 tarihi itibariyle, İran Irak’ta çok
daha fazla etkindir.
Bu yüzdendir ki Arap Ligindeki ülkeler Irak’a, aynen İran’a
baktıkları gibi şüpheyle bakmaktadır.
Irak,
dünyanın en çok petrol rezervine sahip olan 4.ülkesidir.
Irak, güvensizlik, iç çatışma tehlikesi, bozuk alt yapı,
yetersiz enerji kaynakları ve en önemlisi de rüşvet,
ahlaksızlık vb.
nedenlerinden dolayı, yabancı yatırımcılar için çekim merkezi
değildir.
Rüşvet ve yolsuzlukta Irak dünyadaki 183 ülke arasında
175.sıradadır.
Irak’ta halkın %20′den fazlası yoksulluk sınırının altında elde ettiği gelirle yaşamaya çalışmaktadır.
Irak,
halen "sözde" seçimle iş
başına gelen bir hükümetle yönetilmektedir.
Sözde diyoruz çünkü Irak’ın hiç bir noktasında can güvenliği
yoktur.
Güvenliğin sağlanamadığı bir ortamda seçmenlerin özgür
iradeleriyle, istedikleri aday veya partiye oy vermeleri olası
değildir.
Irak’ta mevcut olan parlamento, etnik (Arap, Kürt, Türkmen vb.) ve dinsel (Şii Müslüman, Sünni Müslüman, Hıristiyan vb.) olarak bölünmüş bir yapıdadır.
Irak
ekonomisi sadece petrol ve doğal gaz gelirine dayanmaktadır.
Saddam Hüseyin döneminde Irak halkının ilaç, temel gıda, su,
elektrik gibi zaruri ihtiyaçları karşılanabiliyordu.
Can güvenliği bugünkü kadar büyük sorun değildi .
2003′teki ABD işgali sırasında ve sonrasında devam eden iç
çatışmalarda, mevcut ekonomik alt yapı tahrip edilmiş, geçen 9
yılda halk Saddam Hüseyin dönemini arar hale gelmiştir.
Irak’ta işsizlik, kaçakçılık, adam kaçırma, organ ticareti, bombalama vb.yaygındır.
Irak vatandaşı günde ancak bir kaç saat süreyle elektrik enerjisi ile kısıtlı miktarda içme suyundan yararlanabilmektedir.
100
000′den fazla Iraklı işgal esnasında ve işgalden sonra meydana
gelen çatışmalarda hayatını kaybetmiştir.
Ne kadar Iraklının yaralandığı, ne kadarının aşağılandığı, ne
kadarının "tecavüze uğradığı"
hakkında kesin bir bilgi yoktur.
Bugün
için Irak’ta petrol ve doğal gaz çıkarılabilmekte, Petrol
Irak’ın ana geçim kaynağı olmaya devam etmektedir.
Ancak, Irak’ta yer altındaki petrolü çıkartacak, işleyecek,
satacak ve Irak’ı ayağa kaldıracak "özel
sektör" ve devlet gücü yoktur.
Merkezi
hükümetin Irak genelinde tam bir otoritesi yoktur.
Bağdat’taki merkezi hükümet ve dolayısıyla Şiiler ile
kuzeydeki Kürtler yabancı petrol firmaları ile ayrı ayrı
antlaşmalar yapmaktadır.
Saddam zamanında uzun yıllar Irak’ı yönetmiş olan, Bağdat ve
çevresinde yerleşmiş bulunan Sünni Arapların petrol
gelirlerinden aldıkları pay yok denecek kadar azdır.
2003′ten beri ABD askerlerince öldürülen, yok edilmeye
çalışılan Sünni Araplar, bugün ABD’nin Irak’tan gitmesine en
çok sevinen dinsel gruptur.
Irak’ta
önceki yıllara göre azalmış olsa da hemen her gün bombalama,
adam kaçırma vb.
gibi yasa dışı faaliyetler devam etmektedir.
15
Aralık 2011′de Fallujah kentinde ABD’nin Irak’tan çekilmesi
ile ilgili bir tören düzenlenmiş, törende 2004 yılında ABD ile
yapılan savaşta kaybedilenler anılmış ve ABD bayrakları
yakılmıştır.
İşgalde en çok yıpranan kentlerden olan Fallujah kenti
-Irak’ın genelindeki gibi- yeni yeni hayata dönmeye
başlamıştır.
Irak
hükümeti, aynen İran gibi, Arap Liginin Suriye’ye yaptırım
kararına katılmamıştır.
Şimdilik mevcut Irak hükümetinin ABD ile İran arasında bir
denge politikası gütmeye çalışacağı, ancak ABD’nin İran’ı
provoke etmesine de rıza göstermeyeceği değerlendirilmektedir.
12
Aralık 2011′de Beyaz Saray’da yapılan görüşmede Irak,
askerlerinin Türkiye ve İran tarafından eğitilmesine karşı
çıkmıştır.
Bunun yanında Maliki, ABD’den silah satın almaya devam
edeceklerini ifade etmiştir.
ABD,
Vietnam yenilgisinden sonra en büyük hezimeti Irak’ta
yaşamıştır.
Aynı hezimete Afganistan’da uğraması kaçınılmazdır.
Yalan yanlış gerekçelerle Irak’ı işgal etmiş, var olan devlet
yapısını yok etmek haricinde Iraklılara ilave hiç bir şey
vermemiştir.
Irak
Türkiye’nin 3.büyük ticaret ortağıdır.
Türkiye, güney komşusu Irak’ın İran kontrolüne girmesine ve
güneyinin Şiiler tarafından kuşatılmasına göz yummamalıdır.
Kürtler,
son güne kadar ABD’nin bölgeden çekilmesini istememiştir.
Ancak, Obama, kendi seçmenine söz vermiş, 2011 sonuna kadar
Irak’taki ABD askerlerinin tamamının evlerine döneceğini vaat
etmiştir.
Kürtler,
ABD çekilmeden evvel başta Kerkük olmak üzere, petrol
alanlarının üstüne oturmak için, Mart 2003′ten beri her türlü
serbestlik içinde, Irak içinde yayılmalarını tamamlamışlardır.
Ancak, elde ettikleri topraklar, Bağdat hükümetince
tanınmamaktadır.
Bu saatten sonra her ne sebeple olursa olsun, Irak’ta çıkacak bir çatışma (Örneğin; Kerkük bölgesinde) kısa zamanda kontrolden çıkarak Tamim, Bai Hassan, Nineveh ve Diyala gibi Kerkük’e yakın bölgelere de yayılacak; Kürtlerin ve petrolün yoğun olarak bulunduğu Zaho-Dohuk-Musul-Erbil-Kerkük-Süleymaniye hattı ile İran sınırı arasında yoğunlaşacaktır.
Bölgesel etnik veya dinsel çatışmalar, büyük devletlerin (ABD, Rusya, Çin gibi), bölgesel güçlerin ve petrolünü Irak’tan sağlayan ülkelerin de taraf tutmaları ile giderek bir iç savaşa dönüşebilecek, Kürtlerin Irak’taki de-facto kazanımlarını menfi etkileyecektir.
Kuzey Irak Kürt Yönetimi, kendisi dışında gelişecek bir iç savaştan yararlanarak, Kerkük vilayetini de ele geçirerek sahip olduğu petrol sahalarını daha da geliştirmek isteyecek; pozisyonunun zayıflaması halinde, en azından sahip olduğu sınırları tartışmalı toprakları elinde tutmaya çalışacaktır.
Iraklı Kürtlerin iç savaşa karışması halinde, Türkiye’deki Kürtler de Iraklı Kürtleri desteklemek için kontrol edilmesi zor Türkiye-Irak sınırını yasa dış geçerek Irak’a geçecekler, Iraklı Kürtlere ellerinden geldiğince para, silah ve diğer lojistik desteği sağlamaya çalışacaklardır.
ABD sonrası Kürtler, Bağdat’ta Şii’ler tarafından kurulacak Saddam yönetimine benzer "baskıcı" bir yönetimden çekinmekte; gevşek ve Kürtlere ses çıkarmayacak bir hükümetin işbaşına gelmesini istemektedir.
Muhtemel bir iç harpte, güneyde Şii ve Sünni Araplarla çatışırken, doğudan İran saldırısına maruz kalan Iraklı Kürtler, iki ateş arasında kalacak, ellerindeki toprakları koruma telaşına düşerek, Kerkük başta olmak üzere diğer toprak taleplerinden vazgeçecekler, büyük olasılıkla uzlaşma arayacaklardır.
Irak’ın 2003 yılında işgali esnasında ABD kuvvetlerini güllerle karşılayarak, özellikle Türkiye’ye meydan okumuş olan Iraklı Kürtler, olası bir iç çatışmada ABD’den koruma desteği görmezlerse, "ABD’nin kendilerini kandırdığını" ileri sürerek, yeni bir kara veya hava harekatında ABD’ye destek vermeyebilecektir.
Irak’ta
meydana gelecek iç savaşta, ağırlıklı olarak Kuzey Irak’ta,
yani muhtemel çatışmaların merkezinde yaşayan Kürtlerin
bulundukları bölgeden, Bağdat istikametinde Sünni Arapların
yoğun olarak yaşadığı Tikrit-Samarrah-Fallujah-Ramadi
bölgesine, yani Irak merkezine doğru göç etmeleri
beklenebilir.
Ancak, olası bir iç çatışmada Sünni Araplarla Şii Arapların
ittifak yapmaları halinde, Kürtlerin çatışma bölgesinden
kaçmak için daha güneye inmek yerine, kuzeye, Türkiye sınırına
doğru hareket etmeleri kuvvetle muhtemeldir.
Türkiye milyonlarca insanın sınırdan geçerek Türkiye
topraklarına girmesine "PKK unsurlarını da
barındırdıkları için" müsaade etmeyecek,
Birleşmiş Milletlerden sınırın Irak tarafında tampon bölge
oluşturulmasını talep edebilecektir.
Fırat Nehri-Bağdat-Dicle Nehri üçgeni arasında kalan bölgenin çöl olması, Kürtleri Türkiye sınırına doğru göçe zorlayan diğer bir etken olacaktır.
Çatışmanın uzaması halinde Birleşmiş Milletlerin Irak’ta yerinden edilen ve bir kısmı mülteci durumuna düşen Iraklı Kürtlere barınma, iaşe ve sağlık desteği veremeyeceği hesaba katılmalıdır.
Doğudan
İran, Güneyden Şii-Sünni Araplarla çatışmaya girmesi ve
Türkiye’nin hudut hattını kapatması durumunda, Kuzey Irak Kürt
Yönetimi çatışmada ölenlerle, bombalanan köy ve kasabalarda
yaşamını yitirenleri defin etmekte zorlanacak, Kuzey Irak’ta
bulaşıcı hastalık tehlikesi başlayacaktır.
Çatışmanın bahar ve yaz aylarına denk gelmesi halinde,
bulaşıcı hastalığın Irak geneline ve hatta komşu ülkelere de
yayılması, gıda ve ilaç kıtlığı kaçınılmaz olacaktır.
Son
bir kaç yıldır, PKK’nın ve Kuzey Irak Kürt Yönetiminin
düşmanca davranışlarına rağmen Türkiye Irak’ta ve özellikle
Kuzey Irak’ta"yumuşak güç"uygulayarak
etkili
olmaya çalışıyor.
Belki de Türkiye sadece Kuzey Irak’ı değil, bir bütün olarak
Irak’ı "arka bahçesi veya hinterlandı"
olarak görüyor.
Irak
Türkiye’nin 3., Kuzey Irak Kürt Yönetimi bölgesi 10.ticaret
ortağı haline gelmiş bulunuyor.
Türkiye Irak’a yılda 7,5 milyar dolar tutarında ihracat
yapıyor; bunun % 70′i Kuzey Irak Kürt Yönetimi bölgesine
gidiyor.
Bağdat’taki merkezî hükümetle varılan anlaşma uyarınca Kuzey Irak Kürt Yönetimi bölgesi, hemen hemen tamamı petrol ve doğalgaz kaynaklı kamu gelirlerinden % 17 dolayında pay alıyor.
Bölgede zengin doğalgaz rezervlerinin bulunduğu da biliniyor.
Kuzey Irak Kürt Yönetimi, Türkiye’yi yer altı kaynaklarını değerlendirilmede Kuzey Irak Kürt Yönetimine yardımcı olmaya davet ediyor.
Mersin Limanı’na gelen konteynırların dörtte biri Erbil’e ulaşıyor.
Her gün 400 Kuzey Irak Kürt Yönetimi vatandaşı Türkiye vizesi alıyor.
Her gün Erbil’den Türkiye’ye en az 3 uçak, 7 otobüs kalkıyor.
Kuzey
Irak Kürt Yönetimi bölgesinde Arapça ne kadar yaygınsa Türkçe
de o kadar yaygın hale geldi.
İş Bankası, Ziraat Bankası, Vakıflar bankası ve Albaraka’nın
Kuzey Irak’ta şubeleri var.
Bölgede
15 bin TC yurttaşının yaşadığı tahmin ediliyor.
Kuzey Irak Kürt Yönetimi bölgesinde kurulu 932 şirketin
yarıdan fazlasının Türkiye kökenli firmalar olduğu biliniyor.
Türkiye, kendi eliyle Kuzey Irak Kürt Yönetimi bölgesine can suyu verirken, günün birinde kalkınmasını tamamlamış, alt yapısını oluşturmuş, devlet olarak kendi ayakları üzerinde durmaya hazır hale gelmiş Kuzey Irak Kürt Yönetiminin "Bağımsız Kürdistan" ilanı durumunda ne tür bir tavır takınacağını şimdiden iyi hesap etmek durumundadır.
Kürtler,
ABD işgali ile birlikte kamyonlarla Kerkük’e Kuzey Irak
bölgesinden Kürtleri taşımış, Kerkük’ün çoğunluğu
Türkmenlerden oluşan nüfus yapısını değiştirmeye çalışmıştır.
2004′ten beri Kerkük’te Kürtler tarafından tertiplenen
Türkmenlere yönelik insan kaçırma, fidye, suikast vb.
faaliyetleri devam etmektedir.
Türkmenlerin aydınları, ileri gelenleri, iş adamları sürekli
tehdit altındadır.
Gayri resmi verilere göre 2004′ten beri kaçırılan Türkmenlere
ödenen fidye miktarı milyonlarca dolara ulaşmıştır.
Kerkük’teki can ve mal güvenliğine yönelik tehdit, bölgedeki
Türkmenlerin fırsat buldukça Irak’ın diğer bölgelerine göç
etmelerine neden olmaktadır ki Kürtlerin de istediği budur.
Türkmenlerin Kürtleştirme politikası çerçevesinde Kerkük’ten göçe zorlanmasıyla ilgili bilgiler ayrı birmakalededetaylı olarakele alınmıştır.
Muhtemel
bir iç harpte İran, Şiilerin çoğunlukta olduğu Irak’ı
böldürtmemek veya özellikle petrol alanlarının bulunduğu Kuzey
Irak’taki toprakları bölerek kendisi ele geçirmek
isteyecektir.
Bunun için İran, Irak’la olan tarihi sınır sorunlarını ve
Kürtlerin Şiileri katlettiğini ileri sürerek, başta Kürtlerin
başkenti Erbil olmak üzere, Kürt nüfusunun yoğun olarak
bulunduğu yerleşim yerleri ile Irak-İran hududundaki Kürt
köylerini ve petrol rafinerilerini füze ve top ateşine
tutacaktır.
Gerektiğinde bir kısım kara birlikleri ile Irak sınırını
geçerek Irak topraklarına girecektir.
İran’ın
tek başına veya zayıf bir olasılıkla Suriye ile birlikte
müdahalesi ile Irak yönetiminin tamamen Sünni destekli
Şiilerin eline geçmesi kolaylaşacaktır.
(Not: Mart 2011′den itibaren Suriye’de esmeye başlayan Arap
Baharı’nın etkisiyle, İran-Suriye ittifakının bir ayağı
otomatikman çökmüştür.
Kendi iç sorunlarıyla boğuşan Suriye’nin ve Esad rejiminin
içinde bulunduğumuz günlerde Irak’la ilgilenecek zamanı
yoktur.)
İran desteği ile Şiilerin bütün Irak topraklarına egemen olması halinde, Türkiye, Suriye-Irak-İran’dan oluşacak olan "Şii kuşatması" altında kalacaktır.
Türkiye,
düşük bir olasılıkla ABD ve NATO’nun onayı ile , İran’ın
petrol zengini Irak topraklarında egemenlik kurmasını
engellemek ve Irak’ta yaşayan soydaşlarının (Türkmenler) imha
edilmesini önlemek için taarruzla Türkiye-Irak sınırını
aşarak, ordusu ile Kuzey Irak topraklarına girebilecektir.
Türkiye’nin Irak topraklarına girmesi halinde, Irak’ta yaşayan
Şii Arapların çağrısı olsun ya da olmasın, İran da doğu-batı
istikametinden taarruzla Irak topraklarına girecektir.
Bu durumda Türk ordusu ile İran ordusunun Irak topraklarında
karşı karşıya gelmesi kaçınılmazdır.
Irak haritasının yeniden çizilmesinde Türkiye’nin bölge ülkeleri olan İran İslam Cumhuriyeti ve Suriye ile birlikte hareket etmesi, ABD ve batıyı kesinlikle memnun etmeyecektir.
ABD’nin
politik tepkisi ve askeri müdahalesinden ve kendi vatandaşı
olan Anadolu Kürtlerinin tepkisinden çekindiği takdirde
Türkiye, İran-Suriye ikilisiyle Irak’a müdahale etmek yerine,
bölgedeki gelişmelere Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda yön
vermek ve muhtemel bir Türkmen katliamına veya Türkiye
sınırına doğru olabilecek Kürt göçüne engel olmak için "bölgenin
abisi" rolünü oynayarak sadece Türkiye-Irak
sınırına yığınak yapmakla yetinecektir.
Bu durumda Kuzey Irak’taki PKK varlığı devam edecek,
İran-Suriye ikilisinin desteği ile Şii’ler Bağdat merkezli
olarak Irak’ta ve petrol alanlarında (Kerkük, Musul gibi)
üstün duruma gelecektir.
Öte yandan Türkmenler, tamamen Şii ve Sünni Arapların insafına
terk edilmiş olacaktır.
Toprakları
İran ve Türkiye gibi bölgesel güçler tarafından işgal edilecek
olan Irak ve Kuzey Irak Kürt Yönetimi fiilen ortadan kalkmış
olacaktır.
Ancak, dünya petrol rezervlerinin önemli bir kısmının
bulunduğu bir bölgenin Türkiye ve İran’ın eline geçmesi,
batıyı olduğu kadar doğuyu da rahatsız edeceğinden, bu hareket
tarzına asla izin verilmeyecektir.
Türkiye’nin Irak sınırını kapatması halinde, Kuzey Irak Yönetimince kontrol edilemeyecek büyüklükteki bir insan yığınının aç, sefil ve perişan durumda kalması olasıdır.
Irak
Kürtlerinin zor durumda kalması halinde, Türkiye’deki Kürtler,
Iraktaki soydaşlarına yardım etmek isteyeceklerdir.
Türkiye’nin Irak Kürtlerinin çağrısı ve desteği olmadan Irak’a
fiili müdahalesi ya da Türkiye-Irak sınırını mültecilere
kapatması durumunda, Türkiye genelinde eylem yapacaklardır.
Roj TV ise, Atatürk’le ilgili belgeseller yayımlayarak,
Türklerle Kürtlerin aslında bin yıldır beraber yaşadıklarını
ve kardeş olduklarını vurgulayacaktır.
Abdullah Öcalan, kaşıntılarının arttığı gerekçesi ile
avukatları ile görüşmek istese de, İmralı’ya gidecek avukat
bulunamayacaktır.
Kuzey
Irak Bölgesel Yönetimi Kandil Dağı’nda üslenen ve Kuzey
Irak’ta kampları bulunan PKK terör örgütü unsurlarını
topraklarından çıkarmadığı, Türkiye sınırları içinde yaşayan
Kürtlere pasaport dengi kağıt parçaları vermekten, bedava para
ve erzak dağıtmaktan vazgeçmediği sürece, Ankara’nın Kuzey
Irak Bölgesel Yönetimi ile iyi ilişkiler kurmayacağı, Irak’ta
meydana gelecek herhangi bir iç harpte bu gibi unsurlara
destek vermeyeceği değerlendirilmektedir.
Çünkü, Barzani ve adamlarının Türkiye’ye karşı söylemleri son
günlerde yumuşamış olsa bile, Türkiye’ye karşı düşmanca
davranış içinde olan bir terör örgütüne hala destek vermeye
devam ettikleri açıktır.
Bu desteğin gizlisi, saklısı kalmamıştır.
Yıllardır Kuzey Irak topraklarında barınan, eğitim yapan, BBC
ve CNN dahil dünya televizyonlarına hemen her gün demeçler
veren, belgesel çektiren ve Türkiye topraklarını
bölmek-parçalamak amacını her türlü imkanı kullanarak dünyaya
haykıran PKK terör örgütü var olduğu sürece, hangi tür çıkar
olursa olsun, Türkiye Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin
arkasında durmayacaktır.
The
International
Crisis Group Irak uzmanlarından Joost Hiltermann www.npr.org
sitesindeçıkan demecinde İran’ın Irak’taki artan etkisine
temas ederek şöyle diyor:
"Türkler Irak’ta
çok akıllı davranıyor.
Türkler İran’a göre Irak’taki etkilerini genişletmek
için, Irak’ta yumuşak diplomasiyi (soft diplomacy) ve
ekonomik güçlerini kullanıyor.
Türkiye ile kıyaslandığında İran’ın ticaret alanında
Irak’a sunabileceği fazla bir şey yok.
Irak’a sunabileceği ticari mallarla yapacağı
yatırımların kalitesi düşük.
Türkiye bu oyunda İran’ı yenebilir.
Barışçıl bir rekabet ortamı olduğunda Irak, İran’la
Türkiye arasında bir denge gözetebilir"
Son aylarda "Türklere Kürt kargası bile vermem"
diyen Talabani ile Kuzey Irakta yaşayan Kürtlerin lideri
Barzani’nin Türkiye’ye karşı eski söylemlerini bırakmış
olmaları, PKK konusunda Türkiye’nin ikazlarını en azından
dinleme noktasına gelmeleri, Türkiye’nin son bir kaç aydır
Kandil başta olmak üzere Kuzey Irak’taki PKK kamplarını
bombalamasına fazla ses çıkartmamaları, her gün Kuzey Irak’ta
yeni bir Türk bankasının açılması, THY’nin Kuzey Irak’a
doğrudan seferler düzenlemesi, konut inşa sözleşmeleri
imzalaması, Türkiye-Irak arasındaki ticaret hacminin artması
vb.
Joost Hiltermann’ın tezlerini desteklemektedir.
Ticaret bir yana bırakıldığında, analistlerin bir kısmı
İran’ın Irak’ta Şiiler arasında çok önemli bir yeri olduğunu,
Şii-Sünni ayrılığının giderek derinleşeceğini kabul
etmektedir.
El-Kaide
ve Hamas gibi İslami örgütler, her zaman yaptıkları gibi ve
fırsattan istifade ile ibadet mekanları, alış veriş merkezleri
vb.
yerleri bombalayarak, Hıristiyanları, karşıt görüşteki
Müslümanları katlederek, halkın yoğun olduğu şehirlerde
bombalama eylemleri yaparak Irak’taki kargaşa ortamını daha da
artıracaktır.
Irak’taki
iç çatışma ortamı, PKK’ terör örgütüne mensup teröristlerin
Kuzey Irak’ta rahatça hareket etmesine olanak verecektir.
Ancak, 2003-Aralık 2011 döneminde ABD’nin müsaade ve onayı
olmadan Irak sınırından içeri giremeyen Türkiye,
· ABD’nin Irak’taki etkisinin günden güne zayıflaması,
· Bağdat hükümetinin Irak’ta milli birliği sağlayamaması,
Irak’ta etnik-dinsel temelli çatışmaların giderek yayılması ve bu çatışmaların Türkiye’nin milli menfaatlerini tehdit eder hale gelmesi durumunda, 2003 öncesinde olduğu gibi canının istediği zamanlarda Irak’taki kamplara hava ve kara harekatı icra edebilecektir.
ABD’nin Bağdat’ta icra ettiği savaşı bitiren tören esnasında, 2004′e kadar ABD askerlerine karşı en fazla direnişin gösterildiği Falluja’da sevinç gösterileri düzenlenmiş, ABD bayrakları yakılmıştır.
Irak’ta
yaşanacak muhtemel bir iç savaşta, Kerkük-Musul gibi Kuzey
Irak’taki önemli petrol merkezlerinden petrol işletme ve
sevkiyatı tamamen duracak, dünyadaki petrol fiyatları hızla
artacaktır.
2008′den beri devam eden ve halen Avrupa Birliğini sarsmakta
olan ekonomik krizde ekonomisi sarsılan ülkeler, petrol
fiyatlarının tırmanması ile dış borç yükleri artacağından, iç
krizlere ve iflasa sürüklenecektir.
Irak krizi, petrol fiyatlarının artması Euro bölgesinin
lokomotifi Almanya’yı da etkileyecek, Almanya krizdeki diğer
Avrupa Birliği ülkelerini finanse etmekte zorlanacak, bir
noktadan sonra Euro’yu terk etmek zorunda kalacaktır.
ABD
tası tarağı toplayıp Irak’tan ayrıldıktan sonra Bağdat
hükümeti, Irak’ın toprak bütünlüğünü muhafaza etmek isteyecek
ve destek aradığında yanı başında İran ve Suriye’yi
bulacaktır.
Ancak, Aralık 2011 itibariyle Suriye’nin başı iç savaşla
derttedir.
İran ise zaten Irak Şiilerine desteğini sürdürmektedir.
ABD’nin
İran tarafından desteklenen Şii’lere giderek yaklaşması,
çoğunluğu Şii’lerden oluşan Irak Ordusu’nu eğitmesi, donatması
ve F-16 dahil, Bağdat Hükümetine silah satması, 2003′ten beri
ABD’nin açık desteği ile politika yapan Kürtleri üzmektedir.
ABD’nin bir yandan İran’daki Şiilere destek verirken, diğer
yandan İran’la ilgili savaş planları yapması kendi içinde
tezat teşkil etmektedir.
Olası
bir iç savaşta Irak’taki gelişmeleri kendi kontrolünde tutmak
isteyecek olan ABD, bölge ülkelerinin Irak’a müdahale etmesine
engel olmak için, Bağdat hükümetinin de desteğini aldığı
takdirde, Çekiç Güç örneğinde olduğu gibi Irak hava sahasını
yabancı uçaklara kapatacaktır.
Ancak, hava sahasının kapatılması, Bağdat merkezinde ve petrol
ve doğalgaz zengini alanlarda yaşanacak çatışmaları sona
erdiremeyecek; kara harekatı gündeme gelecektir.
Afganistan’da
savaşacak muharip asker bulmakta zorlanan ve 2014′e kadar
Afganistan’dan çekilme planları yapan ABD, ne kadar süreceği
belli olmayan bir iç savaşı bastırmak için, kargaşa içerisinde
bırakarak terk etmiş olduğu Irak’ta yeni bir kara harekatı
yapmak istemeyecektir.
Zaten artan kamuoyu baskısı da ABD hükümetinin yeni bir kara
harekatı icrasına müsaade etmeyecektir.
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliğinde bırakılan 16000 personelin,
muhtemel bir iç savaşta canlarını koruma derdine düşmeleri
kaçınılmazdır.
ABD
ve İsrail’in İran’daki teknolojik gelişmeleri yakından takip
ettikleri, nükleer tesisler ile petrol rafinerilerini vurmak
için İran’ın bölgede atacağı bir yanlış adımı bekledikleri
bilinmektedir.
İran’ın Irak topraklarına girmesi halinde, halihazırda Kuzey
Irak Bölgesel Yönetimi ile iyi ilişkiler içinde bulunan
İsrail’in Kuzey Irak hava sahasını kullanarak İran’a hava
taarruzu düzenlemesi yüksek olasılıktır.
Irak’ı
özgürleştirmek parolasıyla 2003′te işgal eden ABD, 31 Aralık
2011 tarihinde Irak’tan tamamen çekilmiş olacaktır.
Bir milyondan fazla Iraklının öldürüldüğünü, yaralandığını
veya tecavüze maruz kaldığını saymazsak, "Victory
in Iraq" parolasıyla Irak’ı işgal eden ve
yaklaşık 9 yıl yöneten ABD’den geriye kalan sadece ve sadece
yukarıda bir kaçını incelemeye çalıştığımız, her biri bir
diğer risk ortamını tetikleyen iç içe geçmiş sorunlar
yığınıdır.
15
Aralık 2011 günkü konuşmasında ABD Savunma bakanı Leon Panetta
"ABD
askerlerinin
Irak’ta icra ettiği görev, akıtılan kan ve harcanan
dolarlara değmiştir!" demiştir.
Doğrusu bir dönem ABD’nin Irak’ta bulundurduğu asker sayısı
170 000′e ulaşmıştır.
Tahminlere göre ABD’nin Irak işgalinin faturası 1 trilyon
doları aşmıştır.
ABD’nin 4500 asker kaybının yanında 30 00′den fazla yaralısı
vardır.
Dokuz yıl içerisinde 1,5 milyondan fazla ABD’li sivil-asker
Irak’ta görev yapmıştır.
ABD’de yapılan kamuoyu anketlerine göre halkın %75′inden
fazlası ABD’nin Irak’tan çekilmesinden memnundur.
ABD Devlet başkanı Obama’da Kuzey Carolina’da icra edilen bir
törende "ABD, Irak’tan başı dik
ayrılmaktadır!" demiştir.
15 Aralık 2011 günü icra edilen törenle Irak’taki ABD bayrağı
ABD ordusu geleneklerine göre "emekli"
edilmiştir.
Aynı törende Irak Başbakan Yardımcısı Hüseyin al-Shahristani
bir konuşma yapmış, konuşmasında "ABD’nin
Iraktan ayrılmasından memnunuz!" demiştir.
ABD’nin Bağdat’taki Büyükelçiliğinde 15 000 sivil, 200 kadar
askeri personelin kaldığı sanılmaktadır.
ABD’nin hali hazır Bağdat’ta yönetimi elinde tutanlarla -manda
yönetimi mensupları- çok ciddi ve uzun vadeli petrol
antlaşmaları yaptığı sanılmaktadır.
Aynı ABD’nin 1979 öncesi İran’da da çok önemli antlaşmalar
yapmış olduğunu da unutmamak gerekir.
Yapmacık gerekçelerle, sahte istihbari bilgilerle hukuksuz bir
şekilde Irak’ı işgal etmiş olan ABD’nin, buz üzerine attığı
imzaların, halk hareketi ile iktidara gelecek yeni bir yönetim
tarafından çöpe atılması olasıdır.
ABD’nin
Irak’ta
bıraktığı askeri ve sivil personeli için önümüzdeki günlerde
can güvenliği en büyük sorun olmaya devam edecektir.
ABD büyükelçiliği havan atışlarına karşı korumasızdır.
Yine Kuveyt’teki üslerden Irak’a yapılacak askeri intikaller
de mayın, el yapımı patlayıcı, baskın ve pusu faaliyetlerine
karşı hassas durumda olacaktır.
Bu saatten sonra ABD’lilerin "God
bless the men and woman of the armed forces in Iraq!"diyerek Allahtan yardım dilemekten başka
çareleri olmayacaktır.
15
Aralık 2011 günü icra edilen savaşı bitirme törenine bir (1)
tanecik de olsa Iraklı subayın katılmadığı bildiriliyor.
ABD Savunma Bakanının dediği gibi ABD gerçekten bu savaşı
kazandı mı?
Iraklıların beyni ve vicdanı bunu söylüyor mu?
Irak’ta Saddam döneminde can güvenliği sorunu yoktu.
Su ve elektrik sorunu da yoktu.
10 yıla yaklaşan ABD işgali sonunda, geriye bırakılan aç,
susuz, parasız-pulsuz, güvenliksiz, elektriksiz Irak,
ABD’lilerin "kutsal
zaferi" mi olmuş oluyor?
Irak’ın petrol yataklarına sahip olmak için 2003′te başlatılan
işgal, ekonomik olarak ABD’ye 1 trilyon dolara mal olmuştur.
Bağdat’taki "Manda İdaresi"
geride bırakılan 15 000 elçilik personeli ve 200 asker ile
Irak petrollerine nasıl sahip çıkacaktır?
Bunu zaman gösterecektir.
ABD’nin Vietnam travmasını, Irak travması takip etmiştir.
Yeni bir travma ise Afganistan’da yaşanacaktır.
Bu mağlubiyet Çin ve Rusya destekli İran’a yaramıştır.
Vietnam, Irak, Afganistan travmalarından sonra ABD’nin yeni bir travma yaşamak için İran’a saldırıp saldırmayacağını hep beraber bekleyip göreceğiz.
LİNK : http://www.stratejikanaliz.com/category/dis-poitika/irak/#.U4uKwfmPkR4
a45UyF587661-201307301451-02
| Kurmus
oldugum gruba uye olun Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur: Ozgur_Gunde...@yahoogroups.com |
Ayrilmak
isterseniz de : Ozgur_Gundem...@yahoogroups.com |
Grup
Sayfamız : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/ |
Arzu
ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz. http://orajpoyraz.blogspot.com/ |