|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 20 12:43AM +0200
ÖZEL BÜRO NOTU : BU HABERİ PAYLAŞTIĞIMIZ İÇİN YAHUDİ ÜYELERİMİZ UMARIZ BİZİ YANLIŞ ANLAMAZ. ÇÜNKÜ HABERİN DOĞRU OLUP OLMADIĞI KONUSUNDA BİR BİLGİMİZ YOK ANCAK BİZE ÇOK İLGİNÇ GELDİ. BİZE GÖRE FİLİSTİN YANLISI YANDAŞ MEDYA TARAFINDAN ÜRETİLMİŞ FABRİKASYON BİR HABER AMA BUNU YİNE DEĞERLİ DOSTLARIMIZ MENTEŞ AZUZ VE RAFAEL SADİ BEYLERE SORMAK İSTERİZ. LÜTFEDİP YORUMLARLARSA ÇOK MUTLU OLURUZ. ŞİMDİDEN TEŞEKKÜRLER. Yahudilerin bir hadis-i şerifte yer alan değerlendirmeden korkup İsrail'in her yanına aynı ağaçtan dikme gayreti içinde olduğunu biliyor muydunuz? İşte o hadis-i şerif. Ortadoğu'daki gelişmeleri yakından izleyen, başta İsrail olmak üzere bölge ülkelerine sık sık gelip giden ve bu coğrafyanın tarihsel sürecine ilişkin çok sayıda yayını bulunan tarih profesörü bir dostum bana önceki gün; "Yahudiler İsrail'de en çok hangi ağacı dikiyorlar ve bunun sebebi nedir biliyor musunuz?" diye sordu. Kendisine, özellikle tarım konusunda İsraillilerin dünyanın en önemli araştırmalarına imza attıklarını biliyorum ama bir ağaca karşı özel ilgileri olup olmadığı konusunda bilgi sahibi değilim dedim. İsrail'e de şimdiye kadar hiç gitmediğimi söyledim. Kısacası sorunun cevabı bende yoktu. Verdiği cevap çok ilginç oldu. Yahudilerin İsrail'de en çok diktikleri ağacın gargat ağacı olduğunu, bunun nedeninin ise bir hadis- i şeriften kaynaklandığını söyledi. "Yahudiler hadis-i şeriflere itibar ediyorlar mı ki" dedim. Etmiyorlar ama yine de içleri rahat değil. Tedbiren de olsa yine de bu ağacı dikmekten geri kalmıyorlar dedi. Sonra Peygamber Efendimizin konuyla ilgili bir hadis-i şerifini okudu. Tarihçi dostumun yanından ayrıldıktan sonra bu hadis-i şerifi kaynaklarıyla birlikte sizlerle paylaşmak üzere kütüphanemdeki kitaplardan aradım buldum. İlginçtir, hadis-i şerif daha çok kıyamet alametlerinin zikredildiği bölümlerde geçiyor. Kaynaklarda kıyamet alametleri sıralanırken, fitnenin artması, Yahudilerin Müslümanlara yönelik taşkınlık ve zulmü inanılmaz boyutlara varınca, sabır sınırı taşıp artık bu zulme bir dur demek isteyen Müslümanların kendilerini bulup cezalandırmasından çekinen Yahudilerin bulabildikleri her yere kaçıp saklanacağından söz ediliyor. Hadis-i Şerif'te, Yahudilerin taşların ve ağaçların bile arkasına saklanacağı, buna karşın Gargat ağacından başka bütün taş ve ağaçların: "Ey Müslüman, Ey Allahın kulu, Yahudi arkamdadır, gel onu öldür" diyeceği ifade ediliyor. (Buhârî, Tecrid, IX, 73; Tirmizî, Birr, 25; Fiten, 2; et-Tâc, I, 25). Bahsi geçen hadis-i şerif Sahih-i Müslim'de; "Öyle ki Yahudiler taşların ve ağaçların arkasına saklanacak ama ağaç ve taş dile gelerek 'Ya Müslim! Ey Allah (c.c.) kulu! Gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkamda, gel onu cezalandır. diyecek. Sadece 'gargat' ağacı bunu söylemeyecek çünkü o Yahudi ağacıdır" buyuruluyor. (Kitab-ul Fiten H. 2239). <http://www.aktif.be/wp-content/uploads/2014/07/gargataac2.jpg> Bu kadar yalın bir gerçeklikle ifade edilen hadis-i şerif üzerinde ayrıca bir yorumda bulunma ihtiyacı duymuyorum. Her şey gayet açık ortada. Fakat izniniz olursa Gazze'de yaşanan son vahşet görüntülerinden de yola çıkarak hadis-i şerifin son cümlesinin altını bir kez daha çizmek istiyorum. Ne buyuruyor Peygamber Efendimiz; "Ağaç ve taş dile gelerek, Ey Müslüman, gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkamda, gel onu cezalandır" diyecek. Demek ki Yahudilerin artık haddi iyice aşmış zulmüne tanıklık etmek ağaçların ve taşların bile deyim yerindeyse canına öyle bir tak edecek ki, sabırları taşacak ve ihbarda bulunmak üzere dile gelecekler. Hadis-i Şerif temel kaynaklarda böyle geçiyor. Birileri rahatsız olacak diye lafı eğip bükecek değiliz. Peygamber Efendimiz söylüyorsa El Hak doğrudur. Nitekim Yahudiler de yaptıkları işin sonunun nereye varacağını ve tarihteki örneklerinde de görüldüğü gibi hep böyle sürüp gitmesinin mümkün olmayacağının az da olsa farkında olmalılar ki, hadis-i şerifte "sadece o ağaç söylemeyecek" denilen gargat ağacını tarih profesörünün tespitiyle ülkenin her yanına dikmekten geri kalmıyorlar. İsrailliler her yana bu ağaçtan dikeceklerine zulme son verseler daha iyi olur. O zaman muhakkak ki daha güvende olacaklardır. Bu iş hep böyle gitmez. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Tüm dünya tepkili. Siz bakmayın İsrail'in Gazze'de yaptığı katliamların sadece İslam dünyasında tepki oluşturmuş gibi bir görüntü ortaya koyduğuna. İsrail'in yıllar yılı bölgede uyguladığı ölçüsüz şiddet ve tarih boyu yapıp edegeldikleri fenalıklar tüm dünya ülkelerinde gizliden gizliye öylesine derin bir nefretin oluşmasına zemin hazırladı ki, yabancılarla konu üzerinde biraz konuşmaya başladığınızda hemen fark ediyorsunuz bunu. Kaldı ki dinsel öğretileri ve tarihsel tecrübeleri de buna uygun. Yahudilerin günümüzdeki tutum ve davranışları da bu acıları tazeleyecek türden. Burada ayıplanacak olan durum nefret duymak değil, nefrete neden olacak eylem ve davranışlara göstere göstere zemin hazırlamamaktır. Dünyanın önde gelen medya kuruluşları ve ajansları büyük ölçüde Yahudi sermayesinin kontrolünde olduğu için, hükümetler aleyhlerine kampanya yürütülmesin, yıpratılmasınlar diye tepki göstermekte tutuk davranıyorlar. Kısacası, dünyanın gözleri önünde cereyan eden zulme karşı dünya kamuoyunda oluşan nefret henüz kitle iletişim araçları vasıtasıyla beklendiği ölçüde dillendirilmeye başlanmadı. Fanusun kapağı bir açılmaya görsün, dalga hızla büyüyecek ve zulme karşı kitlelerde oluşan nefret daha rahat gözlemlenebilecektir. Kaldı ki bu tür açık bir zulme karşı tepkili olmak için din olarak sadece İslam'a mensup olmak gerekmiyor. İnsanlık duygularını kaybetmemek yeterlidir. Yazının başında yer verdiğimiz hadis-i şerifin vermek istediği mesajı, Gazze'de yaşanan vahşet karşısında ruhlarda oluşan kabarmayı hissedince daha rahat algılayabiliyoruz. Savaşın bile adabı vardır. Bu kadar mı gaddar olur bir insan? Bu açıklamalar önemli. Başbakan Erdoğan'ın dün Antalya'da yaptığı şu açıklama önemlidir: "Zulüm ile abat olunmaz. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. Şu anda İsrail ne yazık ki orantısız güç kullanımıyla bir insanlık dramına imza atmıştır. Bu insanlık dramı inanıyorum ki İsrail'i kendi içinde birçok sıkıntılara mahkûm edecektir. Er veya geç hak egemen olur. Zira o bombaların altında ölen çocukların ahı yerde kalmayacaktır, o savunmasız kadınların, annelerin ahı yerde kalmayacaktır, o gözyaşları yerde kalmayacaktır. Bu gidiş gidiş değil. Er veya geç hak egemen olur." Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in, İsrail'in yaptığını anlatmak için katliam ve vahşet kelimeleri yeterli kalmaz sözleri ve "İsrail'in bu tahrikleri sürdükçe terörle mücadelede başarılı olmak mümkün değildir" tespiti de fevkalade önemlidir. Bombalar altında bile tevekkül hissini kaybetmeyen ve yılgınlığa düşmediğini tüm dünyaya gösteren bir avuç Filistinlinin cesaretinin onda biri BM Güvenlik Konseyi üyelerinde olsa dünyadaki barış ortamı çok daha farklı olurdu. İsrail ürettiği korkularla dünyanın iradesini bloke ediyor. Sizden ve tehditlerinizden korkmuyoruz diyecek Selahattin Eyyubi yürekli 3-5 devlet adamına ihtiyaç var. Yazımızı İsra süresinden konuyla ilgili bir ayetle sonlandıralım: "Kitapta İsrailoğulları'na şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa (iktidar olup) bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz. Ve nitekim o iki vaadden ilkinin zamanı geldiğinde, son derece zorlu ve güçlü kullarımızı üzerinize gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. Bu, yerine getirilmesi gereken bir sözdü ve gerçekleşti" (İsra, 4-5) Not: Filistin devletinin stratejisi ne olmalı? Dünyanın desteği nasıl sağlanabilir konusunda en güzel yazıyı geçen hafta Prof. Dr. Nevzat Tarhan kaleme almıştı. Gözden kaçıranlar bakabilirler. (İlgili link: Hamas, Aliya gibi hareket etmeli) [publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] [tags KOMPLO TEORİLERİ, YAHUDİ, HADİS] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 20 12:33AM +0200
Zaman gazetesi eski yazarı Hüseyin Gülerce, Fuat Avni'nin kendisi hakkındaki operasyon iddialarını yalanlarken Fuat Avni'nin kim olduğunu açıkladı. 14 Aralık'ın ardından Hüseyin Gülerce'nin ifaderine dayanarak 25 Aralık'taoperasyon yaplacağını öne süren Fuat Avni'ye jet yanıt geldi. Fuat Avni'nin kendisini hedef gösterdiğini ve hayatının tehlike altında bulunduğunu belirten Hüseyin Gülerce, "Bu ismin bir şahıs olmayıp Pensilvanya merkezli istihbarat havuzu olduğu kanaati yaygındır" dedi. Savcılıkta isim verdiği iddiasına sert çıkan Hüseyin Gülerce, şöyle devam etti: "Bu şerefsizce bir yalandır. Pensilvanya beni hedef göstermektedir." Hüseyin Gülerce'nin Twitter'dan yaptığı açıklamalar şöyle: "Fuat Avni, son attığı tweetlerde şahsımı hedef göstermektedir. Bu ismin bir şahıs olmayıp Pensilvanya merkezli istihbarat havuzu olduğu kanaati yaygındir. Yalanlara dayanarak benim savcılıkta, esnaf ve işadamlarının ismini verdiğimi, buna göre yenioperasyon yapılacağını iddia etmektedir. Bu şerefsizce bir yalandır. Pensilvanya beni hedef göstermektedir. Hayati bir tehdit altındayım. Türkiye'nin nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzu şimdi daha iyi anlıyorum. Allah korkusu kalmamış "Paralel Yapı" her türlü provokasyonu yapabilir..." [publicize twitter] [publicize facebook] [category istihbarat] [tags FETULLAHÇI GAZETECİLER DOSYASI, Hüseyin Gülerce, Fuat Avni] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 20 12:21AM +0200
ÖZEL BÜRO NOTU : KANUNLARA BAĞLI İNSANLAR OLARAK HER TÜRLÜ MAFYA ORGANİZASYONUNU SEVMEYİZ. GEREK YÖNTEMLERİ GEREKSE ÇIKARLARI İÇİN HERŞEYİ YAPMALARINDAN ÖTÜRÜ. ANCAK BU HABERDE ADI GEÇEN TECAVÜZCÜ A.T. GİBİ ŞEREFSİZLERİN ALACAĞI CEZAYI AZ BULDUĞUMUZU DA ÖZELLİKLE VURGULAMAK İSTERİZ. ÇÜNKÜ BU ŞEREFSİZLERE ACIMAK, MERHAMET ETMEK İÇİMİZDEN GELMİYOR. BÖYLE BİR YARATIĞIN HİÇ BİR ŞEKİLDE TEKRAR İNSANLAR ARASINA KARIŞMAMASI GEREKİYOR. ESKİDEN AMERİKA'DA MAFYA ELEMANLARI KARŞI MAFYA GRUBUNDAN BİRİNİ ÖLDÜRMEK İSTEDİĞİNDE ONA EN ÇOK ACI VERECEK YÖNTEMLERİ SEÇERDİ. ONLARCA FARKLI METOTLARI VARDI İŞKENCE OLARAK. AMA BUNLARDAN BİZE GÖRE EN ACI VERENİ CANLI CANLI GÖMMEKTİ. ŞÖYLE YAPARLARDI. ÖNCE KURBANI SERT BİR CİSİMLE BAŞINA VURARAK BAYILTIRLARDI. ONDAN SONRA ORMANIN İZBE BİR KÖŞESİNDE ÇUKUR AÇIP KURBANI TABUT İLE BU ÇUKURA HAVA ALACAK ŞEKİLDE GÖMERLERDİ. BİRDE BİR FENER BIRAKIRLARDI YANINA. BU ÇUKUR EN AZ 7-8 METRELİK DERİNLİKTEN OLUŞURDU Kİ KURBAN CAN HAVLİ İLE KÖŞELERİ ÇİVİ İLE ÇAKILI TABUTTAN ÇIKIPTA TOPRAĞIN ÜSTÜNE ERİŞEMESİN DİYE. KURBAN BU TABUTTA İLK 1-2 GÜN CAN HAVLİ İLE AVAZI ÇIKTIĞI KADAR BAĞIRIR, ONDAN SONRA ÖNCE AKLİ MELEKELERİNİ SONRA DA CANINI YİTİRİRDİ. İŞTE DEĞERLİ ÜYELER, HER NE KADAR MAFYAYA KIZSAKTA BU ACIMASIZ HAYATTA ONLAR HEDEFLERİNİ HİÇ BİR ŞEKİLDE AFFETMİYOR VE EN AĞIR ŞEKİLDE CEZALANDIRIYOR. TABİ BU YÖNTEM BİR İŞKENCE METODUDUR VE BİR DEVLETİN BUNU YAPMASI BEKLENEMEZ AMA SORUYORUZ YAŞLI, KÖR VE ÜSTELİK FELÇİ BİR YAŞLI KADINA BU MUAMELEYİ YAPAN KİŞİNİN CEZASI 21 SENE Mİ OLMALIDIR ? TABİ Kİ DEVLET İŞKENCE UYGULAMASIN AMA BU ŞEREFİSZİ DE 8-10 SENE İÇİNDE SERBEST KALMAYACAK BİR CEZAYA ÇARPTIRSIN. BİZ DEVLETİN BU GİBİ SUÇLARDA DAHA AĞIR CEZALAR VERMESİNİ BEKLİYORUZ. DİYARBAKIR'da geçen ocak ayında, felçli ve görme engelli olan 70 yaşındaki H.A. adlı kadına tecavüz etmekle suçlanan 31 yaşındaki A.T. hakkında 21 yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı. Evde içtiği sigaranın izmaritinden yakalanan sanık A.T., "Suçlamayı kabul etmiyorum. Sigara izmaritinin oraya nasıl gittiğini bilmiyorum. Ben devlete çalıştığım için PKK tarafından tehdit edildim. Onların yaptığını düşünüyorum" dedi. Akrabaları ile aynı binada oturan felç geçirdiği için yatalak olan, görme engelli H.A., saat 01.00 sıralarında evinin kapısını açarak giren bir kişinin tecavüzüne uğradı. Yaşlı kadının üst kattaki yeğenine seslenmesi üzerine, paniğe kapılan şüpheli kaçtı. Yakınlarının haber vermesi üzerine olay yerine gelen polis, evde sigara izmariti, bir çift erkek ayakkabısı ve bir gömlek buldu. Evde ilk ifadesi alınan mağdur H.A., utancından tecavüze uğradığını polise anlatamayarak, "Gece bir kişi pencereye vurarak kapıyı açmamı istedi. Kapıyı açmayınca kurcalamaya başladı. Gözlerim görmüyor ve felçliyim. Üst katta yeğenlerim oturuyor. Bu kişi kapıyı bir süre kurcaladıktan sonra içeri girdi. Vücudumun belirli bölgelerini elledi. Ben bağırınca yeğenimin eşi geldi. Bu sırada sanırım kaçtı" dedi. UTANDIĞI İÇİN TECAVÜZÜ POLİSE SÖYLEMEMİŞ Olayı soruşturan polis, yaşlı kadının akrabalarının ifadesine de başvurdu. Yaşlı kadının akrabaları, "Gece bağırma sesi duyunca eşimle aşağıya indik. Bir şahsın elinde elbiselerle, yalınayak kaçtığını gördük. Halamın yanına gittiğimizde çıplak vaziyette yerde yatıyordu. Korkudan titriyordu. Ne olduğunu sorduğumuzda tanımadığı bir kişinin elbiselerini çıkarıp kendisine tecavüz etmek istediğini söyledi. Halam utandığı için tecavüz olayını polise söylememiş. Ancak daha sonra bize söyledi" dedi. Yaşlı kadının utandığı için tecavüzü söylemediğini öğrenen polis H.A.'nın yeniden ifadesini aldı. İkinci ifadesinde olayı anlatan yaşlı kadın, 1 yaşından beri gözlerinin görmediğini ve 2 yıldan bu yana da felçli olduğunu belirterek, uğradığı tecavüzü ilk ifadesinde utandığı için anlatamadığını söyledi. SİGARA İZMARİTİNDEN TESPİT EDİLDİ, 21 YIL HAPSİ İSTENDİ Evde yapılan incelemede ele geçirilen sigara izmariti daha sonra kriminal incelemeye gönderildi. İzmaritten alınan tükürük örneğini sabıkalıların örnekleriyle karşılaştıran polis, geçmişte yaşanan bir silahla yaralama olayının failinden alınan kan örneği ile DNA eşleşmesi sağlandığını tespit etti. DNA eşleşmelerini inceleyen kriminal uzmanları bir fabrikada gece bekçisi olarak çalışan A.T.'nin kimliğine ulaştı. Evli ve 3 çocuk babası olan şüphelinin cep telefon kayıtları da incelemeye alındı. İncelemede şüpheli A.T.'nin cep telefonunun olay günü yaşlı kadının evinin yakınlarında sinyal verdiği tespit edildi. Bunun üzerine polis 4 aylık araştırma ardından şüpheliyi evinde bularak gözaltına aldı. Hakkında hazırlanan evrakla adliyeye sevk edilen A.T., çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. RAPOR EZİYETİ: RUH SAĞLIĞI BAKIMINDAN KENDİNİ SAVUNABİLİR Soruşturmanın devam ettiği dönemde emniyete yazı yazan savcılık, felçli ve görme engelli olan mağdurenin Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne sevk edilerek ruh sağlığının bozulup bozulmadığının ve beden ve ruh bakımından kendisini savunup savunamayacağına ilişkin rapor aldırılmasını istedi. Kurul raporunda yaşlı kadının bedenen kendini savunamayacak, ruh sağlığı bakımından kendini savunacak durumda olduğu belirtildi. Ayrıca yaşlı kadının beden ve ruh sağlığı raporunun alınması için ileriki bir tarihte tekrar hastaneye getirilmesi için randevu alınması istendi. ZORLA MAHKEMEYE GETİRİLMESİNE KARAR VERİLDİ Olayla ilgili hazırlanan iddianamede ise şüpheli A.T. hakkında 'nitelikli cinsel saldırı' ve 'gece konut dokunulmazlığını ihlal' suçlarından 21 yıla kadar hapis cezası istendi. İddianamenin kabul duruşmasını yapanDiyarbakır 5'inci Ağır Ceza Mahkemesi, yatalak olan mağdurun zorla mahkemeye getirilmesine karar verdi. Zorla getirme kararına cevap veren emniyet, mağdurun görme engelli ve yatalak hasta olduğu, uzun zamandır belirtilen adreste bulunmadığı, nerede olduğunun bilinmediğini bildirdi. SUÇU PKK'YA ATTI İddianamenin kabul edilmesinin ardından sanık A.T.'nin yargılanmasına başlandı. Davanın ilk duruşmasında ifadesi alınan sanık A.T., "Suçlamayı kabul etmiyorum. Olay yerinde bulunan sigara izmaritinin oraya nasıl gittiğini bilmiyorum. Ben devlete çalıştığım için PKK tarafından tehdit edildim. Onların başıma açtığı bir dert olduğunu düşünüyorum. Mağdurum tahliyemi istiyorum" dedi. İFADESİ EVİNDE ALINDI Duruşmada ara kararlarını açıklayan mahkeme, mağdurun engelli ve yatalak olmasından dolayı çıkarılan zorla getirme kararından vazgeçilmesine karar verdi. Yaşlı kadının yeni adresinin tespit edilerek ifadesinin naip hakim aracılığı ile evinde alınmasına karar verildi. Duruşma, eksiklerin tamamlanması ve H.A.'nin beden ve ruh sağlığı raporunun alınması için ertelendi. [publicize twitter] [publicize facebook] [category istihbarat] [tags Yaşlı, Kör, Felçli Kadın, Tecavüz, Pkk] |
|
"Ahmet Kılıçaslan Aytar" <ahmetkilic...@gmail.com>: Dec 20 12:02AM +0200
*YENİ SOĞUK SAVAŞTA KÜBA* Küresel ekonominin sınırları, ABD'nin "Nerede ve ne zaman olursa olsun küresel olaylara karşılık verme yeteneği düşmanlarla savaşıp savaşmamaya değil,bunun nasıl yapılacağı ile ilgilidir" düşüncesiyle çizdiği Askeri Stratejisi ve NATO'nun bu savunma sistemini özgün nitelikleri, esnekliği ve etkili partnerliğe uygun olduğu gerekçesiyle içselleştirdiği Stratejik Konsepti'yle savunuluyor. * Nitekim, geçen hafta Başkan Obama, New Jersey/ McGuire-Dix-Lakehurst askeri tesisinde, ordunun yurtdışındaki büyük askeri operasyonlarının sona ermekte olduğunu, askerlerin farklı görevleri yerine getirmeye hazır olması gerektiğini açıklıyor... * İşte,Rusya'nın büyük bir nükleer ülke olması ya da ABD Asya'ya dönerken Rusya'nın orada yüzyıllardır olması sonucu değiştirmiyor. Ukrayna krizinde Rusya, ABD ve AB'nin ekonomik ilişkilerini sınırlaması, Japonya'nın stratejik bağ kurma fikrinden vazgeçmesiyle karşı karşıyadır. Rusya'nın geniş Avrupa inşa etme ve Japonya ile stratejik ortaklık kurma umutları kırılmıştır. Amerikan firmalarının Rus petrol ve doğalgaz tedarikçisi şirketlere finansal destek sağlaması yasaklanmış, Japonya ülkesinde faaliyet gösteren Rus doğalgaz ve petrol firmalarının varlıklarını dondurmuştur. Avrupa Birliği Rus gazını Karadeniz üzerinden Avrupa'ya taşımayı hedefleyen Güney Akım projesini askıya almıştır. Son olarak petrolün ucuzlatılmasıyla Ruble'nin değer kaybetmesi Rusya'da enflasyona ve uzun vadeli resesyona yol açıyor... * Temsilciler Meclisi ABD Başkan'ına, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması çerçevesinde yükümlülüklerini ihlal etmekle suçlanan Rusya'ya hesap sorulması için çağrıda bulunma yetkisi vermiştir. NATO ise Rusya Kurucu Senedini tartışmaya açmıştır. * Bir taraftan da 'Intermarium' denilen Baltık Denizi ile Karadeniz arasındaki potansiyel çatışma alanında, 'Rusya'nın saldırganlığına' karşı koymak için yeni bir strateji oluşturuluyor ve NATO askeri varlığını Doğu Avrupalı ülkelere konuşlandırıyor. "Mızrak Ucu" adıyla nitelendirilen ani müdahale birliğine Baltık Ülkeleri, Polonya, Romanya ve Bulgaristan'da kurulacak NATO üsleri ile gerekli durumlarda lojistik, silah ve uzmanlarla destek verilmesi öngörülüyor. İntermarium çatışma alanında yer alan ülkelere Füze Savar sistemleri konuşlandırılıyor. Yine bu bölgede NATO kapsamı dışında Polonya,Romanya,Baltık Ülkeleri ve Türkiye'nin katılımı ile "İnsani Yardım Koridoru"adı altında bir set oluşturulmasına çalışılıyor. * Bu sırada Küba ile ilişkilerini yeniden normalleştirmek üzere Başkan B. Obama, diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılması için Amerikan Dışişleri Bakanlığının bir an önce müzakereler başlatacağını açıklıyor. Küba'nın izolasyonu politikasının başarısız olduğunu belirterek ülkede hâlâ komünist bir rejimin iktidarda olduğunu, yeni bir yol açma zamanının geldiğini vurguluyor. * Aslında Rusya Devlet Başkanı V.Putin'in,Temmuz ayında Latin Amerika ziyaretindeki kazanımları hedefleniyor. Putin,Latin Amerika'daki Küba ziyaretinde Sovyetler Birliği döneminden kalan milyarlarca euroluk borcu silmiş, enerji, sanayi ve sağlık alanındaki ilişkiler derinleştirilerek uzun vadeli işbirliği sağlamıştır. Rusya bu kazanımlarının ötesinde Küba'da, ABD'den sadece 160 kilometre uzaklıkta Sovyetler Birliği döneminden kalma bir dinleme ve izleme üssünü yeniden faaliyete geçiriyor. Benzer gelişme Putin'in ikinci durağı Nikaragua'da gerçekleşiyor, Devlet Başkanı D.Ortega ile yapılan görüşmede Küresel Uydu Konumlandırma Sistemi (GLONASS) istasyonlarının konuşlandırılması konusu değerlendiriliyor. * Rusya'nın GLONASS sistemi (Global Navigation Satellite System), ABD Savunma Bakanlığı'nın geliştirdiği NAVSTAR GPS sistemine (Navigation Satellite Timing And Ranging Global Positioning System) karşı geliştirdiği bir konum belirleme ve navigasyon sistemidir. ABD ve Rusya, askeri amaçlar için geliştirdikleri uydular yardımıyla konum belirleyen bu sistemleri uzay çalışmalarında,harita-kadastroculukta,deniz ve kara ulaşımında ortak sivil kullanıma açmış bulunuyor. ABD'nin Rusya topraklarında 19 GPS yer istasyonu çalışıyor ama Rusya'nın 2012'de ABD'de 8 GLONASS istasyonu kurmak için yaptığı başvuruya Merkezi Haber Alma Teşkilatı (CIA) ile ABD Savunma Bakanlığı izin vermiyor. * Şimdi Küba ve Nikaragua'da benzer sistemlerin kurulması durumunda Rusya'nın Amerikan topraklarında casusluk faaliyetinde bulunacağından ve güdümlü füzelerinin isabetini büyük ölçüde artıracağından endişeleniliyor. O yüzden Başkan Obama ABD'ye Küba yollarını gösteriyor. * Türkiye'nin Küba ile ilgisine gelince,bu faaliyet çok mübarek bir yolda ilerliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Latin Amerika'nın İslam'la tanışması 12. yüzyıla kadar dayanır. Amerika'yı Kolomb değil 1178'de Müslümanlar keşfetti. Kristof Kolomb anılarında Küba kıyılarında dağın tepesinde bir caminin varlığından bahseder. Ben şimdi Küba'lı kardeşimle konuşurum. O dağın tepesine bir cami bugün de yakışır. Yeter ki izin versinler, olur desinler "iddiasından beri; Başta Erdoğan olmak üzere hükümeti ve şürekasının hayallerini,"Namaz çıkışı oturup Küba purosu tüttüren Kübalı kardeşler " süslüyor... 20.12.2014 Ahmet Kılıçaslan AYTAR ahmetkilic...@gmail.com |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 19 11:23PM +0200
İsrail istihbarat servisi Mossad'ın; Hizbullah'ın İsrail'i hedef alan "Ünite 910" kod adlı elit birliğine sızdığı ortaya çıktı. Çifte ajan, önemli operasyonları önceden sızdırmış. İsrail'in <http://www.milliyet.com.tr/ortadogu/> Ortadoğu'daki en amansız düşmanlarından, <http://www.milliyet.com.tr/lubnan/> Lübnan merkezli Şii örgütü <http://www.milliyet.com.tr/hizbullah/> Hizbullah'ın kalbine yerleştirilmiş bir köstebek ortaya çıkarıldı. Lübnan'dan yayın yapan <http://www.milliyet.com.tr/> haber sitesi El Naşra'ya göre haftalar önce tutuklanan Mossad ajanı, Hizbullah'ın spesifik <http://www.milliyet.com.tr/israil/> İsrail hedeflerine yönelik çalışan elit birliği "Ünite 910"un üyesiydi. Adının kısaltması M. Sh. olarak verilen Hizbullah üyesinin, Mossad birkaç yıl önce bir Güney Asya ülkesinde saflarına katmış. M. Sh.'nin İsral'e çalıştığı yıllar boyunca; <http://www.milliyet.com.tr/sam/> Şam'da Hizbullah lideri İmad Mughniye'nin öldürülmesi, <http://www.milliyet.com.tr/peru/> Peru'da yakalanan Hizbullah üyesi Muhammed Amadar'ın ihbar edilmesi gibi karşı istihbarat faaliyetinde bulunduğuna inanılıyor. Kuveyt gazetesi Al Rai'ye göre M. Sh., Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın güvenliğinden sorumluydu. Öte yandan, <http://www.milliyet.com.tr/avrupa/> Avrupa Birliği (AB) Genel Mahkemesi, <http://www.milliyet.com.tr/hamas/> Hamas'ın birliğin "terör örgütü" listesinden çıkarılmasını istedi. <http://www.milliyet.com.tr/luksemburg/> Lüksemburg merkezli mahkeme, Hamas'ın 2001'de listeye alınmasının makul yasal gerekçelere dayanmadığı hükmüne vardı. Karar tavsiye niteliği taşıyor. [publicize twitter] [publicize facebook] [category istihbarat] [tags MOSSAD DOSYASI, Nasrallah, koruma, Mossad köstebeği] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 19 11:19PM +0200
Medya operasyonu soruşturmasına gerekçe gösterilen Tahşiyecileri MİT 2004'den bu yana izlerken grup hakkında müsteşar Emre Taner de rapor hazırlamış. 2010 yılında davaya dönüşen Tahşiyeciler soruşturması 14 Aralık Medya operasyonuna gerekçe yapıldı. Savcılık Tahşiyeciler isimli grubu Fethullah Gülen'in 2009'daki konuşması ile hedef gösterdiğini sonrasında operasyonun başladığın öne sürüyor. Ancak yeni ortaya çıkan bilgi ve dökümanlara göre MİT 2004 yılından başlayarak Tahşiyecileri izlemiş. Gruba "Tahşiyeciler" adınıda MİT vermiş ardından 2008' de güvenlik kurumlarına operasyon için bilgi aktarmış. 2009'da da MİT Müsteşarı Emre Taner grupla ilgili kapsamlı bir rapor hazırlamış. BELGELER YALANLIYOR 'Tahşiye Grubu' ile ilgili devam eden davanın dosyasında yer alan belgeler, medya operasyonunu yapan savcılığın "Tahşiyecileri Gülen hedef gösterdi" iddiaların çürütüyor. Dosyaya göre; Tahşiye yapılanmasını ilk olarak Milli İstihbarat Teşkilatı 2004 yılı öncesinde takibe almış. Emniyet İstihbarat polisi ise 2008'in ilk aylarında MİT' ten aldığı bilgi üzerine çalışmalar yapmış. Yani takip ve soruşturma çalışmalar Fethullah Gülen'in sohbetinden yıllar önce başlamış. MİT'İN VERDİĞİ BİLGİYLE EMNİYET DÜĞMEYE BASTI Emniyet İstihbarat 3 Aralık 2008 tarihinde 12 İl Emniyet Müdürlüğü ve İstihbarat Daire Başkanlığı'na yazı yazarak bilgileri paylaşıyor. Nur Cemaati görünümlü grubun 5 bin kişi civarında mensubu olduğu anlatılıyor. Son olarak MİT, 17 Şubat ve 30 Mart 2009 tarihlerinde Emniyet İstihbarat'a bilgi notları göndererek yazışmalar yapıyor. İstihbarattan raporu alan İstanbul Terörle Mücadele Şubesi de Mayıs 2009'da dosyayı İstanbul Adliyesi'ne gönderiyor. Böylece Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma başlatılıyor ve şüpheliler teknik takibe alınıyor. MİT MÜSTEŞARI EMRE TANER TAHŞİYECİLER RAPORUNU HAZIRLAMIŞ Soruşturma sürürken dönemin MİT müsteşarı Emre Taner Tahşiyeciler gubu ile ilgili kapsamlı bir rapor hazılamış. Ve rapor tüm güvenlik kurumlarına gönderilmiş. 'GÜL VE ERDOĞAN'I DA HEDEF ALMIŞLAR" Teknik takip sonucunda kendileri dışındaki tüm cemaatleri, tarikatları kafir ve münafık ilan eden Tahşiye Grubunun lideri Mehmet Doğan'ın, AK Parti liderlerinin, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün öldürülmesi talimatı verdiği ortaya çıkıyor. Grubun lideri Mehmet Doğan sohbetinde, kendileri dışındaki cemaat ve tarikat mensuplarını kafir ilan ederek öldürülmeleri için herkesin evinde silah yapması gerektiğini açıklıyor. Ele geçen görüntülü kayıtta, Doğan, El Kaide lideri Bin Ladin'i önder, ordusunu Mehdi'nin ordusu olarak kabul ediyor. Yapılan çalışmalarda örgütün Afganistan, Irak ve Pakistan'a illegal yollardan eleman gönderdiği de tespit ediliyor. Yargı süreci devam ediyor. MİT'İN TAHŞİYECİLER RAPORU GÜVENLİK KURUMLARINDA Tahşiyeciler gurubunun yapısını ve nedeflerini anlatan rapor emniyet ve jandarma arşivlerinde mevcut. Ancak soruşturma savcısı medya operasyonunu başlatmadan önce bu raporu ilgili kurumlardan istemedi. Yaşanan süreci Bugün Gazetesi Genel Yayın Yönetmen Erhan Başyurt'da tweet'daki hesabından duyurdu. 1-Dünkü manşetimizle Tahsiyeciler grubuna kumpas kurdular iddiası" ve dolayısı ile de "Demokrasi ve medyaya yapılan operasyon" çöktü. 2-MİT, isim babalığını yaptığı Tahsiyecileri 2004 te takibe aldı. İddia edildiği gibi Hocaefendi nin 2009 daki sohbeti ile süreç başlamıyor 3-Emre Taner döneminde 2009 yılında güvenlik kurumlarına Tahsiye grubu ile alakalı kapsamlı bir bilgi notunu yazılı olarak vermiş. 4- İddia edildiği gibi güvenlik kurumları bu grupla alakalı ilk bilgiyi Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'den duymuş değil. 5-Savcı Orhan Kapıcı; MİT in güvenlik kurumlarına dağıtımını yaptığı bilgi notlarını, o kurumlardan talep etmeyi ne zaman düşünebilecek? 6- Güvenlik Kurumlarından bahsi geçen yazılar mahkeme aşamasında eline geçtiğinde, çöpe gidecek dosyası Savcı Orhan Kapıcı'yı hayli üzecek! 7- Savcı Orhan Kapıcı aynı zamanda Cuma akşamı Ekrem Dumanlı ve yazarımız Nuh Gönültaş için "haklarında soruşturma yok" yazısını veren isim! [publicize twitter] [publicize facebook] [category istihbarat] [tags TAHŞİYECİLER ÖRGÜTÜ DOSYASI, ZAMAN GAZETESİ, Tahşiyeciler, MİT] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 19 11:14PM +0200
Yargıtay, askeri ve siyasi casusluk yapmaktan yargılanan iki İranlı ile bir Türk'ün cezasını onadı. IĞDIR'da MİT, Vilayet, Emniyet Müdürlüğü gibi binaların görüntülerini çekerken yakalandıktan sonra askeri ve siyasi casusluk yapmaktan yargılanan İranlı Shahram Zargham Khoei ile Mohammad Reza Esmaeilpour Ali Malek ve Iğdırlı Timur Ağrı'nın hapis cezaları Yargıtay tarafından onandı. İranlı Khoei ile Ağrı 15'er, İranlı Malek ise 13 yıl 4 ay hapis cezalarını onaylayan Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesi aynı davadan beraat eden minibüs sürücüsü Bilal T.'nin ise beraat kararını bozarak siyasal veya askeri casusluk suçuna yardımda bulunmaktan cezalandırılmasını istedi. Iğdır'da 3 yıl önce Valilik, MİT ve Emniyet Müdürlüğü gibi yerlerin görüntülerini çeken İranlı 30 yaşındaki Mohammad Reza Esmaeilpour Ali Malek ile 43 yaşındaki Shahram Zargham Khoei bir minibüste yakalandı. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada, İran lehine çalışan 9 kişinin, ülkedeki stratejik kurum ve kuruluşlara ait yerlerle ilgili bilgileri İran'ın Savama ajanlarına verdikleri, karşılığında para aldıkları öne sürüldü. 'Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ya da askeri casusluk amacıyla temin etmek' suçlarından 2 İranlı ile Timur Ağrı, Kamil A., Bilal T., Abdurrahman Y., Mustafa K., Ali Z., Nurettin A., Suat S., Ali A. hakkında Özel Yetkili Erzurum 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı. Casusluk davasınnın iddianamesinde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve İran sınırdaki askeri karakollarla ilgili gizli kalması gereken bilgi, belgeleri İran gizli servis görevlilerine verdiklerine dikkat çekildi. Iğdır'ın Karakoyunlu Köyü nüfusuna kayıtlı, Aşağı Erhacı'da oturan ve emekli köy korucusu 55 yaşındaki Timur Ağrı'nın İranlılar'a ait kamerada çıkan konuşmada "Ya ben size bir şey söyleyeyim. Ya şimdi siz benim hakkımda Türkiye'ye verseniz, Türkiye beni idam eder ha. Çok büyük hatadır. Çok çok. Bir de ben devlet adamıyım ha devlet" demesi dikkat çekmişti. Erzurum 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi, 31 Temmuz 2013 günü verdiği kararda, siyasal ve askeri casusluk suçunundan Shahram Zargham Khoei ve Timur Ağrı'yı 15, Mohammad Reza Esmaeilpour Ali Malek'i 13 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum etti. Heyet, diğer 8 sanık hakkında ise beraat kararı verdi. Cumhuriyet Savcısı ve sanık avukatlarının kararı temyiz etmesi üzerine dosya Yargıtay'a gitti. Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesi İranlılar üzerinden çıkan kamera ve GPS cihazı içerikleri ile TÜBİTAK raporu, mahkeme tarafından yapılan keşif, eylemlerin işleniş şekli, temin edilen bilgilerin niteliği ve tüm dosya kapsamına göre suçun vasıflandırılmasında bir isabetsizlik görüldüğüni dikkate alarak Shahram Zargham Khoeı, Mohammad Reza Esmaeilpour Ali Malek ve Timur Ağrı'nın cezasını onadı. İranlılar'ı gezdiren minibüsçü Bilal T.'ye verilen beraat kararını bozan Yargıtay, "Shahram Zargham Khoeı ile Mohammad Reza Esmaeilpour Ali Malek tarafından fotoğrafları çekilen mekanlar ile çekiliş açıları, gezilen güzergah ile tüm dosya kapsamına göre sanığın diğer sanıkların amaçlarını bildiği halde faaliyetlerini gerçekleştirmelerine ücret karşılığında yardımcı olduğu, bu suretle siyasal veya askeri casusluk suçundan mahkumiyet kararı onanan Khoeı ve Malek'e yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırdığı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde olduğundan bozulmasına" dedi. [publicize twitter] [publicize facebook] [category istihbarat] [tags MİT DOSYASI, Yargıtay, casusluk cezası] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 19 10:53PM +0200
As President Obama continues to reject a criminal probe of torture in the George W. Bush administration, former Vice President Dick Cheney has said he has no regrets about the torture of foreign prisoners, including innocent people. Speaking to NBC's Meet the Press on Sunday, Cheney said, "I'd do it again in a minute." Cheney's claim highlights a key question: Are top officials above the law - and will the impunity of today lead to more abuses in the future? We discuss the issue of impunity and the history of U.S. torture with Alfred McCoy, professor of history at the University of Wisconsin-Madison and author of the books, "A Question of Torture: CIA Interrogation, from the Cold War to the War on Terror," as well as "Torture and Impunity: The U.S. Doctrine of Coercive Interrogation." We are also joined by Steven Reisner, founding member of the Coalition for an Ethical Psychology and psychological ethics adviser to Physicians for Human Rights. VİDEO LİNK : http://www.alternet.org/psychological-torture-enshrined-us-law-complicity-ab uses-began-long-bush?paging=off <http://www.alternet.org/psychological-torture-enshrined-us-law-complicity-a buses-began-long-bush?paging=off¤t_page=1#bookmark> ¤t_page=1#bookmark Watch an interview with McCoy and Reisner below, followed by a transcript: AMY GOODMAN: Colonel Larry James, at that meeting, who is now dean at Wayne State in Detroit [sic], of the U.S. Army, chief psychologist at Guantánamo and a member of the APA governing board, said at the meeting, defending military psychologists, said they help make interrogations safe, ethical and legal, and cited instances where psychologists allegedly intervened to stop abuse. He said, "If we remove psychologists from these facilities, people are going to die." But then Dr. Laurie Wagner got up, a Dallas psychologist and the past president of the APA Division of Psychoanalysis, "Why are people dying, if the U.S. military is in charge?" Let me put that question to Professor Al McCoy. This whole debate within the APA and the role of psychologists, as you see it? ALFRED McCOY: Yeah, Amy, we can put this in a wider context. The psychologists are critical, but they're critical because psychological torture is, in effect, enshrined within U.S. law. When the United States finally ratified the U.N. Convention Against Torture in 1994, we did so subject to certain qualifications, known in diplomatic parlance as "reservations." And basically, the four reservations that we introduced modified our approval, our ratification of that convention, everything in it except: We redefined the U.N. definition of what torture was-extreme pain-and we called it "prolonged mental harm," that for an act to rise to the level of torture, it had to become, in U.S. parlance, in those reservations, prolonged mental harm. Now, those three words are critical. First of all, "mental." That meant that the United States was effectively splitting the U.N. convention down the middle. The convention barred both physical and psychological torture. We were saying, "We accept the ban on physical torture, but we're exempting the ban on psychological torture. And we are qualifying that ban because in order for an act to rise to the level of torture, of psychological torture, it has to inflict prolonged mental harm upon the victim." Now, what is "prolonged"? How long is "prolonged"? That's not defined. It's a huge loophole. And what constitutes "harm"? That's another huge loophole. And that, of course, opened the door for that notorious memo by the Office of Legal Counsel, its leader then Jay Bybee, to say that for something to rise to the level of harm, the pain must be sufficient or equivalent to organ failure. In other words, torture, psychological torture up to but not including death, is legally acceptable in U.S. law. Those words in the reservations have been replicated verbatim in the U.S. War Crimes Act of 1996, the Military Commissions Act 2006, verbatim. Those paragraphs recur in U.S. law, and it's that which creates the opening for psychologists like Mitchell and Jessen to participate in these programs. And that, in effect, means that these acts, which are outrageous and which we now consider to be torture, are in fact-can be, if you will-can be exempted from the rubric of law. So, it's a problem that the United States has been so reliant on psychological torture for so long that it's become embedded not only in bureaucracy, in professional practice, like the military psychologists that work for the Defense Department, but also in U.S. law. It's deeply embedded in our society. AMY GOODMAN: I just wanted to make a slight correction. I was talking about Dr. Larry James. He's at Wright State in Dayton, Ohio. Aaron? AARON MATÉ: Well, yeah, just back to this history, Professor McCoy, that you're talking about, this raises an important point. A common narrative is that it's the Bush administration that imposed torture, but you're saying that this has been enshrined in policy for a long time. ALFRED McCOY: Yes. I mean, again, going back to the start of this whole process, right, the United States responded to the idea that the Soviets had cracked the code of human consciousness, that they had somehow had the capacity to produce, to borrow the parlance, a Manchurian candidate-they could program an assassin. So, we reacted to this by using psychologists to develop our own offensive doctrine of psychological torture. And again, the CIA disseminated this among our allies worldwide for 30 years throughout the Cold War. This became encoded within the U.S. military through the SERE training. And then, when that was all over and it was time for serious structural reforms, those reforms took place. The CIA abjured torture in 1989, said they wouldn't do it anymore. They said it was completely counterproductive. The Defense Department recalled the manuals. The manuals were actually published in the U.S. press in 1997. It seemed to be all over-except that the inclination, the reliance, the belief and the faith in the efficacy of psychological torture was at this point so deeply embedded in the U.S. national security bureaucracy that our reflex, upon ratification of the U.N. convention-which, by the way, took us an extraordinarily long time, took us six or seven years after the rest of the world had ratified that convention-by the time we did it, we did it in a way that protected, that reserved our right to engage in these psychological torture practices. And indeed, since then, we've conducted ourselves in activities that are a clear violation of the U.N. convention. So, in other words, the reflex to torture, the sense of empowerment, the idea that we can defy international law, defy our own law for reasons of national security, that arises from this long and troubled history of our relationship to psychological torture. AMY GOODMAN: On Sunday, former Vice President Dick Cheney said he would do it all again. Cheney was speaking on NBC's Meet the Press. DICK CHENEY: With respect to trying to define that as torture, I come back to the proposition torture was what the al-Qaeda terrorists did to 3,000 Americans on 9/11. There is no comparison between that and what we did with respect to enhanced interrogation. ... It worked. It worked now. For 13 years we've avoided another mass casualty attack against the United States. We did capture bin Laden. We did capture an awful lot of the senior guys of al-Qaeda who were responsible for that attack on 9/11. I'd do it again in a minute. AMY GOODMAN: That is Vice President Dick Cheney. Now, the Senate Intelligence Committee report that came out last week, at least the summary-the full thousands of pages has not-detailed the list of torture methods they used on prisoners, including waterboarding; sexual threats with broomsticks; medically unnecessary rectal feeding; people who had died as a result, for example, of being kept in the cold; people being kept up for something like 180 hours; buzzing power drills put against their heads; dunked repeatedly in tanks of ice water; at least 26 innocent people subjected to torture, including one who froze to death. Your response, Professor McCoy, to Vice President Cheney saying he'd do it again? ALFRED McCOY: Dick Cheney has been a forceful advocate for the enhanced interrogation techniques. He's been unapologetic. He's been vociferous. He's given dozens of interviews over the years. In effect, Dick Cheney is the leading voice for those in the intelligence community that are determined to win impunity for their violations of law and international conventions. And we're now-as a result of the Senate report, we're now in what I call the fifth and final stage of a decade-long struggle over the torture issue, a decade-long struggle for impunity. And the United States, just like other nations that have emerged from these sad practices at the end of the Cold War, has been going really through a five-stage process of impunity. When the Abu Ghraib photographs were released back in April 2004, Secretary of Defense Donald Rumsfeld blamed it on the so-called "bad apples." That's the first reflex-blame the bad apples. Then Dick Cheney and others, right away, began saying that it was an imperative for national security: We had to do it for reasons of safety. That's the second stage in impunity. Then, when President Obama came into office in April 2009, he visited CIA headquarters, and he brought us to the third stage of impunity by saying that the past was indeed unfortunate, but it was time to move forward together. In other words, national unity means we can't investigate this troubled past. Then we hit stage four, which is essentially exoneration for the perpetrators and the powerful that ordered them to commit these acts. That occurred, ironically, after the death of Osama bin Laden in May of 2011, when an a cappella chorus of Republican neoconservatives arose on the media and said that these enhanced interrogation techniques led us to Osama bin Laden, they kept us safe. To use to Dick Cheney's words, they saved thousands of lives, tens of thousands of lives. At that point, the U.S. Justice Department terminated its investigation of nearly a hundred CIA excesses that were potentially crimes, and the perpetrators had won exoneration. Now what they're fighting for is not just exoneration, they want vindication before the bar of history. And that's critical on a couple of levels. First of all, policy level, if they achieve that, if they win the fight and say that these techniques were, first of all, not torture, and, second of all, they kept us safe, they will then, first of all, be exempt from civil litigation by the victims, second of all, to possibly U.S. criminal investigations, to international arrests should they travel abroad. More importantly, in terms of policy, that means that this doctrine will remain in the presidential toolkit so that a future president can set aside President Obama's restrictions on these methods and torture again. And so, that's why this is a desperate and very serious battle over impunity. And that's why the Senate committee's report is so important, because up to this point the perpetrators and their powerful were winning the debate. Now, in fact, the debate has shifted its tone, and it's looking to me like it's a much more neutral, much more positive outcome. AMY GOODMAN: And in the 30 seconds we have left, Steven Reisner, in the APA, an investigation is being done within the APA. What will make it different from the PENS committee years ago, that was made up, majority, of the people who were involved with the interrogations? STEVEN REISNER: Well, what makes this different is that the Risen book exposed the collusion, apparent collusion, between the APA and the CIA and perhaps the DOD. An independent investigator has been hired to take a look at all documents at the APA, to look at all of the questions that we dissidents at the APA have raised, and will do a full and thorough independent investigation. And I agree with Dr. McCoy that we have to enshrine into law that torture has to be made illegal, but we also have to close that one place that has permitted torture, which has to do with health professionals and doctors and psychologists. And I'm hoping the results of this investigation will force, will press the APA to, once and for all, prohibit psychologists from being involved in any coercive interrogations from here on in. AMY GOODMAN: We have to leave it there. I thank you, Steve Reisner, founding member of the Coalition for Ethical Psychology and psychological ethics adviser to Physicians for Human Rights. And thanks so much to Professor Alfred McCoy, professor of history at University of Wisconsin-Madison, author of A Question of Torture: CIA Interrogation, from the Cold War to the War on Terror, as well as Torture and Impunity: The U.S. Doctrine of Coercive Interrogation. When we come back, former Senator Mike Gravel is calling on another senator, a current senator, Mark Udall, to read the Senate Intelligence Committee full report into the Congressional Record. Stay with us. Amy Goodman is the host of <http://democracynow.org> Democracy Now! and the co-author of <http://www.haymarketbooks.org/pb/The-Silenced-Majority> The Silenced Majority. [publicize twitter] [publicize facebook] [category istihbarat] [tags Psychological Torture, U.S. Law] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 19 10:42PM +0200
Bu konu sadece Hristiyan batı- Muslüman Turkiye farkina indirgenemez. . Gittikçe derinlere inen başka nedenleri var. Turkiyenin batı dünyasından ve AİHSozlesmesinde kayitli değerlerden uzaklastigini gösteren uygulamalar ve söylemlerin etkisini goz ardi edemeyiz.Ama bu mesajin oncelikli konusu bu degil... İsin esasine doneyim: Perincek-İsvicre davasi Ocak 2105 sonunda AİHM Buyuk Dairesinde yeniden görüşülecek. Bu davaya müdahil olarak katilan Hukumetler , sivil toplum orgutleri veya "girisimleri", layihalarini AİHM Baskanligina ekim ayinda sundular. Goruslerin toplami yaklasik 160 sahife . Ayrica bunlarin ekleri de mevcut Asagidaki layihalar sunuldu: A)Davalı,Davacı ve Davaya katılan Devletlerin görüşleri 1) İsviçre Hükumetini talebi ; 2)Dr. Doğu Perinçek'in cevabı ; 3) Türk Hükumetinin görüşü; 4) Fransa Hükumetinin görüşü; 5) Ermenistan Hükumetinin görüşü B) Davaya katılma talebi AİHM Başkanlığı tarafından kabul edilen sivil toplum örgülerinin veya sivil toplum girşimlerinin görüşleri 1)İsviçre-Ermeni Derneğinin görüşü;2) Frankofon İsviçre - Türk Derneğinin görüşü;3) Uluslararası Koruma Merkezinin ( Centre dela Protection Internationale) görüşü ; 4) Irkçılık ve Yabancı Düşmanlına Karşı Uluslararası Birlik (LİCRA) görüşü;5) Bir Grup Üniversiteli Uzman adına sunulan görüş ; 6) Fransa'daki Ermeni Örgütleri Koordinasyon Konseyinin görüşü;7)Türk İnsan Hakları Derneği, Adalet ve Hakikat Merkezi ile Soykımı &İnsan Hakları İncelemeleri Uluslararası Merkezin görüşü ; 8)İnsan Hakları Ligleri Uluslararası Federasyonunun (FIDH) görüşleri (Sivil toplum orgutleri arasinda Dr.Perincek'in gorusleri lehinde tutumumu bulunan tek kurulus Frankofon İsviçre Turk Dernegi. Digerleri (basta Turk İnsan Haklari Dernegi olmak uzere) Ermeni soykirimi yanlisi ve Dr.Perincekin inkar söyleminin irkcilik oldugu gorusunu savunuyor. Turkiye'ye agir saldirilar yöneltenler var. Bu durumda su soru akla gelmiyor mu ? Almanya'da, Fransa'da Turkiye'de Turkiye'nin goruslerini savunacak başka sivil toplum orgutleri yok mu? Bu konuda benim bildiğim tek aktif olan ve canla basla , daha da önemlisi cok seviyeli calisma yapan orgut İsviçre Turk derneği ve onun yöneticisi Sn. Celal Bayar. Bunun disinda Ermeni yanlisi Belcikali ve Fransiz bazi uzmanlar bir araya - getirilerek - yazdirildigi gibi, AİHM 2. Daire kararini savunanTurk veya yabanci uzmanlar bir araya getirilerek mütalaa yazdırılamaz miydi ? Diyaceksiniz i bu olanaktan haberimiz bile yoktu. Neden haberimiz yoktu? Bu karmaşik AİHM yargilama usulleri ve davaya katilmaolanaklari hakkında bir yol gösteren bulunmali değil miydi? Baska ülkelerde kamunun bu alandaki rolunu bilmeyen var mi? AİHM 2. Daire kararindan sonra pek cok yabanci uzman bu karari savunan gorus yayimladi. Bunlar organize edilemez miydi ? Kim bu organizasyonu yapacakti ? Daha da önemlisi bu calismalari kim finanse edecekti? Zira biliniyor ki e-tipi birkaç gonullu disinda bu konuda cok emek isteyen calismalari kimse bedava yapmaz. Bizde durum böyle iken, karsımızdakilsr cooook farkli. Mahkemeye sunulan Perincek ve Turkiye layihalarini karsimizdakiler ayni gun sagladilar. Kendi belgelerinde Türk goruslerine cevap bile yazdilar referans vererek. Bizim karsi taraf belgelerini görmek için cektigimiz eza ce cefalari burada yazmayayim ve uzatmayayim da , tadiniz kacmasin. Aglama duvari onunde kafa sallamayi birakip esasa doneyim : Dava nasil gorulecek ve karar ne zaman cikacak ? Davada Dr. Perincek'in 30 dakika, İsvicrenin 30 dakika sozlu sunus yapmasi bekleniyor. Diger Hukumetlerin /Turkiye-Fransa-Ermenistan) sozlu sunumda bulunacaklari hakkında bana ulasmis bir bilgi yok. Sozlu sunuşlar sonrasinda yargıçlar her iki tarafa da sorular soracak Cevap suresi 10 dakika ile sinirli . Bundan sonra yargiclar kendi aralarinda görüşecekler ve yapilacak bir eğilim yoklamasinda oylarinin rengini belirtecekler. Tayin edilecek raportör (ler) AİHM oturumunda one cikan gorusleri ve cogunluk eğilimini rapor haline getirecek. Bu calisma bir kac ay sürebilecek . ( Paskalya hediyesi olarak 24 Nisana yetistirmek isteyeceklerini sanirim) Rapor Buyuk Dairenin nihai toplantisinda görüşülecek ve oylanacak. Bu kararin kesin olacak. AİHM Büyük Dairesinde Perinçek-İsviçe Davasına bakacak olan yargıçlar şunlar: Deaan Spielmann Başkan (Luksemburg);Josep Casadevall (Andorra); Ineta Ziemele (Latvia);Mark Villiger (Lichtenstein);İsabelle Berro Lefevre (Monaco) Mirjana Lazarova Trajkovska (Makedonya);Ann Power Forde (İrlanda);Ganna Judkivska (Ukrayna); Vincent A.De Gaetano (Malta);Angelika Nussberger (Almanya); Linos-Alexandre Cicilannos (Yunanistan);Helen Keller İsviçre);Andre Potocki (Fransa) Helena Jaederblom (İsveç);Laes Pejchal (Çek Cumhuriyeti); Faris Vehaboviç (Bosna);Egidijus Kuris (Litvanja) Yedek Yargıçlar: Johannes Silvis (Hollanda) Jan Sikuta (Slovakya) Paivi Hirvela (Finlandiya) Sozu edilen 160 sahife layiha ve eklerine ilaveten, AİHM 2.Dairesinin verdiği karar metni ve bu karara sunulmuş serhler var... (Hem gorusler hem de ekleri ya İngilizce ya da Fransizca) Böylelikle ortaya iki dilde cok kalin bir dosya cikmis oluyor. 17 yargicin bu belgelerin tumunu okuma inceleme zamani yok. Bu nedenle yargiclar kendilerine takdim edilecek özetle yetinecekler. Her ozetleme bir seçme isidir. Ozetleyen istediği bölümlere veya argumanlalara agirlik verebilir. İsine gelmeyen bolumleri ozet disinda birakabilir. AİHM sunulan gorusleri ayrintili bicimde inceledim; (sübjektif) bir ozet hazirladim;ancak bu ozet analitik değil;her gorusu özetleyen uzun bir belge oldu. Ben yetersiz bulduğuma gore, baskalari da tatmin olamaz. Karsilastigim zorluklar, ozetleme isine kalkisacak AİHM raportorunun onundeki gucluge ve tabii keyfiliğe işaret etmektedir. Vakit ve sagligimin musaadesi nisbetinde, yeni yilda bir sentez yapmağa calisacagim . (Keske konuyu Turkce olarak izlemek isteyenler için -yetkili ya da ilgili makam her kim ise- , bu belgeleri pamuk elleri cebe atarak dilimize terceme ettirse ve iligilenenlerin istifadesine sunsaydi. Ama battaniyenin ustu acilmasin ve biz tasarrufa riayet etmeğe devam edelim , arkadaslar- Belgelerin kalitesi : Turk Hukumeti, Frankofon İsviçre Turk Dernegi ile Dr. Perincek'in layihalarinin cok iyi hazirlandigini bu belgelere goz atma olanagini bulan yabanci ve Turk uzmanlar söylediler. Ben de ayni kanaatteyim; hatta , mükemmel diyeceğim; AİHS hukukuna ve AİHM usullerine tam anlamı ile uyan layihalar bunlar. İsviçre Hukumetinin belgesi -kanimca- vasat. İsviçre Adalet Bakanliginin burokratik kokusu hissediliyor. Ermeni baskisina boyun egen Adalet ve Polis Bakaninin zoru ile yazmislar. Ben - 2014 basinda iki ay icinde gorus değiştiren- İsvicrenin bu konuda "biz Buyuk Daireye yollayalim da , orasi reddetsin; günah bizden gitsin" düşüncesinde olduğunu saniyorum. Ayrica,ulusal mahkemelerin takdir yetkisinin önceliğini savunan ve AİHM'nin ulusal mahkemenin takdir marjina fazla karismamasini talep eden ulke sayisi cok. Belki çoğunluktadırlar. Britanya ,Fransa,Rusya ve tabii Turkiye bu gruba dahil ; Fransiz Hukumeti anlasilan siyasi iradenin (Baskan Hollande'ın) talimati ile yazmis olmak için,formel bürokratik bir layiha yollamis. Ermenistan layihasi konusunda söyleyecek bir sey bulamiyorum.,"Hayatimda böyle bir paçavraya az rastladım " demekten başka . Bu niteliksiz belge karsimizdakilerin bağnazliginin NE BOYUTLARDA OLDUGUNU göstermesi bakimindan ilerisi için umut kirici. (Eglence olsun diye bir ornek vereyim: Adamlarlugatlarda bulunmayan "Jejeune" diye bir sözcük kullanmislar. Google 'a bakinbu kelilmenin Kaliforniya'da bir güzellik salonu olduğunu gorursunuz ) Sivil toplum layihalari -biri disinda : cok vasat veya vasatin altinda; başka bir soylemle AİHM 'ne sunulmasi beklenen dil ve uslup ve argümanlardan uzakta. Aslinda bu layihalarin (Ermenistan belgesi dahil)-bir kac tanesinin usul yonundan AİHM baskanlik divani tarafından dava belgesi olarak kabul edilmemesi gerekir. (Bu konuda Sn Dr.Perincek gereken itirazi yapti mi?Bilmiyorum). Zira, o belgeler Baskanlik tarafından gösterilen koşullara uymamakta. Ancak, Baskanlik bu saldırganlar karsisinda risk alir mi? `Kendi asitleri icinde erisinler ` diye de düşünmus de olabilir. Normal koşullar altinda İsvicre'nin AİHM 2.Daire kararinin iptali talebinin reddi gerekir. Ama normal koşullarin egemen olmadigi bir ortamdayiz . Bu ortam ve siyasal etkiler yaninda başka ogeler de yargiclarin kararini etkileyebilir (Bunlarin ne olduğunu siz tahmin edin----zira kimi yargiclar uzerinde yapilan tazyiklerin kokusu buralara kadar geldi) Unutmayalim ki 2. Daire karari 2 aleyhte 5 lehte oy ile alindi. Lehte oy kulanan İtalyan Baskan ve Macar yargic adeta Ermenilerden ozur dileyen notlar eklediler karara). Bu iki rey farkli olabilirdi. İsvicreli yargic karara olumlu rey verdi; durust veAİHM 'nin ifade ozurlugunu one cikaran tutumuna uygun bir davranis sergiledi. Ama kendi ülkesi aleyhine oy kullanan yargic sayisi cok az. Bu koşullarda o kararin bile bicak sirtinda olduğunu düşünenlerdenim. Sonuc: Son zamanlarda bu dava konusunda medyada okuduklarimin isiginda -konunun geçmişine de bakarak (mesela TARC raporu vb)- AİHM Buyuk Dairesinin 2. Daire kararini esastan degistirmeyecegini, ancak İsvicrelileri ve Ermenileri kismen tatmin edecek bir formül bulacaklarini ve karari bazi gerekçelerle hafifletmelerini beklemekteyim. Yüklü bir "uygun tahmin"odulu konulsaydi Buyuk Dairenin olasi karari hakkında bir taslak bile yazabilirdim. Ama ceplere akrep dolmus ne yapayim ? Son not :Su günlerde pek sevdiğim bir sairin sozleri zihnimden dusmuyor" Onun zaten ici geçmiş, durtme bari, uyanmasin" Aci,ama gerçek... Saygilarla Dostlukla Tacar [publicize twitter] [publicize facebook] [category istihbarat] [tags SÖZDE SOYKIRIM DOSYASI, PULAT TACAR, DOĞU PERİNÇEK, DAVA, SON GELİŞMELER] |
|
"M.Kemal Adal" <adalk...@gmail.com>: Dec 19 10:39PM +0200
[image: Satır içi resim 1] *RESUL KUR’AN’IN KUR’AN TEFSİRİ* *11. HÛD SURESİ E-KİTAP (MKA) ARŞİVLİK EKTEDİR.* *(Kur’an’ın tamamı için Nasipse, sure sırasıyla bitirdikçe E- Kitaplar halinde paylaşacağım.)* *Akıl ve gönlünü ipotek ettirmeksizin sorgulayanlara * *Ve* *İmanlarına şirk bulaştırmadan inananlara ithaf edilmiştir.* *Ön sözünün** okunup, içindekiler listesinin ve E- Kitabın içeriğinin incelenmesi ve uygun görülmesi halinde Adres listeleriyle paylaşılarak, ücretsiz yayım ve dağıtımına katkı sağlanması umut ve dileği ile.* *HAMD ALLAH'A, SELAM SİZE.* *M. Kemal Adal* *Dip Not: * *1. Bu iletimi özelinden alanların içinde, bundan sonra derleyeceğim Tefsir E - kitaplarımı * *E. Posta Adreslerine **göndermemi istemeyen alıcılar varsa gerekli düzenlemeyi yapabilmem için lütfen Özelime bildirsinler. * *2. * * E. Posta Adreslerine Derleyeceğim Tefsir E - kitaplarımı göndermem için Adres listeme yeni dahil olmak isteyenler, yayımlanmışlar içinde kendilerinde eksik olan sure Tefsirleri varsa ve istiyorlarsa onları da lütfen özelime (adalk...@gmail.com <adalk...@gmail.com>) bildirsinler.* -- Selam... T.C. / M. Kemal Adal |
|
"Dogan Kekevi" <dog.k...@t-online.de>: Dec 19 09:12PM +0100
Sayın GÜNDOĞMUŞ dostumun KKTC milletvekiline verdiği cevabın yanı sıra iletiye eklediği diğer değerli İngilizce ve Almanca belgelere de dikkatinizi çekerim. Aydoğan Von: R.G: [mailto:gund...@gmx.de] Gesendet: 19 Aralık 2014 Cuma 19:24 An: gund...@gmx.de Betreff: kamuoyumuza intikal eden -----Ursprüngliche Nachricht----- Von: R.G: [mailto:gund...@gmx.de] Gesendet: Freitag, 19. Dezember 2014 19:05 An: 'dogusderya@ Betreff: kamuoyumuza intikal eden Sayın Derya Doğuş -KKTC Parlamentosu Milletvekili - hanımefendi merhaba, kamuoyumuza intikal eden ifadelerinizden dolayı düzenlemiş olduğum yazımı bilgi için ekte sunmaktayım. Kalın sağlıcakla. Rehan Gündoğmuş |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 19 09:31PM +0200
NOT : BU İLETİ TÜRK MK ULTRA MAĞDURLARINA GÖNDERİLMİŞTİR. Değerli Arkadaşlarım; Bildiğiniz gibi MK ULTRA konusunda mağdurlara elimizden geldiğince yardımcı oluyoruz. Ayrıca sizlerin sesini kamuoyuna ve yetkililere duyurmaya çalışıyoruz. Grubumuzdan Figen Özen hanım, son kitabı olan "CIA'nin Çetecileri" adlı kitabında MK ULTRA MAĞDURLARI'ndan bahsediyor. Bu kitabı henüz almadıysanız alıp okumanızı öneriyoruz. ABD İstihbarat Servisi CIA'nin derin ve karanlık dünyası hakkında çok detaylı bilgiler veriyor. Figen hanımın yeni çıkaracağı kitap ise tamamen ZİHİN KONTROLÜ - MK ULTRA PROJESİ ile ilgili olacak. Bu kitabında özellikle Türk MK ULTRA MAĞDURLARI hakkında bilgi verecek. Mağdurların yaşadığı trajediye ve projenin kullanımına ilişkin çarpıcı bilgiler yer alacak. Bu nedenle Figen hanım mağdurlarla birebir görüşmek yada yazışmak istiyor. Mağdurların yaşadıklarını birebir kendi ağızlarından dinlemek/okumak istiyor. Figen hanıma bizimle irtibatta olan mağdur arkadaşlarımızın e-posta adreslerini ilettik. Figen hanım en kısa zamanda mağdurlarımıza MK ULTRA ile ilgili başından geçenler hakkında bazı sorular iletecek. Sizlerden ricamız Figen hanıma sorduğu sorular hakkında çok ayrıntılı cevaplar vermenizdir. En küçük ayrıntıyı bile atlamadan başınızdan geçenleri anlatmanızdır. Bu şekilde çıkacak kitapta sizin vereceğiniz bilgiler de yer alacak ve bu kitabı okuyan milyonlarca insan bu çağdışı işkence metodu hakkında bilgi sahibi olacaktır. Ayrıca kamuoyu ve devlet yetkilileri de bu kitap sayesinde umarız harekete geçecek ve sorumlular da cezalandırılacaktır. Lütfen bu konuya duyarsız kalmayın. Bu konu acil ve önemlidir. Eğer yaşadığınız acı tecrübeleri duyurmak ve sorununuza çare bulmak istiyorsanız lütfen bize yardımcı olun. Ki böylece hem yaşadığınız trajediyi kamuoyuna ve yetkililere duyuralım, hem de bu insanlık dışı işkence metodunun kullanımını sona erdirelim. Teşekkürler, Erkut ÖZEL BÜRO MK ULTRA ARAŞTIRMALARI +90-539-570-2295 LİNK : http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=707284 [publicize twitter] [publicize facebook] [category duyuru] [tags DUYURU, ÖZEL BÜRO, MK ULTRA MAĞDURLARI, KİTAP] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 19 01:00AM +0200
Turbobit , yada Uploader gibi sinir bozucu sitelere yönlendirmeden , mantığı tıpkı gezginlere benzeyen ve en önemlisi (ıdm yardımı ile ) süratli bir şekilde istediğimiz oyunu pc ' mize indirmemizi sağlıyor Umarım işinize yarar , iyi forumlar. Link : <http://oceanofgames.com/> Ocean of Games [publicize twitter] [publicize facebook] [category teknoloji] [tags OYUN ÇÖZÜMLERİ, oyunlar] |
|
Bu grubun güncellemelerine abone olduğunuz için bu özeti aldınız. Ayarlarınızı grup üyelik sayfasından değiştirebilirsiniz. Bu gruba aboneliğinizi iptal etmek ve gruptan artık e-posta almamak için Turkiye-icin-el...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin. |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 05:43PM +0200
Değerli Üyeler; Hrant Dink’in öldürülmesinin sekizinci yılında, 19 Ocak 2015 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirilen anma etkinliği, amacından saptırılarak bir soykırım propagandasına dönüştürülmüştür. Bu provokasyonda ne yazık ki Şafak Pavey, Sezgin Tanrıkulu ve Mustafa Moroğlu’da yer almıştır. Bu kabul edilemez tutumu protesto ediyoruz. Eğer siz de iştirak etmek isterseniz ek’te excel dosyasında bulunan CUMHURİYET HALK PARTİSİ YÖNETİCİ VE MİLLETVEKİLLERİ’ne hitaben aşağıdaki maili göndererek dikkatlerini çekebilirsiniz. Yapmanız gereken sadece e-posta gönderme programının açıklama bölümüne aşağıdaki metni kopyala ve yapıştır ile yapıştırmak ve yazının sonuna ad ve soyadınızı yazmak, TO : kısmına ise e-posta adreslerini kopyala ve yapıştır ile eklemek ve göndermektir. Konu kısmına ise şunu yazabilirsiniz. Konu : Hrant Dink’in öldürülmesinin sekizinci yılında, İstanbul'daki anma etkinliğine katılan CHP VEKİLLERİ’nin ihracını talep ediyoruz. CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANLIĞI’NA, ANKARA Hrant Dink’in öldürülmesinin sekizinci yılında, 19 Ocak 2015 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirilen anma etkinliği, amacından saptırılarak bir soykırım propagandasına dönüştürülmüştür. Kendilerine ‘Hrant'ın Arkadaşları’ adını veren bir grup tarafından, “Yüzleşin, Hrantla, Soykırımla”, “1915'ten 2015'e.. Tarihleri inkar, tarihleri katliam..” pankartları ile kitleler, soykırım iddialarına ortak edilmeye çalışılmış, Türkiye’nin sözde Ermeni Soykırımını kabul etmesini dayatan, haksız ve tarihsel gerçekleri reddeden bir gösteriye dönüştürülmüştür. Toplumda tepki toplayan bu dayatmaya ne yazık ki bir bölümü parti yöneticisi olan bazı CHP Milletvekilleri de katılarak, soykırım propagandasına alet olmakla kalmamış, destek vermekte de bir sakınca görmemişlerdir. Bu etkinliğe katılan CHP Genel Başkan Yardımcıları ve İstanbul Milletvekilleri Şafak Pavey ile Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Milletvekilleri Umut Oran, Süleyman Çelebi, Kadir Gökmen Öğüt, İzmir Milletvekilleri Alaattin Yüksel ile aynı zamanda Yüksek Disiplin Kurulu üyesi Mustafa Moroğlu, ‘Sözde Ermeni Soykırımı’ propagandasına destek vermişlerdir. Pankartı taşıyan iki kişinin aynı zamanda CHP parti yöneticisi olması nedeniyle CHP'nin kurumsal olarak Sözde Ermeni Soykırım iddiasını desteklediği algısının oluşturulmasına neden olmuştur. CHP Parti Programı’nın 131 ve 132. sayfalarındaki Dış İlişkiler Bölümünde şunlar yazılıdır: “Ermenistan’la ilişkilerin geliştirilmesi de, bu ülkenin işgal ettiği Azeri topraklarından çekilmesi, dünyadaki Ermeni örgütleri vasıtasıyla Türkiye’ye karşı uluslararası hukuka aykırı biçimde soykırım iddiasıyla girişimlerde bulunmaktan vazgeçmesi ve Ermeni devletinin resmi belgelerinde Türkiye’ye ait bazı topraklarda Ermenistan’ın emelleri olduğu izlenimini veren ifade ve sembollerin çıkartılması koşullarına bağlıdır. CHP, Sözde Ermeni Soykırımı iddiası ile ülkemizin haksız önyargılarla suçlanmasına karşı bugüne kadar Partimiz öncülüğünde sürdürülen kararlı duruşa sahip çıkmaya devam edecektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan önceki dönemde gerçekleştiği iddia edilen sözde Ermeni soykırımı konusunda ülkemizi suçlayıcı keyfi kararlar alınmaktadır. CHP, 1948’de BM Genel Kurulu’nda oybirliği ile kabul edilen Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi tarafından yapılan açık tanım çerçevesinde, konunun bağımsız tarihçiler tarafından, Türkiye, Ermenistan ve Rusya dâhil ilgili tüm ülke arşivlerine erişim olanakları kendilerine tanınarak, iddiaların gerçekçi ve doğru zeminde, önyargılara kapılmadan incelenmesi gerektiği görüşündedir.” Parti Tüzüğü’nün 70. maddesine göre “parti programına, tüzük kurallarına, kurultay ve yetkili organ kararlarına aykırı davranmak” ve “Partide aldıkları görev ve sorumlulukla ve üyelikle bağdaşmayan tutum ve davranışlarda bulunmak” kesin çıkarma cezası gerektiren parti suçlarıdır. Bu duruma göre yukarıda sözü edilen anma etkinliğinde, Sözde Ermeni Soykırımı iddialarında bulunan grubun içinde yer alarak, destek veren söz konusu milletvekillerinin parti programına aykırı hareket ettikleri ve bu nedenle de Parti Tüzüğü’nün 70. maddesine göre “partiden kesin çıkarma cezası” olan parti suçlarını işledikleri açıktır. CHP'nin programına aykırı olarak partiyi Ermeni soykırım destekçisi olarak gösteren parti yöneticileri Şafak Pavey, Sezgin Tanrıkulu ve Mustafa Moroğlu’nun ivedilikle yönetim sorumluluğuna son verilmesini, bu etkinliğe katılan tüm milletvekillerinin işledikleri parti suçu nedeniyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilerek, gerekli disiplin cezasının uygulanmasını talep eder, saygılarımı sunarım. TARİH : ……../……/2015 Adres : (İSTEĞE BAĞLI) Adı Soyadı : |
[publicize twitter] [publicize facebook] [category duyuru] |
|
[tags DUYURU, ÜYELER, CHP ÜYELERİ, DİLEKÇE, CHP GENEL MERKEZİ] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:28PM +0200
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[tags TARİH, Osmanlı Toplumu, Köle ve Cariyeler, Sofya, 1550-1684] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:42PM +0200
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[tags SAĞLIK DOSYASI, Özel, Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri, Zihinsel Engelli, Birey Destek Eğitim Programı] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 05:51PM +0200
<http://abdulvahapkara.com/arastirma-konulari/kazakistan-tarihi/346-almatda-arkeolojik-kazlarda-hunlara-ait-oenemli-buluntular.html> Almatı'da Arkeolojik Kazılarda Çıkan Hunlara ait Önemli Buluntular Almatı Şehri Tarih Müzesi kazı heyeti “Kök-Kaynar” bir tümülüsünde, yani höyüğünde yaptıkları araştırmalarda önemli buluntuları ortaya çıkardılar. <http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/hun%20kedisi.jpg> Birkaç gün önce, Almatı Şehri Tarihi Müzesi yetkilileri “Kazakistan Tarihi” (http://e-history.kz/kz) isimli web sitesinin yöneticilerine bu nadir arkeolojik buluntular hakkında bilgi verdiler. Kazı heyeti Almatı Valiliği Kültür Dairesinin talimatları doğrultusunda bu kazıyı gerçekleştirdiklerini ifade ettiler. <http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20canak.jpg> Bilindiği gibi, geçen sene Kasım ayında Almatı Tarih Müzesi personelinden oluşan bir araştırma ekibi Almatı Alatav İlçesi Kökkaynar köyündeki Kök-Kaynar höyüğünde paha biçilmez bazı tarihi eserleri kazı sırasında ortaya çıkarmıştı, ancak bulunan nadir eşyalar hakkında bilgiler ilk defa bu yazı kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Bu bilgilere göre, bulunan eserler arasında altından yapılmış yabani kedigillerden yırtıcı bir hayvanın heykelciği de bulunmaktadır. Seyrek ele geçen bu eser 2 numaralı höyükten elde edildi. Altından yapılmış bu küçük eşya (uzunluğu 3.3 cm ve yüksekliği 2 cm) iki kalıp ile dökülmüş çubuktan yapılmıştır. Çubuklar kendi aralarında birbirlerine geçirilmiştir. Heykelciği bulan araştırmacılar onu “oynayan kedi yavrusu” olarak adlandırdılar. Hayvanın ön ayaklarının pençeleri öne doğru uzanmış, gövdesi ise eğilmiş ve kuyruğu ise kavisli bir şekilde tasvir edilmiştir. Müze yetkilileri bu heykelciğin sırlarla dolu bir başlığın bir parçası olması ihtimalinden söz etmektedirler. Bu eşyanın M.Ö. IV yüzyıla ait olduğu hesaplanmaktadır. <http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20kusu.jpg> Ayrıca, bulunan nadide bir diğer eser kuş şeklindeki düz bir parça. 2 numaralı Kök-Kaynar höyüğünden bulunan bu eşyanın boyutları yükseklik 2,2 cm ve genişlik 1,8 cm’dir. Araştırmacıların tespitlerine göre, Eski Çağda yaşamış olan bir usta bu yırtıcı kuş heykelini yapmıştır. Kuşun başı sol tarafa dönüktür, gagası büyüktür ve kanatları genişçe açılmıştır. Bu büyük bir ihtimalle bir hanedan arması olarak kullanılmış olmalıdır. Kabartma kuş tasviri olan bu parça M.Ö. IV. yüzyıla ait olmalıdır. <http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20bronz%20ayna.jpg> 1 numaralı Kök-Kaynar höyüğünden bulunan üçüncü parça bronz aynadır. Bu eşya M.Ö. II. yüzyıla tarihlenmektedir. Çapı 15 cm, ayna sapının uzunluğu ise 8 cm’dir. Aynanın dairesel şeklinin kenarlarındaki çerçevenin eni 2 cm ve yüzeyinde çıkıntı vardır. Aynanın diski ile kenarları birbirine birleştirilmiştir. [Türk tarihin en eski dönemlerinde devir sürmüş olan Hunlara ait ait olduğunu tahmin ettiğimiz - Ç.N.] bu nadir buluntular günümüzde Almatı Tarih Müzesinde muhafaza edilmektedir. 16 Ocak 2015 tarihinde Kazakistan Tarihi internet sitesinde ( <http://e-history.kz/kz/publications/view/911> http://e-history.kz/kz/publications/view/911) yayınlanan bu yazı Prof. Dr. Abdulvahap Kara tarafından Kazakçadan Türkçeye kazandırılmıştır. Almatı'da Arkeolojik Kazılarda Çıkan Hunlara ait Önemli Buluntular <http://abdulvahapkara.com/arastirma-konulari/kazakistan-tarihi/346-almatda-arkeolojik-kazlarda-hunlara-ait-oenemli-buluntular.html> |
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[tags TARİH, Almatı, Arkeolojik Kazılar, Hunlar, Önemli Buluntular] |
|
Sili Ozerdim <silio...@gmail.com>: Jan 23 05:02PM +0200
- *Değerli Dostlar,* - Güzel Sanatlar Fakültesi, ülkemizin köklü eğitim kurumlarından biridir. - Fakülte'nin girişinde yıllardır yer almış olan "T.C", ve "“DTGSYO” (1957-1982) ifadeleri, ne yazık ki - kaldırıldı ! - Öğrencilerin ısrarları karşısında Dekanlık, söz vermiş olmasına karşın, sözünü yerine getirmedi. - Lütfen bu konuda sizler de destek olunuz ve bu "ben yaptım, oldu" zihniyetine karşı geliniz. - Dostlukla, - ULUSALCI GÖNÜLLÜLER - *Lâle Gürman- Muazzes İlmiye Çığ- **Engin Demirkollu Sarıkartal-**Zerrin Bayrakdar-Halûk Tarcan-Sefer Tan- Leyla Edinç-Tarık Konal-Şükrü Server Aya- -Suay Karaman-Orhan Çekiç-Gülay Çekiç- Sevil Onaran-Bertan Onaran-Türker Ertürk-Ahmet Avcı- Necmi Akyalçın- Müge Gülses-Mehmet Gözgücü-Adile Onaran-Kemal Onaran-Halil Kıral-Nejat Kıral-Lütfiye Kıral-Nilgün Şarman-Zeliha A. Uzunalp-Emin Uzunalp-Sara Saatmen-İbrahim Saatmen-Erdoğan Altıntarak-Güler Cangil-Salim Cangil-Vural Cangil-Kıral Cangil-Fethiye Çiftçi-Halil Çiftçi-Suzan Gürman-Celal Gürman-Metin Gürman-Efdal Gürman-Nuriye Sınayış-Filiz Sınayış-Türkmen Sınayış-Halil Kaya Aynar-Hatice Ertem-Şadıman Ertem-Musa Ertem-Mustafa Ertem-Melih Ertem-Huriye Ertem-Şerif Ertem-Cemal Bozkurt-Alis Okay-Bedri Okay-Fidan Temel-Fazlı Temel-Fuzuli Temel-Faruk Temel-Yakup Temel-Zekiye Karagöz-Dursun Karagöz-Aysel Çiftçi-İhsan Çiftçi-Mürvet Çiftçi-Şaban Çiftçi-Cemil Bozkurt-Ülfet Güler Erkli-İsmail Erkli-Nezihe Var-Ragıp Var-H. Oğuz Günaydın- Özenç Altıntarak-Yıldız Ertem-Emine Ertem-Adnan Pelvanlar-Atakan Mert- Sabahattin Gökkaya-**Sili Ozerdim-Gülin Yıldırım-Hatice Metin- -Nazmi Doyan*-*Gülnar Erinç*-*Ahmet Erinç*-*Sıla Doğru*-*Güney Doğru*-*Arslan Adsız*-*Ramazan Saraçoğlu*-*Emre Özgen*-*Ela Korcan*-*Lale Korcan*-*Bahri Erdem*-*Serdar Okan*-*Sami Ayaz*-*Halil Yavru*-*Ergun Çağrı*-*Sündüz Çağrı*-*Halise Demir*-*Şenay Karlı*-*Kemal Karlı*-*Nermin Öz*-*Kemal Öz*-*Sadık Öz*-*Galip Çimenli*-*Kemal Çimenli*-*Sevil Zorlu*-*Şeniz Zorlu*-*Adnan Pars*-*Sevda Cura*-*Ahmet Demir*-*Zeki Demir*-*Süreyya Erdim*-*Hilmi Erdim*-*Dr. Ferit Erdim*-*Dr. Zafer Pektaş* -*Dr. Nazlı Uçan*-*Dr. Hüsnü Aydın*-*Dr. Kamuran GelenbeDr. Ahmet Lütfü Saraç-Dr. Ferzan İzmirli *-*Nermin Cebbar*-*Şevket Rodoplu*-*Şükriye Geldiay*-*İlter Geldiay*-*Sevil Yurtoğlu*-*Lebit Yurtoğlu*-*Kadriye Evkuran*-*Hayriye Evkuran*-*Sevilay Yargıcı*-*Feral German*-*Ayşen Kolcu* -*Sevin Kayabaysal*-*Pertev Kayabaysal*-*Lerzan Yurdatapan*-*Gülsün Kulalı*-*Koray Kulalı*-*Nuray Adalı*-*Çiçek Altaylı*-*Şekip Altaylı*-*Ayla Öksüz*-*Şermin Savat*-*Seyfi Savat*-*Durdu Hasoğlu*-*Galip Hasoğlu*-*Nazlı Niş*-*Hasan Niş*-*Füsun Alnıaçık*-*Giray Alnıaçık*-*Nişan Severcan*-*Mehmet Severcan*-*Nazlıcan Gümüşbaş*-*Dursun Gümüşbaş*-*Samiye Günlükçü*-*Yeter Gazioğlu*-*Seyit Gazioğlu*-*Sevin Arcan*-*Oktay Düzlük*-*Mehmet Emin Gün *-*Soner Bayır*-*Songül Bayır*-*Güner Kaptan*-*Neslihan Gün*-*Barış Can*-*Canan Can*-*Osman Evliya*-*Nil Evliya*-*Ülkiye Avcı*-*Kemal Avcı*-*Servet Avcı*-*Ahmet Acar*-*Pervin Acar*-*Şükrü Gülesin*-*Cahit Acıpayam*-*Lütfü Can Gürses*-*Ali Nusret Kanlı*-*Saliha Menevişli*-*Tayfun Tüylücan*-*Ali Servet*-*Mine Sazlı*-*Aydın Örme*-*Hasan Örme*-*Selim Güloğlu*-*Leyla Tanmak*-*Mustafa Tanmak*-*Ünver Taşçıoğlu*-*Meliha Taşçıoğlu*-*Erdem Tunç*-*Sıdıka Kayrak*-*Ayşe Kayrak*-*Avni Kayıral*-*Mesarret Kayıral*-*Selime CoşkuncanMehmet Ayaşoğlu*–*Sinan Ayaşoğlu*-*Sertap Küllahçı*-*Bengü Küllahçı*-*Meziyet Elmas*-*Ali Bilgin Elmas*-*Sabite Çiftçioğlu*-*Muzaffer Çiftçioğlu*-*Süreyya Alansu*-*Şakir Alansu-Seda Burkut*-*Sinan Burkut*-*Sevilay Büker*-*Aydın* *Büker*-*Salih Arısoy*-*Filiz Arısoy*-*Olcay Yılgın*-*Selim Yılgın*-*Sevil Kapani*-*Benan Akşit*-*Selva Karacasu*-*Neşet Karacasu*-*Tunç Bilge*-*Yamaç Su*-*Sekine Kibirli*-*Günnur Bahçeli*-*Hasan Bahçeli*-*Halil Bahçeli*-*Ali Ekber Tütüncü*-*Korkmaz Elveren*-*Zişan Mutlu*-*Ziya Mutlu* -*Semih Akyakalı*-*Selim Akyakalı*-*Cemile Sazlı*-*Akın Sazlı*-*Ülkü Sönmezcan*-*Gülsüm Sönmezcan*-*Aylin Tapan*-*Vildan Tapan*-*Mustafa Rodoslu*-*Dürdane Rodoslu*-*Kamil İçli*-*Selma Yaşlı*-*Hüseyin Yaşlı*-*Berrin Soylucan*-*Yüksel Soylucan*-*Namık Zorlu*-*Vefa Zorlu *-*Nilgün Pusmaz *-*Hayal Kuleli*-*Orçun Kuleli*-*İlker Buğra*-*Soner Buğra *-*Dilek Karman*-*Vacide Karman *-*Saliha Karman *-*Mete Karman *-*Ümit Komanlı*-*Şükriye Komanlı* -*Defne Komanlı*-*Çetin Bora*-*Elvan Bora*-*Şeyma Burcu*-*Cengiz Burcu*-*Nerime Yılmaz*-*Atilla Yılmaz*-*Şule Görköy*-*Erdoğan Görköy*-*Fidan Albayrak*-*Doğan Albayrak*-*Kısmet Eray*-*Vasfi Eray*-*Seyfi Eray*-*Handan Eray *-*Sabite Alaylı*-*Kudret Alaylı*-*Firdevs Alakuş*-*Nimet Alakuş*-*Civan Vardar*-*Selime Vardar *-*Neslihan Gün*-*Mehmet Emin Gün*-*Meltem Selvi*-*Güneş Selvi*-*Kamer Konuk*-*Aysun Konuk*-*Kaan Yüce*-*Mustafa Kemal Alkan*-*Nabi Özturan*-*Hulusi Özturan*-*Adviye Özlü*-*Refika Özlü*-*Seyhan Korkmaz*-*İncila Korkmaz*-*Sevinç Peker*-*Haşim Peker*-*Emine Peker*-*Ruşen Peker*-*Bergüzar Köken*-*Kevser Köken*-*Nükhet Menet*-*Salih Menet*-*Haver Kurt*-*Esat Kurt*-*Yüce Kurt*-*Elva Kurt*-*Nurdan Kurt*-*Şule Görgülü*-*Zeliha Kutlu*-*Fethi Kutlu*- - - - - *- yaklaşık 11 saat önce - Beğeni 0* *Eğitim geleneklerini çok uzun yıllar boyunca başarıyla sürdürmüş olan MÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı, giriş kapısına “T.C.” ve “DTGSYO” (1957-1982) tabelasını yeniden asmak zorundadır. Çünkü okulun gerçek sahipleri, o eğitim yuvasında yetişmiş olanlardır. Onların okullarına sahip çıkma istekleri karşısında ne Dekanlığın söz vermiş ama tutmamış olmasının önemi vardır ne de birilerinin “T.C.” ibaresini kaldırarak bir yerlere yaranma çabaları.* - - - [image: Change.org] <http://change.org> İmzaladığın için teşekkürler, Lale! [image: - Rektör Prof. Dr. M. Emin Arat: FAKÜLTEMİZİN TABELASINDAN T.C VE DTGSYO KALDIRILDI..! T.C. ve DTGSYO (1957-1982) ibarelerinin eskisi gibi fakültemiz girişinde tekrar yer almasını istiyoruz.] <http://www.change.org/p/rekt%C3%B6r-prof-dr-m-emin-arat-fak%C3%BCltemizin-tabelasindan-t-c-ve-dtgsyo-kaldirildi-t-c-ve-dtgsyo-1957-1982-ibarelerinin-eskisi-gibi-fak%C3%BCltemiz-giri%C5%9Finde-tekrar-yer-almas%C4%B1n%C4%B1-istiyoruz?utm_medium=email&utm_source=signature_receipt&utm_campaign=new_signature&tk=tnijLZXxbTGJWJNH9-qn8PEsk0gGZF9VjdTGPmPIL6Y> - Rektör Prof. Dr. M. Emin Arat: FAKÜLTEMİZİN TABELASINDAN T.C VE DTGSYO KALDIRILDI..! T.C. ve DTGSYO (1957-1982) ibarelerinin eskisi gibi fakültemiz girişinde tekrar yer almasını istiyoruz. <http://www.change.org/p/rekt%C3%B6r-prof-dr-m-emin-arat-fak%C3%BCltemizin-tabelasindan-t-c-ve-dtgsyo-kaldirildi-t-c-ve-dtgsyo-1957-1982-ibarelerinin-eskisi-gibi-fak%C3%BCltemiz-giri%C5%9Finde-tekrar-yer-almas%C4%B1n%C4%B1-istiyoruz?utm_medium=email&utm_source=signature_receipt&utm_campaign=new_signature&tk=tnijLZXxbTGJWJNH9-qn8PEsk0gGZF9VjdTGPmPIL6Y> Merhaba, Biraz önce "- Rektör Prof. Dr. M. Emin Arat: FAKÜLTEMİZİN TABELASINDAN T.C VE DTGSYO KALDIRILDI..! T.C. ve DTGSYO (1957-1982) ibarelerinin eskisi gibi fakültemiz girişinde tekrar yer almasını istiyoruz.." kampanyasını imzaladım. Bence bu çok önemli. Sen de imzalar mısın? Link burada: *http://www.change.org/p/rekt%C3%B6r-prof-dr-m-emin-arat-fak%C3%BCltemizin-tabelasindan-t-c-ve-dtgsyo-kaldirildi-t-c-ve-dtgsyo-1957-1982-ibarelerinin-eskisi-gibi-fak%C3%BCltemiz-giri%C5%9Finde-tekrar-yer-almas%C4%B1n%C4%B1-istiyoruz* <http://www.change.org/p/rekt%C3%B6r-prof-dr-m-emin-arat-fak%C3%BCltemizin-tabelasindan-t-c-ve-dtgsyo-kaldirildi-t-c-ve-dtgsyo-1957-1982-ibarelerinin-eskisi-gibi-fak%C3%BCltemiz-giri%C5%9Finde-tekrar-yer-almas%C4%B1n%C4%B1-istiyoruz?recruiter=35432807&utm_campaign=signature_receipt&utm_medium=email&utm_source=share_petition> Teşekkürler, Lale -- *“Türk’e okusak anlamaz* *Arap’a okusak anlamaz* *Acem’e okusak anlamaz* *Öyleyse bu dil ne dilidir?”* *Şemsettin Sami 1850-1904* -- *TC Sili* [image: http://sphotos-a.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/215290_10200934840280643_385814596_n.jpg]E-Posta ile gönderdiğim tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının; *MADDE 25:* "*Düşünce ve Kanaat Hürriyeti*"; *MADDE 26:* "*Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti*" kapsamında tarafımdan yapılmıştır. Demokratik düşünce ve kanaatlerimin engellenmesi ve/veya şiddet/baskı altına alınması, bu nedenle "*hakkımda olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi*", TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her türlü yasal haklarım saklı kalmak üzere, peşinen reddederim. [image: Resim] * ek* — Tüm ekleri indir <https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=zip&zfe=cp857> (sıkıştırma hedefi: Türkçe [image: Dosya adı kodlama menüsü] ) Tüm resimleri görüntüle <https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=imgs> [image: ata ve bayrak.jpeg] <https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&attid=0.1&disp=inline&realattid=f_h8pql53l0&safe=1&zw>*ata ve bayrak.jpeg* 31 . YURTTA SULH CİHANDA SULH PEACE AT HOME PEACE ON EARTH K. ATATURK |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:09PM +0200
Değerli Üyeler; Aşağıdaki linklerde 1917 ve 1919 Kars ve Erzurum'u var, ilginizi çekeceğinizi sanıyorum. 1917'de Kars'ta çekilmiş (sessiz) filmde Ermeni askerleri görülüyor. 25 Eylül 1919 tarihli üç film ise General Harbord'un Erzurum ziyaretinden görüntüler içeriyor. Gen. Harbord Kazım Karabekir Paşa ile birlikte görülüyor. Tıklayınca filmler izlenebiliyor. Türk Tarih Kurumu bu filmleri almalı diye düşünüyorum. Pahalı da değiller tanesi 170 dolar. Ben bile alabilirim. LİNKLER : http://www.criticalpast.com/stock-footage-video/Erzurum http://www.criticalpast.com/stock-footage-video/Kars selamlar, saygılar Doç Dr Candan Badem Tunceli Üniversitesi Tarih Bölümü |
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[tags TARİH, Kars, Erzurum, film] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:45PM +0200
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[tags TARİH, BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI, ALMANYA VE MÜTTEFİKLERİ, SULH STRATEJİLERİ] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:31PM +0200
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[tags TARİH, Türkler, Suriye, Süleymanşah ve Türbe Meselesi] |
|
"Sabahattin Gökkaya" <s.gokk...@gmail.com>: Jan 24 01:07PM +0200
|
|
Lale Gurman <lale....@gmail.com>: Jan 23 01:50PM +0200
Değerli Dostlar, Ülkemiz bir yanda çeşitli sorunlarla uğraşırken, diğer yanda "Yüzleşin Hrant'la, Soykırımla" pankartları taşıyan bir grup CHP'li Vekil ortaya çıktı. Parti programına tamamen aykırı olan bu olay, hepimizi çok rahatsız etti. Gereğinin yapılmasını beklemekteyiz. Altta değerli dost Karaman'ın Yönetim'e teslim ettiği şikâyet dilekçesi var. Dostlukla, Lâle Gürman *CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANLIĞI'NA,* *ANKARA* Hrant Dink'in öldürülmesinin sekizinci yılında, 19 Ocak 2015 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirilen anma etkinliği, amacından saptırılarak bir soykırım propagandasına dönüştürülmüştür. Kendilerine 'Hrant'ın Arkadaşları' adını veren bir grup tarafından, "Yüzleşin, Hrantla, Soykırımla", "1915'ten 2015'e.. Tarihleri inkar, tarihleri katliam.." pankartları ile kitleler, soykırım iddialarına ortak edilmeye çalışılmış, Türkiye'nin sözde Ermeni Soykırımını kabul etmesini dayatan, haksız ve tarihsel gerçekleri reddeden bir gösteriye dönüştürülmüştür. Toplumda tepki toplayan bu dayatmaya ne yazık ki bir bölümü parti yöneticisi olan bazı CHP Milletvekilleri de katılarak, soykırım propagandasına alet olmakla kalmamış, destek vermekte de bir sakınca görmemişlerdir. Bu etkinliğe katılan CHP Genel Başkan Yardımcıları ve İstanbul Milletvekilleri Şafak Pavey ile Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Milletvekilleri Umut Oran, Süleyman Çelebi, Kadir Gökmen Öğüt, İzmir Milletvekilleri Alaattin Yüksel ile aynı zamanda Yüksek Disiplin Kurulu üyesi Mustafa Moroğlu, 'Sözde Ermeni Soykırımı' propagandasına destek vermişlerdir. Pankartı taşıyan iki kişinin aynı zamanda CHP parti yöneticisi olması nedeniyle CHP'nin kurumsal olarak Sözde Ermeni Soykırım iddiasını desteklediği algısının oluşturulmasına neden olmuştur. CHP Parti Programı'nın 131 ve 132. sayfalarındaki Dış İlişkiler Bölümünde şunlar yazılıdır: "Ermenistan'la ilişkilerin geliştirilmesi de, bu ülkenin işgal ettiği Azeri topraklarından çekilmesi, dünyadaki Ermeni örgütleri vasıtasıyla Türkiye'ye karşı uluslararası hukuka aykırı biçimde soykırım iddiasıyla girişimlerde bulunmaktan vazgeçmesi ve Ermeni devletinin resmi belgelerinde Türkiye'ye ait bazı topraklarda Ermenistan'ın emelleri olduğu izlenimini veren ifade ve sembollerin çıkartılması koşullarına bağlıdır. CHP, Sözde Ermeni Soykırımı iddiası ile ülkemizin haksız önyargılarla suçlanmasına karşı bugüne kadar Partimiz öncülüğünde sürdürülen kararlı duruşa sahip çıkmaya devam edecektir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan önceki dönemde gerçekleştiği iddia edilen sözde Ermeni soykırımı konusunda ülkemizi suçlayıcı keyfi kararlar alınmaktadır. CHP, 1948'de BM Genel Kurulu'nda oybirliği ile kabul edilen Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi tarafından yapılan açık tanım çerçevesinde, konunun bağımsız tarihçiler tarafından, Türkiye, Ermenistan ve Rusya dâhil ilgili tüm ülke arşivlerine erişim olanakları kendilerine tanınarak, iddiaların gerçekçi ve doğru zeminde, önyargılara kapılmadan incelenmesi gerektiği görüşündedir." Parti Tüzüğü'nün 70. maddesine göre "parti programına, tüzük kurallarına, kurultay ve yetkili organ kararlarına aykırı davranmak" ve "Partide aldıkları görev ve sorumlulukla ve üyelikle bağdaşmayan tutum ve davranışlarda bulunmak" kesin çıkarma cezası gerektiren parti suçlarıdır. Bu duruma göre yukarıda sözü edilen anma etkinliğinde, Sözde Ermeni Soykırımı iddialarında bulunan grubun içinde yer alarak, destek veren söz konusu milletvekillerinin parti programına aykırı hareket ettikleri ve bu nedenle de Parti Tüzüğü'nün 70. maddesine göre "partiden kesin çıkarma cezası" olan parti suçlarını işledikleri açıktır. CHP'nin programına aykırı olarak partiyi Ermeni soykırım destekçisi olarak gösteren parti yöneticileri Şafak Pavey, Sezgin Tanrıkulu ve Mustafa Moroğlu'nun ivedilikle yönetim sorumluluğuna son verilmesini, bu etkinliğe katılan tüm milletvekillerinin işledikleri parti suçu nedeniyle Yüksek Disiplin Kurulu'na sevk edilerek, gerekli disiplin cezasının uygulanmasını talep eder, saygılarımı sunarım. 22.01.2015 Adres: Dostlar Sitesi A-125 C. Suay KARAMAN Balgat Ankara CHP Ankara-Çankaya Üyesi Telefon: 532-3323266 -- *"Türk'e okusak anlamaz* *Arap'a okusak anlamaz* *Acem'e okusak anlamaz* *Öyleyse bu dil ne dilidir?"* *Şemsettin Sami 1850-1904* |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:38PM +0200
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[tags TARİH, Ahmet Hamdi Akseki, 1887-1951, Hukukî Görüşler] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 07:41PM +0200
"Bir Pazar Sabahıydı, Ankara Kar Altında" "Bir Pazar Sabahıydı Ankara Kar Altında Zemheri Ayazıydı Yaz Güneşi Koynunda Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana Zalımlar Pusudaydı Bedenim Paramparça Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana" Yıl 1993. 24 Aralık Pazar. Çok soğuktu Ankara. Soğuğa inat güneş gri gökyüzünde parlıyor, buz tutmuş pencere camlarının, üzerinde yansıyordu. Olağan bir gündü. Ta ki yüreklere ateş gibi düşen, haber duyulana kadar. Saatini tam hatırlayamıyorum ama sanırım 14.00 civarıydı. Televizyon yayınını keserek Uğur Mumcu'nun bir suikast sonucu öldürüldüğü haberini verdi. Bir ay öncesini hatırladım. Mülkiyeliler Birliği'nde karşılaşmıştık Uğur Mumcu ile. Kısa bir sohbetimiz olmuştu. "Ulusun bağımsızlığı başka ülkelerin istihbarat örgütlerine özellikle CIA'ya teslim edilemez." Mumcu'nun bu söyleminde yer alan sözcükler, Türkiye'nin dünkü ve hatta bugünkü halinin deşifre edilmesiydi. Bir de yanlış hatırlamıyorsam "Yardımla bağımsızlık sağlanamaz" demişti. Ve bir bağımsızlık savaşçısı, anti-emperyalist bir direnişçi ve devrimci "Cesurlar bir kere ölür. Korkaklar ise bin kere ölür" diyerek veda etmişti bize. Ankara Karlı Sokak'a koşuyordu. Konuşmadan, bağırmadan, yanaklarında buz tutmuş göz yaşlarıyla. Karlı Sokak kan rengi karanfiller ve karanlığa inat yakılan mumların ışığında sessiz bir acıyı isyana dönüştürüyordu. Ve bir türkü yankılanıyordu Mumcu'nun kanıyla ala boyanmış karların üzerinde. Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun. ** Mumcu'yu kim öldürmüştür? Zamanın Başbakanı Süleyman Demirel "Katil veya katillerin bulunacağı" konusunda söz verdiği halde neden verdiği bu sözü tutmamıştır? Aslında bu ve benzeri soruların cevabı hala verilmemiş, verilememiştir. MOSSAD, CIA ve GLADYO'nun işbirlikçileri ve tetikçileri kimlerdir? Abdullah Argun Çetin. Uğur Mumcu'yu öldürmek iddiası ile yakalanacak ve 23 ay hapiste yatacaktır. Daha sonra tahliye edilen A. Argun Çetin, kendisinin bir dış ülke adına çalışan ve "trafo" diye adlandırılan bir görevli olduğunu iddia edecektir. Serbest kaldıktan sonra "Aksiyon Dergisi"ne verdiği röportajda itiraf ettiği çok önemli sırlar, Hizbullah, Mumcu, Sabancı Suikastı ve Susurluk Kazası'nın tamamen yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantılı olduğunu ortaya çıkaracaktır. Ve tamamı TRUVA denilen bir operasyonun parçasıdır. Devletin en gizli birimleri içinde CIA ve MOSSAD ajanları adeta cirit atmaktadır. Argun Çetin Almanya'da Goethe Enstitüsü'nde öğrenim görecek ve orada Alman İstihbarat Örgütleri'nin etki alanına girecektir. Artık bir etki ajanı ve dış güçler için çalışan istihbarat görevlisidir. Çetin, Mumcu öldürmediğini, görevinin basını ve toplumu yönlendirmek olduğunu söyleyecektir. Argun Çetin Aksiyon Dergisi'ne verdiği röportajda "" Bakın Ulusal Güvenlik Örgütü diye bir dış örgüt var. Bu örgütün; Türkiye'deki uzantıları beni Uğur Mumcu için kullanmak istedi ve kullandı. Çünkü Uğur Mumcu olayı bir dönüm noktası. Uğur Mumcu'nun ölmeden önce yazdığı bir yazısı var. "Kürt halkını kışkırtan yabancı istihbarat servislerini açıklayacağım." diyor ve on altı gün sonra öldürülüyor. Yani 8 Ocak 1993 yılındaki bir yazı bu. Tam olarak diyor ki; "Birileri Türk halkını Kürt halkına, Kürt halkını Türk halkına düşman edici kanlı bir tuzak kuruyor. Yakında yayımlanacak bir yayınımda Kürt milliyetçileri ile istihbarat ajanları arasındaki ilişkilerle ilgili ilginç belgeler açıklayacağım. 9 Ekim 1992 tarihli bir yazısında ise; "Bugün PKK içinde kaç ajan var? Yalnız MİT ajanları değil, Ortadoğu'da ajan kaynıyor. Bu örgüt içinde kim bilir kaç CIA ajanı görev yapıyor?" sorularını sormuştur." diyecektir. Argun Çetin gene aynı röportajda; eski MİT mensubu ve 1997 yılında bir trafik kazasında(!) ölen Ertuğrul Berkman'ın; Uğur Mumcu suikastı ile ilgili olarak, Fikri Sağlar'la konuştuğunu ve "Uğur Mumcu konusunu biliyorum ama bu iş çok tehlikeli" dediğini de ifade edecektir. İşin şaşılacak tarafı eski MİT ajanı Ertuğrul Berkman bu konuşmanın iki gün sonrasında bir trafik kazasında ölmüş ve/veya öldürülmüştür. Gene Argun Çetin'e göre; Uğur Mumcu öldürülmeseydi dış bağlantıları ve Türkiye'deki yapılanmanın iç yüzünü anlatacaktır. "Güneydoğu'ya Amerikalılar gitti, İngilizler, Almanlar gitti ve habire gidiyorlar. Güneydoğu'da istenilen yapıldı. .. O sırada kayıp yüz bin silahtan ve Amerikalıların ikamet ettirdiği Peşmergelerin durumundan hiç bahsetmiyorum. Uğur Mumcu bu kayıp silahları çözmüştü." Görüldüğü gibi Mumcu çok önemli bilgilere ulaşmıştır. O "sakıncalı piyade", direnişçi yurtsever tüm tehditlere rağmen CIA'nın çetecilerinin Türkiye üzerinde oynadığı tüm oyunları ve kirli ilişkiler açıklamak kararındadır. Mumcu'nun son yazısı Haham Sallum Barzani'nin torunu Barzanilerin MOSSAD ile bağlantısı hakkındadır. Uğur Mumcu'nun 7 Ocak 1993 tarihinde Cumhuriyet'te yayınlanan "Mossad ve Barzani" başlıklı yazısı: Ortadoğu'nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor. Kanıtlanan son ilişkiMOSSAD-Barzani ilişkisidir. MOSSAD,İsrail 'in gizli istihbarat örgütüdür. Bu örgütün, Kürt lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı? Barzani 'nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi. Kimse bu ilişkiye, "Hayır olmadı" diyemiyor. CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da MOSSAD-Barzani ilişkileri bilinmiyordu. MOSSAD' ın Barzani ile ilişkileri Londra ve Sydney'de yayınlanan "Israel 's Secret Wars-A History of Israel's Intelligence Services" adli kitapta sergileniyor. Kitap, İngiliz The Guardian gazetesinde 1984 yılından bu yana Tel-Aviv muhabirliğini yapan Ian Black ve Washington'daki Brooking Enstitüsü'nde çalışan öğretim üyesi Benny Morris tarafından yazılmış. Kitapta MOSSAD-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor. Önsözde, kitabın yayından önce İsrail ordu yetkilileri tarafından da incelendiği yazılıyor." ** Uğur Mumcu; CIA, MOSSAD, MI6,BND ve tüm istihbarat örgütlerinin hedefindedir. Çünkü emperyalizme ve kapitalizme asla boyun eğmeyecek ve diz çökmeyecektir. Hiç bir dış gücün, ne Amerika, ne İngiliz, ne Rusya ne de Çin'in uşaklığını asla kabul etmeyecektir. Kemalist Düşünce'yi ve anti-emperyalist Türk milliyetçiliğini inkar ederek solculuk yapan ve milleti Atatürk'le aldatanlara karşı çıkacaktır. Mumcu'ya göre "Milliyetçilik sömürücülerin değil, Atatürk devrimcilerinin bayrağıdır." Halkı "ALLAH'la kandıranları" ve "dini siyasete ve yabancılarla ilişki kurmaya alet edenleri" yazdığı yazılarla yerin dibine sokacaktır. Uğur Mumcu suçludur(!). Elbette "katli vaciptir" En büyük suçu ise; Mustafa Kemal'in tam bağımsız ulus devlet anlayışını yaşam tarzı olarak benimsemek, bu anlayışı halka benimsetmek için var gücü ile çalışmaktır. Uğur "Tam Bağımsızlıkçı" dır. Şiddete karşıdır, ne C4 ne de öldürücü silahlar kullanır. "Kalemi, makaleleri, kitapları, söyleşileri, emperyalizme karşı direnişi, teslim olmayı asla kabullenmeyen onurlu yürekleri, halkı aydınlatmak için başlattıkları aydınlanma savaşında kullandıkları silahlarıdır. Suçları büyük, silahları korkunçtur. O halde Uğur'un" KATLİ VACİPTİR" Ve KATLEDİLDİ." ** Tarih 24 Ocak 2001. Diyarbakır Saat 18.50. Merkez, merkez saldırıya uğradık. Merkez: Olay yeri neresi? Yaralı polis: Şehitlik mevkii. Merkez: Zayiat var mı? Yaralı polis: Şehidimiz var! Merkez: Sayın 3310'nun durumu ne? Yaralı polis: Başımız sağ olsun! " Bir Pazar sabahı" değildi Günlerden Çarşamba, vakit akşamdı.Küresel çetelerin emir erleri gene iş başındaydı. Silahlar ölüm kusuyordu. 3310 telsiz kodlu Diyarbakır Emniyet Müdürü GAFFAR OKKAN şehit olmuştu. Diyarbakır bu yiğit dostları için kan ağladı. Doğan çocuklarına Gaffar Okkan adı verildi. Küresel çeteler 2015'in Diyarbakır'ı için mıntıka temizliği yapmış, bir yurtseverin canına kıymıştı. Katil? Katil yanı başımızda, içimizde. Unutmayın; "Cesurlar bir kere ölür. Korkaklar ise bin kere ölür.". Ölüm yıl dönümlerinde onları anarak, ağıt yakarak ne Uğur Mumcu'ya ne de Gaffar Okkan'a sahip çıkmamız mümkün değildir. Uğur'dan sadece "Bir kırık kalem" hatıra kalmadı bizlere. Emperyalizme, kapitalizme direniş, tam bağımsızlık anlayışı, devrimcilik, anti- emperyalist Türk milliyetçiliği rehberimiz olmalıdır. Tıpkı Uğur Mumcu gibi. Kalemimiz, düşüncelerimiz silahımız olmalı karanlığa kurşun atmalıyız. Tıpkı Uğur Mumcu gibi. Uçurumları köprülerle birbirine bağlamalı, nefret ve kin yerine sevgi tohumları yetiştirmeliyiz. Tıpkı Gaffar OKKAN gibi. Tam bağımsız Türkiye için var olmalı, diri ve bir olmalıyız. Çünkü, Anadolu bizim son yurdumuzdur. Küresel çetelere "dur" demenin zamanıdır. Yeniden Milli Devrimi ve tam bağımsız Türkiye'yi inşa etmenin zamanıdır. Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun Figen ÖZEN 24.01.2015 |
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[tags ARAŞTIRMA DOSYASI, S. FİGEN ÖZEN] |
|
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Jan 24 02:02PM +0200
---------- Yönlendirilmiş ileti ---------- Gönderen: Hayrettin Ertekin <ertek...@gmail.com> Tarih: 23 Ocak 2015 11:47 Konu: *Silivri’den Memleketime mektup * *Ben, ne için buradayım niçin can verdim, neden buradayız?..* Davul zurnalar eşliğinde komutanlarımıza yollardınız bizi… “En büyük asker; bizim asker” haykırışları ile uğurlamıştınız bizleri!. Ellerimde senin o ağıtlar ile yaktığın kınalar vardı annem. Ellerinizde de Ay yıldızlı bayraklar… dalgalanırdı sokaklar da… Sitem etmiştiniz bayrağa hani, “Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal, Kahraman ırkımı bir gül, bu ne şiddet bu celal? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...” Vatan borcu, namus borcu idi… hani ne oldu? Karanlık şafakta, daha zamanın geri sayımı başlamamış iken, kahpece, kalleşçe geldi sırtımızdan ölüm. Ben de kardeşimde yiğitlerimde girdim şu genç yaşımızda kara toprağın bağrına. Siyasilerin soygunlarından, yalanlarından, çikolata ve ayakkabı kutularından, bürokratların evlerinden fışkırdı dolarlar Eurolar… talanlarından, tecavüzlerden, kaçakçılıklardan, vurgunlardan, milyon dolarlık saatlerden… Estetik operasyonlardan yer kalmayan, gazete sayfalarında göremediniz Silivri zindanlarda yatan yiğitleri göremediniz şehidimin şehadet haberimi… Sabah şeker, allı pullu avratlardan….zilli şakırtılı züppelerden sabah sarhoş akşam tatlı, geceleri de kaymak olarak sunulan, sayenizde reytingi yüksek olan TV. programlardan sıra gelmedi, kalleşçe HAYİNCE DÜŞÜRÜLDÜĞÜMÜZ tuzaklardan pusunun görüntülerine… göremediniz, görmediniz… Yiğidim, KAHRAMANLARIN Cenaze törenimde yoktunuz, Musalla taşından göremedim sizleri, Elinizde değmedi ay yıldızlı tabutumuza… Gelmediniz Silivri’nin Çadır tiyatrosuna Ne anma törenleri düzenlediniz, ne de yıldönümleri. SALSA, ÇAÇA.. Bilumum zevzeklikler ile OYNAYIP SARHOŞ OLDUNUZ… Allah ile aldatıldığınız, Pespaye SÖZDE İmamalar…ile Sahte Gözyaşı döktünüz… Benim kanımı, ‘Din’ adına, ‘Millet’ adına, ‘halk’ adına ahkam kesenlere alkış tutmanız, Teslimiyeti, ihaneti, gafleti ‘erdem’ zannedenleri iktidara taşımanız, ‘Camilerin’ kirli postalları ile kirletilmesine, ‘Minarelerin’, sözde din adına roketatarla yerle bir edilmesine suç ortaklığı yapanların, ‘Vatan topraklarının’ haraç mezat satılmasına aracılık edenlerin, Ülkeyi ‘askersiz işgal’ planları yapanların önünde diz çökmeyi marifet zannedenlerin, ‘Teslimiyet bayrağını’ çekmenin mutluluğunu havai fişek gösterileri ile kutlayanların, ‘Serv’i harita haline getirenler ile kol kola girip ‘stratejik ortaklık’ kuranların, eş başkan olanların… ‘Vatan’, ‘millet’ diyenleri, ‘Türküm’ diyenleri potansiyel ırkçı ilan edenlerin peşine takılmanız, Dünya’nın dört yanında, sırf ‘Türk ‘ve ‘Müslüman’ oldukları için katledilenlere sırt çevirmeniz, Yüzbinlerce kişinin hayatına mal olan yavru vatanımızı ‘sırtınızda yük’ olarak görmeniz için mi döktüm…kanımı verdim canımı..? Ben canımı, Cinsiyetini inkar edenleri Baştacı etmeniz, At sesini it sesine, asili soysuza, doğruyu yanlışa, haklıyı güçlüye, gerçeği yalana kurban etmeniz, Korkağı kahraman, kalleşi mert, pısırığı dürüst, hırsızı kadı göstermeniz, Kendi menfaatinizi milletin menfaatinden üstün tutmanız, Üç kuruş çıkar için bütün ilkelerinizden, inançlarınızdan onurunuzdan, haysiyetinizden şahsiyetinizden vazgeçmeniz, Makamlarınızın, unvanlarımızın arkasına saklanıp ucuz kahramanlık tefrikaları yazmaya kalkışmanız, Gelenin hatırı için geçmişinize küfretmeniz Bukalemunların bile şaşırdığı süratle, duruma, ortama, araziye göre renk ve şekil değiştirmeniz, Akbabalar misali, yağmadan pay düşer beklentisi ile hayvanların dahi hicap duyacağı rezillikler sergilemeniz, Alın teri dökmeden, kul hakkı demeden köşeyi dönmek için pusuda beklemeniz, Korktuğunuz yerde el öpmeniz, hükümran olduğunuz yerde ezmeye çalışmanız için mi zindanlarda aç susuz karanlık gecelerde çileler çektim…canımızı verdik.. Ay yıldızlı al bayrak gönlerden indiriliyor ve yerlerde sürülüyor, yakılıyor çöplere atılıyor.. Sizler sadece görüyorsunuz… sessiz kalıp kafanızı kuma sokuyordunuz… Asil Türk kimliğine, istiklal savaşı vererek kazandığımız Türk devletine hakaret ediliyor, Sizler, sadece öküz misali dinliyorsunuz.! Kutsal diye bilinen bütün değerlere dil uzatılıyordu, Sizler, sadece izliyordunuz… Şimdi Gözlerime Bakıp Söyler Misiniz? Ben bunlar için mi kollarıma kelepçeler taktırdım? Neden niçin buradayım, Bunlar için mi anamı babamı oğulsuz, Bunlar için mi çocuklarımı babasız, Bunlar için mi karımı kocasız bıraktım!.. Şehidimize Bir avuç toprağı, bir dal yaprağı, bir Fatiha göndermeyi bile çok gördünüz bana… Ne yetim kalmış oğlumun başını okşadınız, Ne de sildiniz anamın gözyaşlarını, Ne güç verdiniz babama ne anama, ne de el uzattınız yaşlı dedeme. Helal etmiyorum asil Türk kanımı Haram olsun, layık olmayanlarınıza. Ve yazıklar olsun, Hâlâ uykuda olanlarınıza… Hayrettin ERTEKİN -- Türkiye için el ele mail grubumuz *https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele <https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> * Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com <turkiye-i...@googlegroups.com> * Erzincan Kemaliye Egin Grubum http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum : https://twitter.com/#!/MiLALDi Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim. http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148 |
|
Hayrettin Ertekin <ertek...@gmail.com>: Jan 24 04:20PM +0200
Silivri'den Memleketime mektup Ben, ne için buradayım niçin can verdim, neden buradayız?.. Davul zurnalar eşliğinde komutanlarımıza yollardınız bizi... "En büyük asker; bizim asker" haykırışları ile uğurlamıştınız bizleri!. Ellerimde senin o ağıtlar ile yaktığın kınalar vardı annem. Ellerinizde de Ay yıldızlı bayraklar... dalgalanırdı sokaklar da... Sitem etmiştiniz bayrağa hani, "Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal, Kahraman ırkımı bir gül, bu ne şiddet bu celal? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal..." Vatan borcu, namus borcu idi... hani ne oldu? Karanlık şafakta, daha zamanın geri sayımı başlamamış iken, kahpece, kalleşçe geldi sırtımızdan ölüm. Ben de kardeşimde yiğitlerimde girdim şu genç yaşımızda kara toprağın bağrına. Siyasilerin soygunlarından, yalanlarından, çikolata ve ayakkabı kutularından, bürokratların evlerinden fışkırdı dolarlar Eurolar... talanlarından, tecavüzlerden, kaçakçılıklardan, vurgunlardan, milyon dolarlık saatlerden... Estetik operasyonlardan yer kalmayan, gazete sayfalarında göremediniz Silivri zindanlarda yatan yiğitleri göremediniz şehidimin şehadet haberimi... Sabah şeker, allı pullu avratlardan....zilli şakırtılı züppelerden sabah sarhoş akşam tatlı, geceleri de kaymak olarak sunulan, sayenizde reytingi yüksek olan TV. programlardan sıra gelmedi, kalleşçe HAYİNCE DÜŞÜRÜLDÜĞÜMÜZ tuzaklardan pusunun görüntülerine... göremediniz, görmediniz... Yiğidim, KAHRAMANLARIN Cenaze törenimde yoktunuz, Musalla taşından göremedim sizleri, Elinizde değmedi ay yıldızlı tabutumuza... Gelmediniz Silivri'nin Çadır tiyatrosuna Ne anma törenleri düzenlediniz, ne de yıldönümleri. SALSA, ÇAÇA.. Bilumum zevzeklikler ile OYNAYIP SARHOŞ OLDUNUZ... Allah ile aldatıldığınız, Pespaye SÖZDE İmamalar...ile Sahte Gözyaşı döktünüz... Benim kanımı, 'Din' adına, 'Millet' adına, 'halk' adına ahkam kesenlere alkış tutmanız, Teslimiyeti, ihaneti, gafleti 'erdem' zannedenleri iktidara taşımanız, 'Camilerin' kirli postalları ile kirletilmesine, 'Minarelerin', sözde din adına roketatarla yerle bir edilmesine suç ortaklığı yapanların, 'Vatan topraklarının' haraç mezat satılmasına aracılık edenlerin, Ülkeyi 'askersiz işgal' planları yapanların önünde diz çökmeyi marifet zannedenlerin, 'Teslimiyet bayrağını' çekmenin mutluluğunu havai fişek gösterileri ile kutlayanların, 'Serv'i harita haline getirenler ile kol kola girip 'stratejik ortaklık' kuranların, eş başkan olanların... 'Vatan', 'millet' diyenleri, 'Türküm' diyenleri potansiyel ırkçı ilan edenlerin peşine takılmanız, Dünya'nın dört yanında, sırf 'Türk 've 'Müslüman' oldukları için katledilenlere sırt çevirmeniz, Yüzbinlerce kişinin hayatına mal olan yavru vatanımızı 'sırtınızda yük' olarak görmeniz için mi döktüm...kanımı verdim canımı..? Ben canımı, Cinsiyetini inkar edenleri Baştacı etmeniz, At sesini it sesine, asili soysuza, doğruyu yanlışa, haklıyı güçlüye, gerçeği yalana kurban etmeniz, Korkağı kahraman, kalleşi mert, pısırığı dürüst, hırsızı kadı göstermeniz, Kendi menfaatinizi milletin menfaatinden üstün tutmanız, Üç kuruş çıkar için bütün ilkelerinizden, inançlarınızdan onurunuzdan, haysiyetinizden şahsiyetinizden vazgeçmeniz, Makamlarınızın, unvanlarımızın arkasına saklanıp ucuz kahramanlık tefrikaları yazmaya kalkışmanız, Gelenin hatırı için geçmişinize küfretmeniz Bukalemunların bile şaşırdığı süratle, duruma, ortama, araziye göre renk ve şekil değiştirmeniz, Akbabalar misali, yağmadan pay düşer beklentisi ile hayvanların dahi hicap duyacağı rezillikler sergilemeniz, Alın teri dökmeden, kul hakkı demeden köşeyi dönmek için pusuda beklemeniz, Korktuğunuz yerde el öpmeniz, hükümran olduğunuz yerde ezmeye çalışmanız için mi zindanlarda aç susuz karanlık gecelerde çileler çektim...canımızı verdik.. Ay yıldızlı al bayrak gönlerden indiriliyor ve yerlerde sürülüyor, yakılıyor çöplere atılıyor.. Sizler sadece görüyorsunuz... sessiz kalıp kafanızı kuma sokuyordunuz... Asil Türk kimliğine, istiklal savaşı vererek kazandığımız Türk devletine hakaret ediliyor, Sizler, sadece öküz misali dinliyorsunuz.! Kutsal diye bilinen bütün değerlere dil uzatılıyordu, Sizler, sadece izliyordunuz... Şimdi Gözlerime Bakıp Söyler Misiniz? Ben bunlar için mi kollarıma kelepçeler taktırdım? Neden niçin buradayım, Bunlar için mi anamı babamı oğulsuz, Bunlar için mi çocuklarımı babasız, Bunlar için mi karımı kocasız bıraktım!.. Şehidimize Bir avuç toprağı, bir dal yaprağı, bir Fatiha göndermeyi bile çok gördünüz bana... Ne yetim kalmış oğlumun başını okşadınız, Ne de sildiniz anamın gözyaşlarını, Ne güç verdiniz babama ne anama, ne de el uzattınız yaşlı dedeme. Helal etmiyorum asil Türk kanımı Haram olsun, layık olmayanlarınıza. Ve yazıklar olsun, Hâlâ uykuda olanlarınıza... Hayrettin ERTEKİN 24 Ocak 2015 14:02 tarihinde Grup Yönetici <erzinca...@gmail.com> yazdı: |
|
Balamir Tunaboylu <balamirt...@gmail.com>: Jan 24 06:02PM +0200
*Türk’ün sinir uçlarına dokunmak…* *Mevlüt Uluğtekin Yılmaz* *22 Ocak 20115 – Yeniçağ Gazetesi* Biri çıkıyor; TBMM salonlarında, Cumhuriyetimizi ‘*köpekleşme*’ olarak tanımlıyor. Bir diğeri ise -hem de milletvekili sıfatıyla- “*Osmanlı İmparatorluğu'nun 90 yıllık ‘reklam arası’ sona erdi*” diyebiliyor… Milletlerin sinir uçlarına dokunmak çok tehlikelidir. İlk tepki o milletin aydınlarından gelir. Beyninde köleliği yaşatanların başarısına tarih tanık değildir. Türk milletinin özgür beyinli gerçek aydınları, her felâketi önceden sezme yeteneğine sahiptir. Nitekim köle beyinlilere, *Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli*, 17 Ocak 2015’de partisinin *Siyaset ve Liderlik Okulu*’nun 11. Dönem Sertifika Töreninde, çok anlamlı bir yanıt verdi. Sevgili okuyucum; Sayın Bahçeli’nin harika konuşmasından çok az bir bölümü sunabileceğim. Şöyle diyor MHP Genel Başkanı: (…) “*İstismarı felsefe olan, inkârı fikir gören, fiiliyatı ise rüşvet ve yolsuzluk karanlığına sapan birisinin; Türkçe’ye çamur atması, Türkçe’yi alaya ve hafife alması en hafif deyimle taş devri kafasıdır.” (…) “Türkçe vatandır, bayraktır, tarihtir, haysiyet vecizesidir, şeref simgesidir, Türk milletinin kalp atışı, damarlarında dolaşan asil kanıdır.” (…) “13 yıla yakındır iktidarda oturanlar için; tarih hikâ**ye, ahlâ**k göz boyamadır. Demokrasi yalan, devlet palavradır. Millet 36 parça, milliyet ise koca bir hiçtir. Milliyetçilik paspas, Türküm demek ırkçılıktır… Türkiye’de gelmiş geçmiş hiçbir iktidar bu kadar gülünç, bu kadar bayağı, bu kadar süfli, bu kadar art niyetli olmamıştır.”** (…) “**Şu hezeyan diline bakınız ki, Osmanlı İmparatorluğu’nun 90 yıllık reklam arası sona ermiş… AKP’li bir milletvekili böyle söylüyor. Biz 624 yıl film çevrildiğini yeni öğrendik. Demek ki, Türk milleti, 1919 Samsun’undan 1922 İzmir’ine kadar koltukta oturmuş, patlamış mısır yemiş, reklam arası için zaman geçirmiştir. Demek ki, 1923’de reklam başlamış, beyaz perdenin ışıkları sönmüştür. Bu zekâ ve vicdan özürlü lafların tutar hiçbir yanı, hiçbir tarafı yoktur. Eğer Cumhuriyet tarihi bir reklam arası ise, bu ucube lafı söyleyen kendisinin de nerede, hangi rüşvet ve ihaneti yıkama işinde rol aldığını sanıyorum açıklayacaktır. Reklamda milletvekili olanın, film başladığında ne olacağı kendi meselesidir. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu’ndan keskin bir kopuş değildir. Tarih şuuru olmayanlar bunu idrak edemeyecektir.” *Değerli okuyucum; *Sayın Bahçeli*’nin bu konuşması, adeta bir kültür ve tarih manifestosu (özel bildirisi) niteliğindedir. Tüm yurttaşlarımızın bu görkemli konuşmanın tamamını *www.mhp.org.tr <http://www.mhp.org.tr> *sitesinden, kesinlikle okumasını öneririm. Bir diğer konumuz “*Strateji ustası Atatürk”* konulu konferans… 14 Ocak 2015’de *Millî Düşünce Merkezi’nde* -daha önce bu konudaki kitabını tanıttığım- *E. Kurmay Albay Sayın Fikret Bayır *tarafından verilen konferans, ilgiyle izlendi. *E. Tuğgeneral Şendoğan Karakuş*, *Devlet Eski Bakanı Sayın Ramazan Mirzaoğlu* gibi seçkin bir dinleyici topluluğu vardı. Sayın Konuşmacı ‘*Trablusgarp’tan Büyük Taarruz*’a kadar, Atatürk’ümüzün stratejik başarılarını anlattı. Gerçekten harika bir sunumdu. *Yönetici Sayın Hakan Paksoy*’un deyimiyle; “*Konuşmacı bu konferansta, Türk milletinin ‘depreme’ dayanıklılığını anlattı*.” “*Dünya harp tarihinde Mustafa Kemal Atatürk gibi bir zekâ yoktur*” diyen Sayın Bayır’ın şu cümlesi de gerçeğin ifadesiydi: “*Viyana’dan beri süren geri çekilme Sakarya’da durduruldu*”. Ve en dehşet sözü ise şu idi: “*Çanakkale’de Alman Komutan Liman Von Sanders, bir haindi*!” Türk’ün bilge evladı Sayın Fikret Bayır’ı gönülden kutluyorum. (*İliştiri: *Geçen hafta tanıttığım ‘Kürşad’ romanının yazarının telefonunu yanlış vermişim. Doğrusu: *533 161 25 77* olacaktı. Düzeltir; okuyucularımdan özür dilerim.) Esen kalın efendim. |
|
"Hayri BALTA" <ha...@tabularatalanayalanabalta.com>: Jan 25 05:43PM +0200
53. “ÇÜNKÜ TANRI, HAKKIN TA KENDİSİDİR.” (K. 22/62, 24/25, 31/30) Yaşlı dosta sordum: “Tanrı denince ne geliyor aklına. Geldiği gibi söyle bana?..” Biraz düşündü, güldü: “Yaşlı, beyaz sakallı Dedem gibi biri geliyor aklıma…” + Genç bir kıza sordum. “Söyle bana Tanrı denince ne geliyor aklına?.. Aklına geldiği gibi söyle bana… “Tarık Akan gibi yakışıklı biri gelir aklıma… Geliyor ama pek de aklım yatmıyor buna… + Görüldüğü gibi zanna dayanan bir Tanrı anlayışı var. Dahası zanna dayanarak; Tanrı’yı cisimleştirenler: “Tanrı insanı kendi suretinde yarattı.” (Tevrat, Tekvin, 2/7) diyenler. Tanrı’yı maddî bir varlık olarak görenler… Öyle ki vardır: “Tanrı ile insanı güreştirenler… “ (Tevrat, Tekvin, 32/28) Bütün bunlar insanın zannına dayanan bir Tanrı anlayışıdır. Buradaki Tanrı insanların zannına dayanan bir Tanrı’dır… Bu konuda şöyle demiştir Kuran: Var mıdır bunu gerektiği gibi anlayan… “Eğer yer yüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Tanrı yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar.” (Diyanet, 6/116). (Bu konuda şu ayetlere de bakabilirsiniz: 10/36, 66. 53/28) Kuran, insanların zannına dayanan bu görüşleri yalanlar. Yalanlamakla kalmaz; daha da ileri giderek bir Tanrı tanımı yapar… “Çünkü Tanrı, hakkın ta kendisidir.” (K. 22/62) Bunun şu ayetlerdir: (24/25, 31/30) Dinlerin bir amacı vardır. Bu yalnızca tapınmak değildir. Asıl amaç Allah’a ulaşmak, O’na kavuşmaktır… Din ilminde bunun adı: VUSLAT’tır… Türkçe: İnsanın olgunlaşmasıdır… Ebu Sait’in şu sözü konuya açıklık getirmektedir. Ebu Said zamanının tanınmış ermişlerindendir. Peki, bu Ebu Said büyüğümüz ne demektedir? Aşağıdaki sözler onun sözleridir: “O’nu kullukta arayan bulamaz. O’nu, Onunla arayan hemencecik buluverir.” (Ebu Said. TEVHİDİN SIRLARI. Muhammed ibn Münevver. Kabalcı yayınları. 2003. s. 294) Demek ki O’nu bulmak için kulluk yetmiyor. “O’nu, Onunla arayan hemencecik buluveriyor… Bu konuda günümüz erenlerinden Ömer Öngüt de şöyle diyor: Önce şu hadisi zikrediyor: “Ben gizli bir hadise idim, bilinmeyi arzuladım., bunun için de mahlûkatı yarattım.” (K. Hâfa) Sonra da şu ayeti örnek gösteriyor Ben cinleri (kötülük simgesi insanlar) ve insanları ancak (beni bilsinler) bana ibadet etsinler (K. Zariyat. 51/56) Ve sonra da ekliyor: Önce yaratanı bil de ondan sonra ibadet et Bilinmeyen Allah’a ibadet, suretten şekilden ibaret” (Tasavvufun Aslı Hakikat ve Marifetullah İncileri, Ömer Öngüt. S. 9) Yaratanı bilmek için de şu ayete bakınız. “Çünkü Tanrı, hakkın ta kendisidir.” (K. 22/62, 24/25, 31/30) Bilmem bu anlattıklarıma yattı mı aklınız? Av. Hayri Balta, 241.2015 |
|
Lale Gurman <lale....@gmail.com>: Jan 24 01:03PM +0200
Değerli Dostlar, Y-CHP'li Vekil Sezgin Tanrıkulu bir yasa önergesi verdi, Hrant Dink'in öldürüldüğü Ergenekon caddesinin adı değiştirilsin, Hrant Dink caddesi olsun" dedi. Oysa, Dink'in öldürüldüğü caddenin adı, Halaskârgazi Caddesi, Ergenekon Caddesi değil! *http://www.haritamap.com/mahalle/halaskargazi-14859# <http://www.haritamap.com/mahalle/halaskargazi-14859#> * Fethullahçı çetenin Türk halkı üzerindeki psikolojik saldırılarının devam etmekte olduğu biliniyor da bir genel başkan yardımcısının bu saldırılara destek olmak için elinden gelenden fazlasını yapmaya kalkışması, inanılmaz! İstanbul'dan vekil seçilen bir kişi ya hâlâ İstanbul'u bilmiyor, ya da biliyor ama psikolojik saldırıların değirmenine su taşıyor; ikisi de birbirinden beter. CHP'den sonraki aşamaya geçmiş olan Y-CHP'nin yönetiminde bu yetersiz kişiler kaldıkça Türkiye'nin geleceği için umutlu olmaya olanak var mıdır? Dostlukla, Lâle Gürman -- *"Türk'e okusak anlamaz* *Arap'a okusak anlamaz* *Acem'e okusak anlamaz* *Öyleyse bu dil ne dilidir?"* *Şemsettin Sami 1850-1904* |
|
"Turkish Forum - Dunya Turkleri Konseyi _ World Turkish Coalition" <d...@turkishforum.com.tr>: Jan 23 05:49PM -0500
<http://r20.rs6.net/on.jsp?ca=7223b477-3674-475b-9b15-9a3491d2b088&a=1101831725285&d=1119847305387&r=3&o=http://ui.constantcontact.com/images/p1x1.gif&c=8521bb30-362f-11e3-9665-d4ae527599c4&ch=86385b50-362f-11e3-976e-d4ae527599c4> Duyarlı Türk Toplumu Üyelerinden İlik Örneği BağıŞı Destek Çağrısı Sayın Türk Toplumu Üyeleri, Toronto'da ailesi ile yaŞayan Berk Nasi'nin acil toplum üyelerinin desteğine ihtiyacı var. Berk, Ryerson Üniversitesi'nde öğrenimine devam ederken geçtiğimiz Ekim ayında Lösemi teŞhisi haberini aldı. "Princess Margaret Hospital" 'da hemen baŞlanılan tedavinin ilk bölümü olumlu sonuç verdi. Ancak doktorlar Berk'in tedavisinde ilik nakline ihtiyacı olduğunu bildirdiler. Bugüne kadar süren aramalar henüz olumlu sonuç vermedi. Genetik olarak aynı coğrafyadan gelen kiŞilerde ilik uyuŞması olasılığı daha yüksek olduğundan ABD'deki Türk toplumunun ve özellikle Türk gençlerinin desteğine ihtiyacımız var. Kanada ve A.B.D. kurumları ortak çalıŞma içinde olduklarından uyumlu ilik ne tarafta bulunursa Berk için gerekli yere ulaŞtırılabiliyor. İlik bağıŞı çok basit bir yöntem olup sadece kan vererek yapılmaktadır. İlik bağıŞı yapmak isteyen kiŞilerin uyum özelliklerini belirlemek için gene çok basit bir ön testin yapılması gerekmektedir. Bu testte kiŞiler kulak çubuğunu yanak içine sürerek örnek alıp, o örneği uyumluluk testi için Be The Match Organizasyonuna yollayacaklardır. National Marrow Donor Program / Be The Match kurumu bağıŞ yapması uygun profil olarak 18-44 yaŞ aralığındaki bireyleri belirledi. BağıŞ kiŞiye özel değil, National Marrow Donor kurumundaki "Be The Match" data bankasına yapılabilmektedir. Data bank günlük olarak taranmakta, uyumlu ilik sağlandığında ilgili kiŞi ile iletiŞime geçilmektedir. BağıŞta bulunmak için uyum ön testinin yapılması, Be The Match Organizasyonu tarafından gönderilen çubuk seti ile mümkün olmaktadır. Uyum testi yaptırmak ücretsizdir. İlik bağıŞında bulunmak amacıyla sisteme kayıt olmak ve çubuk seti gönderilmesi talebinde bulunmak için bethematch.org/Support-the-Cause/Donate-bone-marrow/Join-the-marrow-registry/Join-now/ <http://r20.rs6.net/tn.jsp?f=001wErfSq1-9gVh_QIEevJ1vrdG7cgr2B2FGn_-6OKMiqTZKTvBuPKQtcwD89R0RrLDDO2IcnCCOxmb0eBZ9glneZGN-LiSK-uk5bwDfb8iVjB9Z4lRjFMpWljf-H15AMHO0hEUQZ0C_HHE0OeitccpIIKKlcPKCTGB79IRi9hz32kz_dXQDERP2hTCJ7WvuJ1NVzmV4v0ESoDeLoaIAgvv1bDEcl27MOmE8KY24yMefmnP_iySq6DKTMKcx5e-FhFQB8YT7ZBZncIlE8CN_MkNTg==&c=fex6VSiN576-nWx5EpNxAUJwM65wJ4MvTkNDCF-Na_CbwoLU-sPOvA==&ch=UrczEmGjnOKNRPM3_P195bOwcKe8LvVLzrpE8e9j_Psv-f4cfqP5LQ==> sitesinden yönlendirmeleri takip etmek yeterli olacaktır. Sorularınız için 1 (800) MARROW-2 (1-800-627-7692) hattından bilgi edinmek mümkündür. Türk Toplumunun duyarlı gençlerinin kulak çubukları ile yapılan ön teste katılarak Berk'e ilik bulunmasına acil destek vermelerini rica ediyoruz. İletiŞim için: berk...@yahoo.com <https://imgssl.constantcontact.com/letters/images/1101116784221/S.gif> <https://imgssl.constantcontact.com/letters/images/1101116784221/S.gif> |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 03:54AM +0200
Dink cinayeti tutuklusu polis Muhittin Zenit, cinayet günü Yardımcı İstihbarat Elemanı (YİE) Erhan Tuncel ile görüşmesini isteyen dört amirini suçladı. Zenit'in 'beni yem yaptılar' dediği dört amir arasında Cizre Emniyet Müdürü iken tutuklanan Ercan Demir de var. Gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesinde ihmali bulunan kamu görevlilerine yönelik soruşturmada tutuklanan polis memuru Muhittin Zenit, cinayet günü Yardımcı İstihbarat Elemanı (YİE) Erhan Tuncel ile görüşmesini isteyen dört amirini suçladı. Dönemin İstihbarat Dairesi C Şubesi Müdürü Ali Fuat Yılmazer ile Trabzon İstihbarat Şubesi müdürleri Engin Dinç ve Faruk Sarı ile Şube Amiri Ercan Demir'in talebi üzerine Erhan Tuncel'i aradığını belirten Zenit, "Cinayette ihmali olduğunu düşündüğüm kişiler beni yem olarak kullanmış, Tuncel ile bana bu telefon görüşmesini yaptırmışlardır. Beni yem olarak kullanarak önce telefon görüşmesini yaptırdılar, sonra da basına sızdırarak cinayetin sorumlusuymuşum gibi göstererek, zan altında bıraktılar. Gerçek failler bu noktada kendisini kamufle etti" dedi. 'BENİ YEM OLARAK KULLANDILAR' Trabzon İstihbarat Şube Müdürü'nde görevli polis Muhittin Zenit, 26 Aralık 2014'te <http://www.radikal.com.tr/istanbul_haber/> İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nda sorgulanmıştı. Zenit, Dink'in öldürüldüğü 19 Ocak 2007'de muhbir Erhan Tuncel'i arayarak, cinayet planı bildiğini ortaya koymuştu. Zenit ifadesinde, eski Emniyet İstihbarat Dairesi C Şubesi Müdürü Ali Fuat Yılmazer, eski Trabzon İstihbarat Şube müdürleri Engin Dinç ve Faruk Sarı ile Şube Müdürü Ercan Demir'in isteği üzerine cinayetten hemen sonra Erhan Tuncel'i arayıp konuştuğunu belirterek, 'Telefon görüşmesi yapmama neden olan bu şahıslardan hiçbiri bana Tuncel'in muhbirlikten çıkarıldığını söylemediler" dedi. Ayrıca Zenit, amirlerini suçlayarak, "Cinayette ihmali olduğunu düşündüğüm kişiler beni bir yem olarak kullanmış, Tuncel ile bana bu telefon görüşmesini yaptırmışlardır. Beni bir yem olarak kullanarak önce bu telefon görüşmesini yaptırdılar, sonra da basına sızdırarak cinayetin sorumlusuymuşum gibi göstererek, zan altında bıraktılar. <http://www.radikal.com.tr> Haberler hep benim üzerine yöneldi. Dolayısıyla gerçek failler bu noktada kendisini kamufle etti" diye konuştu. ERCAN DEMİR KABUL ETMEDİ Zenit'in suçlamaları daha sonra tutuklanan eski Cizre Emniyet Müdürü Ercan Demir'e de yöneltildi. Demir, 12 Ocak 2015'te alınan ifadesinde, "Zenit'i yem olarak mı kullandınız?" şeklindeki soru üzerine, "Böyle bir iddiayı kabul etmiyorum. Zenit'i ihmalimizi kamufle etmek amacıyla <http://www.radikal.com.tr/index/iddia> iddia ettiği şekilde yem olarak kullanmadım" dedi. Ayrıca Demir'e, "Tuncel'in YİE'den çıkarıldığını Zenit'ten neden gizlediniz?" diye soruldu. Demir, "O an sıcağı sıcağına bir olay olmuş. Olay nedeniyle bir an önce faillerle ilgili bilgi almak istiyorduk. Olayın sıcaklığı ve yoğunluğu nedeniyle aklımıza gelmemiş olabilir" dedi. Yine Zenit, ifadesinde, Bayburt'a tayin olduktan sonra kendisini arayan Erhan Tuncel'in bilgi vermek için polise ulaşmaya çalıştığını fakat kimsenin yanıt vermediğini kaydetti. Zenit, "Erhan Tuncel beni arayarak, 'Buradaki abilerle görüşemiyorum, görüşmemi sağlar mısın' dedi. Görüşmenin sonrasında Ercan Demir'i aradım, 'Tuncel beni aradı, elemanınızla görüşün' dedim" diye bilgi verdiği aktarıldı. Ardından "Muhittin Zenit'in sizi arayıp uyarmasına rağmen Tuncel ile neden irtibat kurmadınız?" diye soruldu. Demir ise, "Ben görüşmekle görevli arkadaşlarıma talimatımı vermişimdir. İsmen hatırlamamakla birlikte ilgili bürodaki arkadaşlara bu talimatı vermişimdir. Bilgi elde edilemediği için F4 raporu düzenlememiştir" dedi. Savcılıkta, Zenit'in Tuncel'le cinayet için yaptığı görüşmede cinayet planından haberdar olmasına rağmen neden bunu F4 raporuna dönüştürmediği soruldu. Demir, "Bu bilgiye vakıf olsaydık, yazardık" diyerek, Zenit'i suçladı. Demir, polis memuru Özkan Mumcu'nun da böyle bir bilgiden söz etmediğini belirtti. 'İLK TETİKÇİYİ BİLİYORDUM, RAPOR YAZMADIK' Yasin Hayal'in ilk tetikçi olarak düşündüğü Zeynel Abidin Yavuz'un adını cinayetten önce ve polis Zenit'ten duyduğunu belirten Demir, "Hatırladığım kadarıyla Yavuz'un ailesi Hayal ile görüşmesinden rahatsızdı. Hayal ile irtibatının kopması için onu Kocaeli'ne göndermişlerdir" dedi. Tuncel'in, "Daha önceden Yavuz ve Hayal'e verdiğim Dink resimlerini geri alarak Özkan (Mumcu) komisere verdim" dediği hatırlatılarak, "Özkan komisere niye bilgi verildi?" diye soruldu. Demir de, "Muhtemelen o tarihlerde Muhittin tayin olmuştu. O nedenle bu şekilde beyanda bulunmuş olabilir" dedi. Savcı da, "Bu konuda F4 raporu düzenlenmesi gerekmiyor mu?" diye soruldu. Demir ise, "Somut bir şeye işaret ettiği için böyle bir şey olsaydı F4 raporu düzenlenmesi gerekirdi" dedi. Yavuz'un cinayete dahli konusunda bir şey tespit etmedikleri ve bu genç Trabzon'dan ayrıldığı için hakkında işlem yapmadıklarını kaydetti. Demir, cinayet fikrinden vazgeçirmesi için Tuncel'den Hayal'i ikna etmesini istediğini vurguladı. Tuncel'in, "Yasin Hayal Kasım 2006'da bana gelerek 'Bir çocuk var, Pelitlispor'da oynuyor. Engin denilen şahısla araba çalıp İstanbul'a gidecekler. Burada Glock marka silah bulacak, eylem sonrası arabayı yakacaklar' dedi. Bu bilgiyi üç polise söyledim fakat ciddiye alınmadım" dediği kaydedildi. Demir ise Nisan 2006'dan YİE'likten çıkarıldığı Kasım 2006'ya kadar Tuncel'in bilgi vermediğini savunarak, "Yanlış hatırlamıyorsam, eylül ayında Tuncel'in harcını yatırdık. Tuncel'i kollayarak birşeyler çıkarabilir miyiz' diye araştırıyorduk" dedi. Tuncel'in Ogün Samast'ın tetikçi olarak seçildiği ve silah arayışlarına başlanıldığı yönündeki bilgiyi vermek için defalarca İstihbarat Şubesi'ni aradığı halde telefonlarına cevap verilmediği yönündeki iddiasına karşılık Demir, "Nisan 2006'dan itibaren biz görüşme yapmadık. Görüşme yapmak istemediğini söylemiştir. Ayrıca biz art niyetli davranmış olsak bile 155 polis ihbar hattı var, 156 jandarma hattı var. Ayrıca İstihbarat'ın yerini biliyor. İsterse bilgi verebilirdi" diye konuştu. Demir, Tuncel'e YİE'liğine son verildiğinin neden söylenmediğini ise şöyle açıkladı: "YİE'liğe son verildikten sonra belli bir soğutma dönemi vardır. Bu dönemde hem bilgi almaya çalışıyoruz hem de ilişkilerini ve bilgilerini kontrol ederek, öğrenmeye çalışıyoruz. Elemanın bilgisine ve çapına göre soğutma süresi farklılık gösterebilir." 'DİNK'İ İSTANBUL KORUYACAKTI' Sorguda 17 Şubat 2006'da İstihbarat Daire Başkanlığı'na gönderilen F4 raporunda "Yasin Hayal ne pahasına olursa olsun öldürecek" denildiğini fakat İstanbul İstihbarat Şubesi'ne gönderilen yazıda ise "Ses getirici eylem" ifadesinin kullanıldığı anımsatılarak, aradaki çelişki soruldu. Demir ise, "Ne pahasına olursa olsun, öldürülecek' sözü ile 'kişiye karşı ses getirecek eylem' sözü aynı anlamı ifade etmektedir. O nedenle İstanbul'a gönderilen yazı da bu şekilde hazırlanıp gönderilmiştir" dedi. Demir, Dink'in öldürülmesine ilişkin bilgilerden dönemin Trabzon İl Emniyet Müdürü Reşat Altay'ın haberdar edilmediğini kaydederek, "O tarihteki şube müdürünün Emniyet Müdürü'nü bilgilendirmesi gerekir" dedi. Cinayetten önce elde edilen bilgilerin savcılığa bildirilmesi görevinin de dönemin Şube Müdürü Engin Dinç'e ait olduğunu belirtti. Dink'in korunmasından İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün sorumlu olduğunu savunan Demir, "Dink, İstanbul'da yaşamaktadır. Asli öncelik olarak bu kişinin <http://www.radikal.com.tr/index/guvenlik> güvenlik boyutu, ikamet ettiği yer birimlerince değerlendirilmelidir. Biz de edindiğimiz bilgileri İstanbul'la paylaştık" dedi. Demir'in avukatı Emre Telci, Dink'in öldürülmesinde koruma görevini yerine getirmeyen İstihbarat Dairesi Başkanlığı ve İstanbul İstihbarat Şubesi görevlilerinin kusurunun bulunduğunu ifade etti. Trabzon Emniyeti ile yapılan yazışmalarda sorumluluğun, dönemin İstihbarat Şubesi Müdürü Engin Dinç'e ait olduğunu kaydetti. |
[publicize twitter] [publicize facebook] [category istihbarat] |
|
[tags HRANT DİNK DAVASI, Hrant Dink, sanık, polis, Muhittin Zenit] |
|
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Jan 24 02:03PM +0200
---------- Yönlendirilmiş ileti ---------- Gönderen: BBP Sivas <bbps...@gmail.com> Tarih: 23 Ocak 2015 14:43 Konu: 11.Olağan Kongremize Davet Alıcı: -- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - *BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ SİVAS MERKEZ İLÇE BAŞKANLIĞI* *Demircilerardı Mah.Nizam Sok.No.:1 *SİVAS Tel. : (346) 223 64 64 *http://www.bbpsivas.com/ <http://www.bbpsivas.com/>* *bbps...@gmail.com <bbps...@gmail.com>* - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -- Türkiye için el ele mail grubumuz *https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele <https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> * Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com <turkiye-i...@googlegroups.com> * Erzincan Kemaliye Egin Grubum http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum : https://twitter.com/#!/MiLALDi Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim. http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148 |
|
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Jan 24 01:55PM +0200
---------- Yönlendirilmiş ileti ---------- From: Yilmaz Karahan <karahan...@gmail.com> Date: Fri, 23 Jan 2015 20:49:16 +0200 *Kerimov: Özbekistan Sovyet Benzeri Hiçbir Yapıya Hiçbir Zaman Girmeyecek* [image: image001] Orta Asya’da en son Kırgızistan’ın da Gümrük Birliği’ne üye olmasından sonra gözlerin çevrildiği Özbekistan’da, Devlet Başkanı İslam Kerimov’dan Gümrük Birliği’ne karşı açıklama geldi. Geçtiğimiz hafta yabancı bir TV kanalına röportaj veren Kerimov, Özbek halkının kendi gelişim yolunu kendisinin çizdiğini ve Özbekistan’ın diğer ülkelere asla bağımlı olmayacağını söyledi. Bazı TV kanallarında Lenin ve Stalin dönemlerine sıklıkla övgüler düzüldüğünü; fakat bu tarz bir görüşün kendileri için kabul edilemez olduğunu da açıklamalarında belirtti. Özbek lider ayrıca Özbekistan’ın hiçbir askeri blok ya da ittifaka dahil olmayacağını ve yabancı askeri güçlerin de kendi topraklarında faaliyetine izin vermeyeceklerini açıkladı. Geçtiğimiz aralık ayında Hindistan’a gitmeden önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Özbekistan’ı ziyaret ettiğini okuyucularımıza belirtelim. http://turkkazak.com/site/?p=39141 http://www.yenidenergenekon.com/1319-kerimov-ozbekistan-sovyet-benzeri-hicbir-yapiya-hicbir-zaman-girmeyecek/ -- Türkiye için el ele mail grubumuz *https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele <https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> * Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com <turkiye-i...@googlegroups.com> * Erzincan Kemaliye Egin Grubum http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum : https://twitter.com/#!/MiLALDi Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim. http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148 |
|
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Jan 24 01:51PM +0200
---------- Yönlendirilmiş ileti ---------- Gönderen: <gti...@aol.com> Tarih: 24 Ocak 2015 08:15 Konu: islamiyet'in mudafasi - Ingilizce Alıcı: Debate on Islam *(Bunlar neden Turkce'ye cevrilmiyor, neden Turk TV'lerinde gosterilmiyor bilmem.* *Bunlara benzer bircok videolar var Internet'te./Gunes)* Mehdi Hassan-Oxford debate https://www.youtube.com/watch?v=bGgeJ1wgwuc Reza Aslan on CNN https://www.youtube.com/watch?v=LwvoelRluhY -- Türkiye için el ele mail grubumuz *https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele <https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> * Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com <turkiye-i...@googlegroups.com> * Erzincan Kemaliye Egin Grubum http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum : https://twitter.com/#!/MiLALDi Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim. http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148 |
|
"Celal Çelik" <celal...@gmail.com>: Jan 24 12:52PM +0200
*Hekimoğlu İsmail - Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâm’dır* Hekimoğlu İsmail Hekimoğlu İsmail AİLE-SAĞLIK Yazarlar <http://www.zaman.com.tr/columnistMenuDetail.action?sectionId=6> Hekimoğlu İsmail-Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâm’dır <http://www.zaman.com.tr/columnistDetail_getNewsById.action?columnistId=1036> Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâm’dır Hadis-i şerifte buyuruluyor ki, “Mü’minler bir vücudun azaları gibidir.” Nasıl ki bir mikrop vücuda girse hemen akyuvarlar harekete geçer, her organ, her hücre birlik ve beraberlik içinde, o mikrobu öldürmeye çalışır. Aynı şekilde İslam milletine de bir yerden zarar gelecek olsa akyuvarların yaptığını yapmak zorundayız. İttihad-ı İslâm; İslâm birliği demektir yani Müslümanların bütününü tek bir millet olarak değerlendirir. Mademki Müslümanlar bir vücut gibidir; bu vücudun kuvvetli olması lazım… O zaman, her Müslüman tek tek hem bilgili olmalı hem de bildikleriyle amel etmeli ki, böyle mü’minlerden meydana gelen ümmet de kuvvetli olsun. Rabb’imiz bir, kitabımız bir peygamberimiz bir. Bu birler bizi, birlik ve beraberliğe götürmelidir. Müslüman’ım diyen herkes İslam birliğine dâhildir. Bunun için İslamiyet’i öğrenmek de öğretmek de hepimizin üzerine vazifedir. Hayatım boyunca gördüm ki cemaat ve tarikat büyüklerinin hepsi, imandan, İslam’dan yana. Mesela 1980’li yıllarda Millî Görüş’ten bir arkadaşın davetiyle Avustralya’ya gitmiştim. Oraya gittiğimi duyan İskenderpaşa cemaatinden bir arkadaşımız dedi ki, “Burada külliyeye benzer bir yurt yapacağız, paraya ihtiyacımız var, bir konuşma yapsanız…” Kabul ettim, büyük bir salonu dolduran insanlara hitaben dedim ki: “Kardeşlerim, İngilizlerin yönetiminde bulunan dünyanın en büyük adasındayız. Bir kardeşimiz arsa verdi, inşaat yapacağız. Usta olanlar ustalık yapsın, biz de ırgat olalım, maliyeti aşağı çekelim.” Arka taraflarından bir hanım çantasını salladı, dedi ki: “Küpelerim, bileziklerim bunun içinde, hepsini veriyorum.” Dedim ki: “Yenge hanım, bunun yarısını veriniz.” “Hayır” dedi, “Benim hayrıma lütfen mani olmayınız.” Peki dedik, aldık. Bir başka şahıs elinde bir kâğıt sallıyordu; “Bu evimin tapusudur. Veriyorum; satın, okul yapın, yurt yapın!” Dedim ki, “Kardeşim, ikinci bir evin varsa ver.” “Hayır, evlatlarıma torunlarıma dünyalık değil âhiretlik bırakmak istiyorum, hepsini alın.” diye cevap verdi. O inşaat bitti, yurt oldu, beni birkaç yıl sonra tekrar çağırdılar, gittim. O gün bir şahıs söz aldı: “Haylaz bir oğlum vardı. Canının istediği gibi yaşar, beni çok üzerdi. Bu yurda verdim, bir gün oğlumu ziyarete geldim. Baktım ki, önlüğü bağlamış, mutfakta tabakları kaşıkları topluyor. Gözlerime inanamadım. Bu haylazı nasıl adam yaptıklarına hayret ettim.” Avustralya’da kıtasında başta Melbourne dahil il, ilçe dolaştık. Hangi cemaat, tarikat beni davet ederse gidiyorum. Mezheplerin esasında iman birliği vardır. Öyleyse biz Müslüman’ız, İslam milletindeniz; İslamiyet’i yanlış anlayanlara ve anlatanlara karşıyız. İşte, ittihad-ı İslam kafalarda yer ederse, İslam milleti filizlenir; en azından Müslüman Müslüman’a muhalefet etmez. Nitekim Bediüzzaman bu hususta “Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâm’dır... Bu ittihadın meşrebi muhabbettir. Husûmeti ise cehalet ve zaruret ve nifak’adır.” demiştir. Her cemaatten, her kesimden Müslümanların bir arada bulunması gücümüzü artırır; bu yönüyle ittihad-ı İslam farzdır. Bu durum aileden devlete kadar uzar. Fertler kazanırsa millet kazanır, millet kazanırsa devlet kazanır, devlet kazanırsa ülke kazanır, kalkınır; ekonomide birlik sağlanır, ürettiğimiz malı satabiliriz, teknolojide ilerleyebiliriz, düşmanlarımıza karşı güçleniriz. Bize gayret yaraşır, merhamet Allah’ındır. Müslüman’ın vazifesi İslamiyet’i öğrenmek, anlamak ve yaşamaktır. |
|
"Tülay Özüerman" <tulay.o...@gmail.com>: Jan 24 12:01PM +0200
http://www.haberekspres.com.tr/denktasin-anisina-saygi-ile-makale,3309.html Denktaş'ın anısına saygı ile... *Prof.Dr. Tülay ÖZÜERMAN* İzmir'in Foça Belediyesi; KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş'ın vefatının üçüncü yılında ölümsüz kahramanın anısına, Denktaş'ın adı verilen parkta yapılan büstünün açılışını yaptı. Açılışı, Rauf R. Denktaş'ın oğlu, KKTC Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ve Deniz Baykal yaptılar. Foça ile Denktaş arasındaki bağın yıllar öncesine dayandığının anlatıldığı açılış konuşmaları esnasında oğul Denktaş sözlerine; "1974 barış harekatı kararını veren o dönemki hükümete, TBMM Üyelerine, o karar sonrasında evlatlarını hiç bilmedikleri topraklara şehit olmak için gönderen Anadolu Analarına, Mehmetçik ile mücahidin omuz omuza o toprakları vatan yapmak için mücadele veren gazilerimize minnet ve şükranlarımı sunmak istiyorum" diyerek teşekkürle başladı ve duygulanarak, "Yüzmeyi nerede öğrendim bilir misiniz? Yıllar sonra sürgün günlerinde Ankara'ya ilk geldiğimiz ve nerede kalacağımız belli olmayan o günlerde, babam bütün aileyi alıp, Yeni Foça'ya geldi. Sahil kenarında bir evde kaldık. Yüzmeyi Yeni Foça'da öğrendim. Bir Türk ülkesinde, özgürlüğün yaşandığı bir bölgede, Yeni Foça'da yüzebildim.... Kıbrıs çocuğu için 20 Temmuz 1974 çok çok önemliydi. 1974 öncesi, 20 dakika uzaklıktaki deniz sahiline giderek gönlümce yüzemiyordum. Kıbrıslı Türk, deniz sahiline indiklerinde çocuklarına, Türkçe konuşmak durumunda kalırsanız sessiz konuşun Türk olduğunuz anlaşılmasın uyarısını yapmak zorundaydı. O nedenle, Kıbrıs'ta o deniz sahiline gidip, o ortam içinde yüzmeyi öğrenemedim..... 1974 işte o nedenle çok önemliydi..." diyerek, kendi yaşamından örnekle özgür olmanın önemini anlattı: "Çocuklarımız artık korkusuzca, yürüyebiliyor, gezebiliyor, eğitilebiliyor, konuşabiliyor ve yüzebiliyor. 1974 kararı o yüzden KKTC'ye özgürlük veren bir karar. Bu gün özgür bir devlette yaşıyoruz, özgürce konuşabiliyoruz, derdimizi dünya alamasa bile, bize öğretildiği şekilde, Anadolu insanının Kıbrıs hassasiyetini bilerek ve güvenerek bütün dünyaya söylüyoruz ve biliyoruz ki başımız derde asla girmeyecek çünkü arkamızda Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti var." diye sürdürdü sözlerini. *** CHP'nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal, "Rauf Denktaş, Türk Milletinin yetiştirdiği uluslararası nitelikte, tarihte yer tutan çok önemi devlet adamlarından biridir. Tarihin akışına kişisel olarak damga vurmuş, tarihin oluşuna yön vermiş çok seçkin siyaset, devlet adamıdır....... Rauf Denktaş, 1940'lı yılların sonlarında "Kıbrıs Girit olmamalıdır" diye yola çıkmıştır ve Kıbrıs'ın Girit olmasına engel olmuştur. Girit'te Türk toplumu, Müslüman toplumu önemli bir yer tuttuğu halde, bilinen siyasal ve uluslararası gelişmeler sonucunda Girit'te Türk toplumu kalmamıştır, Girit kaybolmuştur." Halen KKTC'nin tanınma sorununun olduğunu ancak bunun zaman içinde çözüleceğine inandığını, Filistin örneğini vererek, sabırlı ve kararlı olmanın önemine işaret eden Baykal, Denktaş gibi bir lidere sahip oldukları için KKTC halkının çok şanslı olduğunu, sadece Denktaş'ın ailesinin değil, Türk toplumu olarak bizlerin de Denktaş ile gurur duyduğumuzu belirterek, "Kıbrıs Girit olmasın" diyen Denktaş'ın vasiyetini anımsattı. Park ve büst açılışı ile Denktaş'a yalnız Foça ve İzmir'in değil, Türkiye'nin vefa ve sevgisini yansıtan Foça Belediye Başkanı Gökhan Demirağ; Denktaş'ın tam bağımsızlık inancının direnişindeki en önemli unsur olduğunun altını çizdiği konuşmasında, parkın Denktaş'ın ölümsüz kılınmasına katkı koyacağını, bu nedenle kendisine ithaf ettiklerini belirtti. *** Denktaş, ailesi ile ilgili duygularını; Denktaş'ın 34 yaşında kaybettiği oğlu Raif Denktaş'ın vefatından sonra basılan yazılarının yayımlandığı kitabın(1) özsözünde yazmış; "Çocuklarım "Başkan evladı" olma nedir bilmediler çünkü ben de Başkanlığı veya Cumhurbaşkanlığını yaşamadım ve yakınlarıma yaşatmadım, halkın içinde bir birey, bir nefer olmayı yeğledim. Çocuklarım da, benim mevkiimden yararlanmayı hiç düşünmediler. Arkadaşları, çevreleri hep halktan, yakın dostlarından oluştu... Raif bir koloni çocuğuydu, babası ve dedesi gibi Kıbrıs Türkü'nün kendi Cumhuriyetini kurma savaşında heyecanla mücadele edenler arasındaydı. Raif'ten yarım kalan mücadeleyi şimdi O'nu sevenler ve kardeşi Serdar yürütmektedir. Raif'in dün yazdıkları bugün de geçerlidir, yarın da geçerli olacaktır." sözleri evlatlarını yetiştiriş tarzını ortaya koymakta. Ayrıca der ki; "Raif'in yazılarında kendimi de buldum: Ailesini, çocuklarını, sevdiklerini ikinci planda bırakan kendimi." Denktaş'ı insafsızca eleştirenlerin bile içini burkacak bir özeleştiri bu!... *** Raif Denktaş da; "Bir vatan düşlüyorum. Ulusal toplum haklarını bilen ve savunan, tarihini yani bugünleri ve şehit kanlarına bulanmış dünleri bilen, bildiği için de güvenliğin ve barışın sağlanması için yitirilen nesilleri takdir eden bir toplumun yaşadığı...." diye devam ederek, tıpkı babası gibi "özgür vatan" üzerine kurguladığı yazılarında babası hakkında; "Her baba için önce çocukları, önce ailesine karşı sorumlulukları gelir, R.R. Denktaş için ise, şimdi geriye baktığımda çok berrak şekilde görebiliyorum: Önce halka ve halkın varlık mücadelesine karşı sorumlulukları gelmiştir. Ve hala öyledir. Zaten bir dava adamını, bir devlet adamını alelade bir politikacıdan ayıran en önemli büyük fark bu değil midir?.... 1958'de doğan, bir azınlık mensubu olarak dünyaya gelmiştir. 1960'da doğan ise Kıbrıs'ta eşit siyasal statüye sahip bir halkın mensubu olarak. Aradaki fark büyük ve anlamlıdır. İşte bundan dolayıdır ki hepimiz Denktaş'a, hiçbir şey değilse, saygı borçluyuz. ...Denktaş'ın öncülüğünde geçilen aşamalardan geçilmemiş olunsaydı, Kıbrıs Türkleri kendilerine bir Cumhurbaşkanı değil, bir muhtar bile seçemeyeceklerdi." diyor.. Babası ile istediğince yakın olacak zaman bulamamanın içerleyişini, babanın evlatları ve ailesine yeterince zaman ayıramayışının içini kemiren üzüntüsünü çıkarabiliyorsunuz bu yazılanlardan; baba ve evlatlar bu duygularını içlerine gömüp, vatan sevgisinde tek yürek olup aşmışlar. *** Özgürlük mücadelesinin bedeli o mücadeleyi veren için çok ağır, ancak önemli olan daha sonra bu mücadeleden elde edilenlerin sahiplenilip, korunması... KKTC halkına ve Türkiye'ye düşen görev ve sorumluluk, verilen o büyük mücadeleden daha ağır ve bedelli değil artık. Sadece azimli, kararlı olmak ve verilen mücadele sonucunda elde edilen özgürlüğün önemini iyi kavramak ve yeni nesillere bunun önemini anlatmak gerek. Denktaş ve Foça bağlantısı yıllar öncesine dayanıyor. Türkiye'de geçirdiği dört yıllık sürgün hayatı Ankara'da geçer. 13 Nisan 1968'de yeniden Kıbrıs'a dönecektir Denktaş ve ailesi. Ancak bu dört yıl boşta geçen bir süreç değildir. Sürgünde aklı memleketi Kıbrıs'ta olan Denktaş, 1967'de gizlice Kıbrıs'a girmeye kalkışır, Rum çetecilerin eline düşer, Denktaş ve arkadaşları 12 Kasım'da serbest bırakılıp Türkiye'ye geri gönderilirler... İstanbul ve Ankara'da coşkulu kalabalıklarca kahraman olarak karşılanır.(2) Denktaş anılarında(3); o günleri anlatırken, Rum idaresinin propaganda organlarının sanki Denktaş Kıbrıs'a kendisi gitmiyormuş gibi yayın yaptığını, Kıbrıs'tan gelen ajanların moralini bozmak için Kıbrıs'ta her Türk'ün Denktaş'ın adadan kaçtığını söylediklerini, Türk hükümeti ile toplum arasında bir ayrılık varmış gibi yansıtıldığını, bu ayrımı gerçekleştirmek için yapılanların kendisinin adaya gitme arzusunu kamçıladığını yazar. *** Rumların kendisini Frankeştayn gibi gösterdiğini bunun aklı başında Türk kesimini, "Rumlar istemiyorsa vardır bir sebep" denilerek kendisinin yanına çektiğinden söz eder. O günlerde duyduğu vatan hasretini, "Hayat acı bir özlemden ibarettir. Sonu gelmeyen bir özlem..." olarak tanımlar. "Ankara'ya geleli ilk defa olarak bu sene çocuklarımla deniz sahilinde tatil yapalım, diyorum. Dört yıldır Ankara'dan ayrılmadım. Kıbrıs'tan gelip arayan olur, kınayan olur. Dört yıldır deniz yüzü görmeyen ve her türlü mahrumiyete katlanan cemaatimin gönderdiği para ile yaşıyorum Türkiye'de. Bu para ile tatil yapmak hakkım değildir, diyorum . Fakat bu yıl başkadır artık. Kıbrıs'a gitmem için hazırlıklar başlamıştır. Belki de bu ailemle benim son tatilim olacaktır. Geriye baktıklarında hatırlayabilecekleri birkaç günleri olsun istiyorum. Belki beni artık görmezler diye düşünüyorum. Foça'ya gidiyoruz." diye anlatır o günleri. Foça'dan Ağustos'ta Ankara'ya geri geldiklerinde dönme planından kimsenin haberi olmadığını, kış basacak, denizden gitme ihtimali kalmayacak endişesini, Kıbrıs'a dönmek için yanıp tutuşmasını ve nihayet vatanına dönüşünü anlatır Denktaş...(4) Soluk soluğa okuyacağınız bir kahramanlık öyküsü. Bedellerle dolu bir yaşamın içinde bir küçük soluk alma gibi Foça anısı. Ve şimdi orada adı verilen parkta Denktaş'a vefa anıtı ile nesilden nesile aktarılacak anıları... *** Babası Hakim Mehmet Raif Bey'i(5); "Hayatı boyunca babam saf, temiz, doğru, dürüst bir köy çocuğudur. Büyüklere saygıyı, anne kıymetini, büyüklenmemeyi, kimseye hor bakmamayı biz hep ondan öğrendik" diye anlatıyor Denktaş. Bu sözler aynı zamanda kendi yaşamının da özeti. İlk tanıştığım gün imzalayıp verdiği eserlerinden yaptım bu alıntıları. Kendisi ile tanışmama ve böylesi büyük bir insanı yakından tanıma onurunu yaşamama vesile olan KKTC'li dostlarım Tüccaroğlu ailesine teşekkür borçluyum. Denktaş'ın eserinde "en büyük sıkıntıyı yaşayan eşim" dediği, sevgili vefakar eşi Aydın hanım ile tanışmama vesile oldular. Aydın hanıma özellikle teşekkür ediyorum, Denktaş'la ilk karşılaşmamı evlerinde sağladığı, ilk geldiğim gün sofralarını açtıkları için... Sıcak, mütevazı, candan, kırk yıldır tanışıyormuş gibi bir söyleşiyle karşılayan ve her KKTC ziyaretimde kabul ederek onurlandıran Denktaş'ı özledim, özlüyoruz... Bu kez her gidişimde kabrini ziyaret ediyorum. Kaç kişi fark etmişti bilmiyorum, Denktaş'ı sonsuzluğa uğurlayan tören esnasında gökyüzünde beliren gökkuşağını... KKTC'li dostlarıma, "bakın gökyüzü de Denktaş'ı sonsuzluğa ışıklarla uğurluyor" demiştim. Hala ışık saçmaya devam eden, mücadele azmini hiç yitirmeden ömrünü davaya adayan büyük bir insan Denktaş. Her topluma nasip olmaz. Konuşmasında Deniz Baykal'ın da vurguladığı gibi, KKTC halkı, ailesi ve bizler böyle bir Türk büyüğüne sahip olmaktan dolayı çok şanslıyız. Emanetine, uğruna yaşamını tehlikeye attığı halkı ve biz Türkiye'de yaşayanlar sahip çıkarak göstereceğiz vefamızı. *** İngilizler çocuklarını yetiştirirlerken, onlara güç vermek için bizim "Çanakkale geçilmez" deyişimize benzer bir deyiş kullanırlar ve "Bu senin Dardanelin olsun" (Bu senin Çanakkale'n -geçilmezin- olsun) derlermiş. Bizler de çocuk ve gençlerimize direniş ve mücadele azmi verebilmek için, "Atatürk gibi ol! Denktaş gibi ol!.." demeliyiz... Direniş ve dirilişin destanını yazan iki Türk büyüğünün miraslarına sahip çıkmak gibi önemli bir borcumuz var. Denktaş'ın evlatları da kendisi gibi Atatürk Cumhuriyeti'ne yürekten bağlılar. Denktaş'ın büstünün dikildiği park, Mustafa Kemal Mahallesi'nde. Açılışı yapan, Denktaş'ın mücadelesini yürüten oğlu Serdar Denktaş ve 1992'de Atatürk'ün partisi CHP'yi yeniden kurarak mirasını yaşatmamızı sağlayan ikinci kurucu başkan Deniz Baykal. Mekan olarak ve açılışta yer alan kişilerle de anlamlı bir buluşma yaşatan Foça Belediye Başkanı'nı kutluyor ve hepimiz adına teşekkür ediyorum. Büstün altına Denktaş'ın Foça ile bağının kısa bir tarihçesinin yazıldığı bir levha eklemeleri ziyaret edenlerin tarih merakını uyandıracaktır. Tarihimizi yaşatmak, tarihte mücadele edenleri haklı yere yerleştirmekle mümkündür. Anılarına saygı ise; eserlerini yaşatmaktır. Bize vatan, bize özgürlük, bize direnç ve mücadele azmi armağan ettiler, ışıklar içinde yatsınlar. *** (1) Aydın Akkurt; Raif Denktaş -Toplu Eserler 1-, Boğaziçi Yayınları No:220;1997, İstanbul. (2) Turgut Özakman; Çılgın Türkler Kıbrıs, Bilgi Yayınevi; 24. Basım, Şubat 2013, İstanbul. (3) Rauf. R. Denktaş; Hatıralar -Toplayış-, 10. Cilt, Boğaziçi Yayınları, 2000, İstanbul. (4) Denktaş, sürgündeyken, 28 Aralık 1967'de kurulan Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi Yürütme Kurul Başkan Yardımcısı olmuştur. Kıbrıs'a döndükten sonra 1968-1974 yılları arasında Türk toplum kesimi temsilcisi olarak Rum toplumu temsilcisi Klerides ile toplumlararası görüşmeleri yürütecektir. 1974 Barış Harekatından sonra 13 Şubat 1975'de Kıbrıs Türk Federe Devleti ilan edilecek, 15 kasım 1983'de bağımsız KKTC ilan edilecek ve Denktaş ilk Cumhurbaşkanı seçilecektir. (5) Rauf Denktaş; Başarı ve Mutluluk İçin, Nesil Basım Yayın, Ekim 1997, İstanbul. |
|
"davut arslantürk" <oray...@hotmail.com>: Jan 24 09:37AM
http://www.youtube.com/watch?v=BGewVGSn6v8 Kol Saati : Armağan Ayakkabı Kutuları : Kumbara Çikolata : Alerji Çelik Kasa : Vay canına... Para Sayma Makinesi: Oh ne güzel! Sanki banka! Yani kısaca : DOLCE VİTA! Şimdi diyeceksiniz ki " Ne var bunda?" Çalış seninde olur. Olmayan ne? Yargı yok. Adalet hanım öleli çok oldu. Çanlar yıllar önce çaldı... Hani Kurtuluş Savaşını yapan, Cumhuriyeti kuran toplum nerede? Onların torunları kimi yandaş, kimi koldaş; Gövdeleri var, Gözleri var, Kulakları var, Ağzı var, Ruhları yok! Artık duyarsız ve tepkisiz insanların oluşturduğu bir toplum. Yazık! Çok yazık... Sonra efendim, KPSS'de ne ki; Jet gibi gelir, Zembille iner, makama konar. Zavallılar yırtınsın dursun. Ve de en korkuncu Kuaşi kardeşler için Gıyaben cenaze namazı kılınır. Kim vah vah diyecek? Cumhuriyeti ara rejim görenler mi? Lale satanlar mı? O zaman biz diyelim: Vah... Vah! Siyasi erkin zayıfladığı, etkinliğini yitirdiği anda her türlü kaos başlar. Her kafadan bin bir türlü ses çıkar. İlle de iktidarda kalacağım inadında gösterilen şımarıklık ödünler verdirir. Cemaatler, Tarikatlar öne geçer ve giderek devleti işgal eder. Muhalefet siner. Gürler ama yağamaz. Sandıklarına bile sahip çıkamaz. " Bana dokunmayan yılan bin yaşasın " korkusu başlar, Ve toplum giderek daha duyarsız, daha tepkisiz hale gelir. Ülke " Miskinler Tekkesi" ne döner. Sonra; Borç gırtlağı aşar. İnsanlar zorunlu kalsın, oy versin diye kömür dağıtılır. Gökyüzü kara. Gökyüzü zehir, Baba malı gibi yenir, içilir yatılır. Kim bilir Kaç-Aksaray yaparız. Bu da çok, çok, çok gelişmiş olduğumuzu gösterir... Yarını düşünmeyiz, Yarın yoktur. Şımarıklık öyle bir boyut alır ki; Gazeteciler içeri atılır, Gidip gazetecilere özgürlük diye yürünür. Ve duyarsız toplum; kömürünü alır, bulgur makarna alır; bütün dünyası budur. Yattığı yatak, oturduğu sofra, gittiği hela... Bir de alemin içinde burnunu karıştırır, ayak parmaklarıyla oynar, bol bol osurur... Güneş doğar, doğar da onların üstüne doğmaz Güneş karanlık kuyuların üstüne asla doğmaz. Biz aydınlık yarınlar için ölürüz. Onlar için yarın yoktur! içimizden biri asla umutsuzluğu değil KAVGAYA DEVAM AŞKINA |
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category duyuru] |
|
[tags DUYURU, ÜYELER, CHP ÜYELERİ, DİLEKÇE, CHP GENEL MERKEZİ] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:28PM +0200
|
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[tags TARİH, Osmanlı Toplumu, Köle ve Cariyeler, Sofya, 1550-1684] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:42PM +0200
|
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[tags SAĞLIK DOSYASI, Özel, Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri, Zihinsel Engelli, Birey Destek Eğitim Programı] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 05:51PM +0200
<http://abdulvahapkara.com/arastirma-konulari/kazakistan-tarihi/346-almatda-arkeolojik-kazlarda-hunlara-ait-oenemli-buluntular.html> Almatı'da Arkeolojik Kazılarda Çıkan Hunlara ait Önemli Buluntular Almatı Şehri Tarih Müzesi kazı heyeti “Kök-Kaynar” bir tümülüsünde, yani höyüğünde yaptıkları araştırmalarda önemli buluntuları ortaya çıkardılar. <http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/hun%20kedisi.jpg> Birkaç gün önce, Almatı Şehri Tarihi Müzesi yetkilileri “Kazakistan Tarihi” (http://e-history.kz/kz) isimli web sitesinin yöneticilerine bu nadir arkeolojik buluntular hakkında bilgi verdiler. Kazı heyeti Almatı Valiliği Kültür Dairesinin talimatları doğrultusunda bu kazıyı gerçekleştirdiklerini ifade ettiler. <http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20canak.jpg> Bilindiği gibi, geçen sene Kasım ayında Almatı Tarih Müzesi personelinden oluşan bir araştırma ekibi Almatı Alatav İlçesi Kökkaynar köyündeki Kök-Kaynar höyüğünde paha biçilmez bazı tarihi eserleri kazı sırasında ortaya çıkarmıştı, ancak bulunan nadir eşyalar hakkında bilgiler ilk defa bu yazı kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Bu bilgilere göre, bulunan eserler arasında altından yapılmış yabani kedigillerden yırtıcı bir hayvanın heykelciği de bulunmaktadır. Seyrek ele geçen bu eser 2 numaralı höyükten elde edildi. Altından yapılmış bu küçük eşya (uzunluğu 3.3 cm ve yüksekliği 2 cm) iki kalıp ile dökülmüş çubuktan yapılmıştır. Çubuklar kendi aralarında birbirlerine geçirilmiştir. Heykelciği bulan araştırmacılar onu “oynayan kedi yavrusu” olarak adlandırdılar. Hayvanın ön ayaklarının pençeleri öne doğru uzanmış, gövdesi ise eğilmiş ve kuyruğu ise kavisli bir şekilde tasvir edilmiştir. Müze yetkilileri bu heykelciğin sırlarla dolu bir başlığın bir parçası olması ihtimalinden söz etmektedirler. Bu eşyanın M.Ö. IV yüzyıla ait olduğu hesaplanmaktadır. <http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20kusu.jpg> Ayrıca, bulunan nadide bir diğer eser kuş şeklindeki düz bir parça. 2 numaralı Kök-Kaynar höyüğünden bulunan bu eşyanın boyutları yükseklik 2,2 cm ve genişlik 1,8 cm’dir. Araştırmacıların tespitlerine göre, Eski Çağda yaşamış olan bir usta bu yırtıcı kuş heykelini yapmıştır. Kuşun başı sol tarafa dönüktür, gagası büyüktür ve kanatları genişçe açılmıştır. Bu büyük bir ihtimalle bir hanedan arması olarak kullanılmış olmalıdır. Kabartma kuş tasviri olan bu parça M.Ö. IV. yüzyıla ait olmalıdır. <http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20bronz%20ayna.jpg> 1 numaralı Kök-Kaynar höyüğünden bulunan üçüncü parça bronz aynadır. Bu eşya M.Ö. II. yüzyıla tarihlenmektedir. Çapı 15 cm, ayna sapının uzunluğu ise 8 cm’dir. Aynanın dairesel şeklinin kenarlarındaki çerçevenin eni 2 cm ve yüzeyinde çıkıntı vardır. Aynanın diski ile kenarları birbirine birleştirilmiştir. [Türk tarihin en eski dönemlerinde devir sürmüş olan Hunlara ait ait olduğunu tahmin ettiğimiz - Ç.N.] bu nadir buluntular günümüzde Almatı Tarih Müzesinde muhafaza edilmektedir. 16 Ocak 2015 tarihinde Kazakistan Tarihi internet sitesinde ( <http://e-history.kz/kz/publications/view/911> http://e-history.kz/kz/publications/view/911) yayınlanan bu yazı Prof. Dr. Abdulvahap Kara tarafından Kazakçadan Türkçeye kazandırılmıştır. Almatı'da Arkeolojik Kazılarda Çıkan Hunlara ait Önemli Buluntular <http://abdulvahapkara.com/arastirma-konulari/kazakistan-tarihi/346-almatda-arkeolojik-kazlarda-hunlara-ait-oenemli-buluntular.html> |
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[tags TARİH, Kars, Erzurum, film] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:45PM +0200
|
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[tags TARİH, BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI, ALMANYA VE MÜTTEFİKLERİ, SULH STRATEJİLERİ] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:31PM +0200
|
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category istihbarat] |
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category duyuru] |
|
[tags DUYURU, ÜYELER, CHP ÜYELERİ, DİLEKÇE, CHP GENEL MERKEZİ] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:28PM +0200
|
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[tags TARİH, Osmanlı Toplumu, Köle ve Cariyeler, Sofya, 1550-1684] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:42PM +0200
|
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[tags SAĞLIK DOSYASI, Özel, Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri, Zihinsel Engelli, Birey Destek Eğitim Programı] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 05:51PM +0200
<http://abdulvahapkara.com/arastirma-konulari/kazakistan-tarihi/346-almatda-arkeolojik-kazlarda-hunlara-ait-oenemli-buluntular.html> Almatı'da Arkeolojik Kazılarda Çıkan Hunlara ait Önemli Buluntular Almatı Şehri Tarih Müzesi kazı heyeti “Kök-Kaynar” bir tümülüsünde, yani höyüğünde yaptıkları araştırmalarda önemli buluntuları ortaya çıkardılar. <http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/hun%20kedisi.jpg> Birkaç gün önce, Almatı Şehri Tarihi Müzesi yetkilileri “Kazakistan Tarihi” (http://e-history.kz/kz) isimli web sitesinin yöneticilerine bu nadir arkeolojik buluntular hakkında bilgi verdiler. Kazı heyeti Almatı Valiliği Kültür Dairesinin talimatları doğrultusunda bu kazıyı gerçekleştirdiklerini ifade ettiler. <http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20canak.jpg> Bilindiği gibi, geçen sene Kasım ayında Almatı Tarih Müzesi personelinden oluşan bir araştırma ekibi Almatı Alatav İlçesi Kökkaynar köyündeki Kök-Kaynar höyüğünde paha biçilmez bazı tarihi eserleri kazı sırasında ortaya çıkarmıştı, ancak bulunan nadir eşyalar hakkında bilgiler ilk defa bu yazı kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Bu bilgilere göre, bulunan eserler arasında altından yapılmış yabani kedigillerden yırtıcı bir hayvanın heykelciği de bulunmaktadır. Seyrek ele geçen bu eser 2 numaralı höyükten elde edildi. Altından yapılmış bu küçük eşya (uzunluğu 3.3 cm ve yüksekliği 2 cm) iki kalıp ile dökülmüş çubuktan yapılmıştır. Çubuklar kendi aralarında birbirlerine geçirilmiştir. Heykelciği bulan araştırmacılar onu “oynayan kedi yavrusu” olarak adlandırdılar. Hayvanın ön ayaklarının pençeleri öne doğru uzanmış, gövdesi ise eğilmiş ve kuyruğu ise kavisli bir şekilde tasvir edilmiştir. Müze yetkilileri bu heykelciğin sırlarla dolu bir başlığın bir parçası olması ihtimalinden söz etmektedirler. Bu eşyanın M.Ö. IV yüzyıla ait olduğu hesaplanmaktadır. <http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20kusu.jpg> Ayrıca, bulunan nadide bir diğer eser kuş şeklindeki düz bir parça. 2 numaralı Kök-Kaynar höyüğünden bulunan bu eşyanın boyutları yükseklik 2,2 cm ve genişlik 1,8 cm’dir. Araştırmacıların tespitlerine göre, Eski Çağda yaşamış olan bir usta bu yırtıcı kuş heykelini yapmıştır. Kuşun başı sol tarafa dönüktür, gagası büyüktür ve kanatları genişçe açılmıştır. Bu büyük bir ihtimalle bir hanedan arması olarak kullanılmış olmalıdır. Kabartma kuş tasviri olan bu parça M.Ö. IV. yüzyıla ait olmalıdır. <http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20bronz%20ayna.jpg> 1 numaralı Kök-Kaynar höyüğünden bulunan üçüncü parça bronz aynadır. Bu eşya M.Ö. II. yüzyıla tarihlenmektedir. Çapı 15 cm, ayna sapının uzunluğu ise 8 cm’dir. Aynanın dairesel şeklinin kenarlarındaki çerçevenin eni 2 cm ve yüzeyinde çıkıntı vardır. Aynanın diski ile kenarları birbirine birleştirilmiştir. [Türk tarihin en eski dönemlerinde devir sürmüş olan Hunlara ait ait olduğunu tahmin ettiğimiz - Ç.N.] bu nadir buluntular günümüzde Almatı Tarih Müzesinde muhafaza edilmektedir. 16 Ocak 2015 tarihinde Kazakistan Tarihi internet sitesinde ( <http://e-history.kz/kz/publications/view/911> http://e-history.kz/kz/publications/view/911) yayınlanan bu yazı Prof. Dr. Abdulvahap Kara tarafından Kazakçadan Türkçeye kazandırılmıştır. Almatı'da Arkeolojik Kazılarda Çıkan Hunlara ait Önemli Buluntular <http://abdulvahapkara.com/arastirma-konulari/kazakistan-tarihi/346-almatda-arkeolojik-kazlarda-hunlara-ait-oenemli-buluntular.html> |
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[tags TARİH, Kars, Erzurum, film] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:45PM +0200
|
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[tags TARİH, BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI, ALMANYA VE MÜTTEFİKLERİ, SULH STRATEJİLERİ] |
|
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:31PM +0200
|
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category araştırma] |
|
[publicize twitter] [publicize facebook] [category istihbarat] |