Yogurt

36 views
Skip to first unread message

metin atamer

unread,
Jan 12, 2015, 7:58:43 AM1/12/15
to Turkiye-i...@googlegroups.com
YOĞURT
Her yiğidin bir yoğurt yeyişi vardır derler . Bu hangi durumlarda doğrudur, ve hangi durumlarda geçersizdir onu düşünmemiz gerekir. Yoğurt yemenin şeklimi olur deyip geçmeyin. Yoğurda kaşık sallamak bile bir adap gerektirir. Hani şöyle kaşığın sapını sağ elinizin  avuc içine alıp, baş parmağınızla kaşığa doğru giden sapa basıp yoğurt kasesine bir kenardan başlarsınız ya , bu sofradakilere ne kadar alçak gönüllü olduğunuzu belirtir. Yok kaşığı yoğurt kasesinin tam ortasına daldırırsanız bu sofranın söz sahibi olduğunuzu anlatır.  
Yörük çadırlarında yer sofrasında yoğurt çanağı, yörük beyinin önüne gelir , dairesel yer sofrasında tabaklar elden ele gönderilerek, herkese yoğurdu Yörük başı dağıtır. Bu görünümde yine çadırdaki sofrada kimin söz sahibi olduğu anlatılır.  
Aylardır toplumda reyaksiyona uğrayan bazı konuların üzerine başka konular gündeme getirilerek,ana konu unutturulmaya çalışılmakta.  Geçenlerde bir asansörde bizim Cumhur la ilgili Amerikalı genç çocuğun söylediği sözlere içimden kızmıştım amma sonra düşündüm, Adolp Hitler de yaptığı hareketlerle akıllı olmadığını, hatta deli olduğuna inanmaktayız. Geçenlerde İspanyada bir televizyonda ‘ Kim Milyoner Olmak İster’ programında soru aynen şöyle idi:
-                Hangi ülke diktatörü Twitter i yasaklamıştır’
Cevaplar arasında  Türkiye bulunmakta idi ve doğru cevapta üzülerek öğreniyoruz  ki Türkiye.
Yöneticilerin yaptığı hatalardan dolayı insanların alay ettiği bir ülke vatandaşı olmak, ben istemiyorum. Nedir bu telaş, nedir bu yönetimin ülke vatandaşlarından gizledikleri ? 17 ve 25 Aralık tarihlerinde meydana gelen ve hiçte hoş olmayan hadiselere sünger çekilmek istenmesini, yönetimin halka açıklaması gerekir. Mevcut delillerin ortadan kaldırılmasına dair Meclis Araştırma Komüsyonunun aldığı karar da manidar olsa gerek. Kırpılarak gecikmeli gelen fezlekede bulunan ve halkın büyük bir bölümünün malumu olan konuşmalar ve delilleri yok etseniz ne olur, etmeseniz kime fayda verir. Oturup vicdanınıza hesap verin. Bir tarihte bu ülkenin Başbakanı memurlar için :
-                Benim memurum işini bilir,
diyerek çok anlamlı bir cümle söylemişti. Aslında geçtiğimiz sene meydana çıkan ayakkabı kutuları, kol saatleri gibi olaylarda  ‘ Benim Bakanım işini bilir’ denmesi gerekir.
Bu olayları gölgeye atıp başka konulara dikkatlerin yönelmesini sağlamak için bazı taktikler kullanılması, Siyasi Mühendislik gereğidir. Bunu Adalet ve Kalkınma Partisi başarmaya çalışmakta. Kadınlara doğum için ikramiye ve çocuk izni verilmesi hakkında kanun taslağı hazırlanmakta. Aslında benim oğlum Yiğit dünyaya geldiğinde ben 500 T.L. SSK dan çocuk yardımı aldığımı hatırlarım. Hatta kızım Elif doğduğunda da bu yardımı SSK dan almıştım. Kadınları sosyal yaşamdan ve iş hayatından  nasıl soyutlayabiliriz diye bir soru sorulsa, verilecek tek cevap :
-                Kadınlara  doğum parası 400 ve doğum izni ile birkaç sene işe gelmemesini sağlamak.
Ne kadar sinsice yapılmış bir plan . Doğumda verilen 400 lira, kaç günlük bebek bezine tekabül ettiğini bilmemekle birlikte, ailenin bütçesine iyi bir yük getireceği ortadadır.
‘ Bir Bilen ’ in yönettiği Adalet Partisi döneminde Türkiyede İmam ve Hatip liselerinin çoğalmasına hız verildiğini hatırlarız. Bu kadar çoğalan İmam ve Hatip ler için iş sahası yaratmak pek kolay olmamakta. Bu nedenle Atom Enerji Komusuyonu Başkanlığına bile bir İmam Hatiplinin gelmesi kaçınılmazdı. Türkiye’de Okuldan fazla cami yapılması, Hastaneden daha fazla cami üretilmesinin altında yatan neden, bu ülkede İmam Hatiplere iş sahası açmak. Son olarak bütün hastanelere ve sağlık ocaklarına birer imam hatipli gencin hastaların maneviyatının tedavi edilmesi yönünde alınan karar, belki 17 ve 25 Aralık konularını kamufle etme adına üretilmiş olabilirmi diye düşünmekteyim.
Bir başka iş sahası ise Milli İstihbarat Teşkilatının başına da bir imam hatipli gelse iyi olur diye düşünmekteyim. Mevcut sistemin neye yaradığını anlamak mümkün değil. Türkiye yol geçen hanına dönmüş. Kadın terörist Gürcistan’dan geliyor , 8 ay Türkiye’de ikamet ediyor, ne yiyiyor, ne içiyor, ne ile geçiniyor bilen yok . Birde bu 8 ay sürecinde, iki sefer Suriye ye gidiyor. Sınırlar kalbur gibi, kim girer, kim çıkar belli değil. Hatta Paris teki katliamda ismi geçenlerden birisinin de nikahlı eşi İspanya’dan gelip İstanbul’a  giriş yaptığı, denetimsiz Suriye’ye geçmesine de seyirci kalınmasına caresiz olan bir istihbarat sistemi ortada bulunmakta. Böyle bir teşkilatı yönetmek KURMAYLIK isteyen bir görevdir. Bir Başçavuş’un üstesinden geleceği bir görev olmadığını düşünmekteyim.   
Her yiğidin bir yoğurt yeyişi vardır, amma İstihbarat Sistemini yönetmek,  yoğurt yemeğe benzemediğini düşünmekteyim diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
Metin Atamer  


On Saturday, December 20, 2014 12:51 AM, "Turkiye-i...@googlegroups.com" <Turkiye-i...@googlegroups.com> wrote:


"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 20 12:43AM +0200

ÖZEL BÜRO NOTU : BU HABERİ PAYLAŞTIĞIMIZ İÇİN YAHUDİ ÜYELERİMİZ UMARIZ BİZİ
YANLIŞ ANLAMAZ. ÇÜNKÜ HABERİN DOĞRU OLUP OLMADIĞI KONUSUNDA BİR BİLGİMİZ YOK
ANCAK BİZE ÇOK İLGİNÇ GELDİ. BİZE GÖRE FİLİSTİN YANLISI YANDAŞ MEDYA
TARAFINDAN ÜRETİLMİŞ FABRİKASYON BİR HABER AMA BUNU YİNE DEĞERLİ DOSTLARIMIZ
MENTEŞ AZUZ VE RAFAEL SADİ BEYLERE SORMAK İSTERİZ. LÜTFEDİP YORUMLARLARSA
ÇOK MUTLU OLURUZ. ŞİMDİDEN TEŞEKKÜRLER.
 
Yahudilerin bir hadis-i şerifte yer alan değerlendirmeden korkup İsrail'in
her yanına aynı ağaçtan dikme gayreti içinde olduğunu biliyor muydunuz? İşte
o hadis-i şerif.
 
Ortadoğu'daki gelişmeleri yakından izleyen, başta İsrail olmak üzere bölge
ülkelerine sık sık gelip giden ve bu coğrafyanın tarihsel sürecine ilişkin
çok sayıda yayını bulunan tarih profesörü bir dostum bana önceki gün;
"Yahudiler İsrail'de en çok hangi ağacı dikiyorlar ve bunun sebebi nedir
biliyor musunuz?" diye sordu.
 
Kendisine, özellikle tarım konusunda İsraillilerin dünyanın en önemli
araştırmalarına imza attıklarını biliyorum ama bir ağaca karşı özel ilgileri
olup olmadığı konusunda bilgi sahibi değilim dedim. İsrail'e de şimdiye
kadar hiç gitmediğimi söyledim. Kısacası sorunun cevabı bende yoktu.
 
Verdiği cevap çok ilginç oldu. Yahudilerin İsrail'de en çok diktikleri
ağacın gargat ağacı olduğunu, bunun nedeninin ise bir hadis- i şeriften
kaynaklandığını söyledi. "Yahudiler hadis-i şeriflere itibar ediyorlar mı
ki" dedim. Etmiyorlar ama yine de içleri rahat değil. Tedbiren de olsa yine
de bu ağacı dikmekten geri kalmıyorlar dedi. Sonra Peygamber Efendimizin
konuyla ilgili bir hadis-i şerifini okudu.
 
Tarihçi dostumun yanından ayrıldıktan sonra bu hadis-i şerifi kaynaklarıyla
birlikte sizlerle paylaşmak üzere kütüphanemdeki kitaplardan aradım buldum.
 
İlginçtir, hadis-i şerif daha çok kıyamet alametlerinin zikredildiği
bölümlerde geçiyor. Kaynaklarda kıyamet alametleri sıralanırken, fitnenin
artması, Yahudilerin Müslümanlara yönelik taşkınlık ve zulmü inanılmaz
boyutlara varınca, sabır sınırı taşıp artık bu zulme bir dur demek isteyen
Müslümanların kendilerini bulup cezalandırmasından çekinen Yahudilerin
bulabildikleri her yere kaçıp saklanacağından söz ediliyor.
 
Hadis-i Şerif'te, Yahudilerin taşların ve ağaçların bile arkasına
saklanacağı, buna karşın Gargat ağacından başka bütün taş ve ağaçların: "Ey
Müslüman, Ey Allahın kulu, Yahudi arkamdadır, gel onu öldür" diyeceği ifade
ediliyor. (Buhârî, Tecrid, IX, 73; Tirmizî, Birr, 25; Fiten, 2; et-Tâc, I,
25).
 
Bahsi geçen hadis-i şerif Sahih-i Müslim'de; "Öyle ki Yahudiler taşların ve
ağaçların arkasına saklanacak ama ağaç ve taş dile gelerek 'Ya Müslim! Ey
Allah (c.c.) kulu! Gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim
arkamda, gel onu cezalandır. diyecek. Sadece 'gargat' ağacı bunu
söylemeyecek çünkü o Yahudi ağacıdır" buyuruluyor. (Kitab-ul Fiten H. 2239).
 
<http://www.aktif.be/wp-content/uploads/2014/07/gargataac2.jpg>
 
Bu kadar yalın bir gerçeklikle ifade edilen hadis-i şerif üzerinde ayrıca
bir yorumda bulunma ihtiyacı duymuyorum. Her şey gayet açık ortada.
 
Fakat izniniz olursa Gazze'de yaşanan son vahşet görüntülerinden de yola
çıkarak hadis-i şerifin son cümlesinin altını bir kez daha çizmek istiyorum.
Ne buyuruyor Peygamber Efendimiz; "Ağaç ve taş dile gelerek, Ey Müslüman,
gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkamda, gel onu
cezalandır" diyecek.
 
Demek ki Yahudilerin artık haddi iyice aşmış zulmüne tanıklık etmek
ağaçların ve taşların bile deyim yerindeyse canına öyle bir tak edecek ki,
sabırları taşacak ve ihbarda bulunmak üzere dile gelecekler.
 
Hadis-i Şerif temel kaynaklarda böyle geçiyor. Birileri rahatsız olacak diye
lafı eğip bükecek değiliz. Peygamber Efendimiz söylüyorsa El Hak doğrudur.
 
Nitekim Yahudiler de yaptıkları işin sonunun nereye varacağını ve tarihteki
örneklerinde de görüldüğü gibi hep böyle sürüp gitmesinin mümkün
olmayacağının az da olsa farkında olmalılar ki, hadis-i şerifte "sadece o
ağaç söylemeyecek" denilen gargat ağacını tarih profesörünün tespitiyle
ülkenin her yanına dikmekten geri kalmıyorlar. İsrailliler her yana bu
ağaçtan dikeceklerine zulme son verseler daha iyi olur. O zaman muhakkak ki
daha güvende olacaklardır. Bu iş hep böyle gitmez. Tarih bunun örnekleriyle
dolu.
 
Tüm dünya tepkili.
 
Siz bakmayın İsrail'in Gazze'de yaptığı katliamların sadece İslam dünyasında
tepki oluşturmuş gibi bir görüntü ortaya koyduğuna. İsrail'in yıllar yılı
bölgede uyguladığı ölçüsüz şiddet ve tarih boyu yapıp edegeldikleri
fenalıklar tüm dünya ülkelerinde gizliden gizliye öylesine derin bir
nefretin oluşmasına zemin hazırladı ki, yabancılarla konu üzerinde biraz
konuşmaya başladığınızda hemen fark ediyorsunuz bunu. Kaldı ki dinsel
öğretileri ve tarihsel tecrübeleri de buna uygun. Yahudilerin günümüzdeki
tutum ve davranışları da bu acıları tazeleyecek türden. Burada ayıplanacak
olan durum nefret duymak değil, nefrete neden olacak eylem ve davranışlara
göstere göstere zemin hazırlamamaktır.
 
Dünyanın önde gelen medya kuruluşları ve ajansları büyük ölçüde Yahudi
sermayesinin kontrolünde olduğu için, hükümetler aleyhlerine kampanya
yürütülmesin, yıpratılmasınlar diye tepki göstermekte tutuk davranıyorlar.
Kısacası, dünyanın gözleri önünde cereyan eden zulme karşı dünya kamuoyunda
oluşan nefret henüz kitle iletişim araçları vasıtasıyla beklendiği ölçüde
dillendirilmeye başlanmadı. Fanusun kapağı bir açılmaya görsün, dalga hızla
büyüyecek ve zulme karşı kitlelerde oluşan nefret daha rahat
gözlemlenebilecektir. Kaldı ki bu tür açık bir zulme karşı tepkili olmak
için din olarak sadece İslam'a mensup olmak gerekmiyor. İnsanlık duygularını
kaybetmemek yeterlidir.
Yazının başında yer verdiğimiz hadis-i şerifin vermek istediği mesajı,
Gazze'de yaşanan vahşet karşısında ruhlarda oluşan kabarmayı hissedince daha
rahat algılayabiliyoruz. Savaşın bile adabı vardır. Bu kadar mı gaddar olur
bir insan?
 
Bu açıklamalar önemli.
 
Başbakan Erdoğan'ın dün Antalya'da yaptığı şu açıklama önemlidir: "Zulüm ile
abat olunmaz. Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste. Şu anda İsrail ne
yazık ki orantısız güç kullanımıyla bir insanlık dramına imza atmıştır. Bu
insanlık dramı inanıyorum ki İsrail'i kendi içinde birçok sıkıntılara mahkûm
edecektir. Er veya geç hak egemen olur. Zira o bombaların altında ölen
çocukların ahı yerde kalmayacaktır, o savunmasız kadınların, annelerin ahı
yerde kalmayacaktır, o gözyaşları yerde kalmayacaktır. Bu gidiş gidiş değil.
Er veya geç hak egemen olur."
 
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in, İsrail'in yaptığını anlatmak için katliam
ve vahşet kelimeleri yeterli kalmaz sözleri ve "İsrail'in bu tahrikleri
sürdükçe terörle mücadelede başarılı olmak mümkün değildir" tespiti de
fevkalade önemlidir.
 
Bombalar altında bile tevekkül hissini kaybetmeyen ve yılgınlığa düşmediğini
tüm dünyaya gösteren bir avuç Filistinlinin cesaretinin onda biri BM
Güvenlik Konseyi üyelerinde olsa dünyadaki barış ortamı çok daha farklı
olurdu. İsrail ürettiği korkularla dünyanın iradesini bloke ediyor. Sizden
ve tehditlerinizden korkmuyoruz diyecek Selahattin Eyyubi yürekli 3-5 devlet
adamına ihtiyaç var.
 
Yazımızı İsra süresinden konuyla ilgili bir ayetle sonlandıralım:
 
"Kitapta İsrailoğulları'na şu hükmü verdik: "Muhakkak siz yer(yüzün) de iki
defa (iktidar olup) bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir
kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz. Ve nitekim o iki vaadden
ilkinin zamanı geldiğinde, son derece zorlu ve güçlü kullarımızı üzerinize
gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. Bu, yerine
getirilmesi gereken bir sözdü ve gerçekleşti" (İsra, 4-5)
 
Not: Filistin devletinin stratejisi ne olmalı? Dünyanın desteği nasıl
sağlanabilir konusunda en güzel yazıyı geçen hafta Prof. Dr. Nevzat Tarhan
kaleme almıştı. Gözden kaçıranlar bakabilirler. (İlgili link: Hamas, Aliya
gibi hareket etmeli)
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags KOMPLO TEORİLERİ, YAHUDİ, HADİS]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 20 12:33AM +0200

Zaman gazetesi eski yazarı Hüseyin Gülerce, Fuat Avni'nin kendisi hakkındaki
operasyon iddialarını yalanlarken Fuat Avni'nin kim olduğunu açıkladı.
 
 
 
14 Aralık'ın ardından Hüseyin Gülerce'nin ifaderine dayanarak 25
Aralık'taoperasyon yaplacağını öne süren Fuat Avni'ye jet yanıt geldi.
 
Fuat Avni'nin kendisini hedef gösterdiğini ve hayatının tehlike altında
bulunduğunu belirten Hüseyin Gülerce, "Bu ismin bir şahıs olmayıp
Pensilvanya merkezli istihbarat havuzu olduğu kanaati yaygındır" dedi.
 
Savcılıkta isim verdiği iddiasına sert çıkan Hüseyin Gülerce, şöyle devam
etti: "Bu şerefsizce bir yalandır. Pensilvanya beni hedef göstermektedir."
 
Hüseyin Gülerce'nin Twitter'dan yaptığı açıklamalar şöyle:
 
"Fuat Avni, son attığı tweetlerde şahsımı hedef göstermektedir. Bu ismin bir
şahıs olmayıp Pensilvanya merkezli istihbarat havuzu olduğu kanaati
yaygındir. Yalanlara dayanarak benim savcılıkta, esnaf ve işadamlarının
ismini verdiğimi, buna göre yenioperasyon yapılacağını iddia etmektedir. Bu
şerefsizce bir yalandır. Pensilvanya beni hedef göstermektedir. Hayati bir
tehdit altındayım. Türkiye'nin nasıl bir tehlike ile karşı karşıya
olduğumuzu şimdi daha iyi anlıyorum. Allah korkusu kalmamış "Paralel Yapı"
her türlü provokasyonu yapabilir..."
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category istihbarat]
 
[tags FETULLAHÇI GAZETECİLER DOSYASI, Hüseyin Gülerce, Fuat Avni]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 20 12:21AM +0200

ÖZEL BÜRO NOTU : KANUNLARA BAĞLI İNSANLAR OLARAK HER TÜRLÜ MAFYA
ORGANİZASYONUNU SEVMEYİZ. GEREK YÖNTEMLERİ GEREKSE ÇIKARLARI İÇİN HERŞEYİ
YAPMALARINDAN ÖTÜRÜ. ANCAK BU HABERDE ADI GEÇEN TECAVÜZCÜ A.T. GİBİ
ŞEREFSİZLERİN ALACAĞI CEZAYI AZ BULDUĞUMUZU DA ÖZELLİKLE VURGULAMAK İSTERİZ.
ÇÜNKÜ BU ŞEREFSİZLERE ACIMAK, MERHAMET ETMEK İÇİMİZDEN GELMİYOR. BÖYLE BİR
YARATIĞIN HİÇ BİR ŞEKİLDE TEKRAR İNSANLAR ARASINA KARIŞMAMASI GEREKİYOR.
ESKİDEN AMERİKA'DA MAFYA ELEMANLARI KARŞI MAFYA GRUBUNDAN BİRİNİ ÖLDÜRMEK
İSTEDİĞİNDE ONA EN ÇOK ACI VERECEK YÖNTEMLERİ SEÇERDİ. ONLARCA FARKLI
METOTLARI VARDI İŞKENCE OLARAK. AMA BUNLARDAN BİZE GÖRE EN ACI VERENİ CANLI
CANLI GÖMMEKTİ. ŞÖYLE YAPARLARDI. ÖNCE KURBANI SERT BİR CİSİMLE BAŞINA
VURARAK BAYILTIRLARDI. ONDAN SONRA ORMANIN İZBE BİR KÖŞESİNDE ÇUKUR AÇIP
KURBANI TABUT İLE BU ÇUKURA HAVA ALACAK ŞEKİLDE GÖMERLERDİ. BİRDE BİR FENER
BIRAKIRLARDI YANINA. BU ÇUKUR EN AZ 7-8 METRELİK DERİNLİKTEN OLUŞURDU Kİ
KURBAN CAN HAVLİ İLE KÖŞELERİ ÇİVİ İLE ÇAKILI TABUTTAN ÇIKIPTA TOPRAĞIN
ÜSTÜNE ERİŞEMESİN DİYE. KURBAN BU TABUTTA İLK 1-2 GÜN CAN HAVLİ İLE AVAZI
ÇIKTIĞI KADAR BAĞIRIR, ONDAN SONRA ÖNCE AKLİ MELEKELERİNİ SONRA DA CANINI
YİTİRİRDİ. İŞTE DEĞERLİ ÜYELER, HER NE KADAR MAFYAYA KIZSAKTA BU ACIMASIZ
HAYATTA ONLAR HEDEFLERİNİ HİÇ BİR ŞEKİLDE AFFETMİYOR VE EN AĞIR ŞEKİLDE
CEZALANDIRIYOR. TABİ BU YÖNTEM BİR İŞKENCE METODUDUR VE BİR DEVLETİN BUNU
YAPMASI BEKLENEMEZ AMA SORUYORUZ YAŞLI, KÖR VE ÜSTELİK FELÇİ BİR YAŞLI
KADINA BU MUAMELEYİ YAPAN KİŞİNİN CEZASI 21 SENE Mİ OLMALIDIR ? TABİ Kİ
DEVLET İŞKENCE UYGULAMASIN AMA BU ŞEREFİSZİ DE 8-10 SENE İÇİNDE SERBEST
KALMAYACAK BİR CEZAYA ÇARPTIRSIN. BİZ DEVLETİN BU GİBİ SUÇLARDA DAHA AĞIR
CEZALAR VERMESİNİ BEKLİYORUZ.
 
DİYARBAKIR'da geçen ocak ayında, felçli ve görme engelli olan 70 yaşındaki
H.A. adlı kadına tecavüz etmekle suçlanan 31 yaşındaki A.T. hakkında 21 yıl
hapis cezası istemiyle dava açıldı.
 
Evde içtiği sigaranın izmaritinden yakalanan sanık A.T., "Suçlamayı kabul
etmiyorum. Sigara izmaritinin oraya nasıl gittiğini bilmiyorum. Ben devlete
çalıştığım için PKK tarafından tehdit edildim. Onların yaptığını
düşünüyorum" dedi.
 
Akrabaları ile aynı binada oturan felç geçirdiği için yatalak olan, görme
engelli H.A., saat 01.00 sıralarında evinin kapısını açarak giren bir
kişinin tecavüzüne uğradı. Yaşlı kadının üst kattaki yeğenine seslenmesi
üzerine, paniğe kapılan şüpheli kaçtı. Yakınlarının haber vermesi üzerine
olay yerine gelen polis, evde sigara izmariti, bir çift erkek ayakkabısı ve
bir gömlek buldu. Evde ilk ifadesi alınan mağdur H.A., utancından tecavüze
uğradığını polise anlatamayarak, "Gece bir kişi pencereye vurarak kapıyı
açmamı istedi. Kapıyı açmayınca kurcalamaya başladı. Gözlerim görmüyor ve
felçliyim. Üst katta yeğenlerim oturuyor. Bu kişi kapıyı bir süre
kurcaladıktan sonra içeri girdi. Vücudumun belirli bölgelerini elledi. Ben
bağırınca yeğenimin eşi geldi. Bu sırada sanırım kaçtı" dedi.
 
UTANDIĞI İÇİN TECAVÜZÜ POLİSE SÖYLEMEMİŞ
 
Olayı soruşturan polis, yaşlı kadının akrabalarının ifadesine de başvurdu.
Yaşlı kadının akrabaları, "Gece bağırma sesi duyunca eşimle aşağıya indik.
Bir şahsın elinde elbiselerle, yalınayak kaçtığını gördük. Halamın yanına
gittiğimizde çıplak vaziyette yerde yatıyordu. Korkudan titriyordu. Ne
olduğunu sorduğumuzda tanımadığı bir kişinin elbiselerini çıkarıp kendisine
tecavüz etmek istediğini söyledi. Halam utandığı için tecavüz olayını polise
söylememiş. Ancak daha sonra bize söyledi" dedi.
 
Yaşlı kadının utandığı için tecavüzü söylemediğini öğrenen polis H.A.'nın
yeniden ifadesini aldı. İkinci ifadesinde olayı anlatan yaşlı kadın, 1
yaşından beri gözlerinin görmediğini ve 2 yıldan bu yana da felçli olduğunu
belirterek, uğradığı tecavüzü ilk ifadesinde utandığı için anlatamadığını
söyledi.
 
SİGARA İZMARİTİNDEN TESPİT EDİLDİ, 21 YIL HAPSİ İSTENDİ
 
Evde yapılan incelemede ele geçirilen sigara izmariti daha sonra kriminal
incelemeye gönderildi. İzmaritten alınan tükürük örneğini sabıkalıların
örnekleriyle karşılaştıran polis, geçmişte yaşanan bir silahla yaralama
olayının failinden alınan kan örneği ile DNA eşleşmesi sağlandığını tespit
etti. DNA eşleşmelerini inceleyen kriminal uzmanları bir fabrikada gece
bekçisi olarak çalışan A.T.'nin kimliğine ulaştı.
 
Evli ve 3 çocuk babası olan şüphelinin cep telefon kayıtları da incelemeye
alındı. İncelemede şüpheli A.T.'nin cep telefonunun olay günü yaşlı kadının
evinin yakınlarında sinyal verdiği tespit edildi. Bunun üzerine polis 4
aylık araştırma ardından şüpheliyi evinde bularak gözaltına aldı. Hakkında
hazırlanan evrakla adliyeye sevk edilen A.T., çıkarıldığı mahkemece
tutuklanarak cezaevine gönderildi.
 
RAPOR EZİYETİ: RUH SAĞLIĞI BAKIMINDAN KENDİNİ SAVUNABİLİR
 
Soruşturmanın devam ettiği dönemde emniyete yazı yazan savcılık, felçli ve
görme engelli olan mağdurenin Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne
sevk edilerek ruh sağlığının bozulup bozulmadığının ve beden ve ruh
bakımından kendisini savunup savunamayacağına ilişkin rapor aldırılmasını
istedi. Kurul raporunda yaşlı kadının bedenen kendini savunamayacak, ruh
sağlığı bakımından kendini savunacak durumda olduğu belirtildi. Ayrıca yaşlı
kadının beden ve ruh sağlığı raporunun alınması için ileriki bir tarihte
tekrar hastaneye getirilmesi için randevu alınması istendi.
 
ZORLA MAHKEMEYE GETİRİLMESİNE KARAR VERİLDİ
 
Olayla ilgili hazırlanan iddianamede ise şüpheli A.T. hakkında 'nitelikli
cinsel saldırı' ve 'gece konut dokunulmazlığını ihlal' suçlarından 21 yıla
kadar hapis cezası istendi. İddianamenin kabul duruşmasını yapanDiyarbakır
5'inci Ağır Ceza Mahkemesi, yatalak olan mağdurun zorla mahkemeye
getirilmesine karar verdi. Zorla getirme kararına cevap veren emniyet,
mağdurun görme engelli ve yatalak hasta olduğu, uzun zamandır belirtilen
adreste bulunmadığı, nerede olduğunun bilinmediğini bildirdi.
 
SUÇU PKK'YA ATTI
 
İddianamenin kabul edilmesinin ardından sanık A.T.'nin yargılanmasına
başlandı. Davanın ilk duruşmasında ifadesi alınan sanık A.T., "Suçlamayı
kabul etmiyorum. Olay yerinde bulunan sigara izmaritinin oraya nasıl
gittiğini bilmiyorum. Ben devlete çalıştığım için PKK tarafından tehdit
edildim. Onların başıma açtığı bir dert olduğunu düşünüyorum. Mağdurum
tahliyemi istiyorum" dedi.
 
İFADESİ EVİNDE ALINDI
 
Duruşmada ara kararlarını açıklayan mahkeme, mağdurun engelli ve yatalak
olmasından dolayı çıkarılan zorla getirme kararından vazgeçilmesine karar
verdi. Yaşlı kadının yeni adresinin tespit edilerek ifadesinin naip hakim
aracılığı ile evinde alınmasına karar verildi.
 
Duruşma, eksiklerin tamamlanması ve H.A.'nin beden ve ruh sağlığı raporunun
alınması için ertelendi.
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category istihbarat]
 
[tags Yaşlı, Kör, Felçli Kadın, Tecavüz, Pkk]
"Ahmet Kılıçaslan Aytar" <ahmetkilic...@gmail.com>: Dec 20 12:02AM +0200

*YENİ SOĞUK SAVAŞTA KÜBA*
 
Küresel ekonominin sınırları, ABD'nin "Nerede ve ne zaman olursa olsun
küresel olaylara karşılık verme yeteneği düşmanlarla savaşıp savaşmamaya
değil,bunun nasıl yapılacağı ile ilgilidir" düşüncesiyle çizdiği Askeri
Stratejisi ve NATO'nun bu savunma sistemini özgün nitelikleri, esnekliği
ve etkili partnerliğe uygun olduğu gerekçesiyle içselleştirdiği Stratejik
Konsepti'yle savunuluyor.
 
*
Nitekim, geçen hafta Başkan Obama, New Jersey/ McGuire-Dix-Lakehurst
askeri tesisinde, ordunun yurtdışındaki büyük askeri operasyonlarının sona
ermekte olduğunu, askerlerin farklı görevleri yerine getirmeye hazır olması
gerektiğini açıklıyor...
 
*
İşte,Rusya'nın büyük bir nükleer ülke olması ya da ABD Asya'ya dönerken
Rusya'nın orada yüzyıllardır olması sonucu değiştirmiyor.
Ukrayna krizinde Rusya, ABD ve AB'nin ekonomik ilişkilerini sınırlaması,
Japonya'nın stratejik bağ kurma fikrinden vazgeçmesiyle karşı karşıyadır.
Rusya'nın geniş Avrupa inşa etme ve Japonya ile stratejik ortaklık kurma
umutları kırılmıştır.
Amerikan firmalarının Rus petrol ve doğalgaz tedarikçisi şirketlere
finansal destek sağlaması yasaklanmış, Japonya ülkesinde faaliyet gösteren
Rus doğalgaz ve petrol firmalarının varlıklarını dondurmuştur.
Avrupa Birliği Rus gazını Karadeniz üzerinden Avrupa'ya taşımayı hedefleyen
Güney Akım projesini askıya almıştır.
Son olarak petrolün ucuzlatılmasıyla Ruble'nin değer kaybetmesi Rusya'da
enflasyona ve uzun vadeli resesyona yol açıyor...
 
*
Temsilciler Meclisi ABD Başkan'ına, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler
Antlaşması çerçevesinde yükümlülüklerini ihlal etmekle suçlanan Rusya'ya
hesap sorulması için çağrıda bulunma yetkisi vermiştir.
NATO ise Rusya Kurucu Senedini tartışmaya açmıştır.
 
*
Bir taraftan da 'Intermarium' denilen Baltık Denizi ile Karadeniz
arasındaki potansiyel çatışma alanında, 'Rusya'nın saldırganlığına' karşı
koymak için yeni bir strateji oluşturuluyor ve NATO askeri varlığını Doğu
Avrupalı ülkelere konuşlandırıyor.
"Mızrak Ucu" adıyla nitelendirilen ani müdahale birliğine Baltık Ülkeleri,
Polonya, Romanya ve Bulgaristan'da kurulacak NATO üsleri ile gerekli
durumlarda lojistik, silah ve uzmanlarla destek verilmesi öngörülüyor.
İntermarium çatışma alanında yer alan ülkelere Füze Savar sistemleri
konuşlandırılıyor.
Yine bu bölgede NATO kapsamı dışında Polonya,Romanya,Baltık Ülkeleri ve
Türkiye'nin katılımı ile "İnsani Yardım Koridoru"adı altında bir set
oluşturulmasına çalışılıyor.
 
*
Bu sırada Küba ile ilişkilerini yeniden normalleştirmek üzere Başkan B.
Obama, diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılması için Amerikan Dışişleri
Bakanlığının bir an önce müzakereler başlatacağını açıklıyor.
Küba'nın izolasyonu politikasının başarısız olduğunu belirterek ülkede hâlâ
komünist bir rejimin iktidarda olduğunu, yeni bir yol açma zamanının
geldiğini vurguluyor.
 
*
Aslında Rusya Devlet Başkanı V.Putin'in,Temmuz ayında Latin Amerika
ziyaretindeki kazanımları hedefleniyor.
Putin,Latin Amerika'daki Küba ziyaretinde Sovyetler Birliği döneminden
kalan milyarlarca euroluk borcu silmiş, enerji, sanayi ve sağlık alanındaki
ilişkiler derinleştirilerek uzun vadeli işbirliği sağlamıştır.
Rusya bu kazanımlarının ötesinde Küba'da, ABD'den sadece 160 kilometre
uzaklıkta Sovyetler Birliği döneminden kalma bir dinleme ve izleme üssünü
yeniden faaliyete geçiriyor.
Benzer gelişme Putin'in ikinci durağı Nikaragua'da gerçekleşiyor, Devlet
Başkanı D.Ortega ile yapılan görüşmede Küresel Uydu Konumlandırma Sistemi
(GLONASS) istasyonlarının konuşlandırılması konusu değerlendiriliyor.
 
*
Rusya'nın GLONASS sistemi (Global Navigation Satellite System), ABD Savunma
Bakanlığı'nın geliştirdiği NAVSTAR GPS sistemine (Navigation Satellite
Timing And Ranging Global Positioning System) karşı geliştirdiği bir konum
belirleme ve navigasyon sistemidir.
ABD ve Rusya, askeri amaçlar için geliştirdikleri uydular yardımıyla konum
belirleyen bu sistemleri uzay çalışmalarında,harita-kadastroculukta,deniz
ve kara ulaşımında ortak sivil kullanıma açmış bulunuyor.
ABD'nin Rusya topraklarında 19 GPS yer istasyonu çalışıyor ama Rusya'nın
2012'de ABD'de 8 GLONASS istasyonu kurmak için yaptığı başvuruya Merkezi
Haber Alma Teşkilatı (CIA) ile ABD Savunma Bakanlığı izin vermiyor.
 
*
Şimdi Küba ve Nikaragua'da benzer sistemlerin kurulması durumunda Rusya'nın
Amerikan topraklarında casusluk faaliyetinde bulunacağından ve güdümlü
füzelerinin isabetini büyük ölçüde artıracağından endişeleniliyor.
O yüzden Başkan Obama ABD'ye Küba yollarını gösteriyor.
 
*
Türkiye'nin Küba ile ilgisine gelince,bu faaliyet çok mübarek bir yolda
ilerliyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Latin Amerika'nın İslam'la tanışması
12. yüzyıla kadar dayanır. Amerika'yı Kolomb değil 1178'de Müslümanlar
keşfetti. Kristof Kolomb anılarında Küba kıyılarında dağın tepesinde bir
caminin varlığından bahseder. Ben şimdi Küba'lı kardeşimle konuşurum. O
dağın tepesine bir cami bugün de yakışır. Yeter ki izin versinler, olur
desinler "iddiasından beri;
Başta Erdoğan olmak üzere hükümeti ve şürekasının hayallerini,"Namaz çıkışı
oturup Küba purosu tüttüren Kübalı kardeşler " süslüyor...
 
20.12.2014
 
Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilic...@gmail.com
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 19 11:23PM +0200

İsrail istihbarat servisi Mossad'ın; Hizbullah'ın İsrail'i hedef alan "Ünite
910" kod adlı elit birliğine sızdığı ortaya çıktı. Çifte ajan, önemli
operasyonları önceden sızdırmış.
 
 
 
İsrail'in <http://www.milliyet.com.tr/ortadogu/> Ortadoğu'daki en amansız
düşmanlarından, <http://www.milliyet.com.tr/lubnan/> Lübnan merkezli Şii
örgütü <http://www.milliyet.com.tr/hizbullah/> Hizbullah'ın kalbine
yerleştirilmiş bir köstebek ortaya çıkarıldı. Lübnan'dan yayın yapan
<http://www.milliyet.com.tr/> haber sitesi El Naşra'ya göre haftalar önce
tutuklanan Mossad ajanı, Hizbullah'ın spesifik
<http://www.milliyet.com.tr/israil/> İsrail hedeflerine yönelik çalışan elit
birliği "Ünite 910"un üyesiydi.
 
Adının kısaltması M. Sh. olarak verilen Hizbullah üyesinin, Mossad birkaç
yıl önce bir Güney Asya ülkesinde saflarına katmış. M. Sh.'nin İsral'e
çalıştığı yıllar boyunca; <http://www.milliyet.com.tr/sam/> Şam'da
Hizbullah lideri İmad Mughniye'nin öldürülmesi,
<http://www.milliyet.com.tr/peru/> Peru'da yakalanan Hizbullah üyesi
Muhammed Amadar'ın ihbar edilmesi gibi karşı istihbarat faaliyetinde
bulunduğuna inanılıyor.
 
Kuveyt gazetesi Al Rai'ye göre M. Sh., Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın
güvenliğinden sorumluydu. Öte yandan, <http://www.milliyet.com.tr/avrupa/>
Avrupa Birliği (AB) Genel Mahkemesi, <http://www.milliyet.com.tr/hamas/>
Hamas'ın birliğin "terör örgütü" listesinden çıkarılmasını istedi.
<http://www.milliyet.com.tr/luksemburg/> Lüksemburg merkezli mahkeme,
Hamas'ın 2001'de listeye alınmasının makul yasal gerekçelere dayanmadığı
hükmüne vardı. Karar tavsiye niteliği taşıyor.
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category istihbarat]
 
[tags MOSSAD DOSYASI, Nasrallah, koruma, Mossad köstebeği]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 19 11:19PM +0200

Medya operasyonu soruşturmasına gerekçe gösterilen Tahşiyecileri MİT
2004'den bu yana izlerken grup hakkında müsteşar Emre Taner de rapor
hazırlamış.
 
2010 yılında davaya dönüşen Tahşiyeciler soruşturması 14 Aralık Medya
operasyonuna gerekçe yapıldı. Savcılık Tahşiyeciler isimli grubu Fethullah
Gülen'in 2009'daki konuşması ile hedef gösterdiğini sonrasında operasyonun
başladığın öne sürüyor. Ancak yeni ortaya çıkan bilgi ve dökümanlara göre
MİT 2004 yılından başlayarak Tahşiyecileri izlemiş. Gruba "Tahşiyeciler"
adınıda MİT vermiş ardından 2008' de güvenlik kurumlarına operasyon için
bilgi aktarmış. 2009'da da MİT Müsteşarı Emre Taner grupla ilgili kapsamlı
bir rapor hazırlamış.
 
BELGELER YALANLIYOR
 
'Tahşiye Grubu' ile ilgili devam eden davanın dosyasında yer alan belgeler,
medya operasyonunu yapan savcılığın "Tahşiyecileri Gülen hedef gösterdi"
iddiaların çürütüyor. Dosyaya göre; Tahşiye yapılanmasını ilk olarak Milli
İstihbarat Teşkilatı 2004 yılı öncesinde takibe almış. Emniyet İstihbarat
polisi ise 2008'in ilk aylarında MİT' ten aldığı bilgi üzerine çalışmalar
yapmış. Yani takip ve soruşturma çalışmalar Fethullah Gülen'in sohbetinden
yıllar önce başlamış.
 
MİT'İN VERDİĞİ BİLGİYLE EMNİYET DÜĞMEYE BASTI
 
Emniyet İstihbarat 3 Aralık 2008 tarihinde 12 İl Emniyet Müdürlüğü ve
İstihbarat Daire Başkanlığı'na yazı yazarak bilgileri paylaşıyor. Nur
Cemaati görünümlü grubun 5 bin kişi civarında mensubu olduğu anlatılıyor.
Son olarak MİT, 17 Şubat ve 30 Mart 2009 tarihlerinde Emniyet İstihbarat'a
bilgi notları göndererek yazışmalar yapıyor. İstihbarattan raporu alan
İstanbul Terörle Mücadele Şubesi de Mayıs 2009'da dosyayı İstanbul
Adliyesi'ne gönderiyor. Böylece Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından
soruşturma başlatılıyor ve şüpheliler teknik takibe alınıyor.
 
MİT MÜSTEŞARI EMRE TANER TAHŞİYECİLER RAPORUNU HAZIRLAMIŞ
 
Soruşturma sürürken dönemin MİT müsteşarı Emre Taner Tahşiyeciler gubu ile
ilgili kapsamlı bir rapor hazılamış. Ve rapor tüm güvenlik kurumlarına
gönderilmiş.
 
'GÜL VE ERDOĞAN'I DA HEDEF ALMIŞLAR"
 
Teknik takip sonucunda kendileri dışındaki tüm cemaatleri, tarikatları kafir
ve münafık ilan eden Tahşiye Grubunun lideri Mehmet Doğan'ın, AK Parti
liderlerinin, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül'ün öldürülmesi talimatı verdiği ortaya çıkıyor. Grubun lideri
Mehmet Doğan sohbetinde, kendileri dışındaki cemaat ve tarikat mensuplarını
kafir ilan ederek öldürülmeleri için herkesin evinde silah yapması
gerektiğini açıklıyor. Ele geçen görüntülü kayıtta, Doğan, El Kaide lideri
Bin Ladin'i önder, ordusunu Mehdi'nin ordusu olarak kabul ediyor. Yapılan
çalışmalarda örgütün Afganistan, Irak ve Pakistan'a illegal yollardan eleman
gönderdiği de tespit ediliyor. Yargı süreci devam ediyor.
 
MİT'İN TAHŞİYECİLER RAPORU GÜVENLİK KURUMLARINDA
 
Tahşiyeciler gurubunun yapısını ve nedeflerini anlatan rapor emniyet ve
jandarma arşivlerinde mevcut. Ancak soruşturma savcısı medya operasyonunu
başlatmadan önce bu raporu ilgili kurumlardan istemedi.
 
Yaşanan süreci Bugün Gazetesi Genel Yayın Yönetmen Erhan Başyurt'da
tweet'daki hesabından duyurdu.
 
1-Dünkü manşetimizle Tahsiyeciler grubuna kumpas kurdular iddiası" ve
dolayısı ile de "Demokrasi ve medyaya yapılan operasyon" çöktü.
 
2-MİT, isim babalığını yaptığı Tahsiyecileri 2004 te takibe aldı. İddia
edildiği gibi Hocaefendi nin 2009 daki sohbeti ile süreç başlamıyor
 
3-Emre Taner döneminde 2009 yılında güvenlik kurumlarına Tahsiye grubu ile
alakalı kapsamlı bir bilgi notunu yazılı olarak vermiş.
 
4- İddia edildiği gibi güvenlik kurumları bu grupla alakalı ilk bilgiyi
Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'den duymuş değil.
 
5-Savcı Orhan Kapıcı; MİT in güvenlik kurumlarına dağıtımını yaptığı bilgi
notlarını, o kurumlardan talep etmeyi ne zaman düşünebilecek?
 
6- Güvenlik Kurumlarından bahsi geçen yazılar mahkeme aşamasında eline
geçtiğinde, çöpe gidecek dosyası Savcı Orhan Kapıcı'yı hayli üzecek!
 
7- Savcı Orhan Kapıcı aynı zamanda Cuma akşamı Ekrem Dumanlı ve yazarımız
Nuh Gönültaş için "haklarında soruşturma yok" yazısını veren isim!
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category istihbarat]
 
[tags TAHŞİYECİLER ÖRGÜTÜ DOSYASI, ZAMAN GAZETESİ, Tahşiyeciler, MİT]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 19 11:14PM +0200

Yargıtay, askeri ve siyasi casusluk yapmaktan yargılanan iki İranlı ile bir
Türk'ün cezasını onadı.
 
IĞDIR'da MİT, Vilayet, Emniyet Müdürlüğü gibi binaların görüntülerini
çekerken yakalandıktan sonra askeri ve siyasi casusluk yapmaktan yargılanan
İranlı Shahram Zargham Khoei ile Mohammad Reza Esmaeilpour Ali Malek ve
Iğdırlı Timur Ağrı'nın hapis cezaları Yargıtay tarafından onandı. İranlı
Khoei ile Ağrı 15'er, İranlı Malek ise 13 yıl 4 ay hapis cezalarını
onaylayan Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesi aynı davadan beraat eden minibüs
sürücüsü Bilal T.'nin ise beraat kararını bozarak siyasal veya askeri
casusluk suçuna yardımda bulunmaktan cezalandırılmasını istedi.
 
Iğdır'da 3 yıl önce Valilik, MİT ve Emniyet Müdürlüğü gibi yerlerin
görüntülerini çeken İranlı 30 yaşındaki Mohammad Reza Esmaeilpour Ali Malek
ile 43 yaşındaki Shahram Zargham Khoei bir minibüste yakalandı. Erzurum
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada, İran lehine
çalışan 9 kişinin, ülkedeki stratejik kurum ve kuruluşlara ait yerlerle
ilgili bilgileri İran'ın Savama ajanlarına verdikleri, karşılığında para
aldıkları öne sürüldü.
 
'Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ya da askeri casusluk
amacıyla temin etmek' suçlarından 2 İranlı ile Timur Ağrı, Kamil A., Bilal
T., Abdurrahman Y., Mustafa K., Ali Z., Nurettin A., Suat S., Ali A.
hakkında Özel Yetkili Erzurum 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde dava açıldı.
Casusluk davasınnın iddianamesinde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Milli
İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve İran sınırdaki askeri karakollarla ilgili
gizli kalması gereken bilgi, belgeleri İran gizli servis görevlilerine
verdiklerine dikkat çekildi. Iğdır'ın Karakoyunlu Köyü nüfusuna kayıtlı,
Aşağı Erhacı'da oturan ve emekli köy korucusu 55 yaşındaki Timur Ağrı'nın
İranlılar'a ait kamerada çıkan konuşmada "Ya ben size bir şey söyleyeyim. Ya
şimdi siz benim hakkımda Türkiye'ye verseniz, Türkiye beni idam eder ha. Çok
büyük hatadır. Çok çok. Bir de ben devlet adamıyım ha devlet" demesi dikkat
çekmişti.
 
Erzurum 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi, 31 Temmuz 2013 günü verdiği kararda,
siyasal ve askeri casusluk suçunundan Shahram Zargham Khoei ve Timur Ağrı'yı
15, Mohammad Reza Esmaeilpour Ali Malek'i 13 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum
etti. Heyet, diğer 8 sanık hakkında ise beraat kararı verdi.
 
Cumhuriyet Savcısı ve sanık avukatlarının kararı temyiz etmesi üzerine dosya
Yargıtay'a gitti. Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesi İranlılar üzerinden çıkan
kamera ve GPS cihazı içerikleri ile TÜBİTAK raporu, mahkeme tarafından
yapılan keşif, eylemlerin işleniş şekli, temin edilen bilgilerin niteliği ve
tüm dosya kapsamına göre suçun vasıflandırılmasında bir isabetsizlik
görüldüğüni dikkate alarak Shahram Zargham Khoeı, Mohammad Reza Esmaeilpour
Ali Malek ve Timur Ağrı'nın cezasını onadı. İranlılar'ı gezdiren minibüsçü
Bilal T.'ye verilen beraat kararını bozan Yargıtay, "Shahram Zargham Khoeı
ile Mohammad Reza Esmaeilpour Ali Malek tarafından fotoğrafları çekilen
mekanlar ile çekiliş açıları, gezilen güzergah ile tüm dosya kapsamına göre
sanığın diğer sanıkların amaçlarını bildiği halde faaliyetlerini
gerçekleştirmelerine ücret karşılığında yardımcı olduğu, bu suretle siyasal
veya askeri casusluk suçundan mahkumiyet kararı onanan Khoeı ve Malek'e
yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırdığı, Cumhuriyet savcısının temyiz
itirazları bu itibarla yerinde olduğundan bozulmasına" dedi.
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category istihbarat]
 
[tags MİT DOSYASI, Yargıtay, casusluk cezası]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 19 10:53PM +0200

As President Obama continues to reject a criminal probe of torture in the
George W. Bush administration, former Vice President Dick Cheney has said he
has no regrets about the torture of foreign prisoners, including innocent
people. Speaking to NBC's Meet the Press on Sunday, Cheney said, "I'd do it
again in a minute." Cheney's claim highlights a key question: Are top
officials above the law - and will the impunity of today lead to more abuses
in the future? We discuss the issue of impunity and the history of U.S.
torture with Alfred McCoy, professor of history at the University of
Wisconsin-Madison and author of the books, "A Question of Torture: CIA
Interrogation, from the Cold War to the War on Terror," as well as "Torture
and Impunity: The U.S. Doctrine of Coercive Interrogation." We are also
joined by Steven Reisner, founding member of the Coalition for an Ethical
Psychology and psychological ethics adviser to Physicians for Human Rights.
 
 
 
VİDEO LİNK :
 
http://www.alternet.org/psychological-torture-enshrined-us-law-complicity-ab
uses-began-long-bush?paging=off
<http://www.alternet.org/psychological-torture-enshrined-us-law-complicity-a
buses-began-long-bush?paging=off&current_page=1#bookmark>
&current_page=1#bookmark
 
Watch an interview with McCoy and Reisner below, followed by a transcript:
 
AMY GOODMAN: Colonel Larry James, at that meeting, who is now dean at Wayne
State in Detroit [sic], of the U.S. Army, chief psychologist at Guantánamo
and a member of the APA governing board, said at the meeting, defending
military psychologists, said they help make interrogations safe, ethical and
legal, and cited instances where psychologists allegedly intervened to stop
abuse. He said, "If we remove psychologists from these facilities, people
are going to die." But then Dr. Laurie Wagner got up, a Dallas psychologist
and the past president of the APA Division of Psychoanalysis, "Why are
people dying, if the U.S. military is in charge?" Let me put that question
to Professor Al McCoy. This whole debate within the APA and the role of
psychologists, as you see it?
 
ALFRED McCOY: Yeah, Amy, we can put this in a wider context. The
psychologists are critical, but they're critical because psychological
torture is, in effect, enshrined within U.S. law. When the United States
finally ratified the U.N. Convention Against Torture in 1994, we did so
subject to certain qualifications, known in diplomatic parlance as
"reservations." And basically, the four reservations that we introduced
modified our approval, our ratification of that convention, everything in it
except: We redefined the U.N. definition of what torture was-extreme
pain-and we called it "prolonged mental harm," that for an act to rise to
the level of torture, it had to become, in U.S. parlance, in those
reservations, prolonged mental harm.
 
Now, those three words are critical. First of all, "mental." That meant that
the United States was effectively splitting the U.N. convention down the
middle. The convention barred both physical and psychological torture. We
were saying, "We accept the ban on physical torture, but we're exempting the
ban on psychological torture. And we are qualifying that ban because in
order for an act to rise to the level of torture, of psychological torture,
it has to inflict prolonged mental harm upon the victim."
 
Now, what is "prolonged"? How long is "prolonged"? That's not defined. It's
a huge loophole. And what constitutes "harm"? That's another huge loophole.
And that, of course, opened the door for that notorious memo by the Office
of Legal Counsel, its leader then Jay Bybee, to say that for something to
rise to the level of harm, the pain must be sufficient or equivalent to
organ failure. In other words, torture, psychological torture up to but not
including death, is legally acceptable in U.S. law.
 
Those words in the reservations have been replicated verbatim in the U.S.
War Crimes Act of 1996, the Military Commissions Act 2006, verbatim. Those
paragraphs recur in U.S. law, and it's that which creates the opening for
psychologists like Mitchell and Jessen to participate in these programs. And
that, in effect, means that these acts, which are outrageous and which we
now consider to be torture, are in fact-can be, if you will-can be exempted
from the rubric of law. So, it's a problem that the United States has been
so reliant on psychological torture for so long that it's become embedded
not only in bureaucracy, in professional practice, like the military
psychologists that work for the Defense Department, but also in U.S. law.
It's deeply embedded in our society.
 
AMY GOODMAN: I just wanted to make a slight correction. I was talking about
Dr. Larry James. He's at Wright State in Dayton, Ohio. Aaron?
 
AARON MATÉ: Well, yeah, just back to this history, Professor McCoy, that
you're talking about, this raises an important point. A common narrative is
that it's the Bush administration that imposed torture, but you're saying
that this has been enshrined in policy for a long time.
 
ALFRED McCOY: Yes. I mean, again, going back to the start of this whole
process, right, the United States responded to the idea that the Soviets had
cracked the code of human consciousness, that they had somehow had the
capacity to produce, to borrow the parlance, a Manchurian candidate-they
could program an assassin. So, we reacted to this by using psychologists to
develop our own offensive doctrine of psychological torture. And again, the
CIA disseminated this among our allies worldwide for 30 years throughout the
Cold War. This became encoded within the U.S. military through the SERE
training.
 
And then, when that was all over and it was time for serious structural
reforms, those reforms took place. The CIA abjured torture in 1989, said
they wouldn't do it anymore. They said it was completely counterproductive.
The Defense Department recalled the manuals. The manuals were actually
published in the U.S. press in 1997. It seemed to be all over-except that
the inclination, the reliance, the belief and the faith in the efficacy of
psychological torture was at this point so deeply embedded in the U.S.
national security bureaucracy that our reflex, upon ratification of the U.N.
convention-which, by the way, took us an extraordinarily long time, took us
six or seven years after the rest of the world had ratified that
convention-by the time we did it, we did it in a way that protected, that
reserved our right to engage in these psychological torture practices.
 
And indeed, since then, we've conducted ourselves in activities that are a
clear violation of the U.N. convention. So, in other words, the reflex to
torture, the sense of empowerment, the idea that we can defy international
law, defy our own law for reasons of national security, that arises from
this long and troubled history of our relationship to psychological torture.
 
AMY GOODMAN: On Sunday, former Vice President Dick Cheney said he would do
it all again. Cheney was speaking on NBC's Meet the Press.
 
DICK CHENEY: With respect to trying to define that as torture, I come back
to the proposition torture was what the al-Qaeda terrorists did to 3,000
Americans on 9/11. There is no comparison between that and what we did with
respect to enhanced interrogation. ... It worked. It worked now. For 13
years we've avoided another mass casualty attack against the United States.
We did capture bin Laden. We did capture an awful lot of the senior guys of
al-Qaeda who were responsible for that attack on 9/11. I'd do it again in a
minute.
 
AMY GOODMAN: That is Vice President Dick Cheney. Now, the Senate
Intelligence Committee report that came out last week, at least the
summary-the full thousands of pages has not-detailed the list of torture
methods they used on prisoners, including waterboarding; sexual threats with
broomsticks; medically unnecessary rectal feeding; people who had died as a
result, for example, of being kept in the cold; people being kept up for
something like 180 hours; buzzing power drills put against their heads;
dunked repeatedly in tanks of ice water; at least 26 innocent people
subjected to torture, including one who froze to death. Your response,
Professor McCoy, to Vice President Cheney saying he'd do it again?
 
ALFRED McCOY: Dick Cheney has been a forceful advocate for the enhanced
interrogation techniques. He's been unapologetic. He's been vociferous. He's
given dozens of interviews over the years. In effect, Dick Cheney is the
leading voice for those in the intelligence community that are determined to
win impunity for their violations of law and international conventions.
 
And we're now-as a result of the Senate report, we're now in what I call the
fifth and final stage of a decade-long struggle over the torture issue, a
decade-long struggle for impunity. And the United States, just like other
nations that have emerged from these sad practices at the end of the Cold
War, has been going really through a five-stage process of impunity.
 
When the Abu Ghraib photographs were released back in April 2004, Secretary
of Defense Donald Rumsfeld blamed it on the so-called "bad apples." That's
the first reflex-blame the bad apples. Then Dick Cheney and others, right
away, began saying that it was an imperative for national security: We had
to do it for reasons of safety. That's the second stage in impunity. Then,
when President Obama came into office in April 2009, he visited CIA
headquarters, and he brought us to the third stage of impunity by saying
that the past was indeed unfortunate, but it was time to move forward
together. In other words, national unity means we can't investigate this
troubled past.
 
Then we hit stage four, which is essentially exoneration for the
perpetrators and the powerful that ordered them to commit these acts. That
occurred, ironically, after the death of Osama bin Laden in May of 2011,
when an a cappella chorus of Republican neoconservatives arose on the media
and said that these enhanced interrogation techniques led us to Osama bin
Laden, they kept us safe. To use to Dick Cheney's words, they saved
thousands of lives, tens of thousands of lives. At that point, the U.S.
Justice Department terminated its investigation of nearly a hundred CIA
excesses that were potentially crimes, and the perpetrators had won
exoneration.
 
Now what they're fighting for is not just exoneration, they want vindication
before the bar of history. And that's critical on a couple of levels. First
of all, policy level, if they achieve that, if they win the fight and say
that these techniques were, first of all, not torture, and, second of all,
they kept us safe, they will then, first of all, be exempt from civil
litigation by the victims, second of all, to possibly U.S. criminal
investigations, to international arrests should they travel abroad. More
importantly, in terms of policy, that means that this doctrine will remain
in the presidential toolkit so that a future president can set aside
President Obama's restrictions on these methods and torture again.
 
And so, that's why this is a desperate and very serious battle over
impunity. And that's why the Senate committee's report is so important,
because up to this point the perpetrators and their powerful were winning
the debate. Now, in fact, the debate has shifted its tone, and it's looking
to me like it's a much more neutral, much more positive outcome.
 
AMY GOODMAN: And in the 30 seconds we have left, Steven Reisner, in the APA,
an investigation is being done within the APA. What will make it different
from the PENS committee years ago, that was made up, majority, of the people
who were involved with the interrogations?
 
STEVEN REISNER: Well, what makes this different is that the Risen book
exposed the collusion, apparent collusion, between the APA and the CIA and
perhaps the DOD. An independent investigator has been hired to take a look
at all documents at the APA, to look at all of the questions that we
dissidents at the APA have raised, and will do a full and thorough
independent investigation. And I agree with Dr. McCoy that we have to
enshrine into law that torture has to be made illegal, but we also have to
close that one place that has permitted torture, which has to do with health
professionals and doctors and psychologists. And I'm hoping the results of
this investigation will force, will press the APA to, once and for all,
prohibit psychologists from being involved in any coercive interrogations
from here on in.
 
AMY GOODMAN: We have to leave it there. I thank you, Steve Reisner, founding
member of the Coalition for Ethical Psychology and psychological ethics
adviser to Physicians for Human Rights. And thanks so much to Professor
Alfred McCoy, professor of history at University of Wisconsin-Madison,
author of A Question of Torture: CIA Interrogation, from the Cold War to the
War on Terror, as well as Torture and Impunity: The U.S. Doctrine of
Coercive Interrogation.
 
When we come back, former Senator Mike Gravel is calling on another senator,
a current senator, Mark Udall, to read the Senate Intelligence Committee
full report into the Congressional Record. Stay with us.
 
Amy Goodman is the host of <http://democracynow.org> Democracy Now! and the
co-author of <http://www.haymarketbooks.org/pb/The-Silenced-Majority> The
Silenced Majority.
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category istihbarat]
 
[tags Psychological Torture, U.S. Law]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 19 10:42PM +0200

Bu konu sadece Hristiyan batı- Muslüman Turkiye farkina indirgenemez. . Gittikçe derinlere inen başka nedenleri var. Turkiyenin batı dünyasından ve AİHSozlesmesinde kayitli değerlerden uzaklastigini gösteren uygulamalar ve söylemlerin etkisini goz ardi edemeyiz.Ama bu mesajin oncelikli konusu bu degil... İsin esasine doneyim:
 

 
Perincek-İsvicre davasi Ocak 2105 sonunda AİHM Buyuk Dairesinde yeniden görüşülecek.
 

 
Bu davaya müdahil olarak katilan Hukumetler , sivil toplum orgutleri veya "girisimleri", layihalarini AİHM Baskanligina ekim ayinda sundular. Goruslerin toplami yaklasik 160 sahife . Ayrica bunlarin ekleri de mevcut Asagidaki layihalar sunuldu:
 

 
A)Davalı,Davacı ve Davaya katılan Devletlerin görüşleri
 

 
1) İsviçre Hükumetini talebi ;
 
2)Dr. Doğu Perinçek'in cevabı ;
 
3) Türk Hükumetinin görüşü;
 
4) Fransa Hükumetinin görüşü;
 
5) Ermenistan Hükumetinin görüşü
 

 
B) Davaya katılma talebi AİHM Başkanlığı tarafından kabul edilen sivil toplum örgülerinin veya sivil toplum girşimlerinin görüşleri
 

 
1)İsviçre-Ermeni Derneğinin görüşü;2) Frankofon İsviçre - Türk Derneğinin görüşü;3) Uluslararası Koruma Merkezinin ( Centre dela Protection Internationale) görüşü ; 4) Irkçılık ve Yabancı Düşmanlına Karşı Uluslararası Birlik (LİCRA) görüşü;5) Bir Grup Üniversiteli Uzman adına sunulan görüş ; 6) Fransa'daki Ermeni Örgütleri Koordinasyon Konseyinin görüşü;7)Türk İnsan Hakları Derneği, Adalet ve Hakikat Merkezi ile Soykımı &İnsan Hakları İncelemeleri Uluslararası Merkezin görüşü ; 8)İnsan Hakları Ligleri Uluslararası Federasyonunun (FIDH) görüşleri
 

 
(Sivil toplum orgutleri arasinda Dr.Perincek'in gorusleri lehinde tutumumu bulunan tek kurulus Frankofon İsviçre Turk Dernegi. Digerleri (basta Turk İnsan Haklari Dernegi olmak uzere) Ermeni soykirimi yanlisi ve Dr.Perincekin inkar söyleminin irkcilik oldugu gorusunu savunuyor. Turkiye'ye agir saldirilar yöneltenler var.
 

 
Bu durumda su soru akla gelmiyor mu ? Almanya'da, Fransa'da Turkiye'de Turkiye'nin goruslerini savunacak başka sivil toplum orgutleri yok mu? Bu konuda benim bildiğim tek aktif olan ve canla basla , daha da önemlisi cok seviyeli calisma yapan orgut İsviçre Turk derneği ve onun yöneticisi Sn. Celal Bayar. Bunun disinda Ermeni yanlisi Belcikali ve Fransiz bazi uzmanlar bir araya - getirilerek - yazdirildigi gibi, AİHM 2. Daire kararini savunanTurk veya yabanci uzmanlar bir araya getirilerek mütalaa yazdırılamaz miydi ? Diyaceksiniz i bu olanaktan haberimiz bile yoktu. Neden haberimiz yoktu? Bu karmaşik AİHM yargilama usulleri ve davaya katilmaolanaklari hakkında bir yol gösteren bulunmali değil miydi? Baska ülkelerde kamunun bu alandaki rolunu bilmeyen var mi? AİHM 2. Daire kararindan sonra pek cok yabanci uzman bu karari savunan gorus yayimladi. Bunlar organize edilemez miydi ? Kim bu organizasyonu yapacakti ? Daha da önemlisi bu calismalari kim finanse edecekti? Zira biliniyor ki e-tipi birkaç gonullu disinda bu konuda cok emek isteyen calismalari kimse bedava yapmaz. Bizde durum böyle iken, karsımızdakilsr cooook farkli. Mahkemeye sunulan Perincek ve Turkiye layihalarini karsimizdakiler ayni gun sagladilar. Kendi belgelerinde Türk goruslerine cevap bile yazdilar referans vererek. Bizim karsi taraf belgelerini görmek için cektigimiz eza ce cefalari burada yazmayayim ve uzatmayayim da , tadiniz kacmasin.
 

 
Aglama duvari onunde kafa sallamayi birakip esasa doneyim :
 

 
Dava nasil gorulecek ve karar ne zaman cikacak ?
 
Davada Dr. Perincek'in 30 dakika, İsvicrenin 30 dakika sozlu sunus yapmasi bekleniyor. Diger Hukumetlerin /Turkiye-Fransa-Ermenistan) sozlu sunumda bulunacaklari hakkında bana ulasmis bir bilgi yok. Sozlu sunuşlar sonrasinda yargıçlar her iki tarafa da sorular soracak Cevap suresi 10 dakika ile sinirli .
 

 
Bundan sonra yargiclar kendi aralarinda görüşecekler ve yapilacak bir eğilim yoklamasinda oylarinin rengini belirtecekler. Tayin edilecek raportör (ler) AİHM oturumunda one cikan gorusleri ve cogunluk eğilimini rapor haline getirecek. Bu calisma bir kac ay sürebilecek . ( Paskalya hediyesi olarak 24 Nisana yetistirmek isteyeceklerini sanirim) Rapor Buyuk Dairenin nihai toplantisinda görüşülecek ve oylanacak. Bu kararin kesin olacak.
 

 
AİHM Büyük Dairesinde Perinçek-İsviçe Davasına bakacak olan yargıçlar şunlar: Deaan Spielmann Başkan (Luksemburg);Josep Casadevall (Andorra); Ineta Ziemele (Latvia);Mark Villiger (Lichtenstein);İsabelle Berro Lefevre (Monaco) Mirjana Lazarova Trajkovska (Makedonya);Ann Power Forde (İrlanda);Ganna Judkivska (Ukrayna); Vincent A.De Gaetano (Malta);Angelika Nussberger (Almanya); Linos-Alexandre Cicilannos (Yunanistan);Helen Keller İsviçre);Andre Potocki (Fransa) Helena Jaederblom (İsveç);Laes Pejchal (Çek Cumhuriyeti); Faris Vehaboviç (Bosna);Egidijus Kuris (Litvanja) Yedek Yargıçlar: Johannes Silvis (Hollanda) Jan Sikuta (Slovakya) Paivi Hirvela (Finlandiya)
 

 
Sozu edilen 160 sahife layiha ve eklerine ilaveten, AİHM 2.Dairesinin verdiği karar metni ve bu karara sunulmuş serhler var... (Hem gorusler hem de ekleri ya İngilizce ya da Fransizca) Böylelikle ortaya iki dilde cok kalin bir dosya cikmis oluyor. 17 yargicin bu belgelerin tumunu okuma inceleme zamani yok. Bu nedenle yargiclar kendilerine takdim edilecek özetle yetinecekler. Her ozetleme bir seçme isidir. Ozetleyen istediği bölümlere veya argumanlalara agirlik verebilir. İsine gelmeyen bolumleri ozet disinda birakabilir.
 

 
AİHM sunulan gorusleri ayrintili bicimde inceledim; (sübjektif) bir ozet hazirladim;ancak bu ozet analitik değil;her gorusu özetleyen uzun bir belge oldu. Ben yetersiz bulduğuma gore, baskalari da tatmin olamaz. Karsilastigim zorluklar, ozetleme isine kalkisacak AİHM raportorunun onundeki gucluge ve tabii keyfiliğe işaret etmektedir.
 

 
Vakit ve sagligimin musaadesi nisbetinde, yeni yilda bir sentez yapmağa calisacagim .
 

 
(Keske konuyu Turkce olarak izlemek isteyenler için -yetkili ya da ilgili makam her kim ise- , bu belgeleri pamuk elleri cebe atarak dilimize terceme ettirse ve iligilenenlerin istifadesine sunsaydi. Ama battaniyenin ustu acilmasin ve biz tasarrufa riayet etmeğe devam edelim , arkadaslar-
 

 
Belgelerin kalitesi : Turk Hukumeti, Frankofon İsviçre Turk Dernegi ile Dr. Perincek'in layihalarinin cok iyi hazirlandigini bu belgelere goz atma olanagini bulan yabanci ve Turk uzmanlar söylediler. Ben de ayni kanaatteyim; hatta , mükemmel diyeceğim; AİHS hukukuna ve AİHM usullerine tam anlamı ile uyan layihalar bunlar.
 

 
İsviçre Hukumetinin belgesi -kanimca- vasat. İsviçre Adalet Bakanliginin burokratik kokusu hissediliyor. Ermeni baskisina boyun egen Adalet ve Polis Bakaninin zoru ile yazmislar. Ben - 2014 basinda iki ay icinde gorus değiştiren- İsvicrenin bu konuda "biz Buyuk Daireye yollayalim da , orasi reddetsin; günah bizden gitsin" düşüncesinde olduğunu saniyorum. Ayrica,ulusal mahkemelerin takdir yetkisinin önceliğini savunan ve AİHM'nin ulusal mahkemenin takdir marjina fazla karismamasini talep eden ulke sayisi cok. Belki çoğunluktadırlar. Britanya ,Fransa,Rusya ve tabii Turkiye bu gruba dahil ;
 

 
Fransiz Hukumeti anlasilan siyasi iradenin (Baskan Hollande'ın) talimati ile yazmis olmak için,formel bürokratik bir layiha yollamis.
 

 
Ermenistan layihasi konusunda söyleyecek bir sey bulamiyorum.,"Hayatimda böyle bir paçavraya az rastladım " demekten başka . Bu niteliksiz belge karsimizdakilerin bağnazliginin NE BOYUTLARDA OLDUGUNU göstermesi bakimindan ilerisi için umut kirici.
 

 
(Eglence olsun diye bir ornek vereyim: Adamlarlugatlarda bulunmayan "Jejeune" diye bir sözcük kullanmislar. Google 'a bakinbu kelilmenin Kaliforniya'da bir güzellik salonu olduğunu gorursunuz )
 

 
Sivil toplum layihalari -biri disinda : cok vasat veya vasatin altinda; başka bir soylemle AİHM 'ne sunulmasi beklenen dil ve uslup ve argümanlardan uzakta. Aslinda bu layihalarin (Ermenistan belgesi dahil)-bir kac tanesinin usul yonundan AİHM baskanlik divani tarafından dava belgesi olarak kabul edilmemesi gerekir. (Bu konuda Sn Dr.Perincek gereken itirazi yapti mi?Bilmiyorum). Zira, o belgeler Baskanlik tarafından gösterilen koşullara uymamakta. Ancak, Baskanlik bu saldırganlar karsisinda risk alir mi? `Kendi asitleri icinde erisinler ` diye de düşünmus de olabilir.
 

 
Normal koşullar altinda İsvicre'nin AİHM 2.Daire kararinin iptali talebinin reddi gerekir. Ama normal koşullarin egemen olmadigi bir ortamdayiz . Bu ortam ve siyasal etkiler yaninda başka ogeler de yargiclarin kararini etkileyebilir (Bunlarin ne olduğunu siz tahmin edin----zira kimi yargiclar uzerinde yapilan tazyiklerin kokusu buralara kadar geldi)
 

 
Unutmayalim ki 2. Daire karari 2 aleyhte 5 lehte oy ile alindi. Lehte oy kulanan İtalyan Baskan ve Macar yargic adeta Ermenilerden ozur dileyen notlar eklediler karara). Bu iki rey farkli olabilirdi. İsvicreli yargic karara olumlu rey verdi; durust veAİHM 'nin ifade ozurlugunu one cikaran tutumuna uygun bir davranis sergiledi. Ama kendi ülkesi aleyhine oy kullanan yargic sayisi cok az. Bu koşullarda o kararin bile bicak sirtinda olduğunu düşünenlerdenim.
 

 
Sonuc:
 

 
Son zamanlarda bu dava konusunda medyada okuduklarimin isiginda -konunun geçmişine de bakarak (mesela TARC raporu vb)- AİHM Buyuk Dairesinin 2. Daire kararini esastan degistirmeyecegini, ancak İsvicrelileri ve Ermenileri kismen tatmin edecek bir formül bulacaklarini ve karari bazi gerekçelerle hafifletmelerini beklemekteyim.
 

 
Yüklü bir "uygun tahmin"odulu konulsaydi Buyuk Dairenin olasi karari hakkında bir taslak bile yazabilirdim. Ama ceplere akrep dolmus ne yapayim ?
 

 
Son not :Su günlerde pek sevdiğim bir sairin sozleri zihnimden dusmuyor" Onun zaten ici geçmiş, durtme bari, uyanmasin"
 

 
Aci,ama gerçek...
 

 
Saygilarla Dostlukla
 
Tacar
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category istihbarat]
 
[tags SÖZDE SOYKIRIM DOSYASI, PULAT TACAR, DOĞU PERİNÇEK, DAVA, SON GELİŞMELER]
"M.Kemal Adal" <adalk...@gmail.com>: Dec 19 10:39PM +0200

[image: Satır içi resim 1]
 
 
*RESUL KUR’AN’IN KUR’AN TEFSİRİ*
*​11. HÛD SURESİ E-KİTAP (MKA) ARŞİVLİK EKTEDİR.*
 
 
*(Kur’an’ın tamamı için Nasipse, sure sırasıyla bitirdikçe E- Kitaplar
halinde paylaşacağım.)*
 
 
*Akıl ve gönlünü ipotek ettirmeksizin sorgulayanlara *
 
*Ve*
 
*İmanlarına şirk bulaştırmadan inananlara ithaf edilmiştir.*
 
 
*Ön sözünün** okunup, içindekiler listesinin ve E- Kitabın içeriğinin
incelenmesi ve uygun görülmesi halinde Adres listeleriyle paylaşılarak,
ücretsiz yayım ve dağıtımına katkı sağlanması umut ve dileği ile.*
 
 
*HAMD ALLAH'A, SELAM SİZE.*
 
*M. Kemal Adal*

*Dip Not: *
 
*​1. ​Bu iletimi özelinden alanların içinde, ​bundan sonra​ ​d​erleyeceğim
Tefsir E - kitaplarımı​ ​*
*​E. Posta Adreslerine​ ​**göndermemi istemeyen alıcılar varsa gerekli
düzenlemeyi yapabilmem için lütfen Özelime bildirsinler. *
 
*​2. ​*
* ​E. Posta Adreslerine Derleyeceğim Tefsir E - kitaplarımı göndermem​ için
Adres listeme yeni dahil olmak isteyenler, yayımlanmışlar içinde
kendilerinde eksik olan sure Tefsirleri varsa ve istiyorlarsa onları da
lütfen özelime (adalk...@gmail.com <adalk...@gmail.com>)
bildir​sinler.*
 
 
--
Selam...
T.C. / M. Kemal Adal
"Dogan Kekevi" <dog.k...@t-online.de>: Dec 19 09:12PM +0100

Sayın GÜNDOĞMUŞ dostumun KKTC milletvekiline verdiği cevabın yanı sıra
iletiye eklediği diğer değerli İngilizce ve Almanca belgelere de dikkatinizi
çekerim.
 
Aydoğan
 

 
Von: R.G: [mailto:gund...@gmx.de]
Gesendet: 19 Aralık 2014 Cuma 19:24
An: gund...@gmx.de
Betreff: kamuoyumuza intikal eden
 

 
-----Ursprüngliche Nachricht-----
Von: R.G: [mailto:gund...@gmx.de]
Gesendet: Freitag, 19. Dezember 2014 19:05
An: 'dogusderya@
Betreff: kamuoyumuza intikal eden
 

 
Sayın Derya Doğuş -KKTC Parlamentosu Milletvekili - hanımefendi merhaba,
 
kamuoyumuza intikal eden ifadelerinizden dolayı düzenlemiş olduğum yazımı
bilgi
 
için ekte sunmaktayım. Kalın sağlıcakla. Rehan Gündoğmuş
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 19 09:31PM +0200

NOT : BU İLETİ TÜRK MK ULTRA MAĞDURLARINA GÖNDERİLMİŞTİR.
 

 
Değerli Arkadaşlarım;
 

 
Bildiğiniz gibi MK ULTRA konusunda mağdurlara elimizden geldiğince yardımcı
oluyoruz. Ayrıca sizlerin sesini kamuoyuna ve yetkililere duyurmaya
çalışıyoruz. Grubumuzdan Figen Özen hanım, son kitabı olan "CIA'nin
Çetecileri" adlı kitabında MK ULTRA MAĞDURLARI'ndan bahsediyor. Bu kitabı
henüz almadıysanız alıp okumanızı öneriyoruz. ABD İstihbarat Servisi CIA'nin
derin ve karanlık dünyası hakkında çok detaylı bilgiler veriyor.
 

 
Figen hanımın yeni çıkaracağı kitap ise tamamen ZİHİN KONTROLÜ - MK ULTRA
PROJESİ ile ilgili olacak. Bu kitabında özellikle Türk MK ULTRA MAĞDURLARI
hakkında bilgi verecek. Mağdurların yaşadığı trajediye ve projenin
kullanımına ilişkin çarpıcı bilgiler yer alacak.
 

 
Bu nedenle Figen hanım mağdurlarla birebir görüşmek yada yazışmak istiyor.
Mağdurların yaşadıklarını birebir kendi ağızlarından dinlemek/okumak
istiyor.
 

 
Figen hanıma bizimle irtibatta olan mağdur arkadaşlarımızın e-posta
adreslerini ilettik. Figen hanım en kısa zamanda mağdurlarımıza MK ULTRA ile
ilgili başından geçenler hakkında bazı sorular iletecek. Sizlerden ricamız
Figen hanıma sorduğu sorular hakkında çok ayrıntılı cevaplar vermenizdir. En
küçük ayrıntıyı bile atlamadan başınızdan geçenleri anlatmanızdır. Bu
şekilde çıkacak kitapta sizin vereceğiniz bilgiler de yer alacak ve bu
kitabı okuyan milyonlarca insan bu çağdışı işkence metodu hakkında bilgi
sahibi olacaktır. Ayrıca kamuoyu ve devlet yetkilileri de bu kitap sayesinde
umarız harekete geçecek ve sorumlular da cezalandırılacaktır. Lütfen bu
konuya duyarsız kalmayın.
 

 
Bu konu acil ve önemlidir. Eğer yaşadığınız acı tecrübeleri duyurmak ve
sorununuza çare bulmak istiyorsanız lütfen bize yardımcı olun. Ki böylece
hem yaşadığınız trajediyi kamuoyuna ve yetkililere duyuralım, hem de bu
insanlık dışı işkence metodunun kullanımını sona erdirelim.
 

 
Teşekkürler,
 

 
Erkut
 
ÖZEL BÜRO
 
MK ULTRA ARAŞTIRMALARI
 
+90-539-570-2295
 

 
 
 

 
LİNK : http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=707284
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category duyuru]
 
[tags DUYURU, ÖZEL BÜRO, MK ULTRA MAĞDURLARI, KİTAP]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Dec 19 01:00AM +0200

Turbobit , yada Uploader gibi sinir bozucu sitelere yönlendirmeden , mantığı tıpkı gezginlere benzeyen ve en önemlisi (ıdm yardımı ile ) süratli bir şekilde istediğimiz oyunu pc ' mize indirmemizi sağlıyor
 
 
Umarım işinize yarar , iyi forumlar.
 
 
 
Link : <http://oceanofgames.com/> Ocean of Games
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category teknoloji]
 
[tags OYUN ÇÖZÜMLERİ, oyunlar]
Bu grubun güncellemelerine abone olduğunuz için bu özeti aldınız. Ayarlarınızı grup üyelik sayfasından değiştirebilirsiniz.
Bu gruba aboneliğinizi iptal etmek ve gruptan artık e-posta almamak için Turkiye-icin-el...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.


YOu011EURT.doc

metin atamer

unread,
Jan 19, 2015, 8:55:15 AM1/19/15
to Turkiye-i...@googlegroups.com
Geometri
Her insanın çocukluk yıllarından başlıyarak matematik ile mutlaka tanıştığına inanırım. Çocukken bakkala, manava göderilip, bir kaç bir şey aldığınıza ve hatta kaç kuruş ettiğini sorduğunuza inanmaktayım. İlk okulda bir hocam vardı, ders anlatırken :
-       Çocuklar, bu derslerden evvel, önce matematiği öğrenmeniz gerekir. Hayat bu matematik etrafında dolanır.
Derdi.
Aslında yaşadıkca hepimiz görmekteyiz, matematik insanın yaşam sürecinde kullandığı en önemli bir bilim. Matematik bilmiyorsanız yaşamınızda büyük eksiklik oluşur. Sadece matematikle  kalsa iyi, hatta geometriyi de bilmek gerekir.
Geometri ile ilk okuldan sonra tanıştık. Ortaokulda hangi öğretmen bize geometriyi okuttuğunu kesin olarak bilmemekle birlikte, kitabımın köşesine Mathews diye işaretlediğimi hatırlarım. Geometri denilince aklıma hemen Euclid, Pythsagoras gibi önemli değerler gelir. Hani bir dik üçgenin dik açısındaki iki kenarının karelerinin toplamı, uzun kenarın karesine eşittir teorisi, benim en çok sevdiğim teoridir.
Hatta bütünü oluşturan parçalar hiç bir zaman bütünden büyük olamaz gibi cümleler beni hep etkilemişti. Bu nedenle Pythagoras’ın hayatını okumaya merak saldım. Pythagoras hakkında 600 den fazla kitap yazılmış. Çeşitli kitaplardan elde ettiğim bilgileri, bir küçük klasörde birleştirdim. Aslında Pythagoras’ın hayatı, incelenmesi gereken bir felsefeyi içermektedir. Kendi felsefesinin doğrularını  içeren bir yapı olan bu akım, bir çok araştırmacı tarafından incelenip kitap yazılmıştır. Hiç bir dinin ortaya çıkmadığı bir dönemde yaşamış bulunan bu ünlü alimin hayatı ve ortaya koyduğu ahlak kuralları , o dönemlerde  çok saygın bir gelişimin önderliğini yaptığını okumaktayız.
MÖ 590 senesinde doğduğu söylenen Pythagoras, Grek medeniyetinde çok önemli düşünürlerden ders aldığını bilmekteyiz. Pythagoras yaşamı boyunca Mısır’ı incelemiş, hatta Zerdüst akımından etkilendiği söylenir. 12 yıl Babil de yaşadığıda söylenen bu ilim ve ahlak alimi, kendine bir sistem kurmak için önce GREK, daha sonra  Cratona şehrine gelir yerleşir. Daha sonra ahlak kuralları içeren bir mağbet sistemi yaratan alim, zaman içinde ülkeye hükmetmeye başlayınca, ülke  yöneticileri ve bilhassa çok tanrılı din sisteminin rahipleri, Pythagoras a karşı çıkarlar. Meydana gelen kaosta , ahlak  sistemine karşı çıkanlar , sistemi yok etmeye çalışmıştır. Hatta mağbetlerini yerle bir edip, yaktıkları söylenmektedir.
Bu akım devam etmiş olsaydı ne olurdu , Pythagoras peygamber mi olurdu, yahut dünyaya ahlak dinimi yerleşirdi bilinmez, amma mutlaka ilk KURALLI ahlak dini olurdu diye düşünmekteyim.  Daha sonra Eflatun da, bu sistemin etkisinde kalan düşünürler arasında olduğunu biliriz.
Geometri denincede bir çok konu gelir aklıma. Daire , çizgi, iki boyut , üç boyut, hatta 4 boyutta bu gün itibari ile iyi incelenmesi gereken sözler olduğuna inanmaktayım. Bir noktaya eşit uzaklıkta olan noktaların meydana getirdiği şekil, DAİRE , olarak tarif edilir.  Başka şekillerin anlatımıda kelimelerle  ifade edilmesi mümkün olurmu bilmiyorum.
Bir doğrultuda noktaların meydana getirdiği şekil ise bir doğruyu ifade eder. Hatta bir birine eşit uzaklıkta bulunan ve sonsuza dek kesişmeyen doğrulara  PARALEL denir, diye ifade edilen bu cümle, bu günlerde siyasi gündemi oluşturmakta. Bir birine aynı uzaklıkta noktaların meydana getirdiği çizgi , sonsuza kadar kesişmezse paralel çizgi meydana gelmiş olur. Bu aynı zamanda düzlem olarak, yani iki boyutta ifade edilip, bir birini kesmesse, paralel düzlem diyebiliriz. Fakat bir yapının paralel olmasını nasıl izah ederiz, bilemiyorum, ancak yapı denilince üç boyutun ortada olması gerekir ki geometride bu ifade doğru değildir. Bu ifadeyi  yalnış kullanmak ise cehaletten olsa gerek diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
Metin Atamer   
Geometri.doc

metin atamer

unread,
Jan 23, 2015, 12:36:03 AM1/23/15
to Turkiye-i...@googlegroups.com
Hak ve Adalet
Hani derlerya ‘’sene 1998, aylardan Ocak, hemde günlerden 16 Pazartesi, mevsimlerden kış olduğundan soğuk bir Ankara günü idi’’.  Kanımca sohbet böyle başlaması gerekir. Milli Selamet Partisi uzantısında kurulan Refah ve Fazilet Partileri zaman içinde açılan davalarla kapatılmaktan kurtulamamışlardı.  
Genel Başkanları Necmettin Erbakan ile düşünceleri paralellik arzetmeyen Kayseri Millet Vekili Abdullah Gül, Ankara’da Turan Güneş Bulvarı üzerindeki 51 numaralı sitede 5 numaralı  villayı  tutar. Villanın kapısına koyduğu tabela ise ‘’ Politikalar Araştırma Merkezi ‘’ gibi bir yazı ile siyasi hayatında, Necmettin beyden ayrılışı o tarihlere rastlar.  Kendi düşünceleri doğrultusunda bir siyasi akım geliştirmeye başladığı dönemlerde, bu siteye en fazla gelip gidenler arasında Mehmet Ali Şahin, Cemil Çiçek, Salih Kapusuz, ve Bülent Arınç, Sayın Gül’e gerekli desteği vermekteydiler.
Abdullah Gül’ün bindiği koyu renkli Mazda arabası her gün öğleden sonra yukarıdaki adrese gelirdi.  Ne kadar ilginç tesadüftürki 1 numaralı villada Doğru Yol Partisinin ‘’ Siyaset Geliştirme Bürosu ‘’ bulunmakta idi. Kimi zaman sarışın kadın Tansu Çiller siteye  geldiğinde bir refakatci araçları ile koruma araçları siteye doluşur, site sakinlerini tedirgin ederdi.  Bu parti uzantısı büroların siteden uzaklaşması yönünde site yönetimi, yasal girişimlerde bulundular. Bu iki büro yetmezmiş gibi 9 numaralı villada Kürdistan Demokratik Parti bürosu açılması, site sakinleri için bardağı taşıran son damla olur.
Bardak bu damla ile de yetinmemiş, Yeni Türkiye Partisi adı altında İsmail Cem’in kurmaya çalıştığı hatta Kemal Derviş’inde ilk dönemlerde sıklıkla ziyaret ettiği yer, bu sitenin 1 numaralı  bloktaki 1 nolu dairede kurulan Parti bürosu idi. İşte kıyamet bu dönemde başlamış, site sakinleri istisnasız bütün siyasi büroların tahliyesi için mahkemede dava açar. Konuyu sosyal boyutunda inceleyen Doru Yol Partisi yönetime bir yazı yazarak ‘’ Partimizin mevcudiyeti sizlere rahatsızlık veriyorsa, biz burayı terk ederiz’’ diyerek sitedeki yerlerini boşaltmışlardı.
Bu arada siteye, Abdullah Gül’ün bürosuna, çeşitli illerden destekleyici insanlar gelmeye başlamaları , sitede yaşamayı  zorlaştırmaya yeter. Onlarca araç site içinde bir kaos yaratır.  Bu arada yeni oluşan parti için bir isim ve birde başkan arayışını sürdüren  Abdullah Gül , Partisinin adına Adalet ve Kalkınma Partisi ismini koyar ve bir başkan arayışına çıkar. Bir çok isimle konuşur. Hatta Kayseri için çok önemli olan kişilerle de konuştuğunu bilmekteyiz. Zaman zaman Nazlı Ilıcak gibi hem siyaset sahnesinde, hemde gazetecilik mesleğinde önemli yerde olanlarında uğradığı yer olur, Turan Güneş Bulvarı 51 numaralı site.
Adalet ve Kalkınma Parti başkanlığı için temas edilen  son kişi Recep beydi. Hem Recep bey Hemde Melih bey önemli şehirlerin belediye başkanlıklarını işgal etmekteydiler. Tercih Recep beyin yönünde olunca, parti başkanı olarak siyasi yasaklı durumu bulunması,  Türk Siyasi tarihine geçer. Kuruluşun hemen akabinde Parti Merkezi Balgattaki Ceyhun Atıf Kansu caddesindeki binaya taşınır.  Bu siyasi  oluşumun başına Recep bey yerleşir. Öyle bir yerleşirki, önce iktidarı ele geçirirler, daha sonra önlerindeki bir çok engeli aşama aşama yok ederler. Erbakan’ın dediği gibi ‘ Kanlımı olacak Kansızmı bilinmez’ tarifi yavaş yavaş gerçekleşir. Bir büyük engel vardır önlerinde, o da hukuken siyasi yasaklı olan Recep beyin durumu nasıl olurda düzeltilir. Bu dönemeçli yolda bir vatan sever aranır.
İşte bu dönemde çok önemli bir Muhalefet Partisi Başkanı Vatansever olarak ortaya çıkar ve  ‘’ İktidar Partisi Başkanının yasaklı olması beni yürekten yaralar, verin bir önerge destekliyelim , ‘’ diyerek, Yasaklı  Parti başkanın af edilmesine ön ayak olur. İşte bundan sonra partinin psikolojik olarak Adalet ve Kalkınma Partisi olan adı bırakılarak, AK parti olarak kabuk değiştirir. AK olunca bir Partinin adı , her şey tertemiz  zannedersiniz amma, ülke siyasi bir deformasyona uğramaya başlar. AK adı altında temiz olmayan bir çok icraatın merkezi olmaya başlar.
Bu kadar yozlaşmış bir siyasette yine iktidarda kalmak başarı olarak bilinir. Hani Aziz Nesin ustanın dediği gibi ‘’ Benim ülkemin yurdum insanının %70 aptaldır’’ .  Bu söz biraz ağır , birazda aşşağılayıcı olarak düşünsekte, bu cümlede gerçek payı varmı, onu incelememiz gerekir.  Adamı aç bırak , açık bırak üşüsün, sonra oylarını almak için bir paket makarna, bir paket un, bir çuval kömür verince, benim yurdum insanı dört senede bir gün mutlu olunca, oylarını bu partiye vermesi doğaldır.
Onlarıda kınamıyorum. Ama bu ülkenin doğru yönetilmediği bir gerçek. Bir sene evvel ortaya çıkan ve yolsuzluk iddialarının ayyuka çıktığı konularda Meclis Araştırma Komüsyonu tarafından kuşa dönüştürülen ‘soruşturmaya gerek yoktur’ kararını, Meclis Genel Kurulu 245 e karşı 255 oyla  tasdik ederse, vicdanların rahat olmadığı anlaşılır. İsminin başında AK olması ile bir partinin her konuda sütten çıkmış AK kaşık olmadığını aydın toplum görmekte.
Toplum vicdanı bu sonucu çok iyi değerlendireceğini düşünmekteyim. Bir Parti Başkanının hukuken af edilmesine ön ayak olan zamanın Muhalefet Parti Başkanı, ülkemizi ne kadar kötü bir karanlığa ittiğine şahit olmaktayız, AK deyince her şey beyaz olmamakta, bir gün gelecek  ‘ak’ lanan bu kişilerde kanun önünde hesap verecekler diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
Metin Atamer             
Hak ve Adalet.doc

metin atamer

unread,
Jan 25, 2015, 2:39:11 AM1/25/15
to Turkiye-i...@googlegroups.com
Hak ve Adalet
Hani derlerya ‘’sene 1998, aylardan Ocak, hemde günlerden 16 Pazartesi, mevsimlerden kış olduğundan soğuk bir Ankara günü idi’’.  Kanımca sohbet böyle başlaması gerekir. Milli Selamet Partisi uzantısında kurulan Refah ve Fazilet Partileri zaman içinde açılan davalarla kapatılmaktan kurtulamamışlardı.  
Genel Başkanları Necmettin Erbakan ile düşünceleri paralellik arzetmeyen Kayseri Millet Vekili Abdullah Gül, Ankara’da Turan Güneş Bulvarı üzerindeki 51 numaralı sitede 5 numaralı  villayı  tutar. Villanın kapısına koyduğu tabela ise ‘’ Politikalar Araştırma Merkezi ‘’ gibi bir yazı ile siyasi hayatında, Necmettin beyden ayrılışı o tarihlere rastlar.  Kendi düşünceleri doğrultusunda bir siyasi akım geliştirmeye başladığı dönemlerde, bu siteye en fazla gelip gidenler arasında Mehmet Ali Şahin, Cemil Çiçek, Salih Kapusuz, ve Bülent Arınç, Sayın Gül’e gerekli desteği vermekteydiler.
Abdullah Gül’ün bindiği koyu renkli Mazda arabası her gün öğleden sonra yukarıdaki adrese gelirdi.  Ne kadar ilginç tesadüftürki 1 numaralı villada Doğru Yol Partisinin ‘’ Siyaset Geliştirme Bürosu ‘’ bulunmakta idi. Kimi zaman sarışın kadın Tansu Çiller siteye  geldiğinde bir refakatci araçları ile koruma araçları siteye doluşur, site sakinlerini tedirgin ederdi.  Bu parti uzantısı büroların siteden uzaklaşması yönünde site yönetimi, yasal girişimlerde bulundular. Bu iki büro yetmezmiş gibi 9 numaralı villada Kürdistan Demokratik Parti bürosu açılması, site sakinleri için bardağı taşıran son damla olur.
Bardak bu damla ile de yetinmemiş, Yeni Türkiye Partisi adı altında İsmail Cem’in kurmaya çalıştığı hatta Kemal Derviş’inde ilk dönemlerde sıklıkla ziyaret ettiği yer, bu sitenin 1 numaralı  bloktaki 1 nolu dairede kurulan Parti bürosu idi. İşte kıyamet bu dönemde başlamış, site sakinleri istisnasız bütün siyasi büroların tahliyesi için mahkemede dava açar. Konuyu sosyal boyutunda inceleyen Doru Yol Partisi yönetime bir yazı yazarak ‘’ Partimizin mevcudiyeti sizlere rahatsızlık veriyorsa, biz burayı terk ederiz’’ diyerek sitedeki yerlerini boşaltmışlardı.
Bu arada siteye, Abdullah Gül’ün bürosuna, çeşitli illerden destekleyici insanlar gelmeye başlamaları , sitede yaşamayı  zorlaştırmaya yeter. Onlarca araç site içinde bir kaos yaratır.  Bu arada yeni oluşan parti için bir isim ve birde başkan arayışını sürdüren  Abdullah Gül , Partisinin adına Adalet ve Kalkınma Partisi ismini koyar ve bir başkan arayışına çıkar. Bir çok isimle konuşur. Hatta Kayseri için çok önemli olan kişilerle de konuştuğunu bilmekteyiz. Zaman zaman Nazlı Ilıcak gibi hem siyaset sahnesinde, hemde gazetecilik mesleğinde önemli yerde olanlarında uğradığı yer olur, Turan Güneş Bulvarı 51 numaralı site.
Adalet ve Kalkınma Parti başkanlığı için temas edilen  son kişi Recep beydi. Hem Recep bey Hemde Melih bey önemli şehirlerin belediye başkanlıklarını işgal etmekteydiler. Tercih Recep beyin yönünde olunca, parti başkanı olarak siyasi yasaklı durumu bulunması,  Türk Siyasi tarihine geçer. Kuruluşun hemen akabinde Parti Merkezi Balgattaki Ceyhun Atıf Kansu caddesindeki binaya taşınır.  Bu siyasi  oluşumun başına Recep bey yerleşir. Öyle bir yerleşirki, önce iktidarı ele geçirirler, daha sonra önlerindeki bir çok engeli aşama aşama yok ederler. Erbakan’ın dediği gibi ‘ Kanlımı olacak Kansızmı bilinmez’ tarifi yavaş yavaş gerçekleşir. Bir büyük engel vardır önlerinde, o da hukuken siyasi yasaklı olan Recep beyin durumu nasıl olurda düzeltilir. Bu dönemeçli yolda bir vatan sever aranır.
İşte bu dönemde çok önemli bir Muhalefet Partisi Başkanı Vatansever olarak ortaya çıkar ve  ‘’ İktidar Partisi Başkanının yasaklı olması beni yürekten yaralar, verin bir önerge destekliyelim , ‘’ diyerek, Yasaklı  Parti başkanın af edilmesine ön ayak olur. İşte bundan sonra partinin psikolojik olarak Adalet ve Kalkınma Partisi olan adı bırakılarak, AK parti olarak kabuk değiştirir. AK olunca bir Partinin adı , her şey tertemiz  zannedersiniz amma, ülke siyasi bir deformasyona uğramaya başlar. AK adı altında temiz olmayan bir çok icraatın merkezi olmaya başlar.
Bu kadar yozlaşmış bir siyasette yine iktidarda kalmak başarı olarak bilinir. Hani Aziz Nesin ustanın dediği gibi ‘’ Benim ülkemin yurdum insanının %70 aptaldır’’ .  Bu söz biraz ağır , birazda aşşağılayıcı olarak düşünsekte, bu cümlede gerçek payı varmı, onu incelememiz gerekir.  Adamı aç bırak , açık bırak üşüsün, sonra oylarını almak için bir paket makarna, bir paket un, bir çuval kömür verince, benim yurdum insanı dört senede bir gün mutlu olunca, oylarını bu partiye vermesi doğaldır.
Onlarıda kınamıyorum. Ama bu ülkenin doğru yönetilmediği bir gerçek. Bir sene evvel ortaya çıkan ve yolsuzluk iddialarının ayyuka çıktığı konularda Meclis Araştırma Komüsyonu tarafından kuşa dönüştürülen ‘soruşturmaya gerek yoktur’ kararını, Meclis Genel Kurulu 245 e karşı 255 oyla  tasdik ederse, vicdanların rahat olmadığı anlaşılır. İsminin başında AK olması ile bir partinin her konuda sütten çıkmış AK kaşık olmadığını aydın toplum görmekte.
Toplum vicdanı bu sonucu çok iyi değerlendireceğini düşünmekteyim. Bir Parti Başkanının hukuken af edilmesine ön ayak olan zamanın Muhalefet Parti Başkanı, ülkemizi ne kadar kötü bir karanlığa ittiğine şahit olmaktayız, AK deyince her şey beyaz olmamakta, bir gün gelecek  ‘ak’ lanan bu kişilerde kanun önünde hesap verecekler diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
Metin Atamer             


On Saturday, January 24, 2015 7:58 PM, "Turkiye-i...@googlegroups.com" <Turkiye-i...@googlegroups.com> wrote:


"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 05:43PM +0200

Değerli Üyeler;
 

 
Hrant Dink’in öldürülmesinin sekizinci yılında, 19 Ocak 2015 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirilen anma etkinliği, amacından saptırılarak bir soykırım propagandasına dönüştürülmüştür. Bu provokasyonda ne yazık ki Şafak Pavey, Sezgin Tanrıkulu ve Mustafa Moroğlu’da yer almıştır.
 

 
Bu kabul edilemez tutumu protesto ediyoruz.
 

 
Eğer siz de iştirak etmek isterseniz ek’te excel dosyasında bulunan CUMHURİYET HALK PARTİSİ YÖNETİCİ VE MİLLETVEKİLLERİ’ne hitaben aşağıdaki maili göndererek dikkatlerini çekebilirsiniz.
 

 
Yapmanız gereken sadece e-posta gönderme programının açıklama bölümüne aşağıdaki metni kopyala ve yapıştır ile yapıştırmak ve yazının sonuna ad ve soyadınızı yazmak, TO : kısmına ise e-posta adreslerini kopyala ve yapıştır ile eklemek ve göndermektir. Konu kısmına ise şunu yazabilirsiniz.
 

 
Konu : Hrant Dink’in öldürülmesinin sekizinci yılında, İstanbul'daki anma etkinliğine katılan CHP VEKİLLERİ’nin ihracını talep ediyoruz.
 

 
 
 

 
CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANLIĞI’NA,
 
ANKARA
 

 
Hrant Dink’in öldürülmesinin sekizinci yılında, 19 Ocak 2015 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirilen anma etkinliği, amacından saptırılarak bir soykırım propagandasına dönüştürülmüştür. Kendilerine ‘Hrant'ın Arkadaşları’ adını veren bir grup tarafından, “Yüzleşin, Hrantla, Soykırımla”, “1915'ten 2015'e.. Tarihleri inkar, tarihleri katliam..” pankartları ile kitleler, soykırım iddialarına ortak edilmeye çalışılmış, Türkiye’nin sözde Ermeni Soykırımını kabul etmesini dayatan, haksız ve tarihsel gerçekleri reddeden bir gösteriye dönüştürülmüştür.
 

 
Toplumda tepki toplayan bu dayatmaya ne yazık ki bir bölümü parti yöneticisi olan bazı CHP Milletvekilleri de katılarak, soykırım propagandasına alet olmakla kalmamış, destek vermekte de bir sakınca görmemişlerdir. Bu etkinliğe katılan CHP Genel Başkan Yardımcıları ve İstanbul Milletvekilleri Şafak Pavey ile Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Milletvekilleri Umut Oran, Süleyman Çelebi, Kadir Gökmen Öğüt, İzmir Milletvekilleri Alaattin Yüksel ile aynı zamanda Yüksek Disiplin Kurulu üyesi Mustafa Moroğlu, ‘Sözde Ermeni Soykırımı’ propagandasına destek vermişlerdir. Pankartı taşıyan iki kişinin aynı zamanda CHP parti yöneticisi olması nedeniyle CHP'nin kurumsal olarak Sözde Ermeni Soykırım iddiasını desteklediği algısının oluşturulmasına neden olmuştur.
 
CHP Parti Programı’nın 131 ve 132. sayfalarındaki Dış İlişkiler Bölümünde şunlar yazılıdır: “Ermenistan’la ilişkilerin geliştirilmesi de, bu ülkenin işgal ettiği Azeri topraklarından çekilmesi, dünyadaki Ermeni örgütleri vasıtasıyla Türkiye’ye karşı uluslararası hukuka aykırı biçimde soykırım iddiasıyla girişimlerde bulunmaktan vazgeçmesi ve Ermeni devletinin resmi belgelerinde Türkiye’ye ait bazı topraklarda Ermenistan’ın emelleri olduğu izlenimini veren ifade ve sembollerin çıkartılması koşullarına bağlıdır.
 

 
CHP, Sözde Ermeni Soykırımı iddiası ile ülkemizin haksız önyargılarla suçlanmasına karşı bugüne kadar Partimiz öncülüğünde sürdürülen kararlı duruşa sahip çıkmaya devam edecektir.
 

 
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan önceki dönemde gerçekleştiği iddia edilen sözde Ermeni soykırımı konusunda ülkemizi suçlayıcı keyfi kararlar alınmaktadır. CHP, 1948’de BM Genel Kurulu’nda oybirliği ile kabul edilen Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi tarafından yapılan açık tanım çerçevesinde, konunun bağımsız tarihçiler tarafından, Türkiye, Ermenistan ve Rusya dâhil ilgili tüm ülke arşivlerine erişim olanakları kendilerine tanınarak, iddiaların gerçekçi ve doğru zeminde, önyargılara kapılmadan incelenmesi gerektiği görüşündedir.”
 

 
Parti Tüzüğü’nün 70. maddesine göre “parti programına, tüzük kurallarına, kurultay ve yetkili organ kararlarına aykırı davranmak” ve “Partide aldıkları görev ve sorumlulukla ve üyelikle bağdaşmayan tutum ve davranışlarda bulunmak” kesin çıkarma cezası gerektiren parti suçlarıdır. Bu duruma göre yukarıda sözü edilen anma etkinliğinde, Sözde Ermeni Soykırımı iddialarında bulunan grubun içinde yer alarak, destek veren söz konusu milletvekillerinin parti programına aykırı hareket ettikleri ve bu nedenle de Parti Tüzüğü’nün 70. maddesine göre “partiden kesin çıkarma cezası” olan parti suçlarını işledikleri açıktır.
 

 
CHP'nin programına aykırı olarak partiyi Ermeni soykırım destekçisi olarak gösteren parti yöneticileri Şafak Pavey, Sezgin Tanrıkulu ve Mustafa Moroğlu’nun ivedilikle yönetim sorumluluğuna son verilmesini, bu etkinliğe katılan tüm milletvekillerinin işledikleri parti suçu nedeniyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilerek, gerekli disiplin cezasının uygulanmasını talep eder, saygılarımı sunarım.
 

 
TARİH : ……../……/2015
 

 
Adres : (İSTEĞE BAĞLI)
 

 
Adı Soyadı :

 

 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category duyuru]
 
[tags DUYURU, ÜYELER, CHP ÜYELERİ, DİLEKÇE, CHP GENEL MERKEZİ]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:28PM +0200

[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags TARİH, Osmanlı Toplumu, Köle ve Cariyeler, Sofya, 1550-1684]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:42PM +0200

[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags SAĞLIK DOSYASI, Özel, Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri, Zihinsel
Engelli, Birey Destek Eğitim Programı]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 05:51PM +0200

<http://abdulvahapkara.com/arastirma-konulari/kazakistan-tarihi/346-almatda-arkeolojik-kazlarda-hunlara-ait-oenemli-buluntular.html> Almatı'da Arkeolojik Kazılarda Çıkan Hunlara ait Önemli Buluntular
 

 

 
 
Almatı Şehri Tarih Müzesi kazı heyeti “Kök-Kaynar” bir tümülüsünde, yani höyüğünde yaptıkları araştırmalarda önemli buluntuları ortaya çıkardılar.
 
<http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/hun%20kedisi.jpg>
 
Birkaç gün önce, Almatı Şehri Tarihi Müzesi yetkilileri “Kazakistan Tarihi” (http://e-history.kz/kz) isimli web sitesinin yöneticilerine bu nadir arkeolojik buluntular hakkında bilgi verdiler. Kazı heyeti Almatı Valiliği Kültür Dairesinin talimatları doğrultusunda bu kazıyı gerçekleştirdiklerini ifade ettiler.
 
<http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20canak.jpg>
 
Bilindiği gibi, geçen sene Kasım ayında Almatı Tarih Müzesi personelinden oluşan bir araştırma ekibi Almatı Alatav İlçesi Kökkaynar köyündeki Kök-Kaynar höyüğünde paha biçilmez bazı tarihi eserleri kazı sırasında ortaya çıkarmıştı, ancak bulunan nadir eşyalar hakkında bilgiler ilk defa bu yazı kamuoyu ile paylaşılmaktadır.
 
Bu bilgilere göre, bulunan eserler arasında altından yapılmış yabani kedigillerden yırtıcı bir hayvanın heykelciği de bulunmaktadır. Seyrek ele geçen bu eser 2 numaralı höyükten elde edildi. Altından yapılmış bu küçük eşya (uzunluğu 3.3 cm ve yüksekliği 2 cm) iki kalıp ile dökülmüş çubuktan yapılmıştır. Çubuklar kendi aralarında birbirlerine geçirilmiştir. Heykelciği bulan araştırmacılar onu “oynayan kedi yavrusu” olarak adlandırdılar. Hayvanın ön ayaklarının pençeleri öne doğru uzanmış, gövdesi ise eğilmiş ve kuyruğu ise kavisli bir şekilde tasvir edilmiştir.
 
Müze yetkilileri bu heykelciğin sırlarla dolu bir başlığın bir parçası olması ihtimalinden söz etmektedirler. Bu eşyanın M.Ö. IV yüzyıla ait olduğu hesaplanmaktadır.
 
<http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20kusu.jpg>
 
Ayrıca, bulunan nadide bir diğer eser kuş şeklindeki düz bir parça. 2 numaralı Kök-Kaynar höyüğünden bulunan bu eşyanın boyutları yükseklik 2,2 cm ve genişlik 1,8 cm’dir.
 
Araştırmacıların tespitlerine göre, Eski Çağda yaşamış olan bir usta bu yırtıcı kuş heykelini yapmıştır. Kuşun başı sol tarafa dönüktür, gagası büyüktür ve kanatları genişçe açılmıştır. Bu büyük bir ihtimalle bir hanedan arması olarak kullanılmış olmalıdır. Kabartma kuş tasviri olan bu parça M.Ö. IV. yüzyıla ait olmalıdır.
 
<http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20bronz%20ayna.jpg>
 
1 numaralı Kök-Kaynar höyüğünden bulunan üçüncü parça bronz aynadır. Bu eşya M.Ö. II. yüzyıla tarihlenmektedir. Çapı 15 cm, ayna sapının uzunluğu ise 8 cm’dir. Aynanın dairesel şeklinin kenarlarındaki çerçevenin eni 2 cm ve yüzeyinde çıkıntı vardır. Aynanın diski ile kenarları birbirine birleştirilmiştir.
 
[Türk tarihin en eski dönemlerinde devir sürmüş olan Hunlara ait ait olduğunu tahmin ettiğimiz - Ç.N.] bu nadir buluntular günümüzde Almatı Tarih Müzesinde muhafaza edilmektedir.
 
16 Ocak 2015 tarihinde Kazakistan Tarihi internet sitesinde ( <http://e-history.kz/kz/publications/view/911> http://e-history.kz/kz/publications/view/911) yayınlanan bu yazı Prof. Dr. Abdulvahap Kara tarafından Kazakçadan Türkçeye kazandırılmıştır.
 
Almatı'da Arkeolojik Kazılarda Çıkan Hunlara ait Önemli Buluntular <http://abdulvahapkara.com/arastirma-konulari/kazakistan-tarihi/346-almatda-arkeolojik-kazlarda-hunlara-ait-oenemli-buluntular.html>
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags TARİH, Almatı, Arkeolojik Kazılar, Hunlar, Önemli Buluntular]
Sili Ozerdim <silio...@gmail.com>: Jan 23 05:02PM +0200

-
 
*Değerli Dostlar,*
-
 
Güzel Sanatlar Fakültesi, ülkemizin köklü eğitim kurumlarından biridir.
-
 
Fakülte'nin girişinde yıllardır yer almış olan "T.C", ve "“DTGSYO”
(1957-1982) ifadeleri, ne yazık ki
-
 
kaldırıldı !
-
 
Öğrencilerin ısrarları karşısında Dekanlık, söz vermiş olmasına karşın,
sözünü yerine getirmedi.
-
 
Lütfen bu konuda sizler de destek olunuz ve bu "ben yaptım, oldu"
zihniyetine karşı geliniz.
-
 
Dostlukla,
-
 
ULUSALCI GÖNÜLLÜLER
-
 
*Lâle Gürman- Muazzes İlmiye Çığ- **Engin Demirkollu
Sarıkartal-**Zerrin Bayrakdar-Halûk Tarcan-Sefer Tan- Leyla Edinç-Tarık
Konal-Şükrü Server Aya- -Suay Karaman-Orhan Çekiç-Gülay Çekiç- Sevil
Onaran-Bertan Onaran-Türker Ertürk-Ahmet Avcı- Necmi Akyalçın- Müge
Gülses-Mehmet Gözgücü-Adile Onaran-Kemal Onaran-Halil Kıral-Nejat
Kıral-Lütfiye Kıral-Nilgün Şarman-Zeliha A. Uzunalp-Emin Uzunalp-Sara
Saatmen-İbrahim Saatmen-Erdoğan Altıntarak-Güler Cangil-Salim Cangil-Vural
Cangil-Kıral Cangil-Fethiye Çiftçi-Halil Çiftçi-Suzan Gürman-Celal
Gürman-Metin Gürman-Efdal Gürman-Nuriye Sınayış-Filiz Sınayış-Türkmen
Sınayış-Halil Kaya Aynar-Hatice Ertem-Şadıman Ertem-Musa Ertem-Mustafa
Ertem-Melih Ertem-Huriye Ertem-Şerif Ertem-Cemal Bozkurt-Alis Okay-Bedri
Okay-Fidan Temel-Fazlı Temel-Fuzuli Temel-Faruk Temel-Yakup Temel-Zekiye
Karagöz-Dursun Karagöz-Aysel Çiftçi-İhsan Çiftçi-Mürvet Çiftçi-Şaban
Çiftçi-Cemil Bozkurt-Ülfet Güler Erkli-İsmail Erkli-Nezihe Var-Ragıp Var-H.
Oğuz Günaydın- Özenç Altıntarak-Yıldız Ertem-Emine Ertem-Adnan
Pelvanlar-Atakan Mert- Sabahattin Gökkaya-**Sili Ozerdim-Gülin
Yıldırım-Hatice Metin- -Nazmi Doyan*-*Gülnar Erinç*-*Ahmet Erinç*-*Sıla
Doğru*-*Güney Doğru*-*Arslan Adsız*-*Ramazan Saraçoğlu*-*Emre Özgen*-*Ela
Korcan*-*Lale Korcan*-*Bahri Erdem*-*Serdar Okan*-*Sami Ayaz*-*Halil
Yavru*-*Ergun Çağrı*-*Sündüz Çağrı*-*Halise Demir*-*Şenay Karlı*-*Kemal
Karlı*-*Nermin Öz*-*Kemal Öz*-*Sadık Öz*-*Galip Çimenli*-*Kemal
Çimenli*-*Sevil
Zorlu*-*Şeniz Zorlu*-*Adnan Pars*-*Sevda Cura*-*Ahmet Demir*-*Zeki
Demir*-*Süreyya Erdim*-*Hilmi Erdim*-*Dr. Ferit Erdim*-*Dr. Zafer Pektaş*
-*Dr. Nazlı Uçan*-*Dr. Hüsnü Aydın*-*Dr. Kamuran GelenbeDr. Ahmet Lütfü
Saraç-Dr. Ferzan İzmirli *-*Nermin Cebbar*-*Şevket Rodoplu*-*Şükriye
Geldiay*-*İlter Geldiay*-*Sevil Yurtoğlu*-*Lebit Yurtoğlu*-*Kadriye
Evkuran*-*Hayriye Evkuran*-*Sevilay Yargıcı*-*Feral German*-*Ayşen Kolcu*
-*Sevin Kayabaysal*-*Pertev Kayabaysal*-*Lerzan Yurdatapan*-*Gülsün
Kulalı*-*Koray Kulalı*-*Nuray Adalı*-*Çiçek Altaylı*-*Şekip Altaylı*-*Ayla
Öksüz*-*Şermin Savat*-*Seyfi Savat*-*Durdu Hasoğlu*-*Galip Hasoğlu*-*Nazlı
Niş*-*Hasan Niş*-*Füsun Alnıaçık*-*Giray Alnıaçık*-*Nişan Severcan*-*Mehmet
Severcan*-*Nazlıcan Gümüşbaş*-*Dursun Gümüşbaş*-*Samiye Günlükçü*-*Yeter
Gazioğlu*-*Seyit Gazioğlu*-*Sevin Arcan*-*Oktay Düzlük*-*Mehmet Emin
Gün *-*Soner Bayır*-*Songül Bayır*-*Güner Kaptan*-*Neslihan Gün*-*Barış
Can*-*Canan Can*-*Osman Evliya*-*Nil Evliya*-*Ülkiye Avcı*-*Kemal
Avcı*-*Servet
Avcı*-*Ahmet Acar*-*Pervin Acar*-*Şükrü Gülesin*-*Cahit Acıpayam*-*Lütfü
Can Gürses*-*Ali Nusret Kanlı*-*Saliha Menevişli*-*Tayfun Tüylücan*-*Ali
Servet*-*Mine Sazlı*-*Aydın Örme*-*Hasan Örme*-*Selim Güloğlu*-*Leyla
Tanmak*-*Mustafa Tanmak*-*Ünver Taşçıoğlu*-*Meliha Taşçıoğlu*-*Erdem
Tunç*-*Sıdıka Kayrak*-*Ayşe Kayrak*-*Avni Kayıral*-*Mesarret
Kayıral*-*Selime
CoşkuncanMehmet Ayaşoğlu*–*Sinan Ayaşoğlu*-*Sertap Küllahçı*-*Bengü
Küllahçı*-*Meziyet Elmas*-*Ali Bilgin Elmas*-*Sabite Çiftçioğlu*-*Muzaffer
Çiftçioğlu*-*Süreyya Alansu*-*Şakir Alansu-Seda Burkut*-*Sinan
Burkut*-*Sevilay
Büker*-*Aydın* *Büker*-*Salih Arısoy*-*Filiz Arısoy*-*Olcay Yılgın*-*Selim
Yılgın*-*Sevil Kapani*-*Benan Akşit*-*Selva Karacasu*-*Neşet Karacasu*-*Tunç
Bilge*-*Yamaç Su*-*Sekine Kibirli*-*Günnur Bahçeli*-*Hasan Bahçeli*-*Halil
Bahçeli*-*Ali Ekber Tütüncü*-*Korkmaz Elveren*-*Zişan Mutlu*-*Ziya Mutlu*
-*Semih Akyakalı*-*Selim Akyakalı*-*Cemile Sazlı*-*Akın Sazlı*-*Ülkü
Sönmezcan*-*Gülsüm Sönmezcan*-*Aylin Tapan*-*Vildan Tapan*-*Mustafa
Rodoslu*-*Dürdane Rodoslu*-*Kamil İçli*-*Selma Yaşlı*-*Hüseyin
Yaşlı*-*Berrin
Soylucan*-*Yüksel Soylucan*-*Namık Zorlu*-*Vefa Zorlu *-*Nilgün
Pusmaz *-*Hayal
Kuleli*-*Orçun Kuleli*-*İlker Buğra*-*Soner Buğra *-*Dilek Karman*-*Vacide
Karman *-*Saliha Karman *-*Mete Karman *-*Ümit Komanlı*-*Şükriye Komanlı*
-*Defne Komanlı*-*Çetin Bora*-*Elvan Bora*-*Şeyma Burcu*-*Cengiz
Burcu*-*Nerime
Yılmaz*-*Atilla Yılmaz*-*Şule Görköy*-*Erdoğan Görköy*-*Fidan
Albayrak*-*Doğan
Albayrak*-*Kısmet Eray*-*Vasfi Eray*-*Seyfi Eray*-*Handan Eray *-*Sabite
Alaylı*-*Kudret Alaylı*-*Firdevs Alakuş*-*Nimet Alakuş*-*Civan
Vardar*-*Selime
Vardar *-*Neslihan Gün*-*Mehmet Emin Gün*-*Meltem Selvi*-*Güneş
Selvi*-*Kamer
Konuk*-*Aysun Konuk*-*Kaan Yüce*-*Mustafa Kemal Alkan*-*Nabi
Özturan*-*Hulusi
Özturan*-*Adviye Özlü*-*Refika Özlü*-*Seyhan Korkmaz*-*İncila
Korkmaz*-*Sevinç
Peker*-*Haşim Peker*-*Emine Peker*-*Ruşen Peker*-*Bergüzar Köken*-*Kevser
Köken*-*Nükhet Menet*-*Salih Menet*-*Haver Kurt*-*Esat Kurt*-*Yüce
Kurt*-*Elva
Kurt*-*Nurdan Kurt*-*Şule Görgülü*-*Zeliha Kutlu*-*Fethi Kutlu*-
-
 
 
-
 
 
-
 
 
-
*- yaklaşık 11 saat önce - Beğeni 0*
 
*Eğitim geleneklerini çok uzun yıllar boyunca başarıyla sürdürmüş olan
MÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı, giriş kapısına “T.C.” ve “DTGSYO”
(1957-1982) tabelasını yeniden asmak zorundadır. Çünkü okulun gerçek
sahipleri, o eğitim yuvasında yetişmiş olanlardır. Onların okullarına sahip
çıkma istekleri karşısında ne Dekanlığın söz vermiş ama tutmamış olmasının
önemi vardır ne de birilerinin “T.C.” ibaresini kaldırarak bir yerlere
yaranma çabaları.*
-
-
-
 
 
 
[image: Change.org] <http://change.org>
 
İmzaladığın için teşekkürler, Lale!
[image:
- Rektör Prof. Dr. M. Emin Arat: FAKÜLTEMİZİN TABELASINDAN T.C VE DTGSYO
KALDIRILDI..! T.C. ve DTGSYO (1957-1982) ibarelerinin eskisi gibi
fakültemiz girişinde tekrar yer almasını istiyoruz.]
<http://www.change.org/p/rekt%C3%B6r-prof-dr-m-emin-arat-fak%C3%BCltemizin-tabelasindan-t-c-ve-dtgsyo-kaldirildi-t-c-ve-dtgsyo-1957-1982-ibarelerinin-eskisi-gibi-fak%C3%BCltemiz-giri%C5%9Finde-tekrar-yer-almas%C4%B1n%C4%B1-istiyoruz?utm_medium=email&utm_source=signature_receipt&utm_campaign=new_signature&tk=tnijLZXxbTGJWJNH9-qn8PEsk0gGZF9VjdTGPmPIL6Y>
 
- Rektör Prof. Dr. M. Emin Arat: FAKÜLTEMİZİN TABELASINDAN T.C VE DTGSYO
KALDIRILDI..! T.C. ve DTGSYO (1957-1982) ibarelerinin eskisi gibi
fakültemiz girişinde tekrar yer almasını istiyoruz.
 
 
 
<http://www.change.org/p/rekt%C3%B6r-prof-dr-m-emin-arat-fak%C3%BCltemizin-tabelasindan-t-c-ve-dtgsyo-kaldirildi-t-c-ve-dtgsyo-1957-1982-ibarelerinin-eskisi-gibi-fak%C3%BCltemiz-giri%C5%9Finde-tekrar-yer-almas%C4%B1n%C4%B1-istiyoruz?utm_medium=email&utm_source=signature_receipt&utm_campaign=new_signature&tk=tnijLZXxbTGJWJNH9-qn8PEsk0gGZF9VjdTGPmPIL6Y>
 
Merhaba,
 
Biraz önce "- Rektör Prof. Dr. M. Emin Arat: FAKÜLTEMİZİN TABELASINDAN T.C
VE DTGSYO KALDIRILDI..! T.C. ve DTGSYO (1957-1982) ibarelerinin eskisi gibi
fakültemiz girişinde tekrar yer almasını istiyoruz.." kampanyasını
imzaladım.
 
Bence bu çok önemli. Sen de imzalar mısın?
 
Link burada:
 
*http://www.change.org/p/rekt%C3%B6r-prof-dr-m-emin-arat-fak%C3%BCltemizin-tabelasindan-t-c-ve-dtgsyo-kaldirildi-t-c-ve-dtgsyo-1957-1982-ibarelerinin-eskisi-gibi-fak%C3%BCltemiz-giri%C5%9Finde-tekrar-yer-almas%C4%B1n%C4%B1-istiyoruz*
<http://www.change.org/p/rekt%C3%B6r-prof-dr-m-emin-arat-fak%C3%BCltemizin-tabelasindan-t-c-ve-dtgsyo-kaldirildi-t-c-ve-dtgsyo-1957-1982-ibarelerinin-eskisi-gibi-fak%C3%BCltemiz-giri%C5%9Finde-tekrar-yer-almas%C4%B1n%C4%B1-istiyoruz?recruiter=35432807&utm_campaign=signature_receipt&utm_medium=email&utm_source=share_petition>
 
Teşekkürler,
 
Lale
 
 
 
 
 
--
 
*“Türk’e okusak anlamaz*
 
*Arap’a okusak anlamaz*
 
*Acem’e okusak anlamaz*
 
*Öyleyse bu dil ne dilidir?”*
 
 
*Şemsettin Sami 1850-1904*
 
 
 
 
 
--
*TC Sili*
 
[image:
http://sphotos-a.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/215290_10200934840280643_385814596_n.jpg]E-Posta
ile gönderdiğim tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve
sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının;
*MADDE 25:* "*Düşünce ve Kanaat Hürriyeti*";
*MADDE 26:* "*Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti*"
kapsamında tarafımdan yapılmıştır.
Demokratik düşünce ve kanaatlerimin engellenmesi ve/veya şiddet/baskı
altına alınması, bu nedenle
 
"*hakkımda olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi*",
 
TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her
türlü yasal haklarım saklı kalmak üzere, peşinen reddederim.
 
 
 
[image: Resim]
 
 
* ek* — Tüm ekleri indir
<https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=zip&zfe=cp857>
(sıkıştırma
hedefi:
Türkçe
[image: Dosya adı kodlama menüsü]
) Tüm resimleri görüntüle
<https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=imgs>
 
[image: ata ve bayrak.jpeg]
<https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&attid=0.1&disp=inline&realattid=f_h8pql53l0&safe=1&zw>*ata
ve bayrak.jpeg*
31
.
 
 
 
YURTTA SULH CİHANDA SULH
 
PEACE AT HOME PEACE ON EARTH
 
K. ATATURK
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:09PM +0200

Değerli Üyeler;
 

 
Aşağıdaki linklerde 1917 ve 1919 Kars ve Erzurum'u var, ilginizi çekeceğinizi sanıyorum. 1917'de Kars'ta çekilmiş (sessiz) filmde Ermeni askerleri görülüyor. 25 Eylül 1919 tarihli üç film ise General Harbord'un Erzurum ziyaretinden görüntüler içeriyor. Gen. Harbord Kazım Karabekir Paşa ile birlikte görülüyor. Tıklayınca filmler izlenebiliyor.
 

 
Türk Tarih Kurumu bu filmleri almalı diye düşünüyorum. Pahalı da değiller tanesi 170 dolar. Ben bile alabilirim.
 

 
 
 

 
LİNKLER :
 

 
http://www.criticalpast.com/stock-footage-video/Erzurum
 

 
http://www.criticalpast.com/stock-footage-video/Kars
 

 
selamlar, saygılar
 

 
Doç Dr Candan Badem
 
Tunceli Üniversitesi Tarih Bölümü

 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags TARİH, Kars, Erzurum, film]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:45PM +0200

[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags TARİH, BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI, ALMANYA VE MÜTTEFİKLERİ, SULH
STRATEJİLERİ]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:31PM +0200

[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags TARİH, Türkler, Suriye, Süleymanşah ve Türbe Meselesi]
"Sabahattin Gökkaya" <s.gokk...@gmail.com>: Jan 24 01:07PM +0200

Lale Gurman <lale....@gmail.com>: Jan 23 01:50PM +0200

Değerli Dostlar,
Ülkemiz bir yanda çeşitli sorunlarla uğraşırken, diğer yanda "Yüzleşin
Hrant'la, Soykırımla" pankartları taşıyan bir grup CHP'li Vekil ortaya
çıktı.
Parti programına tamamen aykırı olan bu olay, hepimizi çok rahatsız etti.
Gereğinin yapılmasını beklemekteyiz.
Altta değerli dost Karaman'ın Yönetim'e teslim ettiği şikâyet dilekçesi var.
 
Dostlukla,
Lâle Gürman
 
 
 
 
*CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANLIĞI'NA,*
 
*ANKARA*
 
 
 
Hrant Dink'in öldürülmesinin sekizinci yılında, 19 Ocak 2015 tarihinde
İstanbul'da gerçekleştirilen anma etkinliği, amacından saptırılarak bir
soykırım propagandasına dönüştürülmüştür. Kendilerine 'Hrant'ın
Arkadaşları' adını veren bir grup tarafından, "Yüzleşin, Hrantla,
Soykırımla", "1915'ten 2015'e.. Tarihleri inkar, tarihleri katliam.."
pankartları ile kitleler, soykırım iddialarına ortak edilmeye çalışılmış,
Türkiye'nin sözde Ermeni Soykırımını kabul etmesini dayatan, haksız ve
tarihsel gerçekleri reddeden bir gösteriye dönüştürülmüştür.
 
 
 
Toplumda tepki toplayan bu dayatmaya ne yazık ki bir bölümü parti
yöneticisi olan bazı CHP Milletvekilleri de katılarak, soykırım
propagandasına alet olmakla kalmamış, destek vermekte de bir sakınca
görmemişlerdir. Bu etkinliğe katılan CHP Genel Başkan Yardımcıları ve
İstanbul Milletvekilleri Şafak Pavey ile Sezgin Tanrıkulu, İstanbul
Milletvekilleri Umut Oran, Süleyman Çelebi, Kadir Gökmen Öğüt, İzmir
Milletvekilleri Alaattin Yüksel ile aynı zamanda Yüksek Disiplin Kurulu
üyesi Mustafa Moroğlu, 'Sözde Ermeni Soykırımı' propagandasına destek
vermişlerdir. Pankartı taşıyan iki kişinin aynı zamanda CHP parti
yöneticisi olması nedeniyle CHP'nin kurumsal olarak Sözde Ermeni Soykırım
iddiasını desteklediği algısının oluşturulmasına neden olmuştur.
 
CHP Parti Programı'nın 131 ve 132. sayfalarındaki Dış İlişkiler Bölümünde
şunlar yazılıdır: "Ermenistan'la ilişkilerin geliştirilmesi de, bu ülkenin
işgal ettiği Azeri topraklarından çekilmesi, dünyadaki Ermeni örgütleri
vasıtasıyla Türkiye'ye karşı uluslararası hukuka aykırı biçimde soykırım
iddiasıyla girişimlerde bulunmaktan vazgeçmesi ve Ermeni devletinin resmi
belgelerinde Türkiye'ye ait bazı topraklarda Ermenistan'ın emelleri olduğu
izlenimini veren ifade ve sembollerin çıkartılması koşullarına bağlıdır.
 
CHP, Sözde Ermeni Soykırımı iddiası ile ülkemizin haksız önyargılarla
suçlanmasına karşı bugüne kadar Partimiz öncülüğünde sürdürülen kararlı
duruşa sahip çıkmaya devam edecektir.
 
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan önceki dönemde gerçekleştiği iddia
edilen sözde Ermeni soykırımı konusunda ülkemizi suçlayıcı keyfi kararlar
alınmaktadır. CHP, 1948'de BM Genel Kurulu'nda oybirliği ile kabul edilen
Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi tarafından yapılan açık
tanım çerçevesinde, konunun bağımsız tarihçiler tarafından, Türkiye,
Ermenistan ve Rusya dâhil ilgili tüm ülke arşivlerine erişim olanakları
kendilerine tanınarak, iddiaların gerçekçi ve doğru zeminde, önyargılara
kapılmadan incelenmesi gerektiği görüşündedir."
 
Parti Tüzüğü'nün 70. maddesine göre "parti programına, tüzük kurallarına,
kurultay ve yetkili organ kararlarına aykırı davranmak" ve "Partide
aldıkları görev ve sorumlulukla ve üyelikle bağdaşmayan tutum ve
davranışlarda bulunmak" kesin çıkarma cezası gerektiren parti suçlarıdır.
Bu duruma göre yukarıda sözü edilen anma etkinliğinde, Sözde Ermeni
Soykırımı iddialarında bulunan grubun içinde yer alarak, destek veren söz
konusu milletvekillerinin parti programına aykırı hareket ettikleri ve bu
nedenle de Parti Tüzüğü'nün 70. maddesine göre "partiden kesin çıkarma
cezası" olan parti suçlarını işledikleri açıktır.
 
 
 
CHP'nin programına aykırı olarak partiyi Ermeni soykırım destekçisi olarak
gösteren parti yöneticileri Şafak Pavey, Sezgin Tanrıkulu ve Mustafa
Moroğlu'nun ivedilikle yönetim sorumluluğuna son verilmesini, bu etkinliğe
katılan tüm milletvekillerinin işledikleri parti suçu nedeniyle Yüksek
Disiplin Kurulu'na sevk edilerek, gerekli disiplin cezasının uygulanmasını
talep eder, saygılarımı sunarım. 22.01.2015
 
 
 
Adres: Dostlar Sitesi A-125 C. Suay
KARAMAN
 
Balgat Ankara CHP
Ankara-Çankaya Üyesi
 
Telefon: 532-3323266
 
 
 
 
 
 
--
 
*"Türk'e okusak anlamaz*
 
*Arap'a okusak anlamaz*
 
*Acem'e okusak anlamaz*
 
*Öyleyse bu dil ne dilidir?"*
 
 
*Şemsettin Sami 1850-1904*
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:38PM +0200

[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags TARİH, Ahmet Hamdi Akseki, 1887-1951, Hukukî Görüşler]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 07:41PM +0200

"Bir Pazar Sabahıydı, Ankara Kar Altında"
 
"Bir Pazar Sabahıydı Ankara Kar Altında
Zemheri Ayazıydı Yaz Güneşi Koynunda
Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana
Zalımlar Pusudaydı Bedenim Paramparça
Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana"
 
Yıl 1993. 24 Aralık Pazar. Çok soğuktu Ankara. Soğuğa inat güneş gri
gökyüzünde parlıyor, buz tutmuş pencere camlarının, üzerinde yansıyordu.
 
Olağan bir gündü. Ta ki yüreklere ateş gibi düşen, haber duyulana kadar.
Saatini tam hatırlayamıyorum ama sanırım 14.00 civarıydı. Televizyon
yayınını keserek Uğur Mumcu'nun bir suikast sonucu öldürüldüğü haberini
verdi.
 
Bir ay öncesini hatırladım. Mülkiyeliler Birliği'nde karşılaşmıştık Uğur
Mumcu ile. Kısa bir sohbetimiz olmuştu.
 
"Ulusun bağımsızlığı başka ülkelerin istihbarat örgütlerine özellikle CIA'ya
teslim edilemez."
 
Mumcu'nun bu söyleminde yer alan sözcükler, Türkiye'nin dünkü ve hatta
bugünkü halinin deşifre edilmesiydi.
 
Bir de yanlış hatırlamıyorsam "Yardımla bağımsızlık sağlanamaz" demişti.
 
Ve bir bağımsızlık savaşçısı, anti-emperyalist bir direnişçi ve devrimci
"Cesurlar bir kere ölür. Korkaklar ise bin kere ölür" diyerek veda etmişti
bize.
 
Ankara Karlı Sokak'a koşuyordu. Konuşmadan, bağırmadan, yanaklarında buz
tutmuş göz yaşlarıyla. Karlı Sokak kan rengi karanfiller ve karanlığa inat
yakılan mumların ışığında sessiz bir acıyı isyana dönüştürüyordu.
 
Ve bir türkü yankılanıyordu Mumcu'nun kanıyla ala boyanmış karların
üzerinde.
 
Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun
Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun
Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük
Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun.
 
**
 
Mumcu'yu kim öldürmüştür? Zamanın Başbakanı Süleyman Demirel "Katil veya
katillerin bulunacağı" konusunda söz verdiği halde neden verdiği bu sözü
tutmamıştır?
 
Aslında bu ve benzeri soruların cevabı hala verilmemiş, verilememiştir.
MOSSAD, CIA ve GLADYO'nun işbirlikçileri ve tetikçileri kimlerdir?
 
Abdullah Argun Çetin. Uğur Mumcu'yu öldürmek iddiası ile yakalanacak ve 23
ay hapiste yatacaktır.
 
Daha sonra tahliye edilen A. Argun Çetin, kendisinin bir dış ülke adına
çalışan ve "trafo" diye adlandırılan bir görevli olduğunu iddia edecektir.
 
Serbest kaldıktan sonra "Aksiyon Dergisi"ne verdiği röportajda itiraf ettiği
çok önemli sırlar, Hizbullah, Mumcu, Sabancı Suikastı ve Susurluk Kazası'nın
tamamen yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantılı olduğunu ortaya
çıkaracaktır.
 
Ve tamamı TRUVA denilen bir operasyonun parçasıdır.
 
Devletin en gizli birimleri içinde CIA ve MOSSAD ajanları adeta cirit
atmaktadır. Argun Çetin Almanya'da Goethe Enstitüsü'nde öğrenim görecek ve
orada Alman İstihbarat Örgütleri'nin etki alanına girecektir. Artık bir etki
ajanı ve dış güçler için çalışan istihbarat görevlisidir.
 
Çetin, Mumcu öldürmediğini, görevinin basını ve toplumu yönlendirmek
olduğunu söyleyecektir.
 
Argun Çetin Aksiyon Dergisi'ne verdiği röportajda "" Bakın Ulusal Güvenlik
Örgütü diye bir dış örgüt var. Bu örgütün; Türkiye'deki uzantıları beni Uğur
Mumcu için kullanmak istedi ve kullandı. Çünkü Uğur Mumcu olayı bir dönüm
noktası. Uğur Mumcu'nun ölmeden önce yazdığı bir yazısı var. "Kürt halkını
kışkırtan yabancı istihbarat servislerini açıklayacağım." diyor ve on altı
gün sonra öldürülüyor. Yani 8 Ocak 1993 yılındaki bir yazı bu. Tam olarak
diyor ki; "Birileri Türk halkını Kürt halkına, Kürt halkını Türk halkına
düşman edici kanlı bir tuzak kuruyor. Yakında yayımlanacak bir yayınımda
Kürt milliyetçileri ile istihbarat ajanları arasındaki ilişkilerle ilgili
ilginç belgeler açıklayacağım.
 
9 Ekim 1992 tarihli bir yazısında ise; "Bugün PKK içinde kaç ajan var?
Yalnız MİT ajanları değil, Ortadoğu'da ajan kaynıyor. Bu örgüt içinde kim
bilir kaç CIA ajanı görev yapıyor?" sorularını sormuştur." diyecektir.
 
Argun Çetin gene aynı röportajda; eski MİT mensubu ve 1997 yılında bir
trafik kazasında(!) ölen Ertuğrul Berkman'ın; Uğur Mumcu suikastı ile ilgili
olarak, Fikri Sağlar'la konuştuğunu ve "Uğur Mumcu konusunu biliyorum ama bu
iş çok tehlikeli" dediğini de ifade edecektir.
 
İşin şaşılacak tarafı eski MİT ajanı Ertuğrul Berkman bu konuşmanın iki gün
sonrasında bir trafik kazasında ölmüş ve/veya öldürülmüştür.
 
Gene Argun Çetin'e göre; Uğur Mumcu öldürülmeseydi dış bağlantıları ve
Türkiye'deki yapılanmanın iç yüzünü anlatacaktır.
 
"Güneydoğu'ya Amerikalılar gitti, İngilizler, Almanlar gitti ve habire
gidiyorlar. Güneydoğu'da istenilen yapıldı.
 
..
 
O sırada kayıp yüz bin silahtan ve Amerikalıların ikamet ettirdiği
Peşmergelerin durumundan hiç bahsetmiyorum. Uğur Mumcu bu kayıp silahları
çözmüştü."
 
Görüldüğü gibi Mumcu çok önemli bilgilere ulaşmıştır. O "sakıncalı piyade",
direnişçi yurtsever tüm tehditlere rağmen CIA'nın çetecilerinin Türkiye
üzerinde oynadığı tüm oyunları ve kirli ilişkiler açıklamak kararındadır.
 
Mumcu'nun son yazısı Haham Sallum Barzani'nin torunu Barzanilerin MOSSAD ile
bağlantısı hakkındadır.
 
Uğur Mumcu'nun 7 Ocak 1993 tarihinde Cumhuriyet'te yayınlanan "Mossad ve
Barzani" başlıklı yazısı:
 
Ortadoğu'nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor.
Kanıtlanan son ilişkiMOSSAD-Barzani ilişkisidir. MOSSAD,İsrail 'in gizli
istihbarat örgütüdür. Bu örgütün, Kürt lideri Molla Mustafa Barzani ile
ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı?
 
Barzani 'nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi. Kimse bu ilişkiye, "Hayır
olmadı" diyemiyor. CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da MOSSAD-Barzani
ilişkileri bilinmiyordu.
MOSSAD' ın Barzani ile ilişkileri Londra ve Sydney'de yayınlanan "Israel 's
Secret Wars-A History of Israel's Intelligence Services" adli kitapta
sergileniyor. Kitap, İngiliz The Guardian gazetesinde 1984 yılından bu yana
Tel-Aviv muhabirliğini yapan Ian Black ve Washington'daki Brooking
Enstitüsü'nde çalışan öğretim üyesi Benny Morris tarafından yazılmış.
Kitapta MOSSAD-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD
yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor.
Önsözde, kitabın yayından önce İsrail ordu yetkilileri tarafından da
incelendiği yazılıyor."
 
**
 

 
Uğur Mumcu; CIA, MOSSAD, MI6,BND ve tüm istihbarat örgütlerinin
hedefindedir.
 
Çünkü emperyalizme ve kapitalizme asla boyun eğmeyecek ve diz çökmeyecektir.
Hiç bir dış gücün, ne Amerika, ne İngiliz, ne Rusya ne de Çin'in uşaklığını
asla kabul etmeyecektir. Kemalist Düşünce'yi ve anti-emperyalist Türk
milliyetçiliğini inkar ederek solculuk yapan ve milleti Atatürk'le
aldatanlara karşı çıkacaktır.
 
Mumcu'ya göre "Milliyetçilik sömürücülerin değil, Atatürk devrimcilerinin
bayrağıdır."
 
Halkı "ALLAH'la kandıranları" ve "dini siyasete ve yabancılarla ilişki
kurmaya alet edenleri" yazdığı yazılarla yerin dibine sokacaktır.
 

 
Uğur Mumcu suçludur(!). Elbette "katli vaciptir"
 
En büyük suçu ise;
 
Mustafa Kemal'in tam bağımsız ulus devlet anlayışını yaşam tarzı olarak
benimsemek, bu anlayışı halka benimsetmek için var gücü ile çalışmaktır.
 

 
Uğur "Tam Bağımsızlıkçı" dır. Şiddete karşıdır, ne C4 ne de öldürücü
silahlar kullanır.
 

 
"Kalemi, makaleleri, kitapları, söyleşileri, emperyalizme karşı direnişi,
teslim olmayı asla kabullenmeyen onurlu yürekleri, halkı aydınlatmak için
başlattıkları aydınlanma savaşında kullandıkları silahlarıdır.
 
Suçları büyük, silahları korkunçtur.
 
O halde Uğur'un" KATLİ VACİPTİR"
 
Ve KATLEDİLDİ."
 
**
 
Tarih 24 Ocak 2001. Diyarbakır
 
Saat 18.50. Merkez, merkez saldırıya uğradık.
 
Merkez: Olay yeri neresi?
 
Yaralı polis: Şehitlik mevkii.
 
Merkez: Zayiat var mı?
 
Yaralı polis: Şehidimiz var!
 
Merkez: Sayın 3310'nun durumu ne?
 
Yaralı polis: Başımız sağ olsun!
 

 
" Bir Pazar sabahı" değildi Günlerden Çarşamba, vakit akşamdı.Küresel
çetelerin emir erleri gene iş başındaydı. Silahlar ölüm kusuyordu.
 
3310 telsiz kodlu Diyarbakır Emniyet Müdürü GAFFAR OKKAN şehit olmuştu.
 
Diyarbakır bu yiğit dostları için kan ağladı. Doğan çocuklarına Gaffar Okkan
adı verildi.
 
Küresel çeteler 2015'in Diyarbakır'ı için mıntıka temizliği yapmış, bir
yurtseverin canına kıymıştı.
 
Katil?
 
Katil yanı başımızda, içimizde.
 
Unutmayın; "Cesurlar bir kere ölür. Korkaklar ise bin kere ölür.".
 
Ölüm yıl dönümlerinde onları anarak, ağıt yakarak ne Uğur Mumcu'ya ne de
Gaffar Okkan'a sahip çıkmamız mümkün değildir.
 
Uğur'dan sadece "Bir kırık kalem" hatıra kalmadı bizlere.
 
Emperyalizme, kapitalizme direniş, tam bağımsızlık anlayışı, devrimcilik,
anti- emperyalist Türk milliyetçiliği rehberimiz olmalıdır.
 
Tıpkı Uğur Mumcu gibi.
 
Kalemimiz, düşüncelerimiz silahımız olmalı karanlığa kurşun atmalıyız.
 
Tıpkı Uğur Mumcu gibi.
 
Uçurumları köprülerle birbirine bağlamalı, nefret ve kin yerine sevgi
tohumları yetiştirmeliyiz.
 
Tıpkı Gaffar OKKAN gibi.
 
Tam bağımsız Türkiye için var olmalı, diri ve bir olmalıyız.
 
Çünkü, Anadolu bizim son yurdumuzdur.
 
Küresel çetelere "dur" demenin zamanıdır.
 
Yeniden Milli Devrimi ve tam bağımsız Türkiye'yi inşa etmenin zamanıdır.
 
Uğurlar Olsun Uğurlar Olsun
Hüzünlü Bulutlar Yoldaşın Olsun
Bir Keskin Kalem Bir Kırık Gözlük
Yürekli Yiğitlere Hatıran Olsun
 

 
Figen ÖZEN
 
24.01.2015

 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags ARAŞTIRMA DOSYASI, S. FİGEN ÖZEN]
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Jan 24 02:02PM +0200

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: Hayrettin Ertekin <ertek...@gmail.com>
Tarih: 23 Ocak 2015 11:47
Konu:
 
 
*Silivri’den Memleketime mektup *
 
*Ben, ne için buradayım niçin can verdim, neden buradayız?..*
 
Davul zurnalar eşliğinde komutanlarımıza yollardınız bizi…
“En büyük asker; bizim asker” haykırışları ile uğurlamıştınız bizleri!.
Ellerimde senin o ağıtlar ile yaktığın kınalar vardı annem.
Ellerinizde de Ay yıldızlı bayraklar… dalgalanırdı sokaklar da…
Sitem etmiştiniz bayrağa hani,
“Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal,
Kahraman ırkımı bir gül, bu ne şiddet bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...”
Vatan borcu, namus borcu idi… hani ne oldu?
 
 
Karanlık şafakta, daha zamanın geri sayımı başlamamış iken, kahpece,
kalleşçe geldi sırtımızdan ölüm.
 
 
Ben de kardeşimde yiğitlerimde girdim şu genç yaşımızda kara toprağın
bağrına.
Siyasilerin soygunlarından, yalanlarından, çikolata ve ayakkabı
kutularından, bürokratların evlerinden fışkırdı dolarlar Eurolar…
talanlarından, tecavüzlerden, kaçakçılıklardan, vurgunlardan, milyon
dolarlık saatlerden… Estetik operasyonlardan yer kalmayan, gazete
sayfalarında göremediniz Silivri zindanlarda yatan yiğitleri göremediniz
şehidimin şehadet haberimi…
 
 
Sabah şeker, allı pullu avratlardan….zilli şakırtılı züppelerden sabah
sarhoş akşam tatlı, geceleri de kaymak olarak sunulan, sayenizde reytingi
yüksek olan TV. programlardan sıra gelmedi, kalleşçe HAYİNCE DÜŞÜRÜLDÜĞÜMÜZ
tuzaklardan pusunun görüntülerine… göremediniz, görmediniz…
Yiğidim, KAHRAMANLARIN Cenaze törenimde yoktunuz, Musalla taşından
göremedim sizleri,
Elinizde değmedi ay yıldızlı tabutumuza… Gelmediniz Silivri’nin Çadır
tiyatrosuna
 
Ne anma törenleri düzenlediniz, ne de yıldönümleri.
 
SALSA, ÇAÇA.. Bilumum zevzeklikler ile OYNAYIP SARHOŞ OLDUNUZ…
 
Allah ile aldatıldığınız, Pespaye SÖZDE İmamalar…ile Sahte Gözyaşı döktünüz…
 
Benim kanımı, ‘Din’ adına, ‘Millet’ adına, ‘halk’ adına ahkam kesenlere
alkış tutmanız,
Teslimiyeti, ihaneti, gafleti ‘erdem’ zannedenleri iktidara taşımanız,
‘Camilerin’ kirli postalları ile kirletilmesine,
‘Minarelerin’, sözde din adına roketatarla yerle bir edilmesine
suç ortaklığı yapanların, ‘Vatan topraklarının’ haraç mezat satılmasına
aracılık edenlerin, Ülkeyi ‘askersiz işgal’ planları yapanların önünde
diz çökmeyi marifet zannedenlerin,
‘Teslimiyet bayrağını’ çekmenin mutluluğunu
havai fişek gösterileri ile kutlayanların,
‘Serv’i harita haline getirenler ile kol kola girip
‘stratejik ortaklık’ kuranların, eş başkan olanların…
‘Vatan’, ‘millet’ diyenleri, ‘Türküm’ diyenleri
potansiyel ırkçı ilan edenlerin peşine takılmanız,
Dünya’nın dört yanında, sırf ‘Türk ‘ve ‘Müslüman’
oldukları için katledilenlere sırt çevirmeniz,
Yüzbinlerce kişinin hayatına mal olan yavru vatanımızı
‘sırtınızda yük’ olarak görmeniz için mi döktüm…kanımı verdim canımı..?
 
Ben canımı, Cinsiyetini inkar edenleri Baştacı etmeniz,
At sesini it sesine, asili soysuza, doğruyu yanlışa,
haklıyı güçlüye, gerçeği yalana kurban etmeniz,
Korkağı kahraman, kalleşi mert, pısırığı dürüst,
hırsızı kadı göstermeniz,
 
 
Kendi menfaatinizi milletin menfaatinden üstün tutmanız,
Üç kuruş çıkar için bütün ilkelerinizden, inançlarınızdan onurunuzdan,
haysiyetinizden
şahsiyetinizden vazgeçmeniz, Makamlarınızın, unvanlarımızın arkasına
saklanıp
ucuz kahramanlık tefrikaları yazmaya kalkışmanız,
Gelenin hatırı için geçmişinize küfretmeniz
Bukalemunların bile şaşırdığı süratle, duruma, ortama, araziye göre renk ve
şekil değiştirmeniz,
Akbabalar misali, yağmadan pay düşer beklentisi ile hayvanların dahi hicap
duyacağı
rezillikler sergilemeniz,
Alın teri dökmeden, kul hakkı demeden köşeyi dönmek için pusuda beklemeniz,
Korktuğunuz yerde el öpmeniz, hükümran olduğunuz yerde ezmeye çalışmanız
için mi zindanlarda aç susuz karanlık gecelerde çileler çektim…canımızı
verdik..
 
Ay yıldızlı al bayrak gönlerden indiriliyor ve yerlerde sürülüyor,
yakılıyor çöplere atılıyor..
Sizler sadece görüyorsunuz… sessiz kalıp kafanızı kuma sokuyordunuz…
 
 
Asil Türk kimliğine, istiklal savaşı vererek kazandığımız Türk devletine
hakaret ediliyor,
Sizler, sadece öküz misali dinliyorsunuz.!
Kutsal diye bilinen bütün değerlere dil uzatılıyordu,
Sizler, sadece izliyordunuz…
 
 
Şimdi Gözlerime Bakıp Söyler Misiniz?
 
 
Ben bunlar için mi kollarıma kelepçeler taktırdım? Neden niçin buradayım,
Bunlar için mi anamı babamı oğulsuz,
Bunlar için mi çocuklarımı babasız,
Bunlar için mi karımı kocasız bıraktım!..
Şehidimize Bir avuç toprağı, bir dal yaprağı, bir Fatiha
göndermeyi bile çok gördünüz bana…
Ne yetim kalmış oğlumun başını okşadınız,
Ne de sildiniz anamın gözyaşlarını,
Ne güç verdiniz babama ne anama, ne de el uzattınız yaşlı dedeme.
Helal etmiyorum asil Türk kanımı Haram olsun, layık olmayanlarınıza.
Ve yazıklar olsun, Hâlâ uykuda olanlarınıza…
 
 
 
Hayrettin ERTEKİN
 
 
 
 
 
--
Türkiye için el ele mail grubumuz
*https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
<https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
 
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
<turkiye-i...@googlegroups.com> *
 
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
 
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
 
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
 
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
 
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
Hayrettin Ertekin <ertek...@gmail.com>: Jan 24 04:20PM +0200

Silivri'den Memleketime mektup
Ben, ne için buradayım niçin can verdim, neden buradayız?..
Davul zurnalar eşliğinde komutanlarımıza yollardınız bizi...
"En büyük asker; bizim asker" haykırışları ile uğurlamıştınız bizleri!.
Ellerimde senin o ağıtlar ile yaktığın kınalar vardı annem.
Ellerinizde de Ay yıldızlı bayraklar... dalgalanırdı sokaklar da...
Sitem etmiştiniz bayrağa hani,
"Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal,
Kahraman ırkımı bir gül, bu ne şiddet bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal..."
Vatan borcu, namus borcu idi... hani ne oldu?
 
Karanlık şafakta, daha zamanın geri sayımı başlamamış iken, kahpece,
kalleşçe geldi sırtımızdan ölüm.
 
Ben de kardeşimde yiğitlerimde girdim şu genç yaşımızda kara toprağın
bağrına.
Siyasilerin soygunlarından, yalanlarından, çikolata ve ayakkabı
kutularından, bürokratların evlerinden fışkırdı dolarlar Eurolar...
talanlarından, tecavüzlerden, kaçakçılıklardan, vurgunlardan, milyon
dolarlık saatlerden... Estetik operasyonlardan yer kalmayan, gazete
sayfalarında göremediniz Silivri zindanlarda yatan yiğitleri göremediniz
şehidimin şehadet haberimi...
 
Sabah şeker, allı pullu avratlardan....zilli şakırtılı züppelerden sabah
sarhoş akşam tatlı, geceleri de kaymak olarak sunulan, sayenizde reytingi
yüksek olan TV. programlardan sıra gelmedi, kalleşçe HAYİNCE DÜŞÜRÜLDÜĞÜMÜZ
tuzaklardan pusunun görüntülerine... göremediniz, görmediniz...
Yiğidim, KAHRAMANLARIN Cenaze törenimde yoktunuz, Musalla taşından
göremedim sizleri,
Elinizde değmedi ay yıldızlı tabutumuza... Gelmediniz Silivri'nin Çadır
tiyatrosuna
Ne anma törenleri düzenlediniz, ne de yıldönümleri.
SALSA, ÇAÇA.. Bilumum zevzeklikler ile OYNAYIP SARHOŞ OLDUNUZ...
 
Allah ile aldatıldığınız, Pespaye SÖZDE İmamalar...ile Sahte Gözyaşı döktünüz...
Benim kanımı, 'Din' adına, 'Millet' adına, 'halk' adına ahkam kesenlere
alkış tutmanız,
Teslimiyeti, ihaneti, gafleti 'erdem' zannedenleri iktidara taşımanız,
'Camilerin' kirli postalları ile kirletilmesine,
'Minarelerin', sözde din adına roketatarla yerle bir edilmesine
suç ortaklığı yapanların, 'Vatan topraklarının' haraç mezat satılmasına
aracılık edenlerin, Ülkeyi 'askersiz işgal' planları yapanların önünde
diz çökmeyi marifet zannedenlerin,
'Teslimiyet bayrağını' çekmenin mutluluğunu
havai fişek gösterileri ile kutlayanların,
'Serv'i harita haline getirenler ile kol kola girip
'stratejik ortaklık' kuranların, eş başkan olanların...
'Vatan', 'millet' diyenleri, 'Türküm' diyenleri
potansiyel ırkçı ilan edenlerin peşine takılmanız,
Dünya'nın dört yanında, sırf 'Türk 've 'Müslüman'
oldukları için katledilenlere sırt çevirmeniz,
Yüzbinlerce kişinin hayatına mal olan yavru vatanımızı
'sırtınızda yük' olarak görmeniz için mi döktüm...kanımı verdim canımı..?
 
Ben canımı, Cinsiyetini inkar edenleri Baştacı etmeniz,
At sesini it sesine, asili soysuza, doğruyu yanlışa,
haklıyı güçlüye, gerçeği yalana kurban etmeniz,
Korkağı kahraman, kalleşi mert, pısırığı dürüst,
hırsızı kadı göstermeniz,
 
Kendi menfaatinizi milletin menfaatinden üstün tutmanız,
Üç kuruş çıkar için bütün ilkelerinizden, inançlarınızdan onurunuzdan,
haysiyetinizden
şahsiyetinizden vazgeçmeniz, Makamlarınızın, unvanlarımızın arkasına
saklanıp
ucuz kahramanlık tefrikaları yazmaya kalkışmanız,
Gelenin hatırı için geçmişinize küfretmeniz
Bukalemunların bile şaşırdığı süratle, duruma, ortama, araziye göre renk ve
şekil değiştirmeniz,
Akbabalar misali, yağmadan pay düşer beklentisi ile hayvanların dahi hicap
duyacağı
rezillikler sergilemeniz,
Alın teri dökmeden, kul hakkı demeden köşeyi dönmek için pusuda beklemeniz,
Korktuğunuz yerde el öpmeniz, hükümran olduğunuz yerde ezmeye çalışmanız
için mi zindanlarda aç susuz karanlık gecelerde çileler çektim...canımızı
verdik..
 
Ay yıldızlı al bayrak gönlerden indiriliyor ve yerlerde sürülüyor,
yakılıyor çöplere atılıyor..
Sizler sadece görüyorsunuz... sessiz kalıp kafanızı kuma sokuyordunuz...
 
Asil Türk kimliğine, istiklal savaşı vererek kazandığımız Türk devletine
hakaret ediliyor,
Sizler, sadece öküz misali dinliyorsunuz.!
Kutsal diye bilinen bütün değerlere dil uzatılıyordu,
Sizler, sadece izliyordunuz...
 
Şimdi Gözlerime Bakıp Söyler Misiniz?
 
Ben bunlar için mi kollarıma kelepçeler taktırdım? Neden niçin buradayım,
Bunlar için mi anamı babamı oğulsuz,
Bunlar için mi çocuklarımı babasız,
Bunlar için mi karımı kocasız bıraktım!..
Şehidimize Bir avuç toprağı, bir dal yaprağı, bir Fatiha
göndermeyi bile çok gördünüz bana...
Ne yetim kalmış oğlumun başını okşadınız,
Ne de sildiniz anamın gözyaşlarını,
Ne güç verdiniz babama ne anama, ne de el uzattınız yaşlı dedeme.
Helal etmiyorum asil Türk kanımı Haram olsun, layık olmayanlarınıza.
Ve yazıklar olsun, Hâlâ uykuda olanlarınıza...
 
Hayrettin ERTEKİN
 
24 Ocak 2015 14:02 tarihinde Grup Yönetici <erzinca...@gmail.com>
yazdı:
 
Balamir Tunaboylu <balamirt...@gmail.com>: Jan 24 06:02PM +0200

*Türk’ün sinir uçlarına dokunmak…*
 
 
 
*Mevlüt Uluğtekin Yılmaz*
 
 
 
*22 Ocak 20115 – Yeniçağ Gazetesi*
 
 
 
Biri çıkıyor; TBMM salonlarında, Cumhuriyetimizi ‘*köpekleşme*’ olarak
tanımlıyor. Bir diğeri ise -hem de milletvekili sıfatıyla- “*Osmanlı
İmparatorluğu'nun 90 yıllık ‘reklam arası’ sona erdi*” diyebiliyor…
Milletlerin sinir uçlarına dokunmak çok tehlikelidir. İlk tepki o milletin
aydınlarından gelir. Beyninde köleliği yaşatanların başarısına tarih tanık
değildir. Türk milletinin özgür beyinli gerçek aydınları, her felâketi
önceden sezme yeteneğine sahiptir. Nitekim köle beyinlilere, *Milliyetçi
Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli*, 17 Ocak 2015’de
partisinin *Siyaset ve Liderlik Okulu*’nun 11. Dönem Sertifika Töreninde,
çok anlamlı bir yanıt verdi.
 
Sevgili okuyucum; Sayın Bahçeli’nin harika konuşmasından çok az bir bölümü
sunabileceğim. Şöyle diyor MHP Genel Başkanı: (…) “*İstismarı felsefe olan,
inkârı fikir gören, fiiliyatı ise rüşvet ve yolsuzluk karanlığına sapan
birisinin; Türkçe’ye çamur atması, Türkçe’yi alaya ve hafife alması en
hafif deyimle taş devri kafasıdır.” (…) “Türkçe vatandır, bayraktır,
tarihtir, haysiyet vecizesidir, şeref simgesidir, Türk milletinin kalp
atışı, damarlarında dolaşan asil kanıdır.” (…) “13 yıla yakındır iktidarda
oturanlar için; tarih hikâ**ye, ahlâ**k göz boyamadır. Demokrasi yalan,
devlet palavradır. Millet 36 parça, milliyet ise koca bir hiçtir.
Milliyetçilik paspas, Türküm demek ırkçılıktır… Türkiye’de gelmiş geçmiş
hiçbir iktidar bu kadar gülünç, bu kadar bayağı, bu kadar süfli, bu kadar
art niyetli olmamıştır.”** (…) “**Şu hezeyan diline bakınız ki, Osmanlı
İmparatorluğu’nun 90 yıllık reklam arası sona ermiş… AKP’li bir
milletvekili böyle söylüyor. Biz 624 yıl film çevrildiğini yeni öğrendik.
Demek ki, Türk milleti, 1919 Samsun’undan 1922 İzmir’ine kadar koltukta
oturmuş, patlamış mısır yemiş, reklam arası için zaman geçirmiştir. Demek
ki, 1923’de reklam başlamış, beyaz perdenin ışıkları sönmüştür. Bu zekâ ve
vicdan özürlü lafların tutar hiçbir yanı, hiçbir tarafı yoktur. Eğer
Cumhuriyet tarihi bir reklam arası ise, bu ucube lafı söyleyen kendisinin
de nerede, hangi rüşvet ve ihaneti yıkama işinde rol aldığını sanıyorum
açıklayacaktır. Reklamda milletvekili olanın, film başladığında ne olacağı
kendi meselesidir. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu’ndan keskin
bir kopuş değildir. Tarih şuuru olmayanlar bunu idrak edemeyecektir.” *Değerli
okuyucum; *Sayın Bahçeli*’nin bu konuşması, adeta bir kültür ve tarih
manifestosu (özel bildirisi) niteliğindedir. Tüm yurttaşlarımızın bu
görkemli konuşmanın tamamını *www.mhp.org.tr <http://www.mhp.org.tr>
*sitesinden,
kesinlikle okumasını öneririm.
 
Bir diğer konumuz “*Strateji ustası Atatürk”* konulu konferans… 14 Ocak
2015’de *Millî Düşünce Merkezi’nde* -daha önce bu konudaki kitabını
tanıttığım- *E. Kurmay Albay Sayın Fikret Bayır *tarafından verilen
konferans, ilgiyle izlendi. *E. Tuğgeneral Şendoğan Karakuş*, *Devlet Eski
Bakanı Sayın Ramazan Mirzaoğlu* gibi seçkin bir dinleyici topluluğu vardı.
Sayın Konuşmacı ‘*Trablusgarp’tan Büyük Taarruz*’a kadar, Atatürk’ümüzün
stratejik başarılarını anlattı. Gerçekten harika bir sunumdu. *Yönetici
Sayın Hakan Paksoy*’un deyimiyle; “*Konuşmacı bu konferansta, Türk
milletinin ‘depreme’ dayanıklılığını anlattı*.” “*Dünya harp tarihinde
Mustafa Kemal Atatürk gibi bir zekâ yoktur*” diyen Sayın Bayır’ın şu
cümlesi de gerçeğin ifadesiydi: “*Viyana’dan beri süren geri çekilme
Sakarya’da durduruldu*”. Ve en dehşet sözü ise şu idi: “*Çanakkale’de Alman
Komutan Liman Von Sanders, bir haindi*!” Türk’ün bilge evladı Sayın Fikret
Bayır’ı gönülden kutluyorum.
 
(*İliştiri: *Geçen hafta tanıttığım ‘Kürşad’ romanının yazarının telefonunu
yanlış vermişim. Doğrusu: *533 161 25 77* olacaktı. Düzeltir;
okuyucularımdan özür dilerim.)
 
Esen kalın efendim.
"Hayri BALTA" <ha...@tabularatalanayalanabalta.com>: Jan 25 05:43PM +0200

53. “ÇÜNKÜ TANRI,
HAKKIN TA KENDİSİDİR.” (K. 22/62, 24/25, 31/30)
 
 
 
Yaşlı dosta sordum:
 
“Tanrı denince ne geliyor aklına.
 
Geldiği gibi söyle bana?..”
 
Biraz düşündü, güldü:
 
“Yaşlı, beyaz sakallı Dedem gibi biri geliyor aklıma…”
 
+
 
Genç bir kıza sordum.
 
“Söyle bana Tanrı denince ne geliyor aklına?..
 
Aklına geldiği gibi söyle bana…
 
“Tarık Akan gibi yakışıklı biri gelir aklıma…
 
Geliyor ama pek de aklım yatmıyor buna…
 
+
 
Görüldüğü gibi zanna dayanan bir Tanrı anlayışı var. Dahası zanna dayanarak; Tanrı’yı cisimleştirenler:
 
“Tanrı insanı kendi suretinde yarattı.” (Tevrat, Tekvin, 2/7) diyenler.
 
Tanrı’yı maddî bir varlık olarak görenler…
 
Öyle ki vardır: “Tanrı ile insanı güreştirenler… “ (Tevrat, Tekvin, 32/28)
 
 
 
Bütün bunlar insanın zannına dayanan bir Tanrı anlayışıdır.
 
Buradaki Tanrı insanların zannına dayanan bir Tanrı’dır…
 
 
 
Bu konuda şöyle demiştir Kuran:
 
Var mıdır bunu gerektiği gibi anlayan…
 
 
 
“Eğer yer yüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Tanrı yolundan saptırırlar.
 
Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar.” (Diyanet, 6/116). (Bu konuda şu ayetlere de bakabilirsiniz: 10/36, 66. 53/28)
 
 
 
Kuran, insanların zannına dayanan bu görüşleri yalanlar.
 
Yalanlamakla kalmaz; daha da ileri giderek bir Tanrı tanımı yapar…
 
 
 
“Çünkü Tanrı,
hakkın ta kendisidir.” (K. 22/62)
 
Bunun şu ayetlerdir: (24/25, 31/30)
 
 
 
Dinlerin bir amacı vardır. Bu yalnızca tapınmak değildir.
 
Asıl amaç Allah’a ulaşmak,
 
O’na kavuşmaktır…
 
Din ilminde bunun adı: VUSLAT’tır…
 
Türkçe: İnsanın olgunlaşmasıdır…
 
 
 
Ebu Sait’in şu sözü konuya açıklık getirmektedir.
 
Ebu Said zamanının tanınmış ermişlerindendir.
 
Peki, bu Ebu Said büyüğümüz ne demektedir?
 
Aşağıdaki sözler onun sözleridir:
 
 
 
“O’nu kullukta arayan bulamaz.
 
O’nu, Onunla arayan hemencecik buluverir.” (Ebu Said. TEVHİDİN SIRLARI. Muhammed ibn Münevver. Kabalcı yayınları. 2003. s. 294)
 
 
 
Demek ki O’nu bulmak için kulluk yetmiyor.
 
“O’nu, Onunla arayan hemencecik buluveriyor…
 
 
 
Bu konuda günümüz erenlerinden Ömer Öngüt de şöyle diyor:
 
Önce şu hadisi zikrediyor:
 
“Ben gizli bir hadise idim, bilinmeyi arzuladım., bunun için de mahlûkatı yarattım.” (K. Hâfa)
 
Sonra da şu ayeti örnek gösteriyor
 
Ben cinleri (kötülük simgesi insanlar) ve insanları ancak (beni bilsinler) bana ibadet etsinler (K. Zariyat. 51/56)
 
Ve sonra da ekliyor:
 
 
 
Önce yaratanı bil de ondan sonra ibadet et
 
Bilinmeyen Allah’a ibadet, suretten şekilden ibaret”
 
(Tasavvufun Aslı Hakikat ve Marifetullah İncileri, Ömer Öngüt. S. 9)
 
 
 
Yaratanı bilmek için de şu ayete bakınız.
 
“Çünkü Tanrı,
hakkın ta kendisidir.” (K. 22/62, 24/25, 31/30)
 
Bilmem bu anlattıklarıma yattı mı aklınız?
 
Av. Hayri Balta, 241.2015
Lale Gurman <lale....@gmail.com>: Jan 24 01:03PM +0200

Değerli Dostlar,
 
Y-CHP'li Vekil Sezgin Tanrıkulu bir yasa önergesi verdi, Hrant Dink'in
öldürüldüğü Ergenekon caddesinin adı değiştirilsin, Hrant Dink caddesi
olsun" dedi.
 
Oysa, Dink'in öldürüldüğü caddenin adı, Halaskârgazi Caddesi, Ergenekon
Caddesi değil!
*http://www.haritamap.com/mahalle/halaskargazi-14859#
<http://www.haritamap.com/mahalle/halaskargazi-14859#> *
 
Fethullahçı çetenin Türk halkı üzerindeki psikolojik saldırılarının devam
etmekte olduğu biliniyor da bir genel başkan yardımcısının bu saldırılara
destek olmak için elinden gelenden fazlasını yapmaya kalkışması, inanılmaz!
İstanbul'dan vekil seçilen bir kişi ya hâlâ İstanbul'u bilmiyor, ya da
biliyor ama psikolojik saldırıların değirmenine su taşıyor; ikisi de
birbirinden beter.
CHP'den sonraki aşamaya geçmiş olan Y-CHP'nin yönetiminde bu yetersiz
kişiler kaldıkça Türkiye'nin geleceği için umutlu olmaya olanak var mıdır?
 
Dostlukla,
Lâle Gürman
 
 
 
 
 
 
 
 
 
--
 
*"Türk'e okusak anlamaz*
 
*Arap'a okusak anlamaz*
 
*Acem'e okusak anlamaz*
 
*Öyleyse bu dil ne dilidir?"*
 
 
*Şemsettin Sami 1850-1904*
"Turkish Forum - Dunya Turkleri Konseyi _ World Turkish Coalition" <d...@turkishforum.com.tr>: Jan 23 05:49PM -0500

<http://r20.rs6.net/on.jsp?ca=7223b477-3674-475b-9b15-9a3491d2b088&a=1101831725285&d=1119847305387&r=3&o=http://ui.constantcontact.com/images/p1x1.gif&c=8521bb30-362f-11e3-9665-d4ae527599c4&ch=86385b50-362f-11e3-976e-d4ae527599c4>
 


 

 

 

 

 

 
 

 
Duyarlı Türk Toplumu Üyelerinden İlik Örneği BağıŞı Destek Çağrısı
 

 
 
Sayın Türk Toplumu Üyeleri,

Toronto'da ailesi ile yaŞayan Berk Nasi'nin acil toplum üyelerinin desteğine ihtiyacı var. Berk, Ryerson Üniversitesi'nde öğrenimine devam ederken geçtiğimiz Ekim ayında Lösemi teŞhisi haberini aldı. "Princess Margaret Hospital" 'da hemen baŞlanılan tedavinin ilk bölümü olumlu sonuç verdi. Ancak doktorlar Berk'in tedavisinde ilik nakline ihtiyacı olduğunu bildirdiler. Bugüne kadar süren aramalar henüz olumlu sonuç vermedi. Genetik olarak aynı coğrafyadan gelen kiŞilerde ilik uyuŞması olasılığı daha yüksek olduğundan ABD'deki Türk toplumunun ve özellikle Türk gençlerinin desteğine ihtiyacımız var. Kanada ve A.B.D. kurumları ortak çalıŞma içinde olduklarından uyumlu ilik ne tarafta bulunursa Berk için gerekli yere ulaŞtırılabiliyor.

İlik bağıŞı çok basit bir yöntem olup sadece kan vererek yapılmaktadır. İlik bağıŞı yapmak isteyen kiŞilerin uyum özelliklerini belirlemek için gene çok basit bir ön testin yapılması gerekmektedir. Bu testte kiŞiler kulak çubuğunu yanak içine sürerek örnek alıp, o örneği uyumluluk testi için Be The Match Organizasyonuna yollayacaklardır. National Marrow Donor Program / Be The Match kurumu bağıŞ yapması uygun profil olarak 18-44 yaŞ aralığındaki bireyleri belirledi. BağıŞ kiŞiye özel değil, National Marrow Donor kurumundaki "Be The Match" data bankasına yapılabilmektedir. Data bank günlük olarak taranmakta, uyumlu ilik sağlandığında ilgili kiŞi ile iletiŞime geçilmektedir. BağıŞta bulunmak için uyum ön testinin yapılması, Be The Match Organizasyonu tarafından gönderilen çubuk seti ile mümkün olmaktadır.
 

 
Uyum testi yaptırmak ücretsizdir.

İlik bağıŞında bulunmak amacıyla sisteme kayıt olmak ve çubuk seti gönderilmesi talebinde bulunmak için bethematch.org/Support-the-Cause/Donate-bone-marrow/Join-the-marrow-registry/Join-now/ <http://r20.rs6.net/tn.jsp?f=001wErfSq1-9gVh_QIEevJ1vrdG7cgr2B2FGn_-6OKMiqTZKTvBuPKQtcwD89R0RrLDDO2IcnCCOxmb0eBZ9glneZGN-LiSK-uk5bwDfb8iVjB9Z4lRjFMpWljf-H15AMHO0hEUQZ0C_HHE0OeitccpIIKKlcPKCTGB79IRi9hz32kz_dXQDERP2hTCJ7WvuJ1NVzmV4v0ESoDeLoaIAgvv1bDEcl27MOmE8KY24yMefmnP_iySq6DKTMKcx5e-FhFQB8YT7ZBZncIlE8CN_MkNTg==&c=fex6VSiN576-nWx5EpNxAUJwM65wJ4MvTkNDCF-Na_CbwoLU-sPOvA==&ch=UrczEmGjnOKNRPM3_P195bOwcKe8LvVLzrpE8e9j_Psv-f4cfqP5LQ==> sitesinden yönlendirmeleri takip etmek yeterli olacaktır. Sorularınız için 1 (800) MARROW-2 (1-800-627-7692) hattından bilgi edinmek mümkündür.

Türk Toplumunun duyarlı gençlerinin kulak çubukları ile yapılan ön teste katılarak Berk'e ilik bulunmasına acil destek vermelerini rica ediyoruz.

İletiŞim için: berk...@yahoo.com
 

 

 

 

 

 





 

 
 
 
 
<https://imgssl.constantcontact.com/letters/images/1101116784221/S.gif>
 
<https://imgssl.constantcontact.com/letters/images/1101116784221/S.gif>
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 03:54AM +0200

Dink cinayeti tutuklusu polis Muhittin Zenit, cinayet günü Yardımcı
İstihbarat Elemanı (YİE) Erhan Tuncel ile görüşmesini isteyen dört amirini
suçladı. Zenit'in 'beni yem yaptılar' dediği dört amir arasında Cizre
Emniyet Müdürü iken tutuklanan Ercan Demir de var.
 
Gazeteci Hrant Dink'in öldürülmesinde ihmali bulunan kamu görevlilerine
yönelik soruşturmada tutuklanan polis memuru Muhittin Zenit, cinayet günü
Yardımcı İstihbarat Elemanı (YİE) Erhan Tuncel ile görüşmesini isteyen dört
amirini suçladı. Dönemin İstihbarat Dairesi C Şubesi Müdürü Ali Fuat
Yılmazer ile Trabzon İstihbarat Şubesi müdürleri Engin Dinç ve Faruk Sarı
ile Şube Amiri Ercan Demir'in talebi üzerine Erhan Tuncel'i aradığını
belirten Zenit, "Cinayette ihmali olduğunu düşündüğüm kişiler beni yem
olarak kullanmış, Tuncel ile bana bu telefon görüşmesini yaptırmışlardır.
Beni yem olarak kullanarak önce telefon görüşmesini yaptırdılar, sonra da
basına sızdırarak cinayetin sorumlusuymuşum gibi göstererek, zan altında
bıraktılar. Gerçek failler bu noktada kendisini kamufle etti" dedi.
 
'BENİ YEM OLARAK KULLANDILAR'
Trabzon İstihbarat Şube Müdürü'nde görevli polis Muhittin Zenit, 26 Aralık
2014'te <http://www.radikal.com.tr/istanbul_haber/> İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığı'nda sorgulanmıştı. Zenit, Dink'in öldürüldüğü 19 Ocak 2007'de
muhbir Erhan Tuncel'i arayarak, cinayet planı bildiğini ortaya koymuştu.
Zenit ifadesinde, eski Emniyet İstihbarat Dairesi C Şubesi Müdürü Ali Fuat
Yılmazer, eski Trabzon İstihbarat Şube müdürleri Engin Dinç ve Faruk Sarı
ile Şube Müdürü Ercan Demir'in isteği üzerine cinayetten hemen sonra Erhan
Tuncel'i arayıp konuştuğunu belirterek, 'Telefon görüşmesi yapmama neden
olan bu şahıslardan hiçbiri bana Tuncel'in muhbirlikten çıkarıldığını
söylemediler" dedi. Ayrıca Zenit, amirlerini suçlayarak, "Cinayette ihmali
olduğunu düşündüğüm kişiler beni bir yem olarak kullanmış, Tuncel ile bana
bu telefon görüşmesini yaptırmışlardır. Beni bir yem olarak kullanarak önce
bu telefon görüşmesini yaptırdılar, sonra da basına sızdırarak cinayetin
sorumlusuymuşum gibi göstererek, zan altında bıraktılar.
<http://www.radikal.com.tr> Haberler hep benim üzerine yöneldi. Dolayısıyla
gerçek failler bu noktada kendisini kamufle etti" diye konuştu.
 
ERCAN DEMİR KABUL ETMEDİ
Zenit'in suçlamaları daha sonra tutuklanan eski Cizre Emniyet Müdürü Ercan
Demir'e de yöneltildi. Demir, 12 Ocak 2015'te alınan ifadesinde, "Zenit'i
yem olarak mı kullandınız?" şeklindeki soru üzerine, "Böyle bir iddiayı
kabul etmiyorum. Zenit'i ihmalimizi kamufle etmek amacıyla
<http://www.radikal.com.tr/index/iddia> iddia ettiği şekilde yem olarak
kullanmadım" dedi. Ayrıca Demir'e, "Tuncel'in YİE'den çıkarıldığını
Zenit'ten neden gizlediniz?" diye soruldu. Demir, "O an sıcağı sıcağına bir
olay olmuş. Olay nedeniyle bir an önce faillerle ilgili bilgi almak
istiyorduk. Olayın sıcaklığı ve yoğunluğu nedeniyle aklımıza gelmemiş
olabilir" dedi. Yine Zenit, ifadesinde, Bayburt'a tayin olduktan sonra
kendisini arayan Erhan Tuncel'in bilgi vermek için polise ulaşmaya
çalıştığını fakat kimsenin yanıt vermediğini kaydetti. Zenit, "Erhan Tuncel
beni arayarak, 'Buradaki abilerle görüşemiyorum, görüşmemi sağlar mısın'
dedi. Görüşmenin sonrasında Ercan Demir'i aradım, 'Tuncel beni aradı,
elemanınızla görüşün' dedim" diye bilgi verdiği aktarıldı. Ardından
"Muhittin Zenit'in sizi arayıp uyarmasına rağmen Tuncel ile neden irtibat
kurmadınız?" diye soruldu. Demir ise, "Ben görüşmekle görevli arkadaşlarıma
talimatımı vermişimdir. İsmen hatırlamamakla birlikte ilgili bürodaki
arkadaşlara bu talimatı vermişimdir. Bilgi elde edilemediği için F4 raporu
düzenlememiştir" dedi. Savcılıkta, Zenit'in Tuncel'le cinayet için yaptığı
görüşmede cinayet planından haberdar olmasına rağmen neden bunu F4 raporuna
dönüştürmediği soruldu. Demir, "Bu bilgiye vakıf olsaydık, yazardık"
diyerek, Zenit'i suçladı. Demir, polis memuru Özkan Mumcu'nun da böyle bir
bilgiden söz etmediğini belirtti.
 
'İLK TETİKÇİYİ BİLİYORDUM, RAPOR YAZMADIK'
Yasin Hayal'in ilk tetikçi olarak düşündüğü Zeynel Abidin Yavuz'un adını
cinayetten önce ve polis Zenit'ten duyduğunu belirten Demir, "Hatırladığım
kadarıyla Yavuz'un ailesi Hayal ile görüşmesinden rahatsızdı. Hayal ile
irtibatının kopması için onu Kocaeli'ne göndermişlerdir" dedi. Tuncel'in,
"Daha önceden Yavuz ve Hayal'e verdiğim Dink resimlerini geri alarak Özkan
(Mumcu) komisere verdim" dediği hatırlatılarak, "Özkan komisere niye bilgi
verildi?" diye soruldu. Demir de, "Muhtemelen o tarihlerde Muhittin tayin
olmuştu. O nedenle bu şekilde beyanda bulunmuş olabilir" dedi. Savcı da, "Bu
konuda F4 raporu düzenlenmesi gerekmiyor mu?" diye soruldu. Demir ise,
"Somut bir şeye işaret ettiği için böyle bir şey olsaydı F4 raporu
düzenlenmesi gerekirdi" dedi. Yavuz'un cinayete dahli konusunda bir şey
tespit etmedikleri ve bu genç Trabzon'dan ayrıldığı için hakkında işlem
yapmadıklarını kaydetti. Demir, cinayet fikrinden vazgeçirmesi için
Tuncel'den Hayal'i ikna etmesini istediğini vurguladı. Tuncel'in, "Yasin
Hayal Kasım 2006'da bana gelerek 'Bir çocuk var, Pelitlispor'da oynuyor.
Engin denilen şahısla araba çalıp İstanbul'a gidecekler. Burada Glock marka
silah bulacak, eylem sonrası arabayı yakacaklar' dedi. Bu bilgiyi üç polise
söyledim fakat ciddiye alınmadım" dediği kaydedildi. Demir ise Nisan
2006'dan YİE'likten çıkarıldığı Kasım 2006'ya kadar Tuncel'in bilgi
vermediğini savunarak, "Yanlış hatırlamıyorsam, eylül ayında Tuncel'in
harcını yatırdık. Tuncel'i kollayarak birşeyler çıkarabilir miyiz' diye
araştırıyorduk" dedi. Tuncel'in Ogün Samast'ın tetikçi olarak seçildiği ve
silah arayışlarına başlanıldığı yönündeki bilgiyi vermek için defalarca
İstihbarat Şubesi'ni aradığı halde telefonlarına cevap verilmediği yönündeki
iddiasına karşılık Demir, "Nisan 2006'dan itibaren biz görüşme yapmadık.
Görüşme yapmak istemediğini söylemiştir. Ayrıca biz art niyetli davranmış
olsak bile 155 polis ihbar hattı var, 156 jandarma hattı var. Ayrıca
İstihbarat'ın yerini biliyor. İsterse bilgi verebilirdi" diye konuştu.
Demir, Tuncel'e YİE'liğine son verildiğinin neden söylenmediğini ise şöyle
açıkladı: "YİE'liğe son verildikten sonra belli bir soğutma dönemi vardır.
Bu dönemde hem bilgi almaya çalışıyoruz hem de ilişkilerini ve bilgilerini
kontrol ederek, öğrenmeye çalışıyoruz. Elemanın bilgisine ve çapına göre
soğutma süresi farklılık gösterebilir."
 
'DİNK'İ İSTANBUL KORUYACAKTI'
Sorguda 17 Şubat 2006'da İstihbarat Daire Başkanlığı'na gönderilen F4
raporunda "Yasin Hayal ne pahasına olursa olsun öldürecek" denildiğini fakat
İstanbul İstihbarat Şubesi'ne gönderilen yazıda ise "Ses getirici eylem"
ifadesinin kullanıldığı anımsatılarak, aradaki çelişki soruldu. Demir ise,
"Ne pahasına olursa olsun, öldürülecek' sözü ile 'kişiye karşı ses getirecek
eylem' sözü aynı anlamı ifade etmektedir. O nedenle İstanbul'a gönderilen
yazı da bu şekilde hazırlanıp gönderilmiştir" dedi. Demir, Dink'in
öldürülmesine ilişkin bilgilerden dönemin Trabzon İl Emniyet Müdürü Reşat
Altay'ın haberdar edilmediğini kaydederek, "O tarihteki şube müdürünün
Emniyet Müdürü'nü bilgilendirmesi gerekir" dedi. Cinayetten önce elde edilen
bilgilerin savcılığa bildirilmesi görevinin de dönemin Şube Müdürü Engin
Dinç'e ait olduğunu belirtti. Dink'in korunmasından İstanbul Emniyet
Müdürlüğü'nün sorumlu olduğunu savunan Demir, "Dink, İstanbul'da
yaşamaktadır. Asli öncelik olarak bu kişinin
<http://www.radikal.com.tr/index/guvenlik> güvenlik boyutu, ikamet ettiği
yer birimlerince değerlendirilmelidir. Biz de edindiğimiz bilgileri
İstanbul'la paylaştık" dedi. Demir'in avukatı Emre Telci, Dink'in
öldürülmesinde koruma görevini yerine getirmeyen İstihbarat Dairesi
Başkanlığı ve İstanbul İstihbarat Şubesi görevlilerinin kusurunun
bulunduğunu ifade etti. Trabzon Emniyeti ile yapılan yazışmalarda
sorumluluğun, dönemin İstihbarat Şubesi Müdürü Engin Dinç'e ait olduğunu
kaydetti.

 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category istihbarat]
 
[tags HRANT DİNK DAVASI, Hrant Dink, sanık, polis, Muhittin Zenit]
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Jan 24 02:03PM +0200

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: BBP Sivas <bbps...@gmail.com>
Tarih: 23 Ocak 2015 14:43
Konu: 11.Olağan Kongremize Davet
Alıcı:
 
 
 
​--
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
*BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ SİVAS MERKEZ İLÇE BAŞKANLIĞI*
*Demircilerardı Mah.Nizam Sok.No.:1 *SİVAS
Tel. : (346) 223 64 64
*http://www.bbpsivas.com/ <http://www.bbpsivas.com/>*
*bbps...@gmail.com <bbps...@gmail.com>*
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
 
 
 
--
Türkiye için el ele mail grubumuz
*https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
<https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
 
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
<turkiye-i...@googlegroups.com> *
 
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
 
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
 
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
 
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
 
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Jan 24 01:55PM +0200

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
From: Yilmaz Karahan <karahan...@gmail.com>
Date: Fri, 23 Jan 2015 20:49:16 +0200
 
*Kerimov: Özbekistan Sovyet Benzeri Hiçbir Yapıya Hiçbir Zaman Girmeyecek*
 
[image: image001]
 
Orta Asya’da en son Kırgızistan’ın da Gümrük Birliği’ne üye olmasından
sonra gözlerin çevrildiği Özbekistan’da, Devlet Başkanı İslam Kerimov’dan
Gümrük Birliği’ne karşı açıklama geldi. Geçtiğimiz hafta yabancı bir TV
kanalına röportaj veren Kerimov, Özbek halkının kendi gelişim yolunu
kendisinin çizdiğini ve Özbekistan’ın diğer ülkelere asla bağımlı
olmayacağını söyledi.
 
Bazı TV kanallarında Lenin ve Stalin dönemlerine sıklıkla övgüler
düzüldüğünü; fakat bu tarz bir görüşün kendileri için kabul edilemez
olduğunu da açıklamalarında belirtti. Özbek lider ayrıca Özbekistan’ın
hiçbir askeri blok ya da ittifaka dahil olmayacağını ve yabancı askeri
güçlerin de kendi topraklarında faaliyetine izin vermeyeceklerini açıkladı.
Geçtiğimiz aralık ayında Hindistan’a gitmeden önce Rusya Devlet Başkanı
Vladimir Putin’in Özbekistan’ı ziyaret ettiğini okuyucularımıza belirtelim.
 
http://turkkazak.com/site/?p=39141
 
http://www.yenidenergenekon.com/1319-kerimov-ozbekistan-sovyet-benzeri-hicbir-yapiya-hicbir-zaman-girmeyecek/
 
 
 
 
 
 
--
Türkiye için el ele mail grubumuz
*https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
<https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
 
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
<turkiye-i...@googlegroups.com> *
 
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
 
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
 
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
 
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
 
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Jan 24 01:51PM +0200

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: <gti...@aol.com>
Tarih: 24 Ocak 2015 08:15
Konu: islamiyet'in mudafasi - Ingilizce
Alıcı:
 
Debate on Islam
*(Bunlar neden Turkce'ye cevrilmiyor, neden Turk TV'lerinde gosterilmiyor
bilmem.*
*Bunlara benzer bircok videolar var Internet'te./Gunes)*
 
Mehdi Hassan-Oxford debate
https://www.youtube.com/watch?v=bGgeJ1wgwuc
 
Reza Aslan on CNN
https://www.youtube.com/watch?v=LwvoelRluhY
 
 
 
 
--
Türkiye için el ele mail grubumuz
*https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
<https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
 
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
<turkiye-i...@googlegroups.com> *
 
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
 
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
 
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
 
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
 
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
"Celal Çelik" <celal...@gmail.com>: Jan 24 12:52PM +0200

*Hekimoğlu İsmail - Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâm’dır*
Hekimoğlu İsmail
Hekimoğlu İsmail AİLE-SAĞLIK Yazarlar
<http://www.zaman.com.tr/columnistMenuDetail.action?sectionId=6> Hekimoğlu
İsmail-Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâm’dır
<http://www.zaman.com.tr/columnistDetail_getNewsById.action?columnistId=1036>
Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâm’dır
 
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki, “Mü’minler bir vücudun azaları gibidir.”
Nasıl ki bir mikrop vücuda girse hemen akyuvarlar harekete geçer, her
organ, her hücre birlik ve beraberlik içinde, o mikrobu öldürmeye çalışır.
Aynı şekilde İslam milletine de bir yerden zarar gelecek olsa akyuvarların
yaptığını yapmak zorundayız. İttihad-ı İslâm; İslâm birliği demektir yani
Müslümanların bütününü tek bir millet olarak değerlendirir.
 
Mademki Müslümanlar bir vücut gibidir; bu vücudun kuvvetli olması lazım… O
zaman, her Müslüman tek tek hem bilgili olmalı hem de bildikleriyle amel
etmeli ki, böyle mü’minlerden meydana gelen ümmet de kuvvetli olsun.
Rabb’imiz bir, kitabımız bir peygamberimiz bir. Bu birler bizi, birlik ve
beraberliğe götürmelidir.
 
Müslüman’ım diyen herkes İslam birliğine dâhildir. Bunun için İslamiyet’i
öğrenmek de öğretmek de hepimizin üzerine vazifedir. Hayatım boyunca gördüm
ki cemaat ve tarikat büyüklerinin hepsi, imandan, İslam’dan yana.
 
Mesela 1980’li yıllarda Millî Görüş’ten bir arkadaşın davetiyle
Avustralya’ya gitmiştim. Oraya gittiğimi duyan İskenderpaşa cemaatinden bir
arkadaşımız dedi ki, “Burada külliyeye benzer bir yurt yapacağız, paraya
ihtiyacımız var, bir konuşma yapsanız…” Kabul ettim, büyük bir salonu
dolduran insanlara hitaben dedim ki: “Kardeşlerim, İngilizlerin yönetiminde
bulunan dünyanın en büyük adasındayız. Bir kardeşimiz arsa verdi, inşaat
yapacağız. Usta olanlar ustalık yapsın, biz de ırgat olalım, maliyeti aşağı
çekelim.”
 
Arka taraflarından bir hanım çantasını salladı, dedi ki: “Küpelerim,
bileziklerim bunun içinde, hepsini veriyorum.” Dedim ki: “Yenge hanım,
bunun yarısını veriniz.” “Hayır” dedi, “Benim hayrıma lütfen mani
olmayınız.” Peki dedik, aldık. Bir başka şahıs elinde bir kâğıt sallıyordu;
“Bu evimin tapusudur. Veriyorum; satın, okul yapın, yurt yapın!” Dedim ki,
“Kardeşim, ikinci bir evin varsa ver.” “Hayır, evlatlarıma torunlarıma
dünyalık değil âhiretlik bırakmak istiyorum, hepsini alın.” diye cevap
verdi.
 
O inşaat bitti, yurt oldu, beni birkaç yıl sonra tekrar çağırdılar, gittim.
O gün bir şahıs söz aldı: “Haylaz bir oğlum vardı. Canının istediği gibi
yaşar, beni çok üzerdi. Bu yurda verdim, bir gün oğlumu ziyarete geldim.
Baktım ki, önlüğü bağlamış, mutfakta tabakları kaşıkları topluyor.
Gözlerime inanamadım. Bu haylazı nasıl adam yaptıklarına hayret ettim.”
 
Avustralya’da kıtasında başta Melbourne dahil il, ilçe dolaştık. Hangi
cemaat, tarikat beni davet ederse gidiyorum. Mezheplerin esasında iman
birliği vardır. Öyleyse biz Müslüman’ız, İslam milletindeniz; İslamiyet’i
yanlış anlayanlara ve anlatanlara karşıyız. İşte, ittihad-ı İslam kafalarda
yer ederse, İslam milleti filizlenir; en azından Müslüman Müslüman’a
muhalefet etmez.
 
Nitekim Bediüzzaman bu hususta “Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı
İslâm’dır... Bu ittihadın meşrebi muhabbettir. Husûmeti ise cehalet ve
zaruret ve nifak’adır.” demiştir. Her cemaatten, her kesimden Müslümanların
bir arada bulunması gücümüzü artırır; bu yönüyle ittihad-ı İslam farzdır.
 
Bu durum aileden devlete kadar uzar. Fertler kazanırsa millet kazanır,
millet kazanırsa devlet kazanır, devlet kazanırsa ülke kazanır, kalkınır;
ekonomide birlik sağlanır, ürettiğimiz malı satabiliriz, teknolojide
ilerleyebiliriz, düşmanlarımıza karşı güçleniriz.
 
Bize gayret yaraşır, merhamet Allah’ındır. Müslüman’ın vazifesi İslamiyet’i
öğrenmek, anlamak ve yaşamaktır.
"Tülay Özüerman" <tulay.o...@gmail.com>: Jan 24 12:01PM +0200

http://www.haberekspres.com.tr/denktasin-anisina-saygi-ile-makale,3309.html
 
Denktaş'ın anısına saygı ile...
*Prof.Dr. Tülay ÖZÜERMAN*
İzmir'in Foça Belediyesi; KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş'ın
vefatının üçüncü yılında ölümsüz kahramanın anısına, Denktaş'ın adı verilen
parkta yapılan büstünün açılışını yaptı. Açılışı, Rauf R. Denktaş'ın oğlu,
KKTC Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ve Deniz Baykal yaptılar.
Foça ile Denktaş arasındaki bağın yıllar öncesine dayandığının anlatıldığı
açılış konuşmaları esnasında oğul Denktaş sözlerine; "1974 barış harekatı
kararını veren o dönemki hükümete, TBMM Üyelerine, o karar sonrasında
evlatlarını hiç bilmedikleri topraklara şehit olmak için gönderen Anadolu
Analarına, Mehmetçik ile mücahidin omuz omuza o toprakları vatan yapmak
için mücadele veren gazilerimize minnet ve şükranlarımı sunmak istiyorum"
diyerek teşekkürle başladı ve duygulanarak, "Yüzmeyi nerede öğrendim bilir
misiniz? Yıllar sonra sürgün günlerinde Ankara'ya ilk geldiğimiz ve nerede
kalacağımız belli olmayan o günlerde, babam bütün aileyi alıp, Yeni Foça'ya
geldi. Sahil kenarında bir evde kaldık. Yüzmeyi Yeni Foça'da öğrendim. Bir
Türk ülkesinde, özgürlüğün yaşandığı bir bölgede, Yeni Foça'da
yüzebildim.... Kıbrıs çocuğu için 20 Temmuz 1974 çok çok önemliydi. 1974
öncesi, 20 dakika uzaklıktaki deniz sahiline giderek gönlümce yüzemiyordum.
Kıbrıslı Türk, deniz sahiline indiklerinde çocuklarına, Türkçe konuşmak
durumunda kalırsanız sessiz konuşun Türk olduğunuz anlaşılmasın uyarısını
yapmak zorundaydı. O nedenle, Kıbrıs'ta o deniz sahiline gidip, o ortam
içinde yüzmeyi öğrenemedim..... 1974 işte o nedenle çok önemliydi..."
diyerek, kendi yaşamından örnekle özgür olmanın önemini anlattı:
"Çocuklarımız artık korkusuzca, yürüyebiliyor, gezebiliyor, eğitilebiliyor,
konuşabiliyor ve yüzebiliyor. 1974 kararı o yüzden KKTC'ye özgürlük veren
bir karar. Bu gün özgür bir devlette yaşıyoruz, özgürce konuşabiliyoruz,
derdimizi dünya alamasa bile, bize öğretildiği şekilde, Anadolu insanının
Kıbrıs hassasiyetini bilerek ve güvenerek bütün dünyaya söylüyoruz ve
biliyoruz ki başımız derde asla girmeyecek çünkü arkamızda Atatürk'ün
Türkiye Cumhuriyeti var." diye sürdürdü sözlerini.
 
***
 
CHP'nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal, "Rauf Denktaş, Türk Milletinin
yetiştirdiği uluslararası nitelikte, tarihte yer tutan çok önemi devlet
adamlarından biridir. Tarihin akışına kişisel olarak damga vurmuş, tarihin
oluşuna yön vermiş çok seçkin siyaset, devlet adamıdır....... Rauf Denktaş,
1940'lı yılların sonlarında "Kıbrıs Girit olmamalıdır" diye yola çıkmıştır
ve Kıbrıs'ın Girit olmasına engel olmuştur. Girit'te Türk toplumu, Müslüman
toplumu önemli bir yer tuttuğu halde, bilinen siyasal ve uluslararası
gelişmeler sonucunda Girit'te Türk toplumu kalmamıştır, Girit
kaybolmuştur." Halen KKTC'nin tanınma sorununun olduğunu ancak bunun zaman
içinde çözüleceğine inandığını, Filistin örneğini vererek, sabırlı ve
kararlı olmanın önemine işaret eden Baykal, Denktaş gibi bir lidere sahip
oldukları için KKTC halkının çok şanslı olduğunu, sadece Denktaş'ın
ailesinin değil, Türk toplumu olarak bizlerin de Denktaş ile gurur
duyduğumuzu belirterek, "Kıbrıs Girit olmasın" diyen Denktaş'ın vasiyetini
anımsattı.
Park ve büst açılışı ile Denktaş'a yalnız Foça ve İzmir'in değil,
Türkiye'nin vefa ve sevgisini yansıtan Foça Belediye Başkanı Gökhan
Demirağ; Denktaş'ın tam bağımsızlık inancının direnişindeki en önemli unsur
olduğunun altını çizdiği konuşmasında, parkın Denktaş'ın ölümsüz
kılınmasına katkı koyacağını, bu nedenle kendisine ithaf ettiklerini
belirtti.
 
***
 
Denktaş, ailesi ile ilgili duygularını; Denktaş'ın 34 yaşında kaybettiği
oğlu Raif Denktaş'ın vefatından sonra basılan yazılarının yayımlandığı
kitabın(1) özsözünde yazmış; "Çocuklarım "Başkan evladı" olma nedir
bilmediler çünkü ben de Başkanlığı veya Cumhurbaşkanlığını yaşamadım ve
yakınlarıma yaşatmadım, halkın içinde bir birey, bir nefer olmayı yeğledim.
Çocuklarım da, benim mevkiimden yararlanmayı hiç düşünmediler. Arkadaşları,
çevreleri hep halktan, yakın dostlarından oluştu... Raif bir koloni
çocuğuydu, babası ve dedesi gibi Kıbrıs Türkü'nün kendi Cumhuriyetini kurma
savaşında heyecanla mücadele edenler arasındaydı. Raif'ten yarım kalan
mücadeleyi şimdi O'nu sevenler ve kardeşi Serdar yürütmektedir. Raif'in dün
yazdıkları bugün de geçerlidir, yarın da geçerli olacaktır." sözleri
evlatlarını yetiştiriş tarzını ortaya koymakta. Ayrıca der ki; "Raif'in
yazılarında kendimi de buldum: Ailesini, çocuklarını, sevdiklerini ikinci
planda bırakan kendimi." Denktaş'ı insafsızca eleştirenlerin bile içini
burkacak bir özeleştiri bu!...
 
***
Raif Denktaş da; "Bir vatan düşlüyorum. Ulusal toplum haklarını bilen ve
savunan, tarihini yani bugünleri ve şehit kanlarına bulanmış dünleri bilen,
bildiği için de güvenliğin ve barışın sağlanması için yitirilen nesilleri
takdir eden bir toplumun yaşadığı...." diye devam ederek, tıpkı babası gibi
"özgür vatan" üzerine kurguladığı yazılarında babası hakkında; "Her baba
için önce çocukları, önce ailesine karşı sorumlulukları gelir, R.R. Denktaş
için ise, şimdi geriye baktığımda çok berrak şekilde görebiliyorum: Önce
halka ve halkın varlık mücadelesine karşı sorumlulukları gelmiştir. Ve hala
öyledir. Zaten bir dava adamını, bir devlet adamını alelade bir
politikacıdan ayıran en önemli büyük fark bu değil midir?.... 1958'de
doğan, bir azınlık mensubu olarak dünyaya gelmiştir. 1960'da doğan ise
Kıbrıs'ta eşit siyasal statüye sahip bir halkın mensubu olarak. Aradaki
fark büyük ve anlamlıdır. İşte bundan dolayıdır ki hepimiz Denktaş'a,
hiçbir şey değilse, saygı borçluyuz. ...Denktaş'ın öncülüğünde geçilen
aşamalardan geçilmemiş olunsaydı, Kıbrıs Türkleri kendilerine bir
Cumhurbaşkanı değil, bir muhtar bile seçemeyeceklerdi." diyor..
Babası ile istediğince yakın olacak zaman bulamamanın içerleyişini, babanın
evlatları ve ailesine yeterince zaman ayıramayışının içini kemiren
üzüntüsünü çıkarabiliyorsunuz bu yazılanlardan; baba ve evlatlar bu
duygularını içlerine gömüp, vatan sevgisinde tek yürek olup aşmışlar.
 
***
 
Özgürlük mücadelesinin bedeli o mücadeleyi veren için çok ağır, ancak
önemli olan daha sonra bu mücadeleden elde edilenlerin sahiplenilip,
korunması... KKTC halkına ve Türkiye'ye düşen görev ve sorumluluk, verilen
o büyük mücadeleden daha ağır ve bedelli değil artık. Sadece azimli,
kararlı olmak ve verilen mücadele sonucunda elde edilen özgürlüğün önemini
iyi kavramak ve yeni nesillere bunun önemini anlatmak gerek. Denktaş ve
Foça bağlantısı yıllar öncesine dayanıyor. Türkiye'de geçirdiği dört yıllık
sürgün hayatı Ankara'da geçer. 13 Nisan 1968'de yeniden Kıbrıs'a
dönecektir Denktaş ve ailesi. Ancak bu dört yıl boşta geçen bir süreç
değildir. Sürgünde aklı memleketi Kıbrıs'ta olan Denktaş, 1967'de gizlice
Kıbrıs'a girmeye kalkışır, Rum çetecilerin eline düşer, Denktaş ve
arkadaşları 12 Kasım'da serbest bırakılıp Türkiye'ye geri gönderilirler...
İstanbul ve Ankara'da coşkulu kalabalıklarca kahraman olarak karşılanır.(2)
Denktaş anılarında(3); o günleri anlatırken, Rum idaresinin propaganda
organlarının sanki Denktaş Kıbrıs'a kendisi gitmiyormuş gibi yayın
yaptığını, Kıbrıs'tan gelen ajanların moralini bozmak için Kıbrıs'ta her
Türk'ün Denktaş'ın adadan kaçtığını söylediklerini, Türk hükümeti ile
toplum arasında bir ayrılık varmış gibi yansıtıldığını, bu ayrımı
gerçekleştirmek için yapılanların kendisinin adaya gitme arzusunu
kamçıladığını yazar.
 
***
 
Rumların kendisini Frankeştayn gibi gösterdiğini bunun aklı başında Türk
kesimini, "Rumlar istemiyorsa vardır bir sebep" denilerek kendisinin yanına
çektiğinden söz eder. O günlerde duyduğu vatan hasretini, "Hayat acı bir
özlemden ibarettir. Sonu gelmeyen bir özlem..." olarak tanımlar. "Ankara'ya
geleli ilk defa olarak bu sene çocuklarımla deniz sahilinde tatil yapalım,
diyorum. Dört yıldır Ankara'dan ayrılmadım. Kıbrıs'tan gelip arayan olur,
kınayan olur. Dört yıldır deniz yüzü görmeyen ve her türlü mahrumiyete
katlanan cemaatimin gönderdiği para ile yaşıyorum Türkiye'de. Bu para ile
tatil yapmak hakkım değildir, diyorum . Fakat bu yıl başkadır artık.
Kıbrıs'a gitmem için hazırlıklar başlamıştır. Belki de bu ailemle benim son
tatilim olacaktır. Geriye baktıklarında hatırlayabilecekleri birkaç günleri
olsun istiyorum. Belki beni artık görmezler diye düşünüyorum. Foça'ya
gidiyoruz." diye anlatır o günleri. Foça'dan Ağustos'ta Ankara'ya geri
geldiklerinde dönme planından kimsenin haberi olmadığını, kış basacak,
denizden gitme ihtimali kalmayacak endişesini, Kıbrıs'a dönmek için yanıp
tutuşmasını ve nihayet vatanına dönüşünü anlatır Denktaş...(4) Soluk soluğa
okuyacağınız bir kahramanlık öyküsü. Bedellerle dolu bir yaşamın içinde bir
küçük soluk alma gibi Foça anısı. Ve şimdi orada adı verilen parkta
Denktaş'a vefa anıtı ile nesilden nesile aktarılacak anıları...
 
 
***
 
Babası Hakim Mehmet Raif Bey'i(5); "Hayatı boyunca babam saf, temiz, doğru,
dürüst bir köy çocuğudur. Büyüklere saygıyı, anne kıymetini,
büyüklenmemeyi, kimseye hor bakmamayı biz hep ondan öğrendik" diye
anlatıyor Denktaş. Bu sözler aynı zamanda kendi yaşamının da özeti. İlk
tanıştığım gün imzalayıp verdiği eserlerinden yaptım bu alıntıları. Kendisi
ile tanışmama ve böylesi büyük bir insanı yakından tanıma onurunu yaşamama
vesile olan KKTC'li dostlarım Tüccaroğlu ailesine teşekkür borçluyum.
Denktaş'ın eserinde "en büyük sıkıntıyı yaşayan eşim" dediği, sevgili
vefakar eşi Aydın hanım ile tanışmama vesile oldular. Aydın hanıma
özellikle teşekkür ediyorum, Denktaş'la ilk karşılaşmamı evlerinde
sağladığı, ilk geldiğim gün sofralarını açtıkları için... Sıcak, mütevazı,
candan, kırk yıldır tanışıyormuş gibi bir söyleşiyle karşılayan ve her KKTC
ziyaretimde kabul ederek onurlandıran Denktaş'ı özledim, özlüyoruz... Bu
kez her gidişimde kabrini ziyaret ediyorum. Kaç kişi fark etmişti
bilmiyorum, Denktaş'ı sonsuzluğa uğurlayan tören esnasında gökyüzünde
beliren gökkuşağını... KKTC'li dostlarıma, "bakın gökyüzü de Denktaş'ı
sonsuzluğa ışıklarla uğurluyor" demiştim. Hala ışık saçmaya devam eden,
mücadele azmini hiç yitirmeden ömrünü davaya adayan büyük bir insan
Denktaş. Her topluma nasip olmaz. Konuşmasında Deniz Baykal'ın da
vurguladığı gibi, KKTC halkı, ailesi ve bizler böyle bir Türk büyüğüne
sahip olmaktan dolayı çok şanslıyız. Emanetine, uğruna yaşamını tehlikeye
attığı halkı ve biz Türkiye'de yaşayanlar sahip çıkarak göstereceğiz
vefamızı.
 
***
 
İngilizler çocuklarını yetiştirirlerken, onlara güç vermek için bizim
"Çanakkale geçilmez" deyişimize benzer bir deyiş kullanırlar ve "Bu senin
Dardanelin olsun" (Bu senin Çanakkale'n -geçilmezin- olsun) derlermiş.
Bizler de çocuk ve gençlerimize direniş ve mücadele azmi verebilmek için,
"Atatürk gibi ol! Denktaş gibi ol!.." demeliyiz... Direniş ve dirilişin
destanını yazan iki Türk büyüğünün miraslarına sahip çıkmak gibi önemli bir
borcumuz var.
Denktaş'ın evlatları da kendisi gibi Atatürk Cumhuriyeti'ne yürekten
bağlılar. Denktaş'ın büstünün dikildiği park, Mustafa Kemal Mahallesi'nde.
Açılışı yapan, Denktaş'ın mücadelesini yürüten oğlu Serdar Denktaş ve
1992'de Atatürk'ün partisi CHP'yi yeniden kurarak mirasını yaşatmamızı
sağlayan ikinci kurucu başkan Deniz Baykal. Mekan olarak ve açılışta yer
alan kişilerle de anlamlı bir buluşma yaşatan Foça Belediye Başkanı'nı
kutluyor ve hepimiz adına teşekkür ediyorum. Büstün altına Denktaş'ın Foça
ile bağının kısa bir tarihçesinin yazıldığı bir levha eklemeleri ziyaret
edenlerin tarih merakını uyandıracaktır.
Tarihimizi yaşatmak, tarihte mücadele edenleri haklı yere yerleştirmekle
mümkündür. Anılarına saygı ise; eserlerini yaşatmaktır. Bize vatan, bize
özgürlük, bize direnç ve mücadele azmi armağan ettiler, ışıklar içinde
yatsınlar.
 
***
 
(1) Aydın Akkurt; Raif Denktaş -Toplu Eserler 1-, Boğaziçi Yayınları
No:220;1997, İstanbul.
(2) Turgut Özakman; Çılgın Türkler Kıbrıs, Bilgi Yayınevi; 24. Basım, Şubat
2013, İstanbul.
(3) Rauf. R. Denktaş; Hatıralar -Toplayış-, 10. Cilt, Boğaziçi Yayınları,
2000, İstanbul.
(4) Denktaş, sürgündeyken, 28 Aralık 1967'de kurulan Kıbrıs Geçici Türk
Yönetimi Yürütme Kurul Başkan Yardımcısı olmuştur. Kıbrıs'a döndükten sonra
1968-1974 yılları arasında Türk toplum kesimi temsilcisi olarak Rum toplumu
temsilcisi Klerides ile toplumlararası görüşmeleri yürütecektir. 1974 Barış
Harekatından sonra 13 Şubat 1975'de Kıbrıs Türk Federe Devleti ilan
edilecek, 15 kasım 1983'de bağımsız KKTC ilan edilecek ve Denktaş ilk
Cumhurbaşkanı seçilecektir.
(5) Rauf Denktaş; Başarı ve Mutluluk İçin, Nesil Basım Yayın, Ekim 1997,
İstanbul.
"davut arslantürk" <oray...@hotmail.com>: Jan 24 09:37AM

http://www.youtube.com/watch?v=BGewVGSn6v8
 
 
 
Kol Saati : Armağan
Ayakkabı Kutuları : Kumbara
Çikolata : Alerji
Çelik Kasa : Vay canına...
Para Sayma Makinesi: Oh ne güzel! Sanki banka!

Yani kısaca : DOLCE VİTA!

Şimdi diyeceksiniz ki " Ne var bunda?"
Çalış seninde olur.
Olmayan ne?

Yargı yok.
Adalet hanım öleli çok oldu.
Çanlar yıllar önce çaldı...

Hani Kurtuluş Savaşını yapan,
Cumhuriyeti kuran toplum nerede?

Onların torunları kimi yandaş, kimi koldaş;
Gövdeleri var,
Gözleri var,
Kulakları var,
Ağzı var,
Ruhları yok!
Artık duyarsız ve tepkisiz insanların oluşturduğu bir toplum.
Yazık!
Çok yazık...

Sonra efendim,
KPSS'de ne ki;
Jet gibi gelir, Zembille iner, makama konar.
Zavallılar yırtınsın dursun.

Ve de en korkuncu Kuaşi kardeşler için Gıyaben cenaze namazı kılınır.
Kim vah vah diyecek?
Cumhuriyeti ara rejim görenler mi?
Lale satanlar mı?
O zaman biz diyelim:
Vah... Vah!

Siyasi erkin zayıfladığı, etkinliğini yitirdiği anda her türlü kaos başlar.
Her kafadan bin bir türlü ses çıkar.
İlle de iktidarda kalacağım inadında gösterilen şımarıklık ödünler verdirir.
Cemaatler, Tarikatlar öne geçer ve giderek devleti işgal eder.

Muhalefet siner.
Gürler ama yağamaz.
Sandıklarına bile sahip çıkamaz.

" Bana dokunmayan yılan bin yaşasın " korkusu başlar,
Ve toplum giderek daha duyarsız, daha tepkisiz hale gelir.
Ülke " Miskinler Tekkesi" ne döner.

Sonra;
Borç gırtlağı aşar.
İnsanlar zorunlu kalsın, oy versin diye kömür dağıtılır.
Gökyüzü kara. Gökyüzü zehir,
Baba malı gibi yenir, içilir yatılır.
Kim bilir Kaç-Aksaray yaparız.
Bu da çok, çok, çok gelişmiş olduğumuzu gösterir...

Yarını düşünmeyiz,
Yarın yoktur.

Şımarıklık öyle bir boyut alır ki;
Gazeteciler içeri atılır,
Gidip gazetecilere özgürlük diye yürünür.

Ve duyarsız toplum; kömürünü alır, bulgur makarna alır; bütün dünyası budur.
Yattığı yatak, oturduğu sofra, gittiği hela...
Bir de alemin içinde burnunu karıştırır, ayak parmaklarıyla oynar, bol bol osurur...

Güneş doğar, doğar da onların üstüne doğmaz
Güneş karanlık kuyuların üstüne asla doğmaz.

Biz aydınlık yarınlar için ölürüz.
Onlar için yarın yoktur!

içimizden biri

asla umutsuzluğu değil
KAVGAYA DEVAM AŞKINA

metin atamer

unread,
Jan 28, 2015, 4:36:21 PM1/28/15
to Turkiye-i...@googlegroups.com
AH ŞU RIZA
Telefon rehberimde RIZA isminde bir arkadaş telefon numarasına rastlamadım. Bu bir rastlantımı bilmiyorum amma, Rıza isminde olan her arkadaşımın ismi AliRıza olarak başlamakta. Birde Ismet Rıza isminde bir arkadaşımın olduğunu hatırlarım. Fakat sadece Rıza ile başlayan bir isim hiç bulunmamakta. Bu bir tesadüfmü yoksa gerçekten RIZA ismi mutlaka bir başka isimle birliktemi kullanılır, bunu bildiğimi iddia edemem. Eğer sade bir Rıza isimli bir arkadaşım varsa onuda bilmek isterim.
Çok eskiden hep aklıma gelirdi, uçak kaçırılmalarının yoğun olduğu dönemlerde, görmediğim tek Avrupa ülkesi olan  Yunanistan’a çok gitmek istemiştim amma, pasaportumda Kıbrıs damgası olduğundan  almazlar diye çekinmekteydim. Bir seyahatimde Zürich ten Ankara ya Istanbul üzerinden gelirken, Istanbul - Ankara seferinde bir delikanlı uçağı, üzerine bağladığı mumlara C-4 süsü vererek, Atina’ya kaçırmıştı. Uçakta bende vardım. Sayın Yorgo Papaanderu Dış işleri bakanı idi. Hatta Atinada bulunan Elçiliğimizdeki Konsolos, Bülent Görkey idi.
Atina’ya ilk seyahatim bu vesile ile olmuştu. Bütün uçağın yolcularını şüpheli terörist olarak algılamışlardı. Dış İşleri Bakanı Yorgo bey ile Bülent beyin hava alanına gelmesi sonucu konunun yönü değişmiş, sabaha karşı bizler serbest kalmıştık amma şehre gidemeyip, gelen yeni bir uçakla Ankaraya geri gönderilmiştik. Geri döndüğüme sevinmiştim amma Atina yı göremediğim için üzüntülüydüm.
Bir başka konu ile seneler sonra tekrar Atina’ya gittiğimde gözlerime inanamamıştım. Avrupa Birliğine girmiş bir Yunanistan, sırtını birliğe dayayıp, yan gelip yatmıştı. Ülkede çok yaygın olan bir, iki konu bile sessizliğe bürünmüştü. OLİMPİC AİR LİNES zamanın yaygın bir hava taşımacılığını yürüten bir şirketti. Atina Hava alanında ilk gördüğüm, hangarlar dolusu ve civarında kullanılmayan onlarca uçağın atıl durması.
Birde çok yaygın bir deniz taşımacılığına sahip Onasis’in vefatından sonra, uluslararası deniz taşımacılığında sınıfta kalan Yunanistan, milli gelirinin taşımacılık kanadını kaybetmişti. Bir ülkenin Turizm gelirleri, milli uçak taşımacılığı ile ayakta durur. Yunan adalarında 10 ay Turizm olduğu bir hakikat, fakat ulaşım aksamasından dolayı adalarda canlılık görünmemekte.
Bu seyahatimde Atina’da yol boyunca ne bir sanayi, ne bir üretim tesisi dikkatimi çekmemişti. Üretim yapmayan bir ülkenin milli gelirinin nereden geldiği üzerinde ciddi endişelerim oluştu. Karşılaştığım her iş adamına bu soruyu sormaya başladım :
-                Milli gelirinizi teşkil eden kalemler içinde neler var?
Bu soruya cevap bulamamıştım.
Avrupa Birliğinin Yunanistan’a verdiği kredilerin geri dönmesi konusunda ümitsiz bekleyiş sürerken, Yunanistan’da bir sosyalist lider, millete yapamıyacağı, fakat oy alabileceği bir çok konuda verdiği sözle, oy topladı. Borçları sileceğini, faizleri kaldıracağını, vergi indirimine gideceğini söyleyerek toplumu inandırıp iktidara yürüdü.
Bundan sonra ne olur bilmiyorum. Amma bu söylenen sözlerin, verilen vaatlerin bir çoğu yerine gelemiyecek. Ülkedeki huzursuzluk zirveye dayanacağını düşünmekteyim. Komşuda oluşacak bütün olumsuzluktan Türkiye de etkileneceği muhakkak.  Yunanistan’da iktidara yürüyen partinin başında bulunan SYRIZA  ismi, Konya dan giden Karamanlis’ler misali , bence kök itibari ile Anadolu olsa gerek AH ŞU RIZA, diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
Metin Atamer
AH u015EU RIZA.doc

metin atamer

unread,
Feb 10, 2015, 3:18:08 AM2/10/15
to Turkiye-i...@googlegroups.com
Müstafi
Kim ne derse desin bu ülke vatandaşlarının bilmediği ve hatta ‘’ Devlet Sırrı’’ adı altında öyle olaylar olmaktaki, hakikati öğrenseniz dudaklarınız uçuklar sanırım. Bütün olayların odak noktası Millet Vekili seçimleri yaklaştığı bu günlerde, olağan üstü konular gündeme gelmekte. Uzun müddet şimşekleri çeken bir istihbarat örgütünün başı, seçimler arifesinde görevinden istifa etmekte. Isveç’te, bu gün hala benim için terör örgütü olan PKK ile içli dışlı olan  istihbarat kurumunun başındaki BaşÇavuş emeklisi zat , seçim süreci başlarken görevinden ayrılıyor.
Bence zaten bu görev için yeterli olmadığını kendiside gördüğünden görevini bırakmış olduğuna inanmaktayım. Bu kurumu sevk ve idare etmek bir kurmaylık gerektirdiği aşikar. Benim ülkemin bir çok kurumu gibi bu kurumunda bazı çivilerinin oynadığına inanmaktayım. Terör örgütü ile kol kola yürüyen bir kurumun başı, eski SerVekil’in görev değişiklik geçiş döneminde, yeni atanan SerAtaman ile uyum sağlamadığından olsa gerek, görevi bıraktığı ihtimaldir. Hani Fidan HDP kanadından Millet Vekili Adayı bile gösterilebilir diye düşünmekteyim. Hatta neden olmasın, her iki tarafın en ince taraflarını bildiği muhakkak. Bundan daha iyi bir aday nereden bulunur.
Bir başka senaryo ise istifa eden istihbarat başkanın iktidar partisinden aday olma ihtimali. Bu doğru bir düşünce olmayabilir. Küçük İşlerin muzaffer kişisi Küçük Kral, arada sırada meydanlarda kargalara bağırıp çağırması sırasında, kantarın ibresi taşınca , başkaları bu durumu düzeltmeye çalışmakta. Ayrıca Küçük Kral’a bağlı kurumun Cumhur tarafındanda komuta edilmesi, sisteme iki başlılık getirdiği muhakkak. Nereden baksanız bir kuruma iki kişi hükümdarlık etmeye kalkarsa , filler tepişirken meydana gelen toz dumanda fareler ezilir.  
Bu seçimler bir çok konuya gebe olduğunu düşünmekteyim. Memlekette şenlik var. İstifa eden edene. Adalet ve Kalkınma Partisinin kendi tüzüğünde bir madde fasılasız millet vekilliğini engellediğini bilmekteyiz. Bu nedenle kimler gidici kimler kalıcı bu gün bile belirsizliğini muhafaza etmekte. Parti kurucularının başında bulunan bir çok isim, gemiyi terk eden kaptanın parti listelerine etkili olup olmayacağı bile şüpheler içinde.
Bir başka konu olan Başkanlık sisteminin bu seçimde vücut bulmasının uzak bir ihtimal olduğunu izlemekteyim. Fakat en önemlisi bir meclise vekil olarak seçilip giren insanların kürsüden yaptıkları yemini düşündükçe, nasıl olurda yemin eden vekillerin, mevcut ana yasayı nasıl değiştirecekler diye düşünmekteyim. Kürsüde yapılan yeminin cümlesinde :
-                ‘’Anayasaya Sadakatten Ayrılmıyacağıma;büyük Türk Milleti Önünde  namusum ve şerefim üzerine ant içerim‘’
Bu yeminden sonrada Anayası değiştirmek için ellerinden geldiği kadar gayret sarf edecekler. Hem sadakat yemini, hem yeni anayasa nasıl olacak, hatta bütün halkın menfaatinin korunduğu bir anayasayı siyasetcilermi yapacak, yoksa Anayasa hukukcularımı? Halkın yüzde 92 sinin kabul ettiği bir anayasayı değiştirmek için bence yüzde 93 e ihtiyaç olsa gerek.
Bazı vekillerin ceplerinin dolduğu için tekrar seçime girmeme kararı verdiklerini mutlulukla okuduk. Siyaset bir ülke için meccanen yapılması gerekir.
-                ‘’ Seçim sürecinde ben çok para harcadım bunu çıkarmam gerek ‘’  
felsefesi ile siyaset yapıldığında, yolsuzluk kaçınılmaz olmakta. Bizler ise bu dişli çarkın arasında ezilen halk olarak seyretmekten başka katkımız olmadığını düşünmekteyim.
Bu günlerde Cumhur Afrika’yı keşfettikten sonra, Güney Amerika ülkelerini ziyarete çıktığını seyrettik. İlk durağı 1490 lı senelerde bulunan ve Christopher COLOMBUS’ un ülkesi olarak adlandırılan KOLOMBİYA, toprak olarak büyük, nüfusu 46 milyon olarak orta büyüklükte bir ülke olduğunu bilmekteyiz.
Bu ülke bütün dünyada iki konuda önemli bir yer işgal eder. Birincisi kara para aklanan ve yolsuzluğun en fazla kol gezdiği bir ülke olarak bilinir. İkincisi ise dünya uyuşturucu üretiminde en önde gelen ülkeler sıralamasında olması dikkati çeker de, Hazret bu ülkeye neden gitti diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
Metin Atamer  


On Saturday, January 24, 2015 7:58 PM, "Turkiye-i...@googlegroups.com" <Turkiye-i...@googlegroups.com> wrote:


[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category duyuru]
 
[tags DUYURU, ÜYELER, CHP ÜYELERİ, DİLEKÇE, CHP GENEL MERKEZİ]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:28PM +0200

[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags TARİH, Osmanlı Toplumu, Köle ve Cariyeler, Sofya, 1550-1684]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:42PM +0200

[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags SAĞLIK DOSYASI, Özel, Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri, Zihinsel
Engelli, Birey Destek Eğitim Programı]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 05:51PM +0200

<http://abdulvahapkara.com/arastirma-konulari/kazakistan-tarihi/346-almatda-arkeolojik-kazlarda-hunlara-ait-oenemli-buluntular.html> Almatı'da Arkeolojik Kazılarda Çıkan Hunlara ait Önemli Buluntular
 

 

 
 
Almatı Şehri Tarih Müzesi kazı heyeti “Kök-Kaynar” bir tümülüsünde, yani höyüğünde yaptıkları araştırmalarda önemli buluntuları ortaya çıkardılar.
 
<http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/hun%20kedisi.jpg>
 
Birkaç gün önce, Almatı Şehri Tarihi Müzesi yetkilileri “Kazakistan Tarihi” (http://e-history.kz/kz) isimli web sitesinin yöneticilerine bu nadir arkeolojik buluntular hakkında bilgi verdiler. Kazı heyeti Almatı Valiliği Kültür Dairesinin talimatları doğrultusunda bu kazıyı gerçekleştirdiklerini ifade ettiler.
 
<http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20canak.jpg>
 
Bilindiği gibi, geçen sene Kasım ayında Almatı Tarih Müzesi personelinden oluşan bir araştırma ekibi Almatı Alatav İlçesi Kökkaynar köyündeki Kök-Kaynar höyüğünde paha biçilmez bazı tarihi eserleri kazı sırasında ortaya çıkarmıştı, ancak bulunan nadir eşyalar hakkında bilgiler ilk defa bu yazı kamuoyu ile paylaşılmaktadır.
 
Bu bilgilere göre, bulunan eserler arasında altından yapılmış yabani kedigillerden yırtıcı bir hayvanın heykelciği de bulunmaktadır. Seyrek ele geçen bu eser 2 numaralı höyükten elde edildi. Altından yapılmış bu küçük eşya (uzunluğu 3.3 cm ve yüksekliği 2 cm) iki kalıp ile dökülmüş çubuktan yapılmıştır. Çubuklar kendi aralarında birbirlerine geçirilmiştir. Heykelciği bulan araştırmacılar onu “oynayan kedi yavrusu” olarak adlandırdılar. Hayvanın ön ayaklarının pençeleri öne doğru uzanmış, gövdesi ise eğilmiş ve kuyruğu ise kavisli bir şekilde tasvir edilmiştir.
 
Müze yetkilileri bu heykelciğin sırlarla dolu bir başlığın bir parçası olması ihtimalinden söz etmektedirler. Bu eşyanın M.Ö. IV yüzyıla ait olduğu hesaplanmaktadır.
 
<http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20kusu.jpg>
 
Ayrıca, bulunan nadide bir diğer eser kuş şeklindeki düz bir parça. 2 numaralı Kök-Kaynar höyüğünden bulunan bu eşyanın boyutları yükseklik 2,2 cm ve genişlik 1,8 cm’dir.
 
Araştırmacıların tespitlerine göre, Eski Çağda yaşamış olan bir usta bu yırtıcı kuş heykelini yapmıştır. Kuşun başı sol tarafa dönüktür, gagası büyüktür ve kanatları genişçe açılmıştır. Bu büyük bir ihtimalle bir hanedan arması olarak kullanılmış olmalıdır. Kabartma kuş tasviri olan bu parça M.Ö. IV. yüzyıla ait olmalıdır.
 
<http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20bronz%20ayna.jpg>
 
1 numaralı Kök-Kaynar höyüğünden bulunan üçüncü parça bronz aynadır. Bu eşya M.Ö. II. yüzyıla tarihlenmektedir. Çapı 15 cm, ayna sapının uzunluğu ise 8 cm’dir. Aynanın dairesel şeklinin kenarlarındaki çerçevenin eni 2 cm ve yüzeyinde çıkıntı vardır. Aynanın diski ile kenarları birbirine birleştirilmiştir.
 
[Türk tarihin en eski dönemlerinde devir sürmüş olan Hunlara ait ait olduğunu tahmin ettiğimiz - Ç.N.] bu nadir buluntular günümüzde Almatı Tarih Müzesinde muhafaza edilmektedir.
 
16 Ocak 2015 tarihinde Kazakistan Tarihi internet sitesinde ( <http://e-history.kz/kz/publications/view/911> http://e-history.kz/kz/publications/view/911) yayınlanan bu yazı Prof. Dr. Abdulvahap Kara tarafından Kazakçadan Türkçeye kazandırılmıştır.
 
Almatı'da Arkeolojik Kazılarda Çıkan Hunlara ait Önemli Buluntular <http://abdulvahapkara.com/arastirma-konulari/kazakistan-tarihi/346-almatda-arkeolojik-kazlarda-hunlara-ait-oenemli-buluntular.html>
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags TARİH, Kars, Erzurum, film]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:45PM +0200

[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags TARİH, BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI, ALMANYA VE MÜTTEFİKLERİ, SULH
STRATEJİLERİ]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:31PM +0200

[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category istihbarat]
 

metin atamer

unread,
Feb 16, 2015, 6:38:02 AM2/16/15
to Turkiye-i...@googlegroups.com
Yaşama Saygı
Türkiye bir geçiş dönemi yaşamakta, öyle bir geçiş dönemi ki, altüst olmuş hukuk sistemi ile başlayan bir Avrupa Birliğine uyum yasalarının kol gezdiği dönem. Avrupa Hukuk sistemi, Avrupa kültürüne yatkın bir yaşamın kanun ve kurallarını içermekte. Dönüp bakın Avrupa’ya hangi ülkede kadınlara yönelik tecavüz cinayetleri işlenir? Bu nedenle birlik ülkelerinde bu konulara yönelik ceza yasalarında bulunan hükümler, Türk toplumu için geçerli olmasını beklemek yalnıştır.
Avrupa Ülkeleri idam hükmünü ceza kanunlarından kaldırdı. Bütün üye ülkelerin de kaldırmasını istedi. Hepsi bu konuda hemfikir oldular. Fakat gelin görünki ülkemde işlenen cinayetlerin büyük bir bölümünün nedeni, bir zeytin çekirdeği kadar bile değil. Namus adına yapılan hünharca cinayetlerin büyük bir bölümü, kadına karşı işlendiği bir hakikattir. Şimdi bu gerçekten hareketle ülkemizde nelerin yalnış olduğunu analiz edersek, doğru düşünmüş oluruz. Her konunun önünde ülkemde eğitim düzeyimizin çok düşük olduğuna inanmaktayım.   
Okumuş tahsil görmüş aydın insanlarımız azınlıkta olduğuda bir gerçektir. Yeterince eğitim vermediğimiz bir toplumda, insan faktörü çok önemlidir. Ülkemde hala kadına karşı ‘’ töre cinayeti ‘’ işleniyorsa, bu affedilmez bir ayıptır. İnsana ve yaşama karşı saygının olmadığını göstermektedir. Benim hala inancım bir kaç konuda ülkemde kuralların değişmesi gerektiği üzerinde:
-                Bence birincil önemli alınması gereken  önlem otomobil, minübüs, kamyon ve otobüs kullanacak insanların ehliyet imtehanı evvelinde psikolojik sağlık raporu almalarının şart olması gerekli. Hatta IQ denilen zeka seviyelerinin belirli derecede olması şartı getirilmeli. Ülkemde trafik canavarları korna, ve kural ihlallerini salt zevk için yapmaları neticesinde, araçta tek kalan bayan yolcuya tecavüz etmeyi düşünmesi kaçınılmaz bir sonuç olsa gerek.  
-                İkincisi ise kanunlara ve bilhassa mahkemelerin verdikleri kararlara Devletin başı dahil, herkesin uymasını sağlamak gerekli. Eğer bir seçimde adayların görevlerini bırakmaları kanunla getirilmişse, Başbakan bile buna uyması gerektiğini toplumun görmesi şarttır. Bir mahkeme bir inşaatı durdurma kararı alıyorsa, buna Başbakan bile uymasını toplum görmeli. Bakınız  siz kanunlara gereken saygıyı göstermesseniz, halkın insan haklarına saygı göstermesini beklemeniz hayal olur. Hani derlerya İmam başta ne yaparsa , cemaat onun mislini yapar diye.
Belki konuyu başka bir yönündende almak gerekli olabilir. Din baskısı ile taassubun cahil halk üzerinde verdiği tahribat olarakda algılanabilir. Kendilerini din bilgeleri olarak topluma tanıtan, din tüccarlarının yorumlarını, yanlı algılayan cahil toplumun, bu gün hala kadınlara yaptıkları mezalim ortadadır. Bu mezalim insanlık ayıbı olarak durmaktadır.  
Büyük tahribat gören ceza muhakemesi kanunlarının tekrar elden geçmesi kaçınılmaz olsa gerek. Ülkemin kanunlarını hiçe sayan bir idarenin, toplumun suç işlemesini nasıl engelliyeceğini tahayyül bile edememekteyim. ‘ Ben yaptım oldu, kanun benim, duruma göre kanunu ben çıkarırım ‘ demekle toplumun hukuk konusunda saygısını yitirmesine neden olur ki, bu suça teşvik gibi algılanır. Bir genç kızı hünharca öldürüp parçalayıp bir çöp variline atan caniyi, kanun nasıl serbest bırakıyorsa, toplumdaki yaşama saygı göstermemek ve mevcut ceza kanunları, suç işlemeye caydırıcı  olmaktan uzak olduğu bir hakikattir.       
Hiç bir cinayetin hafifletici sebebi olmamalı.  Nasıl bir insanın yaşama hakkını siz vermediyseniz, ölüm fermanını siz veremessiniz.  ‘’ Hak etti onun için öldürdüm’’ demek, kime ne kadar sempatik gelir bilemiyorum. Hiç bir konu bir genç kızın yaşama hakkına saygı gösterilmesi kadar önemli olamaz diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
Metin Atamer
Yau015Fama Saygu0131.doc

metin atamer

unread,
Feb 20, 2015, 7:27:43 AM2/20/15
to Turkiye-i...@googlegroups.com
PAKET
Geçtiğimiz son beş on senedir değişen dünyaya uyum çerçevesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından önemli bir kanun ortaya konulduğuna şahit oldunuzmu? Ben şahsen böyle bir kanunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşüldüğünü okudum demeyi çok isterdim. Mesela işlemeyen trafik kanunun bazı maddelerinde değişiklik yapan bir kanunu çok özledim. Bakınız 2918 sayılı trafik kanunun 63 maddesinde belirtilen :
-                      Kanun ve yönetmelikte belirtilmeyen lambalar, trafik zabıtaları tarafından söktürülür ,
denilmekte.  Yine aynı kanunun 64 üncü maddesinde şu cümleler vardır:
-                1.  Gece sis ışıklarının; sisli , karlı ve sağanak yağmurlu havalar dışında diğer farlarla birlikte yakılması yasaktır,
-                5. Yönetmelikde belirlenecek esaslara aykırı olarak ışık takılması ve kullanılması yasaktır,
denilmekte. Aslında salt zevk için gündüz bile uzun hüzmelerle birlikte sis lambalarını yakan sürücülerden, araç kullanan herkesin şikayetci olduğunu düşünmekteyim. Araçların ön ızgaralarına takılan çakar ışıldaklar ile seyreden araçları dikiz aynasında gören sürücülerin dikkatlerinin dağılması konusunda Devlet terör estirirse, aklına her esen sürücülerinde bu ışıldaklardan temin edip, taktırmasına kimse müdahale edememektedir.
2918 sayılı Trafik kanununa dayalı çıkarılan yönetmeliğin 144 cü maddesi, Araçların Ses , Müzik, Görüntü ve Haberleşme Cihazları ile ilgilidir. Bu maddenin (b) bendinde 2 ci sıra şu cümleyi oluşturur:
-                      Kamunun rahat ve huzurunu bozacak şekilde gereksiz veya gereğinden uzun ve ayarsız olarak (klakson) seslendirilmesi ile şehir içinde havalı klakson kullanılması yasaktır.
denilmekte. Gelin görünki bütün şehirlerde dolmuş adı altında çalışan bütün minübüs sürücüleri, müşteri çağırma adına bu kuralı her an ihlal ettiklerini seyretmekteyiz. Kanun varmı var, ama yürütme nerede diye düşünmekteyim. 
Bu günlerde bütün ülkemde önemli bir konu konuşulmakta. PAKET adı altında söz edilen kolluk kuvvetlerinin yetki ve görevlerini yeniden düzenlemeye çalışılan bir yasa taslağı. Bir yasama dönemi biterken aceleye getirilen bu yasa taslağı, kimin işine yarayacağı üzerinde ciddi endişelerim bulunmakta. Neden bu telaş, bu dayatmayı gerektiren ne var diye siz de düşündünüzmü? Yasanın içeriğinin toplumdan gizlenmesini gerektiren ne olduğunu araştırdınızmı? Yasa benim için yapılmaktaysa, içeriğini benim bilmek hakkım olsa gerek.  
Yasanın görüşülmesinde kapalı oturumu gerektiren hal nedir ? Ekranlarda izlediğimiz kadarınca örnek bir maddeyi ele alalım . Yasa polisin kimseye sormadan bir şahsı şüphe ile tutuklamasına imkan vermekte. Hatta bir gurubu bile şüphe adı altında göz altına alma yetkisi var. Seçimden bir gün evvel bir kesim insanı Polis,  göz altına alsa, iki gün tutsa, bu insanlar oy kullanmaları imkansız hale geleceğini ihmal etmemek gerekir. Bu durum ise diğer kesimin işine gelir. Seçimden sonra bırakıldığınızda gidip kimden hakkınızı arayacaksınız?   
Sadece bir konuyu oturup düşünmekmi gerekli, bence bütünü ile ele almakta yarar olduğu aşikar. Yüzünü gizleyecek şekilde örtmek yine bu kanun tarafından tutuklanma nedeni olarak belirtilmiş. Çarşaf giymiş ve hatta peçe takmış, içinde erkekmi, kadınmı olduğu belli olmayan kişilerin durumu ne şekilde ele alınacağını ciddi düşünmekteyim. Millet Vekillerini bir birilerine sille tokat kavgaya yönelten bu tasarı , eğer yasalaşırsa toplumu ne hale getirir diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
Metin Atamer   


On Saturday, January 24, 2015 7:58 PM, "Turkiye-i...@googlegroups.com" <Turkiye-i...@googlegroups.com> wrote:


[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category duyuru]
 
[tags DUYURU, ÜYELER, CHP ÜYELERİ, DİLEKÇE, CHP GENEL MERKEZİ]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:28PM +0200

[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags TARİH, Osmanlı Toplumu, Köle ve Cariyeler, Sofya, 1550-1684]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:42PM +0200

[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags SAĞLIK DOSYASI, Özel, Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri, Zihinsel
Engelli, Birey Destek Eğitim Programı]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 05:51PM +0200

<http://abdulvahapkara.com/arastirma-konulari/kazakistan-tarihi/346-almatda-arkeolojik-kazlarda-hunlara-ait-oenemli-buluntular.html> Almatı'da Arkeolojik Kazılarda Çıkan Hunlara ait Önemli Buluntular
 

 

 
 
Almatı Şehri Tarih Müzesi kazı heyeti “Kök-Kaynar” bir tümülüsünde, yani höyüğünde yaptıkları araştırmalarda önemli buluntuları ortaya çıkardılar.
 
<http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/hun%20kedisi.jpg>
 
Birkaç gün önce, Almatı Şehri Tarihi Müzesi yetkilileri “Kazakistan Tarihi” (http://e-history.kz/kz) isimli web sitesinin yöneticilerine bu nadir arkeolojik buluntular hakkında bilgi verdiler. Kazı heyeti Almatı Valiliği Kültür Dairesinin talimatları doğrultusunda bu kazıyı gerçekleştirdiklerini ifade ettiler.
 
<http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20canak.jpg>
 
Bilindiği gibi, geçen sene Kasım ayında Almatı Tarih Müzesi personelinden oluşan bir araştırma ekibi Almatı Alatav İlçesi Kökkaynar köyündeki Kök-Kaynar höyüğünde paha biçilmez bazı tarihi eserleri kazı sırasında ortaya çıkarmıştı, ancak bulunan nadir eşyalar hakkında bilgiler ilk defa bu yazı kamuoyu ile paylaşılmaktadır.
 
Bu bilgilere göre, bulunan eserler arasında altından yapılmış yabani kedigillerden yırtıcı bir hayvanın heykelciği de bulunmaktadır. Seyrek ele geçen bu eser 2 numaralı höyükten elde edildi. Altından yapılmış bu küçük eşya (uzunluğu 3.3 cm ve yüksekliği 2 cm) iki kalıp ile dökülmüş çubuktan yapılmıştır. Çubuklar kendi aralarında birbirlerine geçirilmiştir. Heykelciği bulan araştırmacılar onu “oynayan kedi yavrusu” olarak adlandırdılar. Hayvanın ön ayaklarının pençeleri öne doğru uzanmış, gövdesi ise eğilmiş ve kuyruğu ise kavisli bir şekilde tasvir edilmiştir.
 
Müze yetkilileri bu heykelciğin sırlarla dolu bir başlığın bir parçası olması ihtimalinden söz etmektedirler. Bu eşyanın M.Ö. IV yüzyıla ait olduğu hesaplanmaktadır.
 
<http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20kusu.jpg>
 
Ayrıca, bulunan nadide bir diğer eser kuş şeklindeki düz bir parça. 2 numaralı Kök-Kaynar höyüğünden bulunan bu eşyanın boyutları yükseklik 2,2 cm ve genişlik 1,8 cm’dir.
 
Araştırmacıların tespitlerine göre, Eski Çağda yaşamış olan bir usta bu yırtıcı kuş heykelini yapmıştır. Kuşun başı sol tarafa dönüktür, gagası büyüktür ve kanatları genişçe açılmıştır. Bu büyük bir ihtimalle bir hanedan arması olarak kullanılmış olmalıdır. Kabartma kuş tasviri olan bu parça M.Ö. IV. yüzyıla ait olmalıdır.
 
<http://abdulvahapkara.com/images/stories/resim10/Hun%20bronz%20ayna.jpg>
 
1 numaralı Kök-Kaynar höyüğünden bulunan üçüncü parça bronz aynadır. Bu eşya M.Ö. II. yüzyıla tarihlenmektedir. Çapı 15 cm, ayna sapının uzunluğu ise 8 cm’dir. Aynanın dairesel şeklinin kenarlarındaki çerçevenin eni 2 cm ve yüzeyinde çıkıntı vardır. Aynanın diski ile kenarları birbirine birleştirilmiştir.
 
[Türk tarihin en eski dönemlerinde devir sürmüş olan Hunlara ait ait olduğunu tahmin ettiğimiz - Ç.N.] bu nadir buluntular günümüzde Almatı Tarih Müzesinde muhafaza edilmektedir.
 
16 Ocak 2015 tarihinde Kazakistan Tarihi internet sitesinde ( <http://e-history.kz/kz/publications/view/911> http://e-history.kz/kz/publications/view/911) yayınlanan bu yazı Prof. Dr. Abdulvahap Kara tarafından Kazakçadan Türkçeye kazandırılmıştır.
 
Almatı'da Arkeolojik Kazılarda Çıkan Hunlara ait Önemli Buluntular <http://abdulvahapkara.com/arastirma-konulari/kazakistan-tarihi/346-almatda-arkeolojik-kazlarda-hunlara-ait-oenemli-buluntular.html>
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags TARİH, Kars, Erzurum, film]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:45PM +0200

[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[tags TARİH, BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI, ALMANYA VE MÜTTEFİKLERİ, SULH
STRATEJİLERİ]
"DIGI SECURITY (İŞNET)" <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 24 06:31PM +0200

[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category araştırma]
 
[publicize twitter]
 
[publicize facebook]
 
[category istihbarat]
 
PAKET.doc

metin atamer

unread,
Feb 25, 2015, 11:48:11 AM2/25/15
to Turkiye-i...@googlegroups.com
Sarayın Köpeği
Evvelden evlerden birazca büyük bahçe içindeki binalara Köşk denirdi. Hatta Istanbul’da bilhassa Adalar da bu köşklerden çokca görülür. Bu köşkler biraz geniş bir alana yayıldığı zaman KAŞANE adı ile anılır. Bu kaşanelerin korunmasıda bir ayrı konudur. Kapıya mutlaka iri cüsseli bir köpek bağlanır. Bu köpek sadece bahçevandan yemeğini alırsa, sadece bahçevanın sözünü dinler. Yahutta Kaşanenin bir vekil harcı olur, onun elinden yemek yerse, sadece onun komutunu dinler.
Istanbulda Rumeli yakası ile Anadolu yakasında yeterince bu tür Kaşaneler bulunur. Buraları koruyan köpekleri tanımlamak için ‘’ Yalı iti ‘’ diye ad konulur. Kaşanelerin büyüklerine ne denir bilmemekle birlikte ‘ Saray Yavrusu ‘ denebileceğini düşünmekteyim. Böyle saray yavrusuna bir kaç kere davetli oldum, amma bina içini gözlemekten, nasıl korunduklarına dikkat etmemiştim.
Topkapı müzesini bir çok kez dolaştım. Osmanlıdan kalan ve saklanan eşyalar içinde köpek tasmasını gördüğümü hatırlamamaktayım. Belki mutlaka köpek bulundurmuşlar olsa gerek, çünki sarayda yenmeyen yemekleri atlara verecekler değilya, mutlaka kedi veya köpek buralarda yaşamıştır diye düşünürüm. Sultanın küheylanı varsa mutlaka birde köpeği olsa gerek . Eğer böyle olursa bu köpeğin ismide  ‘ Sarayın İti ‘ olurdu. Hani derlerya ‘ Şanslı sinek itin terkesine biner sarayda yaşar ‘  diye.
Kanımca Topkapı Sarayında koskoca bahçede koşan bir köpek ne kadar şanslı olurdu. Yediği tabakta Saray artığı, yemediği bir kenarda köpek artığı olurdu. Otur derler köpeğe oturur, kalk derler köpeğe kalkardı. Bir kemik fırlatırlar bahçede, köpek koşar kemiği alır, kapı ağasına getirirdi. Seyretmek bile insana hoş gelirdi. Sarayın köpeği olmak bile bir şans olsa gerek. Şimdilerde bazı köpek cinsleri çok makbul. Hele böyle büyük yerleri koruma görevi yüklenirse, mutlaka Sivas Kangal olmalı diye düşünülebilir.
Kangal köpekleri serbest yaşamaya alıştığından Saray bu köpekler için biraz sıkıcı olabilir. Çünki böyle köpeklere sadece Kurt ısırığı için korumalı tasma takılır.  Topkapı Sarayını korumakla görevli yüzlerce kapı kulu yanında bir kangal olurmu diye  tahmin yürütemiyorum. Belki Hünkar süs olsun diye bir Afgan tazısı sarayda bulundurabilir amma, oda köpek cinslerinin arasında en narin ve en cılız olanıdır . İşte bu köpeğe Sarayın İti diyebiliriz.
Her it saraya yakışmaz. Hatta Kangal tipli Akbaş köpekleride serbest yaşamayı seven çoban köpeklerdir ve Saraylara yakışmaz. Onlara bir sürünün mesuliyetini verin ve bırakın onlar korusun. Günde önlerine bir miktar yiyecek koyun, itiraz etmeden görevini yapar, nede olsa Çobanın itidir.  Bende bir tarihte köpek alıp beslemeye yeltendim, yavru Kurt köpeği evin her tarafını pislediğinden eşim bir gün karşıma durdu :
-                Ya köpek yahut ben, seçimi yap , deyince üzülerek köpeği fabrikanın kapısına götürüp bağlamıştım.  
Bir tarihte rahmetli Turgut Özal’a bir kangal hediye etmişlerdi. Çankaya’da, köşkün köpeği bu kangaldı. Köpek iki ayağının üstüne kaltığında Sayın Özal dan çok daha büyük durmaktaydı. Daha sonraları köpek Atatürk Orman Çüftliğindeki yere cinsinin korunması için verildiğini duyduğumu hatırlarım.
Şimdi Beştepe de bir Saray inşaa edildi. Her ne kadar iskan müsaadesi olmasada bu sarayın 1000 odası olduğu söylenmekte. Henüz ne dışını, nede içini görmediğimizden, duyumlarla varsayım yürütmekteyiz. Bin oda yetmiyeceği düşünülerek 250 oda ilaveside yapılmaya başlanacağını öğrendik. Bu kadar geniş bir Sarayın mutlaka bir köpeği olması gerek diye düşünmekteyim. Hani Türk boylarının temsil edilerek  koruduğu merdivenlerden aşağıya doğru yürüyen Cumhur, Sarayın itini çağırıp :
-                Çomar gel seninle bir toplantı yapalım, mahalledekileri de topla huzura,  
komutu ile, ikide birde Sarayın itini çağırsa ne olur , diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
Metin Atamer
Sarayu0131n Ku00F6peu011Fi.doc

metin atamer

unread,
Mar 4, 2015, 3:15:23 AM3/4/15
to Turkiye-i...@googlegroups.com
İKİ PUAN
Çocukluğumda güreş sporunu çok severdim. Belki genlerden gelme olsa gerek, dedelerimin yörük olduğundanmı nedir bilmem, güreş her zaman benim favorimdir. Çocukluğumda ilgilendiğim spor dallarından en önde geleni olarak her daim güncel kalmıştır. Hatta bir seferinde Ankara, Ulus ta Karpiç in sırasında Hacı Bekir şekerci dükkanı vardı. Buradan validem şeker sardırırken içeri Yaşar Doğu girmişti. Bütün dükkandakiler ‘’ Pehlivan Hoşgeldin’’ diye haykırmalarına şahit olmuştum. Bir büyük kutu içinde lokum vermişlerdi Yaşar Doğu’ya. 8 Ocak 1961 senesinde Ankara Hastahanesinde vefat ettiğini duyduğumdada çok üzülmüştüm.
Onun güreşini Kemal Deniz’in anlatımı ile radyodan dinlerken, gözümde hep pehlivanı canlandırırdım. ‘ Çift paça sarma’ , ‘El ense çekmek ‘  , ‘ Kle takmak’ gibi tarifleri hem söylerdi Kemal Deniz, hemde nasıl olduğunu izah ederdi. O tarihlerde puanlı güreşmekten ziyade hakemlerin verdikleri oylarla güreşci ya galip gelir, yada mağlup olurdu.
Bunlardan ayrı olarak Yaşar Doğu rakiplerini mutlaka künde ile kaldırıp omuzlarının üzerine mindere yapıştırırdı. Birazda ağır olduğu için rakip güreşçinin iki omuzunu mindere yapıştırdığı zaman üzerine abanır, belirli bir süre tuttuğu için TUŞ yapardı. Rakip tuş olduğu anda benim sevincim doruğa çıkardı. Hep gözüme kısa boylu fakat çok tıknaz olan Yaşar Doğu gözümde canlanır, ‘ Ben bu güreşçiyi gördüm’ diye sevinirdim.
O senelerde bir çok dünya çapında güreşçi vardı. Celal Atik , Gazanfer Bilge, İsmet Atlı gibi sporcular tarihe geçmiş insanlardı. Daha sonraları kurallar ve kaideler değişip güreş sporu başka koşullarda yapılmaya başlandı. O tarihlerden sonra bu spora olan ilgimde azalmaya başlamıştı. Türk sporcuları dünya sporunun kas gücü dengesinden ziyade, teknik yoğun spora yönelmesi sonrası, güreşçilerimiz minderlerde zayıf kalmaya başladı.
Bu düzenlenmeden sonra güreşte her hareketin bir puanı olması kural olarak ortaya konuldu. Bir başka deyişle puan getirecek oyunlarla maç kazanılmaya başlanması güreşleri seyir edilecek spor dallarında ilgi azalmasına neden oldu. Tuş olma haricinde yapılan hareketler artık çok sınırlı kalmaya başladı. Ters künde , Salto gibi yapılması çok riskli hareketlerden güreşçiler kaçtığından, maçı seyretmek pek ilginç olmamakta. Ben hala o eski günlerdeki güreşi aramaktayım. Şimdilerde ise güreşçi tek ayağa dalıp, rakibini mindere indirdikten sonra bir hamle ile rakibinin arkasına geçince 2 puan almakta.
Diğer güreşçide minderde başka puan vermemek için minderin kenar çizgisini aşıp ayağa kalkmak için çaba sarfetmesi, kediden kaçan fare görünümündedir. Birisi kovalamakta, diğeri ise kaçmakla zaman tüketmesi, güreşi seyir edilecek spor dalından çıkarmaktadır.
Bu günlerde güreş sporu ile siyaset arenası kıyaslanmakta olmasını üzülerek seyretmekteyim. Siyaset arenası da bir güreş minderine benzetilmekte. Bir farkı ise arena minderinde güreşen sadece iki güreşçi değildir. Burada çok güreşçi bir birleri ile bir minderde aynı anda güreşmekte. Bütün güreşçiler yeni kurallar çerçevesinde güreşip, puan alma yarışında bulunmaktalar. Hepsi birbirinin arkasına geçip 2 puan alma sevdağsında.
Geçtiğimiz günlerde bölücü terör örgütüne dayalı bir parti kurgulanmış bir şekilde mücadelelerinde silah kullanmama kararı almalarını ilan etmeleri, bir parti için olumlu karşılanması, bir başka parti tarafından da endişe ile izlenmesini seyrettik. Telaffuz edilen eylem konusunda bazı konuların belirsizliğini koruması, itiyatlı olunmasını gerektirmekte. Bu ilan bir siyasi parti için puan toplarken, iktidarda olan başka bir parti tarafından endişe ile karşılanmakta.
Hele kendisini siyasi partinin Cumhur’u olarak gören kişiyi çok tedirgin etmekte. Hatta ‘ hele söylediklerini icra etsinlerde görelim’ diyebilecek kadar taraf tutmasını endişe ile izlemekteyim. Millet Vekili Seçimleri arifesinde her parti bir hareket veya bir çalımla, diğer partinin arkasına geçip iki puan alma sevdağsında olduklarını izlerken, aç-açık kalan, ezilen halkın bu puan toplamayı ekranlardan, kendi hallerini unutarak  seyretmeleri ibret verici diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
Metin Atamer    

metin atamer

unread,
Mar 8, 2015, 4:49:18 PM3/8/15
to Turkiye-i...@googlegroups.com
 
14 MART
Bir ülke düşünün yaşayan insan topluluğu 70 milyondan fazla olsun. Dağları tepeleri, nehirleri gölleri bulunsun. Ülkenin üç tarafı denizlerle çevrilmiş olsun. Denizleri ve gölleri ile hem deniz ticaret yolları bulunsun, hem denizlerinden çeşitli balıklar ve deniz ürünlerinden faydalanıyor olsun. Göllerinden de çeşitli şekilde nemalanıyor olsun.
Nehirleri üzerinde barajları olsun ve bu barajlardan sadece elektrik değil, hem su ürünleri, hemde sulama olarak faydalanır olsun. Dağlarında , tepelerinde çok çeşitli mağdenleri olsun. Öyle madenlere sahip olsunki dünya toplam rezervlerinin büyük bir bölümü bu topraklarda olsun. Dağlarında sürüler otlasın, ovalarında her türlü tarıma elverişli toprakları bulunsun.
Dünyada hiç bir ülkeye nasip olmayan mevsimsel rüzgarların Afrika da bulunan  demir üç oksit çöl tozlarını taşıyan doğal gübrelemeye sahip olsun. Dünyadaki bütün tarımsal gıdaların hepsinin bu topraklarda yetişme iklimine sahip olsun. Etrafını çeviren üç ayrı denizi ile her mevsim denizden yararlanma imkanına sahip olsun.
Kıyılarında esen rüzgardan yararlanıp, enerji santralları kurulup elektrik üretiliyor olsun. Tarihi ile beşeriyete ışık tutan bir kültürü olsun. Üzerinde onlarca medeniyet yaşasın, değişik kültürlere ev sahipliği yapsın. Tarihsel açıdan çeşitli sanayi dallarının beşiğine sahip olsun. Binlerce yıllık ticaret yollarına önderlik etmiş bir vatan toprağı düşünün. Böyle bir ülke neresi olabilir ?
Özel bir kanalda deniz diplerinde batmış gemileri teşhis etmek adına önemli bir bilime ışık tutan insan olduğuna inandığım Balard’ ın programında,  Ege denizi ile Akdeniz’in birleştiği noktalarda suyun 400 metre altında  yaptığı araştırmayı izledim. Bulduğu batıklara dokunmadan hangi tarihlerde ne gibi yüklerin taşındığı üzerine bilim adamları ile yaptığı söyleşiyi dinledim. Denizin metrelerce altında bulunan bu batıklarda Anadolu’nun ne kadar verimli olduğuna şahit olduğunu dinledim.
Asırlarca önce binlerce anforalar içinde zeytin yağı ve şarap yüklenerek çevre sahillere götürülmüş olduğuna tanık olunması çok önemlidir. Anadolu’nun tarihsel kalıntıları içinde tanrı heykellerinde gördüğümüz bir elinde hayatı simgeliyen işaret, diğer elinde üzüm salkımını iyi değerlendirmemiz gerekir. Çok tanrılı dinlerde tanrıdan  dilenen verim, bereket ve yaşam tek tanrılı dinlerdede geçerliliğini bu gün bile korumaktadır.
Bu gün eğri oturup doğru düşünmeye çalışalım. Böyle medeniyetlere ev sahipliği yapmış , böyle verimli topraklara sahip, böyle bir vatan için ne ödenir diye bir düşünün. Binlerce can ödenir diye düşünürseniz doğru olduğuna inanın. Bu vatanı ele geçirmek için dünya devlerinin 1915 senesinde, yani bundan 100 sene evvel ordularını, savaş gemilerini ve her türlü silahlarını alarak  bu ülkeyi ele geçirmek için Çanakkale’ye geldiklerini unutmamak gerekir. O gün Çanakkale de vatan toprağını korumakla görevli Mustafa Kemal Paşa, asırlarca savaşmış yorgun düşmüş bir avuç yoksul, aç , ayakkabısız , mühimmatsız fakat Vatan Toprağına inancı olan Mehmet’lerle korunan ve can feda edilen bu topraklar , bizim bu gün nefes almamızı sağlamak için, o gün son nefeslerini veren şehitlerimize bizim nefes borcumuz bulunmaktadır.
Böyle bir vatan toprağını ele geçiremeyen emperyalist güçler , başka yöntemlerle, bu ülkeyi parçalamak istedikleri ayandır. Nasıl olacağını aklı olan yöntemini bulur. Din ve meshep hatta ırk ayrıcalığını körüklersen, bir ülke parçalanır. İşte bu gün bu tehlike ile karşı karşıyayız. Okumasını , Dinlemesini ve Öğrenmesini bilmeyen kişilerin yönetmeye kalktığı bu ülkemin gittiği yolun doğru olmadığı çok açıktır.
Binlerce yıllık geçmişi bulunan bir ülkeyi, belediye yönetir gibi yürütmenin cahillik olduğuna inanmaktayım. Yıllarca maliye ile bütünleşmiş bir bürokratın yalnış para politikası güttüğünü söyliyerek vatan haini ilan edilmesini,  esefle karşılamaktayım. Çözüm Süreci adı altında hiç bir analitik denkleme uymayan farazilerle bir tünele giren  sorunların neticesinin olmıyacağı bir hakikattir. Çünki her taraf çözüm adını kullanarak, seçimlerde oy toplama peşinde olduğu bir gerçektir. Bir ülkenin Cumhuru seçim Meydanlarında politik nutuklar atmasıda, siyaset biliminde etik davranış olmadığına inancım tamdır.
Eyri oturup doğruları düşünelim, bir asır evvel yani 100 sene önce Anadolu topraklarını kurtarmak için hayatlarını feda ederek  kurulan Türkiye Cumhuriyeti nin , yukarıda belirtmeye çalıştığım cennet gibi olan toprakların, yani   Anadolu nun geleceğini tehlikeye attığımızın farkındamıyız diye bir sözüm geldi söyledim  hem nalına hem mıhına.
Metin Atamer               

metin atamer

unread,
Mar 16, 2015, 5:06:41 PM3/16/15
to Turkiye-i...@googlegroups.com
 
KARGA
Her önemli insanın birçok konuda fikirlerine baş vurduğu danışmanları olduğu bir hakikattir. Bir insan her konuyu mükemmel bildiğine inanmam. Bir insan bir konuda belki üç konuda bilgi sahi olabilir. Hatta gelişen dünyada her gün olmasada zamanla bilgilerin güncellenmesi gereklidir. Bilgisayarlar bile kullanım zamanı içinde bir çok kerre güncellenmesi gerekmektedir. Kullandığımız telefonlar bile, bir sene içinde yeni tür yazılımlarla güncellemesi mümkün olmaktadır.
Bazı konuları güncellemek kabil olmamasına rağmen, gelişen dünyada tekamül eden bilimle bildiklerimizi yenilemek, bilmediğimiz konuları öğrenmemiz kendi yaşamımızı kolaylaştırma adına gereklidir.  Ben ilime inanan bir insanım. İnsaoğlunun yaşamı sürecince hayatı kolaylaştırma adına bilim ve bilginin dışında yaşam sürmesi mümkün görünmemektedir. Artık her konu bilimle yönetildiği bir dünyada, bilim dışı yaşamak kolay olmadığı muhakkak.
Basit bir iş olarak gördüğümüz pazar yerlerinde çalışan insanlarımız sebze ve meyvayı tarttıkları elekronik teraziler, tartım sırasında  girilen kilo değerine göre ederini anında müşterinin gözü önüne koymakta.  Bu basit işlemden hareketle uçak yolculuğu sonunda bagaj etiketlerini okuyan lazer okuyucuları bavulların hangi bankodan sahiplerine ulaştıracağını seçip hatasız servis  yapmaktadır. Bir uçağın uçması, binlerce uçağın gökyüzünde kendi rotaları içinde yol alması inanılmaz bir teknolojiyi gerektirmektedir.  
Bir ülkenin ekonomisi bir evin ekonomisine benzemesede bir birlerine benzer yanları bardır. Biri mikro düzeyde diğeri ise makro düzeyde çalışır. Makro düzeyde çalışan bir ekonomide bir çok enstruman bulunur. Bu endstrumanları doğru zamanda ve doğru sırada kullanmak gereklidir. Yalnış yerde ve yalnış zamanda bu entrumanları kullanırsanız bir evin batağa düşmesi,  bir şirketin iflasın eşiğine gelmesi gibi olur. Hani amiyane bir tabir vardır : ‘’ Uçkur çıkmışşa kısmetten peşkir dokuz yerden çözülür’’ derler, işte öyle bir şey olur.
Bir çok ekonomi tahsil etmiş insanların bile enflasyona bağlı faiz ve döviz kurları arasındaki yumuşak dalga ve dengelemelerin sağlanmasında, hangi konuda hangi sıra ile işlem yapılacağını bilmemesi doğaldır. Kaldıki bu konularda hiç eğitim görmemiş yetkili kişilerin, olur olmaz yerde fikir beyan etmesi , yabancı yatırımcıları ülkeden kaçırmaya yetmekte. Sadece kaçırmaya kalmamakta, yeni yatırımcılarıda bu ülkeye gelmekten vaz geçirmekte. Kaçan yatırımcılar sıcak paralarını döviz olarak toparladığı zaman, yabancı para birimi değeri yükselmeye başlamakta. Bir kerre bu sistem içine endişe girdimi, bu endişeyi ortadan kaldırmanız zor olmakta.
Güven , ve itimat bir kerre sarsılmışsa bunu geri kazanmak pek kolay olmaz. Aylardır Istanbul’da yapılması planlanan üçüncü Atatürk Hava Limanı için yurt dışında bir yandan SerVekil , diğer yandan Cumhur çalmadıkları kapı bırakmadılar. Kimse Türkiye’de siyasetin bulaşabileceği Bağımlı Merkez Bankası ve keyfi Para Politikalarına güvenip bu ülkede ciddi yatırım yapmayı düşünmez.
Bir taraftan polis devleti için hazırlanan güvenlik yasa taslağı adı altında faşist anayasa alt yapı kanunu ve bu çarpık hukukun topluma dayatılmasına isyan eden yurdum insanları, sonunda yasanın komüsyona gönderilmesinde muvaffak oldular. Diğer taraftan her gün ekranlarda güncel kalmak adına olur olmaz konuşan bir Cumhur, son günlerde Merkez Bankası Başkanı nı yıpratıp kendi elemanı olan Tom Mixs yüzlü ekonomi danışmanını bu kurumun başına geçirmeyi düşleyen bir Saraylı, ne birinde nede diğerinde başaramadı, Para İdaresi konusunda Sarayda ihanetle suçladıklarından ders aldılar. Ne   günlere kaldık.
Dedimya okumayı, öğrenmeyi, araştırmayı sevmeyen ve hangi okuldan mezun olduğu bilinmeyen bir Cumhurun eğer kılavuzu Karga olursa, diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
 
Metin Atamer

metin atamer

unread,
Mar 22, 2015, 4:25:23 AM3/22/15
to Turkiye-i...@googlegroups.com
Padişahın Tavuğu
Tanrının bir adaleti olduğunu herkes söylerde ne şekilde bir adalet olduğuna kanımca kafa yormayız. Bende yormak istemem , fakat tanrı dünyaya gönderdiğini kabul ettiğimiz dinler arasında pek eşit davranmadığını düşünmekteyim. Kitap olarak belki çok akıllı olanlara tevratı, daha sonra incili,  en sonunda ise Arap lara kuranı gönderdiği üzerinde düşünürüm.
Bir başka yönden bakarsam dinlerin teşkil olması neden hep şeytan üçgeni olan bir müselleste vücut bulmuş? Ancak niçin İskandinav ülkelerinde veya Alaska da bir din oluşmadığına kafa yorarım. Belki bu yörelerde oluşmuş olsaydı, daha bir adil olurmuydu bilmiyorum. Kainatın bir denge içinde çalıştığına bilimsel olarak inanırım. Yaşam sürecinde insanoğlunun çeşitli merhalalelerden geçtiğide mutlak doğru. Bu merhale hep tekamüle yönelik olması gerekir.
Gel gelelim bu dinler arasında eşitliği kabul etmek için zorlanıyorum. Birine domuzu yasaklamış, ötekinin yemeğinde en pahalı yiyecek domuz. Geçen hafta Barselona da bir kasap dükkanında tütsülenmiş bir domuz budunun kilosunun 189 euro  yani 525 lira dan satıldığına şahit oldum. Birine serbest olarak dolaşımı makul kılmış, diğerine ise ‘’ sacını başını ört, kimse görmesin, erkekleride baştan çıkarma ‘’ diyerek kadın kısmını çağın gerisine atmış.
Şimdi hani nerede tanrı adaleti. Aynı tanrının semavi dinleri. Tanrı adaletini ararken zorlanıyoruz. Kimi toplumlara Cuma günü çalışma dendiği iddia edilir, kimi toplumda ise Pazar günü git tanrıya dua et denilmiş. Kimisinede yılın bazı günlerinde et yemeyi yasak etmiş, kimisine domuzu mekruh kılmış. Eğer tek tanrının  dini olarak semavi dinleri ele alırsak, tanrının kullarında  eşitliği sorgulamıyalımda, aklımızdaki soru işaretleri açıkmı kalsın.
Nasıl 17 ve 25 aralık tarihlerinde yolsuzluk ve rüşveti hatta ayakkabı kutularındaki dolarları sorgulamıyorsak, bunlarıda sorgulamadan kabul etmemiz gerekmekte. Sorgulamadan kabul ettiğimiz bütün soru işaretlerini bir çizgi ile hayatımızdan çıkarsakda, Ankarada Beş Tepede yapılan 1200 odalı Sarayı aklımızdan çıkarmak mümkün olmamakta.
Bakınız yeni bir yasa gelmekte. Hani Adalet ve Kalınma Partisi nin hazırladığı KIYAK VEKİL emekliliği kanunu , 3 üncü bir dönem tüzük gereği seçilemiyecek millet vekillerini kapsayan bir yasa tıngır mıngır sessizce geliyor. Bu kanunda neler yok , belki bir değişiklikle babadan oğula geçecek bir hilafet mirası da eklenebilir. Belki babadan ve anadan miras yolu ile vekillik, aile içinde aktarılması mümkün olabilecek. Hele peygamber soyundan gelen vekiller ise öyle haklara sahip olacakki ye kürküm ye. Yolsuzluk babadan oğula veraset yolu ile geçmesini sağlıyacak bir yasa eli kulağında gelmekte.  Ne memleketmiş be ye - ye bitmiyor.
Küçükken hani oyun oynardıkya, ellerimizdeki parmaklarla , elimizdeki baş parmağı kapatırken, ‘’ babası gitmiş kazanmadan yürütmüş,’’ işaret parmağını indirirken ‘’annesi almış onu pişirmiş,’’ orta parmağı kapatırken’’ aile masaya oturmuş , babası yemiş yemiş bitirmiş, doymamış, çocuk çıkmış ortaya,’’ en küçük parmak kapanırken ‘’ hani bana’’ demiş , çocuğu başlamışlar gıdıklayıp güldürmeye , ‘’ işte ‘’ demişler, ‘’ sanada kalan bu .‘  
Meclisten yeni çıkacak olan yasada aynen bu var. Vekillerin çocukları ülkeyi talan etmeye devam edecekler. Bakınız bir vakıf var şehzadenin kurduğu, bütün bağışlar bu vakfa verildiğinde,  verdiğiniz miktarı kanunen vergiden indirebilirsiniz.  Vakıfa gelsin paralar , destele Bilalim destele. İnsanda biraz insaf olur, ülke ne kadar zenginmişki bu talanda hala dimdik ve ayakta kalmaya çalışan bir toplum var.  Dedimya bu ülkedeki aptal insanlara azıcık akıl verseydin ne olurdu tanrım , biraz eşit akıl dağıtabiseydinde insanlar olup biteni, Padişah ın tavuğu gibi seyredip, atılan üç beş darıyı yeme adına oy vermeseydi, diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.
 
Metin Atamer
Padişahın Tavuğu.doc

metin atamer

unread,
Mar 30, 2015, 7:22:57 AM3/30/15
to Turkiye-i...@googlegroups.com
PARSEL
Yine bir fırtına koptu geçtiğimiz hafta . Biri güdümlü iki çift laf etti, ayarsız ve dengesiz. Hani toplumun dikkatini bir yere yöneltmek adına bir söz söylenir ya. Herkes oraya bakarken, bir başka konuyu hasırın altından kaydırırsınız. İşte tam böyle bir hafta geçirdik. Biri Merkezi hükümetin belediye başkanı , diğeri ise SerVekilin yardımcısı, vede hükümet sözcüsü, bir Ege denizi dalaşına girdiler. 
Bu arada birisinin beklentisi, oğlunu Meclise Vekil olarak sokmak adına tezgah kurarken, bir diğeri anayasada olmamasına rağmen örtülü ödenek peşinde. İşte bütün bunlar bu kargaşa arasında cereyan etmeye başladı. Bir vekilin önerisi ile Cumhura örtülü ödenek tahsisi meclise geldi vede jet hızı ile görüşülmeden kabul edildi. Miktarı belli değil. Harcama yeri neresi olabilir diye kafa yormamız gerek. Hani emeklilere iki aylık bayram desteği vaadine karşı çıkan SerVekil , muhalefete sert bir şekilde ‘’ Bu bütçeye 24 milyar recep yükü getirir, bu parayı nereden bulacaksın ? ‘’ diyerek itirazını ortaya koyarken, örtülü ödenek olarak ne kadar recep konulacağını, hatta Beştepe deki sarayın giderlerini kim hesap edip, hangi bütçeye konulacağının düşünülmesi gerekir.
Aklıma hep Osmanlı Devletinin son 1856 lı yılları gelir, ve hep bu konuda üzülürüm. Padişahın ihaneti ve ihtirasları ile Devletin yıkılması, yeni bir Cumhuriyetin vücut bulması yetmiş seneye mal olmuştur. Hala bu Osmanlı kafasından kurtulamamak, bizleri derinden yıpratmaktadır. Şimdi ise bir saplantı ’ paralel yapı ’ adına, akıllarda takıntı başlatır. Ülkeyi yöneten insanlar, ülkedeki bir çok konuyu bu takıntıya bağlamaktalar.  Paralel yapı ile on beş sene evvel kazanılan seçim, paralel yapı ile islam dünyasında tesis edilen itibar, paralel yapı ile bir çok ülkede eğitim adı altında sempati toplayan bir yönetim, kendisine engel teşkil edeceğini anlayınca ‘’ Ne istedilerde vermedik ‘’ diyebilecek kadar gerçeği ortaya koyanlar, şimdi aynı teşkilata ‘’ TÜ KAKA ‘’ demeye başlamalarını ibretle seyretmekteyiz.
Biri ötekini ‘’ PARALELCİ’’ olarak suçlamakta, diğeri ise Paralel yapıya arazileri parsel parsel sattığını iddia etmekte. Birileride ortaya çıkıp ‘’ Bunlar bizim iç meselemiz ‘’ demekte. Yani memleketin arazileri üzerinde yolsuzluk yapılmakta, kamunun malı talan edilmekte, ve bu konu bir partinin iç meselesi diye adlandırılmakta. Adam adama demezmi ‘’ Siz insanmı kandırmaktasınız , bizi aptalmı zannettiniz? ‘’ diye. Burada biz ne anlamamız gerekir diye soru soracağımız bir makam, veya mevki bulunmamakta.
Cumhur bile iktidar bayrağı ile meydanlarda Davud’un oğluna oy istemekte. Ne günlere kaldık. Cumhuriyetin Savcıları derin bir sessizlik içinde tiyatro perdesini izleme yerine, uyumayı tercih etmekteler. Bir SerVekil yardımcısı bu talandan haberdar, olan biten hakkında bilgisi bulunmakta, ve sessiz kalmakta. Eğer talan varsa, vede birileri bunu biliyorda adli yerlere bildirmiyorsa, işlenen suça iştirakten o da suçludur .
Milletin Vekili teşri masuniyet kalkanı arkasına gizleniyorsa , suça iştirak ortadan kalkmamakta. Hani uyuşturucu kaçakcılığı yapan bir yeğenin yurtdışında yakalandığında ’ Benim haberim yoktu, beni ilgilendirmez ’ diyebilen bir vekil gibi değerlendiremeyiz amma, bir ülkeyi Osmanlı da olduğu gibi parsel parsel vatan toprağını satıp, elaleme peşkeş çekilmişse, ve bunu bilipte zamanında ifşaa etmeyen Vekilde suçludur. Bu konuda ‘ iç meselemiz ‘ diye oldu bittiye getirmekte, en az suçu işlemek kadar gayri kanunidir. Bizler bu konuya odaklanıp tartışırken Cumhur’a örtülü ödenek teklifi meclisten kanunlaşması , ülkenin nasıl pazarlandığını gösterir diye bir sözüm geldi söyledim parsel parsel, hem nalına hem mıhına.
Metin Atamer  
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages