MEDYA DOSYASI : FETÖ ÖRGÜTÜNÜN YAYIN ORGANINDA İLGİNÇ BİR GAZETECİ PORTRESİ /// SEVGİ AKARÇEŞME

259 views
Skip to first unread message

Özel Büro (Digi.Security.Isnet)

unread,
Feb 9, 2016, 4:47:05 AM2/9/16
to MAIL GRUBU - ADD AKDENİZ, MAIL GRUBU - ADD ANADOLU HAREKETİ, MAIL GRUBU - AY YILDIZ, MAIL GRUBU - CAN DOSTUM, MAIL GRUBU - DİP DALGASI (270 ÜYELİ), MAIL GRUBU - KUVVA-I MİLLİYE, MAIL GRUBU - MİLLİYETÇİ TEPKİ, MAIL GRUBU - ÖZGÜR GÜNDEM, ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (DÜŞÜNCE FIRTINASI), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (GOOGLEGROUPS), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (TURAN ÇATLI), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (VATAN VE EMEK), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (YAHOOGROUPS), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (YİSRATÜRK MAIL GRUBU), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (YNE MUTLU TÜRKÜM MAIL GRUBU), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (YTÜRKİYE İÇİN ELELE MAIL GRUBU), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU WORDPRESS (STRATEJİ BLOGU)

 

Önce Amerika’da master ve araştırmacılık... Ardından Çankaya Köşkü ve Dışişleri Bakanlığı yılları… Sonra da gazetecilik… O şimdi üç buçuk yıl önce muhabir olarak başladığı Todays Zaman’ın Yayın Yönetmeni.

Evet, tam üç buçuk yıl önce Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nden gelip muhabir olarak işe başlayan biri olarak duyduk onu. Merak etti, anlam veremedi pek çoğu. ‘Köşk gibi bir yerden muhabirliğe geçiş’ pek de mantıklı değildi. Sadece Köşk olsa yine iyi. Sonrasında da yolu Dışişleri Bakanlığı’ndan geçmiş biri nasıl olur da kendi kendine tenzil-i rütbe yapabilirdi? Bu aslında fazlasıyla siyaset seven birinin kendini tam da gazetecilikte buluşunun hikâyesiydi.

Gazetecilik hayalleri olmamasına rağmen ilkokul öğrencisi Sevgi, arkadaşı Şebnem’le birlikte apartman gazetesi çıkarmak ister. Röportaj için birgün yeni gelen komşularının kapısını çalarlar. Ortaya ‘misafir sevmem’ manşeti çıkar. Her ne kadar liseden itibaren siyaset sevdalısı biri olsa da daha 11 yaşında imzasını dönüp dolaşıp karar kılacağı mesleğe atmış Sevgi Akarçeşme. “Neden yazdınız?” siteminde bulunan o komşusu mu? Şimdi hâlâ apartman yöneticileri ve ilişkileri devam ediyor.

İşadamı baba, ev hanımı bir annenin 5 çocuğundan en büyüğü Sevgi Akarçeşme. Mücadeleci kişiliğinin temeli ise doğumuna dayanıyor. Neden mi? 1979 kışında Şişli Etfal Hastanesi’nde 6 buçuk aylık, 1 buçuk kilo ağırlığında ve 35 santimetre boyunda bir bebek olarak açar gözlerini dünyaya. Bir ay misafir kalır burada. Öyle ki ismini bile doktorlar koyar. Anne-baba da itiraz etmez. Prematüre ve ilk torun olması hasebiyle ailenin ayrı bir ihtimamıyla büyür. Gerçi Sevgi Hanım, kardeşler arasında hiçbir ayrım gözetilmediğini özellikle vurguluyor. En küçükleri ve tek erkek kardeşi için de durumun aynı olduğunu söyleyince ikna oluyoruz. Tekne kazıntısı biricik erkek bile ayrıcalık görmemişse ailenin adalet mekanizması standart üstü işliyor demek ki. Genler ise Karadeniz sularından. Aslında böyle çalışkan bir kadının nereli olduğunu tahmin etmek de zor değil. Dede 1946’da Giresun’dan İstanbul’a göçse de Sevgi Akarçeşme kendini tamamen İstanbullu hissediyor.

Siyaset sevgisi çocukluktan

Akarçeşme, 12 yaşından itibaren siyasete ilgi duymaya başlar. Sebebi ise Turgut Özal sevgisi. Sonraları bu sevgi Mesut Yılmaz sevgisine evrilir. Yaşıtları popçu posterleriyle meşgulken onun arşivi bambaşkadır: “Okuldan her gelişimde Mesut Yılmaz’la ilgili haberleri keser, tarihlerini not düşer, arşivlerdim. Bir almanak oluştu diyebilirim. Bu lise ikiye kadar devam etti.” Orta sonda Mesut Yılmaz’ın Florya’daki Kaşıbeyaz Restoran’a geldiğini duyar ve tanışmak için yanına gider. Tüm arşivini gösterse de beklediği ilgiyi ancak eşi Berna Yılmaz’dan görür.

Akarçeşme, 15 yaşındayken de bir tatil sırasında sırf Necmettin Erbakan’la tanışmak için Altınoluk’taki yazlığına uğrar. Korumalar izin vermez önce. Israrla bekleyince Erbakan gelir ve çitin üzerinden “Kızınızın Sheraton’daki düğünü muhafazakâr oyları olumsuz etkiler mi?” sorusuyla karşılaşır. Bu soru bir buçuk saatlik sohbete kapı aralar. Erbakan, partisinin propagandasını yapsa da Akarçeşme’nin ANAP sevgisi değişmez.

Öğrencilik yılları hayli başarılıdır Akarçeşme’nin. Tahmin etmesi zor değil. İlkokulda saat çalmaz da uyanamazsam diye erkenden kalkıp annesini uyandıran, yüksek lisansta hasta olsa dahi okulu hiç asmayan, hocaların çok sevdiği bir öğrencidir. Hatta ilkokuldayken “Öğretmenin kızı mısın?” diye soranlar olurmuş: “Nimet Gayretli. Hâlâ görüşürüz. Dünya görüşlerimiz farklı olsa da severiz birbirimizi.”

Lise yılları Ortaköy’de, deniz kenarında hayli prestijli bir okulda çok eğlenceli geçer. Birincilikle bitirdiği ilk ve ortaöğretimin ardından Kabataş Erkek Lisesi’ni tercih eder. Hâlâ politikacı olma idealini koruyan Akarşeçme, üniversite sınavında Türkiye 106’ncısı olarak Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi’ni burslu olarak kazanır. Üniversitedeyken, politikacı olma hayali akademisyen olma hayaline dönüşmeye başlar. Son sınıfa geldiğinde ise Chicago Illinois Üniversitesi’nden doktoraya kabul edilir. Mezun olur olmaz 22 yaşında bambaşka bir kıtaya gidince çok zorlanır. Orada arkadaşları ikna etmeye çalışsalar da hazır olmadığını düşünerek birkaç ay içinde Türkiye’ye geri döner. Almanca kursu alarak ve spor yaparak geçirdiği 1 yıl sonunda Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler’de yüksek lisansa başlar. Amerika düşüncesi hâlâ aklındadır. Bu kez kararlıdır. Kuzeninin motivasyonuyla Philadelphia Temple Üniversitesi Siyaset Bilimi’ne başvurur ve kabul edilir. Philadelphia’nın fareli evlerinden bunalsa da master programını sever. Master sonrasında Washington DC’de düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde (CSIS) çalışma imkânı bulur. Hem akademiden daha renkli hem de düşünce hayatından kopuk olmayan ortamı sevmiştir. Altı ay ücretsiz stajyerlikten sonra bir süre de araştırmacı olarak kalır. Kalıcı bir iş teklifi yapılsa da söz verdikleri pozisyon olmaz. Amerika’da kalmak isteyen, tüm planlarını bu işe göre yapan Akarçeşme, büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Temple’e doktoraya geri döner fakat Philedelphia’nın ve doktoranın tekdüzeliğinden sıkılır.

Köşk’te sıra dışı bir tecrübe

2007 yılıdır. “Geleceği yok, yaşanacak yer değil” diye düşünse de artı-eksi hesabı yapar ve Türkiye’ye döner. Washington yıllarında tanıştığı Fehmi Koru hayatında yönlendirici rol oynar. Koru, Akarçeşme’yi dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e tavsiye eder. Bu kez Ankara daha caziptir. Türkiye’de pozitif bir hava vardır. AB süreci iyi gidiyordur, e-muhtıra geçmiştir... Âdeta normalleşme yaşanıyordur. Nisan 2008’de Hayrunnisa Gül’ün danışman ekibinde devleti en tepesinden tanıma imkânı bulur: “Köşk, sıra dışı bir tecrübe oldu benim için. 29 yaşımdaydım. Özel uçağa bindim, protokollerde en önde oldum. Bunların hepsini çok genç yaşta gördüm. Artık benim için ne makam ne mevki bir anlam ifade ediyor.”

2010 sonunda Köşk’ten ayrılır. “Gül sessizdir ama iyi bir gözlemcidir.” diyor. Kendisi henüz fark etmese de Abdullah Gül keşfetmiştir gazeteci Akarçeşme’yi: “Medyaya geç, fıtratın oraya uygun.” Fakat o devlet memurluğundan hemen istifa etmez, Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde çalışmaya başlar: “Rahat bir işti. Ben rahatı sevmiyorum demek ki. Orası da bana yavaş geldi. Özellikle Washington DC ve Köşk’ün renkli hayatından sonra.”

Akarçeşme, gazeteciliği memurken keşfeder: “Bir kere gazetede yayımlanmak üzere gönderdiğim yazı kurumum tarafından bir engellemeye maruz kaldı ve çok üzüldüm. Aslında bu mesleğin benim için biçilmiş kaftan olduğunu o an anladım.”

Fehmi Koru’ya ve tez danışmanı Soli Özel’e danışır. Bülent Keneş ve Ekrem Dumanlı’yla konuşur. Devlet memurluğundan istifa ederek 19 Temmuz 2012’de Today’s Zaman’da muhabir olarak başlar. “Onca kariyeri muhabirlik için mi yaptın!” tepkileri alır. Sözü burada ona bırakalım: “Türkiye’de muhabirlik pek pozitif algılanmıyor. Aslında zor ve keyifli bir iş. Gazeteciliği istiyordum ve işin mutfağında öğrenmem gerekiyordu. Muhabirlikten tercümeye, röportajdan sayfa yapmaya kadar her şeyi öğrendim. Gerçi biraz angarya geldiği için sayfa yapmayı pek sevmiyordum. İlk iki sene çok yoğun çalıştım. İngilizce bir gazete olduğu için çok görünür değildik. Ama önemli işler yaptık, tarihe not düştük. Aralık 2013’te Ekrem (Dumanlı) Bey Zaman’da köşe yazarlığı teklif etti. Hâlimden memnundum. Pilatese, Boğaz’da yürüyüşe çıkmaya daha çok vaktim vardı. Genel yayın yönetmenliği teklif edildiğinde ise görevden kaçılmaz prensibince bir de kadınlar açısından bir yol açar düşüncesiyle kabul ettim.”

Pek çok gazetecinin arzulayacağı bir pozisyona üç buçuk yıl gibi kısa bir sürede gelişine “Çok hızlı, nazar boncuğu tak.” gibi pozitif yorumlar yapılsa da akıllardaki soru işaretlerine de cevabı hazır: “Ancak insanlar şunu bilmiyor. Ben gazeteciliğe yeni başladım ama Köşk’ten Washington’a kadar pek çok önemli konumda gözlem ve deneyim imkânım oldu. O yüzden rahatım. Yöneticilik gibi bir hevesim yoktu, hâlâ da yok. İçerik üretme kısmını daha çok seviyorum. İşten kaçan biri olmadığım hâlde zor bir iş diyebilirim. Hatta arkadaşlara da diyorum ‘Beni işleri koordine eden bir meslektaşınız olarak görün’ diye. Adil ve demokrat bir yönetici olmak istiyorum ama Türkiye’de otoriteyi göstermeyince o dengeyi kurmak da zor.”

KADIN YÖNETİCİ CAMİA
İÇİN BİR DEVRİM

-Yayın yönetmeni olmanız, bir yumuşatma politikası mı?
Kendi adıma sırf kadınım diye yumuşak olduğumu düşünmüyorum. Bu cinsiyet değil, ilke meselesi. Bülent Bey’in kullandığı dille benimki farklı olabilir ama ilke ve prensiplerimiz aynı. Twitter’da “Bu zor süreçte kadınlar akla geldi” diye eleştiriler oldu. Ben öyle düşünmüyorum. Sadece bu süreç muhasebeye vesile oldu diye düşünüyorum. Nerelerde eksikler var, nerelerde geç kalındı diye düşünüldüğünde camiada kadınların yönetici konumuna getirilmesinde geç kalındığı kesin. Benle başlamış oldu, inşallah devamı gelir. Çünkü kadınların olmaması donanımsız, yetersiz oluşlarından ya da çalışkan olmayışlarından değil, onların düşünülmemesinden kaynaklanıyor.

-Ataerkillikten mi kaynaklanıyor?
Bir kere Türkiye ataerkil bir toplum. Dindar olsun, olmasın her kesimde böyle bir sorun var. Türk medyasındaki kadın yönetici eksikliğinden bunu görebilirsiniz. Sadece dindar mahalle medyasında değil, diğer medyada da durum aynı. Bir Neşe Düzel vardı. Kadınların işin mutfağında olmalarına rağmen göz önünde olmamaları hâlâ büyük bir problem.

-Kadın fıtratından kaynaklanıyor deniyor.
Gazeteciliğin doğası 7/24 çalışmayı gerektirdiği için belki aile kurmayı zorlaştırması ya da aile ile işi yürütmenin zor olmasıyla ilgili de olabilir. Çünkü bu konuyla ilgili kadınlara destek mekanizması da az. O da kadınların yükselmesine bir engel. Tabii bahane değil. İnşallah bu karar pozitif bir etki olur, kadınların hak ettikleri eşit fırsatları almasını sağlar. Bana gelen yorumlar pozitifti genellikle. Başka kesimlerden camia için bu bir devrim diyenler oldu.

-Öyle değil mi?
Ben (Fethullah Gülen) Hocaefendi’nin kendisinden ‘kadın ordu komutanı dahi olabilmeli’ sözünü bile duydum. Dolayısıyla o ufkun gerisinde camia. Bizim camia Anadolulu bir camia. O ilkelerden, inançlardan değil, uygulamalardan ve geleneklerden kaynaklanıyor. Gelenekselliği aşmak için de bir iki nesil lazım.

-Evli olsaydınız bu görev verilir miydi?
Evli değil de çocuklu olsaydım zor olabilirdi. Bu iş, çocuklar anneye teslim edildiğinden erkekler için sorun olmuyor.

-Tersinden sorsak. Konumunuz evliliğe engel olur mu?
Bilmem, göreceğiz. Buna ben karar vermeyeceğim. Belki de bekârlığımı iyice tescilli hâle getiriyor olabilir bu görev. Ben öyle düşünmüyorum tabii. Ama bir erkek başarılı bir işe sahip olduğunda bunun evliliğe engel olacağı düşünülmez, hatta artı olarak görülür. Fakat bir kadın önemli bir konuma geldiğinde durum birden negatifleşiyor nedense. ‘Kadın göz önünde ve sertse evde de serttir. Hele de yöneticiyse.’ Hiçbir erkeğe böyle denmiyor. Bunlar bizim yanlış algılarımızla alakalı.

-Aileniz nasıl karşıladı genel yayın yönetmenliğinizi?
Dedem 84 yaşında dinamik biri. Benimle ilgili hapis cezasını duyunca “Ben yatarım onun yerine!” demiş. Öyle bir süreçten geçiyoruz ki yayın yönetmeni olmama sevinemediler. Bunun ateşten gömlek giymek olduğunu biliyorlar.

-Hayaller politika, gerçekler gazetecilik mi?
Hayalimde siyasetçi olmak vardı. Şu an memnunum. İsteseydim kamuda kalırdım. Siyaset kirli ve kurtlar sofrası. Onun bir parçası olmak istemem. Ama Ankara bürokrasi tecrübesi işlerin nasıl işlediğini içeriden görmeme vesile oldu. Gelecekte siyaset gibi bir planım yok.

-Gazetecilikten de sıkılır mısınız?
Söz veremem ama şimdiye kadarki en sevdiğim işim olduğunu söyleyebilirim. Tam yerimi buldum bence. Ülke genelinde bir baskı olsa da en azından kurum içinde kendimi rahat ifade ediyorum, özgürüm. Gazeteciliği yapan birinin başka meslekte tatmin olacağını asla düşünmüyorum. Bülent (Keneş) Bey bana “Gazetecilikten de sıkılırsan sana ne buluruz bilmiyorum.” derdi. Bu aslında şunu gösteriyor; insan bu dünyada bir tatmin bulamıyor. Belki bunu kabul ederek hareket etmek gerekiyor. Zorlansak da bu dünya bir imtihan yeri ve imtihanlar bitmeyecek. Sabırsız biriyim, hep sabırla imtihan oluyorum.

-Yurtdışına gitmeyi düşünüyordunuz bir ara.
Yurtdışına yerleşmeyi hâlâ zaman zaman düşünüyorum. Pek çok kişinin aklından geçtiğini de biliyorum. Şimdilik kalıp mücadele ediyoruz. Hayat ne gösterir bilmiyoruz. Gazeteciliğimizi izin verildiği müddetçe yapmaya devam edeceğiz.

-Twitter’da ‘de’, ‘da’ bağlaçları konusunda hassasiyetiniz çok bariz.
Hassasım, o benim için bir ölçü. Karakter yetmiyorsa başka bir şeyi kısaltsınlar, ‘de’yi, ‘da’yı birleştirmesinler. De, da çok önemli.

-İngilizce bir gazetenin yöneticisi olmakla Türkçe gazetenin yönetici olmak arasında fark var mı?
Elbette fark var. Kendini büyük addeden bir ülkenin üç tane İngilizce yayın yapan gazetesi var. Biri zaten hükümetin yayın organı gibi. Çok yetersiz aslında bu. Today’s Zaman’ın sloganı “Türkiye’yi anlamanızın yolu”. Bizim de amacımız objektif, doğru bilgiyi kendi perspektifimizden vermek. Elbette bir ağırlığı var. O yüzden çok hassas olmaya çalışıyoruz. Ayrıca sadece bir gazete değil, bir hareketin sözcüsü gibi algılanıyoruz. Daha ağır bir yükümüz var o açıdan.

-Köşe yazılarınız hep sitemvari...
Ben ona gerçekçilik diyorum. Bu devletin istediğimiz anlamda evrensel değerlere sahip bir hukuk devleti olmasına daha çok yol var. Öyle gördüğüm için de yolumuz uzun hissi var bende hep. Kader planında bu ülkenin bu döneminin parçasıyız. Bu beni yoruyor. Ben hâlâ trafikteki medeniyetsizliğe alışamıyorum mesela. Çünkü başka türlüsü, daha iyisi mümkün. Keşke alışsam da rahat etsem.

-Hayat felsefenizi anlatan bir mottonuz var mı?
Hayat bir mottoya sığamayacak kadar geniş. Ama felsefemizi anlattığı için benim en yakın hissettiğim “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol”. Çok hoşuma gider. İçi dışı bir insanları severim. Samimiyetin çok büyük bir kilit olduğunu düşünüyorum. Bir de ölünce üzerimde kul hakkı olmasın. Basit görünse de zor bir hedef. Allah da bizi mahcup etmez umarım.

[publicize twitter]

[publicize facebook]

[category istihbarat]

[tags MEDYA DOSYASI, FETÖ, ÖRGÜT, YAYIN ORGANI, İLGİNÇ, GAZETECİ, PORTRE, SEVGİ AKARÇEŞME]

image001.png
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages