
1970’li yillarin hizli sol eylemcilerinden Önder Aktosun, yillar sonra sag kulvarin en etkili isimlerinden Abdullah Çatli ile dost oldu. Aktosun-Çatli dostlugu, Çatli’nin Susurluk kazasinda öldügü güne kadar sürdü.
Abdullah Çatli ile Önder Aktosun, 1992'de Florya'da Bilge Kagan kolejinin önünde tanistilar. Ikisinin de kizlari burada okuyordu. Abdullah Çatli, kendisini Mehmet Özbay olarak tanitinca Aktosun'un kizi, "Baba galiba Mehmet Bey, Selcen'in üvey babasi. Çünkü Selcen'in soyadi Çatli" dedi. Avukat Önder Aktosun, 1970'li yillarin hizli sol eylemcilerinden biriydi. Çatli soyadinin ne anlama geldigini gayet iyi biliyordu.
Çatli, 1992'de bir gün Aktosun'un bürosuna gelerek, "Artik gerçek ismimle ortaya çikmak istiyorum. Yargi önüne çikarsam cezaevinde ne kadar yatarim?" diye sordu. Çatli, Haluk Kirci'nin yedi kere idam cezasi aldigi 1978'deki Bahçelievler katliami davasindan dolayi 1980'den beri giyabi tutuklu olarak araniyordu. O aksam Ankara Bahçelievler'de Türkiye Isçi Partili yedi gencin ölüm emrini vermekle suçlanmaktaydi. Avukat Aktosun, ona "Yargi önüne çikarsan kisa sürede cezaevinden çikacagini söyleyemem" cevabini verdi.
1992'de baslayan Aktosun-Çatli iliskisi Susurluk kazasinin meydana geldigi 3 Kasim 1996'ya kadar sürdü. Bu zaman diliminde birbirlerine aile ziyaretleri de yaptilar. Hatta Çatli'nin ölümünden sonra Aktosun, esi Meral Çatli ve iki kizinin avukatligini üstlendi. Bu yüzden, üzerinden tam sekiz yil geçen Susurluk kazasindan bugüne hâlâ süregelen tartismalar konusunda Aktosun, bazi önemli bilgilere sahip bulunuyor.
Çatli'nin infazina karar verilmisti zaten
Aktosun ilk olarak, "Susurluk kazasi olmasaydi da Çatli ölecekti. Çünkü infazina karar verilmisti" diyor. Hatta, kazadan bir süre önce Çatli'nin oturdugu Florya'daki Füze Sokak’ta, "bomba ihbari var" gerekçesiyle evlerin kapisina teker teker gidilip kimlik tespiti yapilmis. Aktosun, "Bu bir desifre operasyonuydu. Amaç Meral Çatli ve iki kizinin kimliklerini desifre etmekti." diyor. Çatli'nin her an ortadan kaldirilabilecegini bildigi için çelik yelek kullandigini belirtiyor: "Önceleri daha kalin bir çelik yelek giyiyordu. Sonradan daha hafif ve incesini kullandi. Susurluk kazasinda öldügünde bu ince çelik yelek üstündeydi."
Son günlerin en tartismali konularindan biri olan Çatli'nin çantasi konusuna geliyoruz. Kazada yarali olarak kurtulan Sanliurfa eski Milletvekili Sedat Edip Bucak, sekiz yil sakladigi Çatli'nin çantasindaki belge ve fotograflari Istanbul'da mahkemeye sundu. Aktosun, "Çatli'nin bir tane degil, üç çantasi vardi. Kizi, 'Babamin günlügü vardi. Onu da çantasinda tasirdi' diyor. Bu günlük de ortaya çikmadi" seklinde konusuyor.
Abdullah Çatli'nin henüz ortaya çikmayan günlügünde, 1980'lerin basinda Fransa'da Ermeni terör örgütü ASALA'ya karsi görev almasi, 1990'da Isviçre'deki cezaevinden kaçip Türkiye'ye gelmesi, geldikten sonra alti yil boyunca hangi olaylarda ve iliskilerde yer aldigi gibi konularin bulunup bulunmadigi merak ediliyor. Önder Aktosun, onun 1990'da Türkiye'ye gelisini söyle anlatiyor: "Zamanin cumhurbaskani Turgut Özal, o tarihlerde özel bir birim kurmak istiyor. Özal'a, 'Çatli'yi getirtelim' diyen kisi ANAP milletvekili Alpaslan Pehlivanli. Özal 'tamam' deyince Çatli cezaevinden kaçiriliyor. Hatirlarsaniz Özal, Naim Süleymanoglu'nu da benzer bir operasyonla Türkiye'ye getirtti. Çatli o gün cezaevinden çikarilirken, esi Meral Hanim 500-600 metre mesafede arabanin içinde kendisini bekliyor. Çatli, Atatürk Havalimani'na geldiginde VIP salonundan askerî elbise ile içeri aliyorlar. Meral Hanim ve çocuklari ise, nüfus cüzdanlari bile olmadigi halde Kapikule'den karayolu ile giris yapiyor. Abdullah Çatli 1994'e kadar hep maddi sikinti içindeydi. Aldigi görevler, yogun olarak 1994'ten itibaren basladi."
Takipteki beyaz kasali Mercedes
Aktosun'a göre, Susurluk'ta 3 Kasim 1993 günü meydana gelen kazaya, arkadan gelip onlari sikistiran beyaz kasali bir mercedes sebep oldu: "Sedat Bucak'in soförünün kullandigi ve korumalarin da içinde bulundugu arabayi önden gönderiyorlar. Susurluk'un ilerisinde Ulusoy veya Varan tesisleri var. Korumalar orada yer hazirlayacak ve orada yemek yiyecekler. Dolayisiyla Hüseyin Kocadag'in sürdügü ve içinde Çatli, Bucak ile Gonca Us'un bulundugu araba geride tek kaliyor. Susurluk'u geçince arkadan bu beyaz Mercedes çikiyor ve bunlari sikistiriyor. Hüseyin Kocadag da arabanin hizini arttiriyor. Kazanin sebebi arkadan gelen bu arabanin sikistirmasidir. Böylece Mercedes önüne çikan kamyona çarpiyor. Simdi arkadan gelen bu beyaz Mercedes araçta vahim silahlar var. Kazadan sonra, Çatli'nin içinde bulundugu arabanin bagajini açip bu silahlari oraya koyuyorlar. Beyaz Mercedes'teki kisiler, oradan ayrilmadan kaza yapan arabanin sol arkasinda can çekisen Abdullah Çatli'nin fotografini da çekiyorlar. Bu fotograf, Susurluk kazasinin ertesi günü gazetelerde yayinlanan fotograftir."
Acaba gerçekten de arabanin bagajindan çikan silahlar, kazadan sonra mi oraya kondu? Kazadan sonra Susurluk Jandarma Karakol Komutani Fatih Kadir Çelik, Susurluk Savcisi'na verdigi ifadede aynen söyle diyor: "Kaza yapan arabanin ön iki koltugunun arasinda bulunan bölmenin yaninda soför tarafinda bir adet Baretta marka tabanca, arka koltuklarin orta kisminda bulunan kol dayama bölgesinin içinde bulunan sürgülü çekmecenin içinde ise 22 kalibre Baretta tabanca ile yaninda iki adet susturucu çikti. Bagajdaki Nike spor çantanin içinde ise yüz adet M-16 mermisi ile 13 adet Biksi (BKC) mermisi çikti. Arabada, koltukta ve yerde üç tabanca ile iki MP-5 tabanca alindi. Toplam olarak 5 adet tabanca, iki adet MP-5 ve iki adet susturucu çikti."
Topal'i kumar isine bir Yahudi soktu
Önder Aktosun'un iddiasi dogruysa, arabanin içinden çikan iki Baretta disindaki silahlari oraya arkadan gelen kisiler koymus oluyor. Aktosun, 1996 Temmuz'unda öldürülen "Kumarhaneler Krali" lakapli Ömer Lütfi Topal hakkinda da ilginç açiklamalar yapiyor. Buna göre Topal'i kumar isine ünlü bir Yahudi kumar baronu soktu: "Topal, 1960'larda Istanbul'da Findikzadeli Muhterem'in yaninda çalisan siradan bir insan. Bir gün birilerinin kiskirtmasiyla Muhterem'i biçakla öldürüyor. Muhterem, o zamanlar hatiri sayilir meshur bir insan. Üstelik babasi agir ceza reisiydi. Topal, ilk defa bu olayla isim yapiyor. Daha sonra uyusturucu kaçakçiligi suçundan 1980'lerde Amerika'da cezaevinde kalirken bir Yahudi ile tanisiyor. Topal, cezaevinden çikinca bu Yahudi onu Las Vegas'a götürüyor, kumarhaneleri gösteriyor. Topal kumar isini ilk orada görüyor. Istanbul'da bu ise baslarken de kullandigi para Israil sermayesiydi. Ama daha sonra Topal, Yahudi patronlari gücendirdi. Onlarin paralarinin üstüne yatti."
Aktosun, Topal'i Israilli kumar baronlarinin ortadan kaldirdigini ima ediyor. Benzer bir iddiayi mahkemede Susurluk'un ünlü isimlerinden Sami Hostan da dile getirmisti. Hostan, "Topal'dan 45 milyon dolar alacakli Yahudiler vardi" demisti. Ancak Topal'in Yahudilerle iliskisi bakimindan bilinen iki somut olgu var. Bunlardan birincisi Istanbul'daki Polat Rönesans'in kumarhanesinde Israilli Ruen Gavrieu ile ortak olmasi, ikincisi ise Israilli turistleri güneydeki kumarhanelerinde agirlamasiydi. Önünde Israil bayragi dalgalanan tek kumarhane Polat Otel'dekiydi.
Yesil, Kundakçi'nin odasina girip tekmil vermis
Aktosun, Susurluk'un ünlü eylemcisi Yesil kod adli Mahmut Yildirim hakkinda da çok ilginç bir açiklamada bulunuyor. Buna göre, 1993'te Kibris'taki Türk Baris Kuvvetleri Komutanligi görevinden Diyarbakir'daki Asayis Kolordu Komutanligi görevine atanan Korgeneral Hasan Kundakçi'nin göreve baslamasindan birkaç gün sonra odasina Yesil giriyor. Ayaginda bot, üzerinde askeri pantolon, kazak ve basinda yün bir bere ile Komutanin huzuruna çikip, kendisine "Komutanim ben Yesil, bugünden itibaren emrinizdeyim" diye tanitan Yesil'e, Korgeneral Kundakçi çok sert bir tonla, "Simdi derhal Diyarbakir'i terk et. Yoksa bizzat ben seni alnindan vururum" karsiligini veriyor. Bu tarihten itibaren de Yesil Ankara ve Istanbul'a geliyor. Hatta Korgeneral Kundakçi'nin korkusundan, Ankara'da kendisini rahat hissetmiyor, çogunlukla Istanbul'da, diger bölgelerde kaliyor, bazen de yurtdisina çikiyor. Aktosun, “Bu olayi bizzat Kundakçi Pasa'dan dinledim” diyor.
[publicize twitter]
[publicize facebook]
[category istihbarat]
[tags DERİN DEVLET DOSYASI, Avukat, önder Aktosun, abdullah Çatlı]