Ben diyorum ki;
Cumhurbaşkanlığı seçiminde ister zar atın, ister boykot edin,
ister kendinizce(?) bilinçli bir tercih yapın.
Sonuca bir tesiri olmayacak.
Boşuna hoplayıp zıpamayın.
Kendinizi üzmeyin.
Kavga etmeyin.
Gerginlik yaşamayın.
Recep Tayyip ERDOĞAN(RTE)
cumhurbaşkanı olursa Pandoranın kutusu açılmayacak, cehenneme
açılan kapı aralanmayacak, cumhuriyet yıkılmayacak, rejim
değişmeyecek.
Ya da Ekmelleddin İHSANOĞLU cumhurbaşkanı olursa rejim ve
cumhuriyet kurtulmuş olmayacak.
Basite indirgeyelim.
Başbakan elindeki iktidarı cumhurbaşkanlığının güvencesi
karşılığında bırakacak.
Cumhurbaşkanı RTE, emanetçi başbakan formülü rejimi başkanlık
sistemine dönüştürmeye yetmeyecek.
Açılım vb tavsayacak.
Artısı budur.
RTE The Cemaatle barışacak.
Eksisi budur.
Ekmelleddin İHSANOĞLU
cumhurbaşkanı olursa, Abdullah GÜL bunca zaman nasıl bir rol
oynamışsa aynını oynayacak.
Ve hatırlatırım, bu ismi önerenler de zaten RTE'ın ve küresel
oligarşinin yardakçılığını yapmaktadır.
Bin kere yazdım söyledim, CHP ve MHP üst yönetimi küresel
oligarşiye teslim olmuştur.
Kendi seçmenlerini kandırmaktadır.
Bu kuru bir iddia değildir, bin bir türlü karinesi ve delili
vardır.
Kritik her olayda bu iki parti liderliğinin aldığı tavırları
dönün bir bakın.
Ve zaten Mr. Ekmelleddin böylesi bir süreç sonucunda ortaya
çıkmıştır.
Aslına bakarsanız, bu senaryoda RTE hala daha başbakanlık
yetkilerine sahip olduğu için ulusal birlik ve rejim için daha
bile tehlikelidir.
Başbakan RTE, Cumhurbaşkanı RTE'den yüz misli daha
tehlikelidir.
Buna dikkatinizi çekmek isterim.
Siz sadece küresel yönetmenlerin
sahnelediği bir tiyatro oyununda kendinize düşen rolü oynamış
olacaksınız.
Seçeneksizliğe mahkum edilmişsiniz ve siz de buna boyun
eğiyorsunuz bu kadar basit.
Ve ben yine diyorum ki, hiç değilse kişilikli ve onurlu olun,
boykotla mesajınızı iletin.
Figüran olmayı reddedin.
Daha iyisi hem CHP hem de MHP'li
seçmenler bir an önce küresel oligarşiye teslim olmuş parti üst
yönetimlerini tasfiye etmeli ve yeniden partilerini ele
geçirmeli.
Saygılar.
Oraj POYRAZ
L2fSIJNoA0xfSNxA
Odatv, 01.08.2014 22:49
Bir ses
duydular, "cafeer" ve herkes
koştu.
Hepsi bez getirdi.
Misal, budur ve Erdoğan, kundakta büyütülmüştür ve hepimiz öyleyiz, yalnız, Erdoğan'ı herkesler sardılar ve bütün kundakların bebeğidir.
Amma bir nokta var, Erdoğan, Türk oligarşisinin son bebeği değil, son çaresidir.
Bunu
bilmeyenler değil, kabul etmeyenler ahmaktırlar.
Çaresizliklerinin
çaresini
böyle birisinde buldular.
Hırsla sarılıyorlar.
Tabii hem yanlış anlaşılmak ve hem de, kendimi yanlış anlatmak istemiyorum; "Çölaşan Eşleri" asla kastetmiyorum.
Bizim için derstirler, her rastlantıyı, her tesadüfü, şansı, "çöl"ile anlatıyoruz.
Çöl'ümüzdürler ve bizi, çölde olmasa bile, Kahire doğumlu Tekmeleddin ile kurtarıyorlar; Emin'e değil de Tansel'e şaşırıyorum.
Bu Tekmeleddin, bu tatsız sahnede, ben "Türk Vatandaşıyım" buyurmuşlar, Hürriyet, 20 Temmuz '14, ve ne ahmaklık, dünyada "Türk Vatandaşı" yoktur, ya "Türk" ya "Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı" vardır.
Ben, bu ne "cahiliye" ve bu ne korkaklık demek ile yetiniyorum.
Hem bilgisiz ve hem korkak, "Türküm, çalışkanım.." diyemiyor, çok uzağındadır.
Ve Erdoğan, Türk oligarşisinin, Türk gericiliğinin, en tamahkar ve en acımasız, en hedonist,en işçi ve köylü düşmanı oligarşinin, hem çocuğu, hem diktatörü ve hem de kendisidir.
Sara'sıdır, çünkü saralı bir oligarşimiz var.
Ve bu Cumhuriyet, arka arkaya gelen sara nöbetleriyle yıkılmaktadır ve yıkışın başka yolu yoktur.
Ah, siz marksist olamayan solcular ve ilericiler, İlhan Selçuk'u hatırlıyorum, "saralı" cumhurbaşkanı ister misiniz, son ve önemli sorularından birisi idi; bilmiyorlar ve tabii isterler, çünkü, saralı olan diktatördür.
Ve yeter ki servet transferi olsun ve sürsün, bu "dinci" ve saralı dönemdedir ki, halkın olan, kamunun olan Tüpraş ve Petkim artık Koç'tadır, "dünya değerlisi" Hilton Oteli'nin yeri Doğan'dadır, Kara Yolları Genel Müdürlüğü, yeri de diyebiliriz, Zorlu'dadır, "Zorlu Center" diyorlar; biz ise buna servet transferi diyoruz.
Bu, halkın olanı, bir avuç' a vermek anlamındadır.
Diktatör mü, alandır ve çalandır.
Ben mi,sadece bir kamusal aktörüm; oraları, Karayolları Genel Müdürlüğü yerini, "Atatürk Kültür Merkezi" yapacaktım, ilan etmiştim.
"Globalizm" dediler, el koydular; yuvarladılar.
Ama hala vaktimiz var, gücümüzü biriktiriyoruz.
Peki, marksist olmayan solcular mı, eksiktirler ve Türk oligarşisi mi, artık pek fazladırlar.
Aldıklarını
verecekler; kanunla aldılar ve tabii kanunla verecekler,
zamanımız yaklaşmaktadır.
Güzel, seçimlerin sonunda ve devrimci durum'un başındayız.
Zaman, bizim eylemimizdir.
Her devrim bir servet transferi'dir; Ermeniler'den zenginlik transferi Jön-Türkler zamanında başlamıştı, Ermeni kızlarını ve büyük zenginlikleri Kürt Şefler aldılar.
Erken Cumhuriyet'te mübadele ise, çok acı ve büyük bir servet transferidir, adaletsizlikler ve feryatlarla doludur.
İki, Varlık Vergisi ve 6-7 Eylül, servet transferidirler, acımasızdırlar; Yunani ve Ermeni mallarına el koydular.
Üç, Erdoğan'ın kendisi,uzatılmış on yılı, hem görülmemiş bir servet transferi ve hem görülmemiş bir primitif akümülasyon olmuştur.
Ve not ediyorum, primitif akümülasyon farklıdır; emekçi ve köylü, vahşetle soyuldular, yerlerine, "tit" milyarderleri koydular.
Bunun için Erdoğan'ın bütün nöbetlerini sakladılar ve milli bir türban giydirmeyi ve medinevi bir zor ile korkutmayı denediler.
Özeti ise şudur, Erdoğan hem transferlerin ve hem akümülasyonun vesilesidir ve cürüm oligarşinindir.
Ve tabii payını, unutmuyoruz.
Ve mutlaka diktatoryal oligarşiyi biliyoruz.
***
Transferleri bozmadan, akümülasyonu dağıtmadan, Erdoğan'dan vazgeçmeyiz.
O kadar ucuza veremeyiz, maliyeti büyüktür.
***
Cinayetsiz yapmadılar; Trabzon ve Malatya'da Hıristiyan, İstanbul'da Ermeni katlini ihmal etmediler.
Cinayetlerle suçlanan Alperenler'in başına ise, Ankara'da "devlet töreni" düzenlediler veYazıcıoğlu'nu, Hacettepe'de Tacettin Dergahı'na gömdüler.
Tacettin Dergahı, Kurtuluş Savaşı günlerinde Mehmet Akif'e ikametgah verilmişti, Muhsin Yazıcıoğlu, eğer öldürülmüşse, bir büyük Hristiyan Devlet'in eli vardır, böylece,Yazıcıoğlu'na ilahiyat saçtılar.
Devlet törenine, Reis-i Evvel İlker Paşa ve Rahşan Ecevit de katıldılar; tarihin notlarını eksik bırakmak istemiyorum.
Yahudi-Hristiyan Savaşları'nı duyuyorum.
Güzel, devamı var, Mehmet Akif hızla Kahire'ye kaçmıştı ve yalnız Akif, Kahire'de bir diğer Cumhuriyet kaçkını İhsan'ı buldu.
İkisinin birbirinden gayrı hiç bir arkadaşı olmamıştı, kayıtlarda rastlamıyoruz.
İki şapka kaçkını birbirlerine sarıldılar.
İhsan, Ekmeleddin'in babasıdır ve İhsanoğlu, Akif'in Kahire'de Kuran çevirdiği masallarının taşıyıcısı durumundadır.
Masaldır, çünkü, Akif'in Arabi bilgisi yoktur ve kayıtlar bu yöndedir.
Demek gericilik bir çemberdir ve Ekmeleddin'in, Cumhuriyet kaçkını İhsan Efendi'nin oğlu olmasından başka bir niteliğinden haberdar değiliz.
"Türküm" demekte güçlükleri vardır.
Ve özetle, Fethullah Gülen çemberi içindedir, pek yakışmaktadır.
Hiçbir yere gidemezler ve geldikleri yerlerde olamazlar; hiç okumadan, erkan-ı harp olmaları imkansızdır.
Bu arada not ediyorum, benim pek çok kitabım var, Erkan-ı Harbiye Reisi'nin bunlardan birini dahi okuduklarına ihtimal vermiyorum.
Çünkü, kitap okumazlar, öyle sanıyorum, iki sure bir fatiha, bunlar için, yetmektedir.
"Caligula" veya "Hasta Despot" bir yana, "Epilepsi ile Orgazm" hassaten okurlar sanıyordum ve hep yanıldığımı anlıyorum.
Bu kitapta,
ikinci kitap "Doğan
Savaş" başlığını
taşıyor ve "Doğan", Aydın
Doğan'ı içine alıyor.
Bilmeyebilirler, Cumhuriyet Mitingleri'nde "Aydın
Doğan bedava" deniyordu,
bir şişe coca-cola yetiyor, ve işte O'dur.
Bedava satılan, çok büyük zenginlerimizdendir ve benimle arasında bir savaş sürüyordu; sebebi, Aydın Doğan'ın, Erdoğan'ın epileptik halini ve bir de diploma meselesini saklamasıdır.
Saklıyordu ve işi o'dur.
Doğan mı, oligarşi'dir, TÜSİAD'ı yansıtmaktadır ve "Hürriyet" bazen "Koç" ve bazen "Doğan" kisvesindedir; tümüne göre, Erdoğan olmadan, akepe'yi sürdürmek imkansızdır.
Diplomasızlık ve "grand mal", ciddi sara, Erdoğan'ın sonudur, öyle düşünüyorlar; sonu, akepe'nin de sonu demektir ve istemiyorlar.
Ancak
epileptik ataklardan da bıktılar, nöbetlerde çok fevridir, bu
nedenle, kızağa, Çankaya'ya almak istiyorlardı ve ben,
diplomasızlık ve grand epilepsi ile bu kapıyı kapatıyordum.
Hayli kızıyorlar.
Savaş budur; "sara" sözcüğünü Abdülhamid'in burnuna çevirdiler, sansür ettiler.
Diplomasızlığı ise önemsemediler, bir çare bulurlar; nitekim Ergun Özbudun, Erdoğan için hazırladığı anayasa taslağında, gerekli tahsili ilkokula indirmişti; Hürriyet bunu hemen gördü, sevinçle, duyurmuştu.
Ben de
Hürriyet'i duyurduğumu hatırlıyorum.
Erdoğan ise buna bir tepki olarak, başbakanlığı, fiilen ve
mümkünse hukuken, yanında, Çankaya'ya taşımak istiyordu.
Bütün oyun işte budur.
Devlet işlerinin pek dışındadır, kapak tadındadır ve burada duruyorum.
Artık
Genelkurmay'a geliyorum.
En son saklayan O'dur.
Genelkurmay şimdi Erdoğan'ı, Çankaya'ya yolcu etmeye hazırlanmaktadır.
Elindeki bütün bilgileri, açmamak, bu anlamdadır.
***
Genelkurmay, işte bu Erdoğan'ı, yukarıya, yolcu etmektedir.
Elinde men
edici bütün bilgiler var.
Bilgileri vermemekte ve büyük sorumluluk almaktadır.
Şahane on yılımız var, "1961-1971", çok korktular; ilericiler, solcular, sosyalistler, Cumhuriyet'i, ileriye doğru fırlattılar.
Bunun içinde,
"15-16
Haziran 1970" ayrı bir
tarihtir, İstanbul'da işçiler, iki gün için, İstanbul'u
ellerine aldılar.
İstanbul'un zenginleri çok korktular ve "bir daha
asla" dediler; sanki
hepsi saralı oldular; korku'dan farkı azdır, nöbete girdiler.
Çare aradılar ve buldukları çare, yobazizm oldu; 12 Mart ve 12 Eylül sadece kademeleri ve denemeleri idi ve sonunda, "sara bizimdir", dediler.
Kara özet ve karalama işte budur.
Aydın-Saydın, üç yol ya da jüstifikasyon buldular.
Aydın-saydın, katılmak için bir inanca, bir teori'ye muhtaçtırlar; zaman zaman kendilerini aldatmak zorundadırlar.
Demek aydın olmak, kolay değildir ve bazıları için her teslimiyet bir ayrı teoridir.
Başlarda daha
aydın'dılar,bu nedenle olabilir, "yobaz"
görebiliyorlardı, kemalizm'e karşı diyorlardı, amma, bizi,
Avrupa'ya sokacaklar, Avrupa mühimdir, "derdimiz
kalmaz"; bu masala
mahkum oldular.
Ah bir soksunlar ve bizi sokacaklar, ancak bunlar sokarlar;
yeter ki soksunlar, çok neşeli ve umutlu insandırlar.
Sonra unuttular ve umutlarıyla çok bozuldular ve orada
kaldılar.
Belki başında aydındılar ve şimdi ne olduklarını bildiklerini sanmıyorum.
Bir kısmı artık tarikatlardadırlar.
Avrupa'ya
hayran ve demokrasiye aşıktılar, ikinci aşamada bu gözü
karalar varlar, gözleri kara, sadece demokrasi görüyorlar.
Ve 2010 yılında bu gözü karalar,"yetmez
ama evet" dediler; evet
dedikleri karanlıktı, seçtiler ve orada kaldılar.
Kalmasalar ne
olur ki, artık pek buruşukturlar.
Artık bunları kimseler almazlar ve bunu biliyorlar.
Çöp sepetlerine atıldılar.
Üçüncü ve en son türe gelmiş durumdayız ve bunlar bağ bozumudurlar.
Silivri'den çıktılar.
İçlerinde
aslanlı yolu tavaf edenler de var, ne demektir, anlamamıştım
ve yavaş yavaş anlıyorum.
Peki, ancak
devrimci durumdayız ve devrim tarihi ve dili kullanmak
istiyorum.
Çok kısa tutuyorum.
O halde Karl Kautskiy'i anlatmak durumundayım ve büyük bir Alman devrimcisiydi ve ne oldu, Birinci Dünya Savaşı'nın eşiğinde, Ultraemperyalizm'i keşfetti, yoldan çıkma ve oportunizmi seçme anlamındadır.
Balşaya
Savyetskaya Ansiklopedi'den, Vol.
11, alıyorum ve şu anlamdadır, artık kapitalizm gelişmiş ve izjinaniya
evo protivoreçiyiy, çelişkilerinden kurtulmuştur, bundan
böyle barışcıl bir kapitalizm karşımızdadır.
Devrimci yöntemlerle karşı çıkmak geride kalmaktadır, Kautskiy, bunları vaaz etmektedir.
Lenin de aşağı yukarı aynı tarihlerde, "Imperialism and The Split in Socialism" incelemesini yazmıştı, Collected Works 23,ve burada, kapitalizmi, monopoli kapitalizm, parazitik kapitalizm ve can çekişen kapitalizm olarak anlatıyordu.
Monopol varsa her zaman şiddeti kullanmaktadır, parazitik ise ahlaksızlık temel karakterdir ve can çekişiyorsa, ben ekliyorum, yobazizm mutlak vardır.
Lenin'in bu incelemesine göre, emperyalist aşama ile sosyal mücadelede bölünme kaçınılmazdır.
Ne ilginç şimdi bizde de bölünme esas olmuş haldedir.
Balşaya Savyetskaya Ansiklopedisi, Kautskiy'e yakıştırılan "oportünist" sıfatını da hatırlatıyor.
Ancak,
menşevikler için de kullanılıyordu, Balşaya Savyetskaya
Ansiklopediya Vol.
16 ve bu, kapitalizmdeki değişme ve gelişmeleri
abartmaktan kaynaklanıyor.
Şöyle söyleyebilirim, nerede abartma varsa, orada oportünizm vardır.
Buraya ve Türkiye'ye gelmiş oluyoruz.
Ancak Lenin'in, Kautsykiy üzerine kalıcı çalışması, "Poleterskaya Revolutsiya İ renegat Kautskiy" adını taşıyordu; Rusça "Renegat" ve Türkçe, "Dönek" diyoruz.
Oportünist veya değil, ama bunlar mutlak dönek'tir ve renegat'tırlar.
Dönmek için bir "teori" arıyorlar ve buldukları ile dönmektedirler.
Türkiye’de de bir teoremimiz daha doğrulanıyor, savaşlar döndürürler ve karşı devrimler ise daha çok döndürüyorlar.
Ve şimdi
Türkiye’ye dönüyoruz.
Buradayız.
Dört zından arkadaşımı, dört cürüm arkadaşımı, açıkca ve büyük üzüntüyle kaydediyorum; M.Balbay, T.Özkan, D.Perinçek ve S.Yalçın, çıktıktan sonra döndüler.
Saklı değil, gizli değil, Perinçek’e yazı ile bildirdim, ben içerdeydim ve Soner dışardaydı; yüzüne, tek yanlı Fethullah Gülen’i hedef almak, Tayyip Erdoğan’a sığınmaktır, bu teoremi dillendirdim.
Bu iki arkadaşıma, adlarını açıklayarak ya da tarif ederek, başkaları da söylediler; söyledikleri Erdoğan’ı koruduklarıdır.
Birisi, Erdoğan’ın Gülen seferini, bizim Yunaniler’e savaşımıza benzetmiş ve sadece saçmalamaktadır.
Diğerini hatırlıyorum, tahliye konuşmasında, tam otuz beş dakika, Erdoğan’ı Gülen’den koruma yolları üzerinde durmuştu, ben gülmüştüm; ancak ancak ciddiymiş ve devam etmektedir.
***
Dönmenin sırrı bir teoridir ve teorinin temelinde abartma yer alıyor.
Yalnız, teori
saçma ise ve saçma da ısrar varsa, intihar mutlakdır.
Ediyorlar.
Ve vakit var, dönmeden dönmelerini diliyorum.
Arkadaşlık duygularım bakidir.
***
M.Balbay
ile T.Özkan, eski yol arkadaşlarım, bu kadar zorlanmıyoruz.
Garbaçof Kemal’e teslim oldular ve bu Gülen üzerinden,
Erdoğan’ın yanına vardılar.
Şu hallerine bakın, Ekmeleddin, türban için,a, dinsel açıdan vecibe, b, kızlar açısından hak ve c, ülke açısından ise gelenek buyuruyorlar.
Demek İmam İhsanoğlu’nda Cumhuriyet hiç yoktur, çünkü, bizde, böyle bir gelenek olmadığını biliyoruz.
Yobazlıkta rakibini çok geride bırakıyor ve bu tür yobazlıklara oy vermeyiz, sokağa atarız.
***
Ah ne yazık,
Ne yazık ki ona,
dört nal giden atların köpüklü boynuna bir daha
yatmayacak,
beyaz orduların arkasından kılıç oynatmayacak!
***
Pek yazık onlara.
| Kurmus
oldugum gruba uye olun Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur: Ozgur_Gunde...@yahoogroups.com |
Ayrilmak
isterseniz de : Ozgur_Gundem...@yahoogroups.com |
Grup
Sayfamız : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/ |
Arzu
ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz. http://orajpoyraz.blogspot.com/ |