![]()
This message is eligible for Automatic Cleanup! (Turkiye-i...@googlegroups.com) Add cleanup rule | More info
--
Sayın "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU" grubu üyesi.
grubumuzla ilgili şikayetleriniz ve tavsiyeleriniz grup yönetimine " erzinca...@gmail.com " adresimize bildirin,
Grubumuzda yayınlanan iletilerin yasalar karşısında tüm sorumluluğu yazarına ve iletinin üzerinde değişiklik yapıp yayınlayan üyeye ait olacaktır, İletilerin mutlaka konu başlıklarını yazınız. İletilerinizde Başka bir grubun tanıtımı, url adresleri yada benzeri ibareler bulunması halinde o iletiler yayınlanmayacaktır.. önemle duyurulur. saygılarımızla
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "TÜRKİYE İÇİN EL ELE HABER GRUBU" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu gruba yayın göndermek için, Turkiye-i...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele adresinde ziyaret edebilirsiniz.
OSMANLI-HİÇ BİR ZAMAN TÜRK OLMADIĞI GİBİ, ZATEN BİR IRK DA DEĞİLDİ.
OSMANLI-HİÇ BİR ZAMAN TÜRK OLMADIĞI GİBİ, ZATEN BİR IRK DA DEĞİLDİ.
Iste tamda bu yuzden 623 sene yasadi;
idaresi altindaki ulkeler nisbeten huzur icinde yasadilar.
Turk degildi; ama baska bir sey de degildi; Turk, Kurt, Rum, Sirp, Ermeni, Arap,...hepsiydi.
Kulturu Turk-Islam kulturu idi. Islami degerlere gore idare etti.
Ustunlugu buradaydi.
Turkiye 100 senede kendisi ile savas halindedir.
Kurtlerle, azinliklarla, Muslumanlarla.
Katliam ustune katliam yapildi; azinlik kalmadi.
Cunku, irkcilik ogretildi. Devlet politikasi oldu; Turkiye'yi kana buladi ve bulamakta.
Bunu gorup konusmamak bu suca ortak olmaktir.
Irkcilik hangi ulkeye hayir getirdi soyler misin?
Ustelik, Turkiye'de irkcilik yapmak absurd bir sey; baksaniza bilimsel calismalar ne diyor.
Derdinizi gidin o bilimsel yazilarla paylasin.
Iktidar hirsiymis suymus buymus....nerenden uyduruyorsun?
Turkiye'de ne kadar Turk genleri oldugunu once ogren, sonra Turk irkciligi yap.
Ayni sey Kurtler icin de, Ermeniler icin de, Rumlar, vb icin de gecerli. Dunyada en saf irk olan Sibiryada yasayan Saka Turkleridir. Turk anayurt genleri %80. Bizde %3-7 arasi. Sakalar bile karistikca safliklarini kaybedecek.
Dunya boyle iste; degistiremezsin.
Bilim ve dusunce ozgurlugu karsisinda duramazsin.
Bilim derken Islam'i da dahil ediyorum.
Islam da irkciligi yasaklamistir.
Yine de, merak etme, sacmalama ozgurlugun var.
Gunes Ecer
-----Original Message-----
From: Arif N Caner <arifn...@gmail.com>
To: TÜRKİYE İÇİN EL ELE GRUP <Turkiye-i...@googlegroups.com>
Cc: adumanol <adum...@gmail.com>; zekisahin <zeki...@yahoo.com>; GTIecer <GTI...@aol.com>
Sent: Sat, Apr 16, 2016 10:48 am
Subject: Re: [Türkiye] Antropolog Timucin: "Turkler Orta Asya'dan gelmedi"
Sakldiriya gecmek mi?
Ama, dediginiz dogru, Musluman olan irkci olamaz.
Bilimlsel sonuclarla nasil bas edebiliriz, nasil degisiriz onu dusunmemiz (daha dogrusu dusunmeniz) lazim.
Bazilarimizin bayagi bir degisimden gecmesi gerekecek; bu malum.
Lakin, sonunda, mantik bize en dogru yolu gosterecektir.
Bu, herhalde ki, birbirimizle huzur icinde yasamayi ogretecektir;
aramizdaki etnik ayriliklara dayali husumetleri yok edecektir.
Ayrica, genetik calismalarin ana sonucu Turk irkinin olmamasi degil; irk diye bir seyin kalmamis olmasi.
Dunya artik gen corbasi haline gelmis deniliyor.
Anadolu da, asirlardir gecip giden, yerlesen yeni kavimlerle, ilk ziraatin olmasi dolayisiyle her yoreden insanlari ceken bir goc yolu oldugu icin en karisik nufustur deniliyor.
Inkar mi edeceksiniz?
Gunes Ecer
To: Arif N Caner <arifn...@gmail.com>; TÜRKİYE İÇİN EL ELE GRUP <Turkiye-i...@googlegroups.com>
Cc: adumanol <adum...@gmail.com>; GTIecer <GTI...@aol.com>
Sent: Sat, Apr 16, 2016 11:30 am
Subject: Re: [Türkiye] Antropolog Timucin: "Turkler Orta Asya'dan gelmedi"
Bu ve benzeri propogandaları hep imansız dinci kesim yapar...
From: Arif N Caner <arifn...@gmail.com>
To: TÜRKİYE İÇİN EL ELE GRUP <Turkiye-i...@googlegroups.com>
0:20 17 Nis 2016 Paz tarihinde, gti...@aol.com<gti...@aol.com> şunu yazdı:
ABDÜLMECİT
Musa Kâzım Çağlayan
"Abdülmecit' in hayaliydi. Atalarımızın hayalini inşallah biz gerçekleştirmiş olacağız."
Bu sözler; İstanbul boğazına tüp geçit yapımı temel atma töreninde Türkiye
Cumhuriyetinin başbakanının sarf ettiği sözler.
Geldik böylece Abdülmecit'e!...
Fransa Legion d' honeur nişanı...
Haçlı şövalyesi diz bağı nişanı (garter haçlı şövalyesi nişanı) sahibi
Abdülmecit.
Özellikle İngiliz Windsor kalesinde Saint George Kilisesi Chapel' inde haçlı hizmetkârlarının
isimleri arasına asılı duran şövalye unvanlı Abdülmecit (aynı nişan Abdülaziz
içinde geçerli) Yadsınamaz, Osmanlının atasıdır o.
Benim atam mı peki?
Burada reddetme hakkımı kullanıyorum; benim atam asla değil,
sadece yaşadığım yerlerin yöneticisi o. Hoş, nasıl yönettiği belli!
Dayamış mabadını Avrupa’ya, gelen oymuş giden oymuş!
Daha 38 yaşındayken öldüğünde, geleceğimizi peşkeş çekmediği bir malzeme
kalmamış. Islahat fermanı ile YABANCILARIN MAL MÜLK EDİNMELERİNİN YOLUNU AÇARAK GERİ
DÖNÜLMEZ FELAKETLERİN ALTINA İMZASINI ATMIŞ.
Ve bu padişah, boğazı alttan delip geçmek için hayal kurmuş ama
gerçekleştirememiş!
Vayy ki vayy!
Nasıl hayal kurmuş acaba?...
Sanırım Topkapı sarayında dalarken hayale, çekerken içkiyi (genç yaşından
itibaren en iyi içki içen halife olarak bilinir), bi koşu gelip kendisini
neşelendiren zevceleri yanındayken:
"Senin için deleceğim bu boğazı sevgilim" dediğinde, zevcesi
sormuştur mutlaka:
"Neresini deleceksin hünkârım?"
"Altını deleceğim"!
Bunu duyan zevceler ise: "Sarhoştur ne yapsa yeridir" diye içlerinden
söylenseler de:
"Yaraşır hünkarıma, siz delmeyeceksiniz de kim delecek?" demişlerdir
mutlaka!...
Acaba, "Sevgilim" gibi harika bir kelimeyi kimin için kullandığını
biliyor muydu Abdülmecit? 16 Yaşında Tahta geçip, 38 yaşında veremden ölmüş bir
hünkârın zevcelerine bakalım, pardon sevgililerine:
Servet-sezâ.
Şevk-efzâ.
Hoş-yâr.
Tir-î müjgân.
Verd-î cenân.
Gül-cemâl.
Rahîme perestû.
ülistu.
Dûzd-î dil.
Bezmârâ.
Mâhitâb.
Nâlân-ı dil.
Ceylân-yâr.
Ayşe ser-fîrâz.
Nergizu.
Nâvek-misâl.
Nesrin.
Şayeste.
Nükhet-seza.
Yıldız.
Sâf-derûn.
Hüsn-i cenân.
Ve otuz sekiz çocuk; 18' i erkek, 18' i kız...(2’si ne oldu?)
Toplam 22 yıl hükümdarlık ve halifelik, 22 eş ve 38 çocuk.
Çocuklarının padişah olanları; 5. Murad, Abdülhamit, Mehmet Reşat, Vahdettin.
Çok verimli, bir o kadar da üretmesini bilmiş çiftçi! Tohumunu atmış tarlaya
boy boy ürün! Bu arada, ihmal etmemiş; "şu boğazı alttan deleceğim"
demiş! Delmiş ama neyi?
Mal meydanda!...
Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı "Atamız" diyince.. "Atamın"
hayaliydi diyince.. Ata olarak bu çıktı karşıma!
2. Mahmut' tan olma, Bezm-î Âlem Vâlide Sultandan doğma Abdülmecit' i ata"
olarak kabul edenlere sözüm yok. Vâlide' sinin Gürcü olmasına da sözüm yok. Sözüm;
tarihi asla bilmeden konuşanların, daha ne kadar benim aklımla alay edecekleri
noktasınadır.
BENİM ATAM, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURANDIR.
Tarihini bilen ve ona göre yaşayandır.
Kütüphanesinde en az okuduğu 2000 kitap olandır.
Haçlı nişanı almamak için savaşandır.
Savaşıp haçlıyı perişan edendir.
İnsanlarının özgürce dinini yaşaması için hayatını hiçe sayıp onlara bayrak ve
vatan verendir.
Hem padişah, hem halife olupta "haçlı nişanı" takan değildir o.
O; yirminci yüzyılın lideri, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'
tür.
Cumhuriyet çocuklarının ATA' sı olur kendileri.
ANLATABİLDİM Mİ ACABA?...
OSMANLI'DA İLK AİLE KANI OSMAN BEY İLE BAŞLATILMIŞTIR.
TÜRKLERE '1071' TUZAĞI
Devlet Bahçeli de sık sık 1071 Malazgirt Savaşı’nı yâd ederek o tarihten bu yana Türklerin Anadolu’da olduklarını belirtir.
Tarihi ve ilmi hata burada başladığı gibi birleştirmek isterken
ayrıştırma faaliyetleri de bu noktada odaklaşıyor.
Evvelinde, Malazgirt özellikle bazı odaklar tarafından Türk
çocuklarını yanlış bilgilendirmek için hazırlanmış bir tuzaktır. Malazgirt’ten
daha önce 1041 Dandanakan Savaşı vardır. Eğer Anadolu’nun kapısı açılmışsa -ki
ben bu mantığa karşıyım- Dandanakan Savaşı ile açılmıştır.
Ahirinde, Anadolu’nun 1071’den sonra Türklerin vatanı
olduğunu söylemek tamamıyla ve özellikle Amerikan toplum mühendislerinin
1945’den sonrasında yazılan tarih kitaplarındaki dayatmasından ibarettir. Türk
çocuklarını tarih bilincinden yoksun kılmanın ilk aşamasıdır.
Malazgirt’i temel almak, Aka’ların, Sümerlerin ve Eti’lerin Türk olduklarını
inkâr etme yoluyla Türklerin göçebe kavim olduklarını, dolayısıyla barbar
olduklarını ve medeniyet kurmaktan uzak olduklarını zihinlere kazıyarak bir tür
‘mankurtlaştırma’ taktiklerinden biridir.
Gazi Paşa bu tarihsel hatayı ortadan kaldırıp atmak için yerin altını işlemekle
mükellef kuruluşun adını Etibank, oradan gelecek ürünü işleyebilmek için
gerekli maddiyeti temin ve teşvik için de Sümerbank adını kullanarak tarihsel
bütünlüğü Türk insanına yeniden hatırlatmak istemiştir.
‘1071’ BİR TUZAKTIR.
1071 meselesinin zahirindeki husus ise bu tarihin tamamıyla tuzak olmasıdır.
Bu konuda biri çok ilmi ve tarihi kaynak mevcuttur.
Afyon Kocatepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ekrem
Memiş Hoca’nın çok önemli çalışmaları bu tarihi saptırmayı ve yalanı ortaya
çıkartan ilmi çalışmalardan sadece biri, ama en önemlilerinden biridir.
Ekrem Memiş hoca konuyla ilgili açıklamalarını birlikte okuyalım:
”Anadolu Türklerin ikinci yurdu değildir. Anadolu Türklerin
anayurdudur. Anadolu’da bundan 8 bin yıl önce de Türk devletinin var olduğu
belgelerle kendini göstermektedir” demiştir.
Memiş Hoca MÖ. 2 bin 200’lere ait bir olayı anlatarak Akat Kralı
Mezopotamya’dan gelmiş Fırat Nehri’ni geçerek Anadolu’ya gelmiş. Anadolu’da o
zaman küçük küçük şehri devletleri var. Bu küçük şehir devletlerinden 17’si
Hatti Kralı Pampa’nın önderliğinde bir araya gelmişler ve Akat Kralına karşı
vatanlarını korumak için mücadele etmişler. Bu 17 kraldan biri de çivi yazılı
metnin 15. Satırında geçen Türkî Kralı İlşu-Nail’di.
(Anadolu’da bu gün dahi rastladığımız ‘Pampa’ veya ‘Pampal’
soyadlarının olması sizce bir tesadüf müdür?)
Burada geçen ‘Türkî’ kelimesinin Türk olduğuna şüphe yok. 2 bin
yıl da buradan koyduğumuz zaman 4 bin 250 yıl önce Anadolu’da Türk kavmi olduğu
gerçeği karşımıza çıkıyor.
Memiş Hoca açıklamalarını şöyle sürdürüyor: “ Bu Türk Krallığının da Hurri
isimli bir kavimden gelmektedir. Bu kavim MÖ 3 binli yıllarda Anadolu’da
yaşamıştır. İlmi verilerin ışığında çok daha gerilere gidildiğinde kavmin
soyunun 6 binlere dayanmaktadır.2 bin de Milattan sonraki dönem eklendiği zaman
karşımıza 8 bin yıllık dev bir tarih çıkmaktadır.”
Memiş Hoca açıklamalarında işin arkeolojik boyutlarına da
değinerek,” o günlerden bu güne gelen 3 kültür var. İlki; neolitik köy kültürü.
Onu takip eden 5 binlerde kalkolitik kültür var. Köylerin yerini şehirlere terk
ettiği dönem 3. dönem. Bu dönem ise eski Tunç Çağı. Bu üç kültür arasında
hiçbir kopukluk yok. Bu kopukluğun oluşmaması ise kavmin değişmediğine işaret
etmektedir” diyor.
Türk adını ilk taşıyanlar Hunlar mı, Türkîler mi?
Bildiğimiz ya da bilmemizi istenilen tarihteki bilgilerimizin yanlışlığının da altını çizen Prof. Dr Ekrem Memiş. Hurilerin Anadolu’nun Doğu bölgelerinde yaşayan en eski sahiplerinden biri olduğunu ve Anadolu’nun Türk’ün ikinci vatanı olmadığı, hatta anavatanı olduğunu belirterek Göktürk Devleti’nin de ilk Türk adını taşıyan devlet olduğu tezine de karşı çıkmakta.
Memiş Hoca Hurrilerin devamı olan ve MÖ binlerde yaşayan Türkî Krallığının Türk
adını taşıyan ilk devlet olduğunun da altını önemle çiziyor.
Memiş Hoca bununla da yetinmeyerek Evet hunlar Orta Asya’da bir Türk devleti
kurmuşlardır ama bu devlet ilk Türk devleti değildir. Biz buralara sonradan
gelmedik. Hep vardık. Ders müfredatında bunlar mutlaka işlenilmelidir.” Diye
feryat ediyor.
Hadi son fasılda birkaç örnek daha vereyim.
Tanrı ömrünü uzun eylesin de Türk’e hizmetinden eksik eylemesin.
Muazzez İlmiye Çığ hanımefendinin bir sözünü aktarmak istiyorum. “Yahu biz Türkler Anadolu’nun bizim olduğunu
anlatabilmek için daha kaç sefer fethetmek zorunda kalacağız “
.. Dahası….. Amerika’da yapılan Sümer araştırmalarında Sümerlerin
müzik aletinin bilgi ve bulguları tespit edilmiştir. Sümer kayıtları bu
tınıları elde edebilmek için bir çalgının olduğunu belirterek çalgının tarifini
de yapmışlardır.
Ayrıntıları bir kalem geçelim. Kısacası bu çalgının adı nedir, biliyor musunuz?
“Bağ”
Yani; şu bizim bildiğimiz, meftunu olduğumuz Milli Sazımız “ Bağlama’nın
atasıdır yahu..
Ne dersiniz, bağlamaya da 1071’den sonra mı kavuştuk?
… ve sözün sonu
Özellikle adında ‘Milliyetçi’ ibaresi olan bir siyasi partinin başta genel başkanı olmak üzere bütün mensupları şu 1071 meselesini bir kez gözden geçirmek zorundadırlar.
Tarihi ve ilmi gerçekler Türk ve Kürt meselesinin daha iyi anlaşılmasına
yardımcı olacaktır.
Ayrıca çok önemli bir husus daha vardır ki ‘ayrışma’nın asıl
kodları bu nokta kilitlenmiştir.
“Biz sizinle 1071’den beri kardeşiz” demek, aslında ‘siz ayrı bir milletsiniz
ama biz sonradan, 1071’den beri kardeş olduk” demektir. Birleştirelim
derken ayrışmaya hizmet etmek tam olarak bu cümlede şifrelenerek
yönlendirme demektir.
Ezcümle bütün ‘Milliyetçiler’ Amerikan dayatmasında basılan 1945 sonrası
ders kitaplarına ve zihniyetli sözde ilim adamlarının kaleme aldığı
safsatalara kapılarak değil. Tarafsız, yansız sadece ilmi ve bilgisi olan
ilim adamlarından faydalanabilirler.
İsimlerini bilmiyorlarsa listesini verebilirim.
Prof. Dr. Ekrem Memiş Hoca’nın adını zaten verdim.
Memiş Hoca’nın feryadına kulak tıkamasınlar yeter!
***********************************************************************************
Saygılarımla,
Arif Neşet Caner
A D A L E T ! ! ! !
Alman Kralı II. Frederick 1750 yılında
Potsdam'dan geçiyor. Orayı çok beğeniyor ve 'Bana şuraya bir saray yapın"
diyor. Ertesi gün adamları gidip bakıyorlar, Kral'ın beğendiği yerde bir
değirmen. Adamlar kapıyı çalıyor, yaşlı değirmenci açıyor.
- Buyurun?
- Bizi Kral gönderdi. Burayı görüp çok beğendi,
satın alacak. Kaç para?
- Satmıyorum ki ne parası?
- Saçmalama Kral istedi.
- Bana ne. Ben satmadıktan sonra kimse alamaz
ki.
Adamları gelip Kral'a diyorlar ki;
- Efendim beğendiğiniz yerdeki değirmenci deli.
Satmıyorum dedi.
- Çağırın bakalım bana şu adamı.
Değirmenci gelip, Kral'ın karşısında duruyor.
II. Frederick;
- Yanlış anladınız herhalde beyefendi, ben satın
almak istiyorum orayı. Kaç para?
- Yoo, yanlış
anlamadım, adamların da dün bunu söyledi. Satmıyorum!
- Beyefendi inat etmeyin, paranızı fazlasıyla
vereceğim.
- Sen koskoca kralsın, paran çok. Git
Almanya'nın her yerine saray yap. Burayı benden önce babam işletiyordu. Ona da
babasından kalmış, ben de çocuğuma bırakacağım. Satmıyorum!
II. Frederick ayağa kalkıyor;
- Unutma ki ben Kralım!
Değirmenci bakıyor ve diyor ki;
- Asıl sen unutma ki Berlin'de hâkimler var!
Hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar kral
bile olsa adaletten
üstün değildir. Hiç kimse adaletin üstüne
çıkamaz. Orada oturamaz.
Bugün bütün gelişmiş ülkeler hukuk
fakültelerinde bu olayı anlatırlar.
"Berlin'de hâkimler var!"
- Potsdam'da Sansosi Sarayı. Saray ve değirmen
yan yana. Kral ve değirmenci adaletle komşu oluyor.
Sabahları II. Frederick arka bahçeye çıktığında
değirmenci sesleniyor;
- Hey Frederick, ekmek yaptım göndereyim mi?
II. Frederick diyor ki;
- Adalet her sabah bana, sıcak bir ekmek
kokusuyla gelirdi.
Ve 31 Aralık 1917. Berlin'de bir otelde yılbaşı
kutlamaları yapılacak, Osmanlı heyeti var orada. Aralarından biri bu öyküyü
anlatıyor.
- Hadi Potsdam çok yakın. Gidip adaletin simgesi
olan o değirmen ve sarayı yan yana görelim.
Kimse gelmiyor ve o öyküyü anlatan tek başına
kalkıp gidiyor. Herkes yılbaşı kutlarken o gidip adaletin simgesini izliyor
uzun uzun.
İŞTE O
KİŞİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'TÜR...
Türk Milliyetçiliği mi? Türkçülük mü? Yoksa doğrudan tarih boyu yağaşaya geldiğimiz ana dili Türkçe tek Milliyetçilik mi?
Sayın Arif Bey
Bu yazdıklarınızı, bir arkadaşım üzerinden ismini vermeyeceğim önemli bir tarih araştırmacısı yazara sordurdum.
Bu bilgilerin milletin geçmişi ile arasını açmak amaçlı aşırı abartılarak bir Türk ve Müslüman düşmanı kişi tarafından hazırlanmış bir yazı olduğunu söyledi. Demek ki daha öncede bu yazı karşısına gelmiş ve gerçeğe uymadığı test edilmiş olmalı.
Doğru olsa dahi insan, babanın tohumundan ürer. Yumurtanın hangi cins tavuk yumurtası olduğu pek fark etmez. Zaten Osmanlıda Şehzadeler daha beş yaşından itibaren özel eğitmenler dadılar tarafından devlet adamı olarak yetiştirilir. Annelerinin etkisi anne şefkati dışında minimuma düşer. Bu yazılanız kendi dedeniz ile nenenize hakaret amacı taşıdığından sizin kendinizi dahi Türk milleti açısından kuşku duyulan bir Müslüman Türk düşmanı olarak görülmenize sebep olabilir. Ben sizin böyle biri olduğunuzdan daha ziyade ciddi bir araştırmacı olmayan ezberleri ile hareket eden bir dağarcığı duydukları ile doldurulmuş yanılmalar içindeki birisi olduğunuzu düşünüyorum.
Buraya kadarını geride bırakalım. Size gelelim. Yere göğe sığdıramadığınız atanızın en azından üç nesil olsun gerideki dedeleri ve neneleri hatta babasının kim olduğu, annesinin kimlerden olduğu hakkında azda olsa bir bilginiz var mı ki böyle ileri geri ecdadımız hakkında konuşuyorsunuz?
Gerçeğe dayalı bilgileriniz varsa bizimle de paylaşır mısınız?
Yalnız Devrimler diye milli kültürümüzü Türküm diyen Kripto Yahudilerin yazdırdığı uyu uyu yat uyu alfabesi ile bizleri okumak yerine uyutan bir alfabe ile okula başlatanların kimler olduğunu. Osmanlı’nın milyonlarca askeri cephelerde, düşmanlara kimlerin sattığını ve katlettirerek, Şehit ettirdiğini hangi tarihçiler yaza bildi. Ya da yazdıklarını neden yayınlatamadılar. Mısırda yüz bin den fazla askeri on binden fazla askeri olan İngilizlere kimlerin ellerinden silahlarını alıp yada mermi vermeyerek teslim ettiğini ve bunlardan on beş bin Türk askerinin ilaçlı su havuzlarına sokulup kafalarını zorla suya sokturup kör ettiklerini falan biliyor musunuz? İngiliz Ordularının Irak Kuttül amare de Türkler tarafından bozguna uğratılıp bütün komuta kademelerinin esir alındığını ve Osmanlı tarihini zafere dönüştüren bu zaferin nasıl masada İngiliz esiri komuta kademesi ile birlikte İngilizlere satıldığını falan hiç duydunuz mu? 1. Cumhurbaşkanımızın Libya da ve Suriye de ki savaşlara katıldığında nasıl muharebelere girdiğini yazan yazılara rastladınız mı? Pera Palas da İngiliz İşgal birlikleri subay ve komutanları ile kalırken oradaki bir İngiliz subayına nasıl bir ders verdiğini çoğumuz okumuşuzdur da neden orada kaldığına dair bir bilgiye ben rastlayamadım. Siz rastladınız mı?
Cumhuriyet döneminin doğrudan sahte ve ya çarpıtılmış masallardan ibaret tarihini hiç sorgulamayı düşündünüz mü? Osmanlı Arşivlerinin Bulgar Mason localarına kilosu beş kuruştan hurda kâğıt olarak satılması ile tarihimizin ve ecdadımızı araştırma imkânlarımızın sözde Cumhuriyetçiler tarafından neden satıldığını hiç merak ettiniz mi?
Kökünü kendisi kurutmaya çalışan bir milletin varlığını sürdürebilmesi mümkün değildir. Muhterem kardeş. Baban deden iyi de olsa, kötü de olsa senin köklerindir. Yaşlanmadan önce İspanyada ki bir katliamdan kurtarıp iyi niyetle devlet kademelerinde iş verdiği hizmetkârları tarafından orduları düşmana satılıp kendilerinin de öldürülmüş oldukları fitnelere uğradıklarını biliyor mu idiniz.
Bazılarımız Türkçülüğü, kavmiyetçiliğe çevirip diğer kardeş kavimleri de dışlamak ile kendi kendimizi bölüp azınlık olmaya ittiğimizi göremiyor olabilirler. Bazılarımız sizin gibi kendi ihanete uğramış ve tarihin güneşi yeniden doğmak üzere batıp gece oldu diye köklerimizi keserek ne yaptığını bilmeden saldırıyorlarsa ne yapacağız.
Kimilerimiz Türkiye’deki Türk genini% üç-beşlere düşürüyor. Kripto Yahudi Türk milliyetçilerinin hazırladıkları milli eğitim tedrisatı ile yetiştirdiği Türkler dahi Müslüman Türklerden ayrıştırılıp düşman ediliyor ise bu iş nereye varır. Türk milletini bu coğrafyada temelli yok etmek için kâfir veya Kemalist Putperestliğine eğittikleri vatandaşlarımızı kullanıyorlar ve milletten ayrıştırıyorlar ise bizleri kim kurtaracak.
Bizler ne yapıyoruz. Nerede yangın oraya benzin diye oradan oraya yangının hepimizi yakıp kül etmesine neden olacak şekilde koşuşturup duruyoruz.
Böyle günü birlik yaşamak Şeyh Edep Ali’nin Osman Beye nasihatinde söylediği gibi, İnsanlar vardır, sabah doğar akşam batarlar. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Dünyanın süper gücü ABD içinde, her ne ararsan bulursun derde devadan gayri, deyimindeki türde insanlardan oluşuyor. Onları yöneten ise bir miktar İdealist Siyonist Yahudi ile bir miktar da İngiliz FUCK (kısaltılmış adı ile insan haralarından doğanlar) projesinin sözde asilzade diye yetiştirilmiş çocukları tarafından yönetiliyor. Bunlar ABD de Yahudi olarak % 1'i, FUCK çocukları olarak da aynı miktarda kişi tarafından diğerlerinin dizginleri elde tutulmak sureti ile yönetiliyor. Türkiye ki Türk nüfus ABD kaynaklı dünya verilerine göre % 3-5 çıkabilir.
Ama bunlar. Bir zamanlar Dr. Babuna’yı Kanserden kurtarmak için ilik nakli aranıyor numarası ile İstanbul sömürge valiliği medyasının yaptığı büyük kampanya sayesinde milletimizden topladıkları yüz binleri bulan kanların yapılan analizleri üzerinden ortaya atılmış rakamlardır.
O kampanyayı orta yaş üstü olanlarımız gayet net hatırlarlar. Bu kanlar nereden toplanmıştır? İstanbul ve İzmir den. Bu şehirlerin varoşlarından kaç kişi kan vermiştir. Yok denecek kadar az. Anadolu şehirlerinden ve bilhassa o dönemde köylü nüfusun ağırlıklı olduğu dönemde köy ve kasabalardan kaç kişi kan vermiştir. Hiçe yakın sayıda, Dolayısı ile bir de bu açıdan bakılır ise veriler önemli ölçüde yer değiştirir. Ayrıca Biz Türkler tarih boyunca iç içe yaşadığımız. Yakın temasta olduğumuz Müslüman kavimler ile kız alıp vermekte yakın akrabalıklar kurmuşuzdur. Ölümü beklenen Dr. Babuna kanserden kurtuldu mu derseniz. Kanser olmadıydı ki kurtulsun. Kan toplama kampanyası biter bitmez daha sonuçlara bakılmaya başlanmadan sağlığına kavuştuğu ilan edilmiştir.
Peki Dr. Babuna’nın kökeni nedir. İstanbul dukalığı en son marifeti olarak HDP yi %13’ün üzerine çıkaranların, en çok kan verenler olduğu için kimliğini de düşünmeye başlamalıyız.
Umarım Sayın Güneş Bey dostumuzda büyük gayretle çabalarının sonucu birçoğumuzu düşündürmüş ve içimizden acıtarak da olsa uyanmamızda etkili olanlardan bir arkadaştır ve Türk düşmanı da değildir sadece ilerideki gelecek tehlikelere karşı bizleri uyarmıştır.
Ama artık bundan sonrası için Türkün bir milli karakteri simgelediğinin, saf kan olma iddiasının faydadan çok zarar vermeye başladığının farkına o da varmaya başlamıştır diye düşünüyorum. Amerika da Kaç tane yerli Amerikalı kalmıştır diye bir araştırma yapılsa orada da Kızıl derili ve Türk ya da Orta Asya kökenlilerin % 1'i bulması dahi zordur. Çünkü diğerleri katledilerek yok edilmiştir. Bu coğrafyada da bizler için benzer planlar yapılmış olabileceği kuvvetle muhtemeldir. Bu yüzden ABD deki istatistikleri yapanlar ellerindeki verileri kullanan dürüst insanlar olabilirler. Ama verileri toplama kuruluşları genellikle istenilen sonuçları vermiyor ise dikkate alınmazlar çünkü merkezi güç hangi sonuçları istiyor ise o sonuca yakın sonuçları analiz yapanlara ulaştırırlar.
Selamlar
A.D.Şimşek
OSMANLI HANEDANININ NESEBİ
Aşağıdaki bilgilerin tamamı İslami kaynaklardan, Taberi ve
Zekeriya Kitapçı gibi İslami tarihçi ve yazarlardan alınarak düzenlenmiştir.
Türklerin kılıç zoruyla Müslümanlaştırılmaları ile ilgili 670’li tarihlere
dayanan bilgiler maalesef okullarda bizlere hiçbir zaman verilmemiş, verilen
bilgiler ise, Türklerin Müslümanlığa geçişleri kendi istekleri ile olmuş gibi
gösterilerek, 740’lara kadar ki tarih atlanarak verilmiştir.
İslam''ın Türklere zorla kabul ettirilmeleri ile ilgili 670’lerden başlayarak
740’lara kadar uzanan tarihin bize okullarda anlatılmamasının nedenlerini, bu
kısa tarihi öğrenince biraz daha anlamak mümkün olabilecektir. Şimdi, bu
atlanan 70 senelik tarihe bir göz atalım..
1. TARİHİN EN AŞAĞILIK SOYKIRIMLARINDAN BİRİ - TALKAN KATLİAMI
Buhara’da olanlar diğer Türk Beyliklerinde de etkilerini gösterir.. Aynı
şeylerin kendi başlarına geleceğinden korkmaktadırlar.. Sogd meliki Neyzek
Tarhan şehrinin yıkıma uğramaması için Kuteybe ile anlaşmak zorunda kalır.. Bu
anlaşmaya göre Tarhan haraç verecek ve tarafsız kalacaktır.. Ancak bu tarafsız
kalmalar ve Türklerin birleşememeleri Arapların işlerini kolaylaştırmış ve Türk
beyliklerini istedikleri gibi istila edip talan etmişlerdir.. İlk olarak
saldırıya uğrayan Kibac Hatun’a diğer beyliklerden yardım gelmeyince, o yardımı
esirgeyenler aynı akibete uğramışlardır.. Bu olaylarda Türklerin belli bir
şekilde organize olamamaları da onların Araplar tarafından istila edilmelerini
kolaylaştırmıştır.. Neyzek Tarhan daha sonra Kuteybe ile yaptığı anlaşmada
hatalı olduğunu ve bu anlaşmanın kendisine hiçbir güvence getirmeyeceği gibi
diğer Türk Beylerine de ihanet etmiş olacağını anlar.. Tohoristan’a dönerek
bütün Türk Beyliklerine birer mektup yazar ve onları ortak bir direnişe
girmeleri için uyarmaya çalışır.. İlk olumlu yanıt Talkan meliki Sehrek’den
gelir..Tarhan’ın planlarını öğrenen Kuteybe, buna karşılık Belh şehrinde
hazırlık yaparak, baharda büyük bir ordu ile Talkan şehrine doğru yürür.. O ana
kadar bir direniş hazırlığı yapamayan Talkan şehri meliki Sehrek, Kuteybe’nin
gelişinden önce şehri terk eder.. Şehre hiç savaşmadan giren Kuteybe’nin
adamları şehirde eli kılıç tutabilen ne kadar erkek varsa hepsini kılıçtan
geçirirler.. Bu katliam o zamana kadar yapılanların en büyüğüdür.. Kuteybe bu
katliamı diğer beyliklere ibret olması için yapar.. Kuteybe’nin askerleri
öldürebildikleri kadar öldürürler, geri kalanları da, Talkan yolu üzerindeki
ağaçlara asarlar.. Bu yolun 4 fersah ( 24 Km.) mesafelik bölümü Türklerin
ağaçlara asılan cesetleri ile doludur.. Talkan katliamı tarihe, Arapların o
güne kadar yaptıkları katliamların en büyüğü olarak geçmiştir.. Halk, Müslüman
Araplarla savaşmadığı halde, Kuteybe ve askerleri sırf diğerlerine örnek olsun
diye 40.000 kadar kişiyi kılıçtan geçirmiş, ağaçlara asmıştır.. bütün bunlar
hep İslam adına yapılmıştır..
Kuteybe, Talkan katliamından sonra Suman’a girer.. erkeklerin pek çoğunu
öldürterek, kadınlarını ve kızlarını cariye olarak alıkoyar.. Daha sonra Kes ve
Nesef’de aynı şeyleri yapar.. Erkekler öldürülür, Türk kadın ve kızları utanç
verici bir şekilde Araplara cariye olurlar.. Daha sonra Faryab’a yönelir ve
Faryab’ın teslim olmasını ister.. Faryab halkı başlarına gelecekleri bildiklerinden
teslim olmaya yanaşmazlar.. Erkekleri dövüşerek ölürler.. Bütün şehir yakılır..
Araplar bu şehre yakılmış şehir anlamında Muhtereka derler.. Kuteybe,
Faryab’dan sonra, Tarhan’ın çekildiği kale Bazgis’i kuşatır.. 2 ay süreyle
devamlı olarak buraya saldırır fakat bir sonuç elde edemez.. Bu arada kış
yaklaşır..Kuteybe’nin kışın savaşacak gücü yoktur ancak, kale içindeki
Türklerin de yiyecekleri bitmiştir.. Her iki tarafta savaşın kendileri için
kaybedildiğini düşünür.. Kuteybe son olarak bir hileye baş vurur.. Tarhan’ın
yanına Muhammed bin Selim adındaki adamını gönderir.. Muhammed ibni Selim
Tarhan’ın teslim olması durumunda kendisine hiç bir şekilde zarar gelmeyeceği
güvencesini verir.. Kalenin açlık içinde olmasından dolayı Tarhan’ın Kuteybe’nin
teklifini kabul etmesinden başka yapılacak bir şeyi yoktur.. Komutanları ile
görüşüp teklifi kabul ederler.. Silahlarını teslim ederek kaleden çıkarlar..
Tarhan kaleden çıkar çıkmaz yakalanır, etrafı hendek açılmış bir çadırda
zincire vurulur..Kuteybe bu arada Tarhan’ı hemen öldürmez.. Haccac’a haber
göndererek ne yapacağını sorar.. Haccac Tarhan için, “ O bir Müslüman
düşmanıdır hiç aman vermeden öldür” der.. Kuteybe önce Tarhan’ın iki oğlunu,
Tarhan’ın ve toplanan halkın gözü önünde öldürtür.. Arkasından 700 kadar Türk
savaşçısının başlarını gene Tarhan’ın ve halkın gözü önünde kestirir.. Tarhan’ı
da bizzat kendisi öldürür.. Bütün kesilen başlar Haccac’a gönderilir.
Tarhan’ın öldürülmesinden sonra, Kuteybe, Aral Gölü’nün altında bulunan Harzem
bölgesine yürür.. Harzem’de Caygan ile Havarizat arasında taht kavgası vardır..
Kuteybe Caygan’la işbirliği yapar.. Önce Havarizat ile etrafındakileri
öldürtür.. Arkasından Camhud melikini yenerek 4000 civarında esir alırlar..
Ancak, daha sonra bunlar Kuteybe’nin emri üzerine öldürülürler..
Bu olay, Ziya Kitapçı''nın, İslam Tarihi ve Türkler adlı kitabında aynen şöyle anlatılır;
Bu harplerden birinde, et-Taberi''nin bütün tafsilatı ile anlattığına göre, bir
defasında Abdurrahman b. Müslim, Kuteybe''ye, 4000 esirle gelmişti. Kuteybe,
Abdurrahman''ın böyle kalabalık Türk esirleri ile geldiğini görünce hemen
tahtının çıkarılmasını ve bir meydana kurulmasını istedi. Tahtının üzerine
mağruru bir eda ile oturan Kuteybe, bu Türk esirlerinden bin tanesini sağına,
bin tanesini soluna, bin tanesini arkasına ve bin tanesini de önüne
dizilmelerini söylemiş ve sonrada Arap askerlerine dönerek yalın kılıç bu
Türklerin kafalarının koparılmasını emretmiştir. Cebbar, zorba, insafsız Arap
komutanının etrafının bir anda bu Türklerin kafa kol ve gövdeleri ile bir kan
gölü haline geldiğinden hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır. Bu harplerde
öldürülen Türklerin haddi hesabı yoktu. Nitekim bu vahşetten adeta gururlanan
bir Arap şairi Kaah el-Aşkari şöyle haykırmıştır,
”Kazah ve Facfac önlerinde korkudan birbirlerine sarılmış zavallı Türkleri
öldürdüğünüz geceleri hele bir hatırlayınız.
Herkesi kılıçtan geçirdiniz. Sadece ata dahi binmeyecek yaşta küçük çocuklar
kaldı. Binenlerde o hırçın atların sırtında sanki bir yük gibiydiler.”
Harzem’de ayaklanan halk, Kuteybe ile işbirliği yaptığı için Caygan’ı
öldürür..Bunun üzerine, Kuteybe bütün Harzem’i yakıp yıkar, halkı kılıçtan
geçirir.. Harzemli ünlü Türk bilgini, Biruni Harzem’deki uygarlığın yok
edilişini şu şekilde anlatır.. “Kuteybe, her çareye baş vurarak Harzemlilerin
yazılı dilini bilenleri, geleneklerini koruyanlarını, bütün bilginleri
öldürttü, böylece her şey karanlıklara gömüldü.. İslam Harzemlilerin içinde
girerken, onların tarihi hakkında bilinenleri artık öğrenme olanağı
bırakmadı..Harzem’i yıktıktan sonra Kuteybe, Semerkant üzerine yürür..Semerkant
meliki Gurek üzerine gelen Müslümanlara karşı diğer Türk Beyliklerinden yardım
ister.. Taşkent ve Fergane’den yardım gönderir, fakat gelen birlikler yolda
Kuteybe’nin askerleri tarafından pusuya düşürülerek yok edilirler..Semerkant,
kuşatılır.. Araplar mancınık ateşi ile saldırırlar.. Daha fazla
dayanamayacağını anlayan Gurek, Kuteybe ile anlaşmak zorunda kalır..Bu
anlaşmaya göre,
1.Semerkant Araplara her sene 2.200.000 altın ödeyecektir..
2.Bir defaya mahsus olmak üzere 30.000 Türk gencini esir olarak verecektir..
3.Şehirde Cami yapılacaktır..
4.Şehirde eli silah tutan kimse dolaşmayacaktır..
5.Tapınak ve putlardaki tüm mücevherler Kuteybe’ye teslim edilecektir..
Daha sonra Kuteybe, altından yapılan putları erittirerek alır ve Merv’e geri
döner.. Dönerken kardeşi Abdurrahman bin Muslim’i Semerkant’ın başına vali
olarak bırakır..
Kuteybe’nin Merv’e dönüşünden sonra, Türkler kendi aralarında işgalci
Müslümanlara karşı bir direniş birliği kurarlar.. Zaman zaman Ceyhun ırmağını
geçerek Araplara pusu kurar ve ciddi zararlar verirler.. Haccac Kuteybe’ye
Taşkent ve Fergana’yi işgal etmesi talimatını verir.. Kuteybe Taşkent’e gider
fakat başarılı olamaz.. Bu arada Haccac ölür. Halife Velid, Kuteybe’ye Türklere
karşı savaşları devam ettirmesini söyler.. Kuteybe bu sefer Kasgar’a doğru yola
çıkar.. Tam Kasgar’ı kuşatacakken Halife Velid ölür, yerine Süleyman ibni
Abdülmelik halife olur.. Bu yeni Halife ile arası hiç iyi olmayan Kuteybe
Kasgar seferini yarıda bırakarak ona karşı ayaklanır, ancak kendi komutanları
tarafından 11 yakını ile birlikte 716 senesinde kafası kesilerek öldürülür..
Çünkü Kuteybe’nin komutanları Halifeye karşı gelmek istememişlerdir..
Taberi Anlatımları
Aşağıdaki pasajlar doğrudan Taberinin anlatımından alınmıştır.
Tarih-i Taberi / Cilt 3/(Syf-343)
Her kim Türk’lerden baş getirirse yüz dirhem vereceğim. İmdi müslümanlar bir
bir Türk’lerin başını kesip getirip 100 dirhemi aldılar. Ve Türk’leri dağıtıp
hesapsız kırdılar ve mübalağa ile mal ve ganimet alıp yine dönüp Merv’e
geldiler.
Yaz gelince Kuteybe Horasan şehirlerine nameler gönderip asker topladı. Sonra
göçüp Talkan’a vardı. Şehrek ki Talkan meliki idi. Neyzekle müttefik idi.
Kuteybe’nin geldiğini işitince kaçtı. Kuteybe Talkan’a girdiği vakit hükmetti
ki ahalisini kılıçtan geçireler. Ne kadar kırabilirlerse kıralar. Bunun üzerine
Kuteybe’nin askeri orada hesapsız adam öldürdü.
Rivayet ederler ki 4 fersenk yol iki taraftan muttasıl ceviz ağacı dallarına
adamlar asılmış idi. Oradan göçtü. Mervalarüd’e kondu. Oradaki melik kaçtı.
Kuteybe onun da iki oğlunu tuttukta kalan şehrin beyleri itaat edip istikbale
geldiler.(Syf-344)
Kuteybe dedi: - Vallahi eğer benim ömrümden üç söz söyleyecek kadar zaman
kalmış olsa bunu derim ki (Uktülühü uktülühü uktülühü). ( Hepsini öldürün,
hepsini öldürün, hepsini öldürün )
Bunun üzerine Neyzek’i ve iki kardeşi oğulları ki biri Sol ve biri Osman’dır.
Ve yine o kendisi ile mahsur olanların hepsini öldürdüler.hepsi 700 adam idi.
Buyurdu başlarını kesip Haccac’a gönderdiler.(Syf-347)
Kuteybe deve palanı demek olur.(Syf-351)
.......
Bu 70 yıl süren Türk-arap savaşlarının en önemli noktaları ve sonuçları;
1- 100.000'in üstünde Türk katledilmiştir.
2- 50.000'in üstünde Türk genci köle ve cariye yapılmıştır.
3- Şehirler yağmalanmış, ganimet diye halkın her şeyi talan edilmiştir.
4- Tüm zenginlikler, tarihi eserler yok edilmiş, yakılmış, yıkılmıştır.
5- Dünyanın en büyük katliamlarından biri olan "Talkan Katliamında"
40.000 Türkün kesilerek 24 km yol boyunca ağaçlarda sallandırılmıştır.( Tarihte
örneği çok azdır.)
6- Aynı şekilde "Curcan Katliamında da esir alınan 40.000 Türk'ün nehir
kenarında kafaları kesilmiş, nehrin suyu kıpkızıl olmuş, cesetler yine
ağaçlarda sallandırılmıştır.
7- "Teslim olursanız canınız bağışlanacak" sözü hiç bir zaman yerine
getirilmemiş,
"ŞERİAT SÖZ TANIMAZ" DENİLEREK KADIN-ERKEK KILIÇTAN GEÇİRİLMİŞTİR.
8- Araplar tarihte yaşadıkları bu en büyük yağma ve talandan çok büyük servet
elde etmişlerdir.
9- Türkler böyle bir vahşet ve mezalimi Çinlilerden dahi görmemişlerdir.
10-Bu tarihi
gerçekler "islam etkilenmesin" düşüncesiyle gizlenmekte, bahsedilmemektedir.
Türkçü siyasetçiler dahi konuyu geçiştirmektedir. Bundan
da Araplar nasiplenmektedir.
Gunes Ecer
-----Original Message-----
From: ZEKI SAHIN <zeki...@yahoo.com>
To: Grbuz Guvendag <gurbu...@yahoo.com>; gtiecer <gti...@aol.com>; arifncaner <arifn...@gmail.com>
Cc: Turkiye-icin-el-ele <Turkiye-i...@googlegroups.com>; adumanol <adum...@gmail.com>
Gunes Ecer
"YERYÜZÜNDE BİR BAŞKA TOPLUM GÖSTERİLEMEZ Kİ, BİZ TÜRKLER KADAR ÖZ BENLİĞİNİ YİTİRİP MENSUP BULUNDUĞU DİN İÇERİSİNDE ERİMİŞ OLSUN.
BİR BAŞKA MÜSLÜMAN TOPLUM YOKTUR Kİ, BİZ TÜRKLER KADAR ULUSAL GELENEK VE NİTELİKLERİNİ, DİLİNİ, TARİHİNİ VE HER ŞEYİNİ İSLÂMİYET ADINA UNUTSUN VE KENDİNDEN OLMAYAN BİR KILIĞA BÜRÜNSÜN. (YN: BU KADAR CAHİLLİK NASIL İZAH EDİLEBİLİR?)
ÜSTELİK BUNUNLA DA KALMAYIP, DİNİ UYGULAYACAĞIM DİYE KENDİ ÖZ CEDDİNİN RUHUNA TÜKÜRSÜN.”
PROF. İLHAN ARSEL
AKTARMA NOTU : BİR MİLLET BU KADAR DÜŞÜNME ÖZÜRLÜ OLURSA SONUÇLARINA DA
KATLANMAK ZORUNDA KALIR. ANC
BEDİRHANİLER...
Bedirhanileri Bilmeden, Osmanlı'nın Çöküşünü De, Cumhuriyetin Çöküşünü De
Bilemezsiniz...
Osmanlı Çökerken Bedirhaniler Tarafından Kuşatılmıştı, Cumhuriyetimiz
De Şu Günlerde Bedirhaniler Tarafından Kuşatıldı !..
Burada Dikkatimizi İki Koordinatöre Verelim, Tarihimize Biri Girit İsyanları
Koordinatörü, Yahudi Bedirhan Paşa... Diğeri Pkk Koordinatörü Edip Başer Paşa
Diye Geçti.
Bedirhan Paşa Girit İsyanlarında Koordinatör Oldu, Girit Elden Gitti !..
Edip Başer Paşa Pkk İsyanlarına Koordinatör Olduysa, Cumhuriyet De Elden
Gidecektir !..
****
Yahudi Bedirhan Paşa, Sözde Kürt Olan Bedirhani Yahudilerinden... 1847 Yılında,
Siirt'in "ARINÇ" Bucağında Osmanlıyı
Arkadan Vurarak İsyan Edince İsyancı Kadrosuyla Birlikte Tutuklandılar. Sonra
Osmanlı'dan Aman Dileyince Affedildiler...
Fakat Affedilen Yahudi Kürt Bedirhan Paşa Bir Daha 1853 Yılında İsyan Edince Bu
Kez Osmanlı Tüm Bedirhanileri Sürgüne Gönderdi...
Bedirhan Paşa Ve Yakın Avenesi Girit'e Sürgün Edildi..
Bir Kısım Bedirhaniler Aydın'a -İsmet Sezgin Ve Eşref Kuşçubaşı Kökleri...
Bir Kısım Bedirhani Kayseri'ye , -Abdullah Gül Kökleri Olduğu Söylenir...
Bir Kısım Bedirhaniler Haymana'ya, -Beşir Atalay Kökleri Olduğu Söylenir...
Isparta İstanköy Sakinlerini Söylesek Ağzınız Beş Karış Açık Kalır.
Hadi İslamköy Diyelim, Kapatalım...
Yahudi Bedirhani Eşref Kuşçubaşı, Teşkilatı Mahsusa'nın Türk Başkanı Süleyman
Asgari'yi Şakağından Vurarak Süleyman Asgari İntihar Etti Dedi Ve Teşkilatı Mahsusa'yı
Yahudi Mason Yuvası Yaptı...
Bedirhan Paşa Girit Sürgünlerinde Boş Durmadı, Giritlileri Hem İsyana Teşvik
Etti, Hem De Osmanlı'ya Tuzak Kurarak, Girit İsyancılarıyla Sözde Arabulucu
Olmak İçin, Kendini Girit İsyanlarına Koordinatör Paşa Olarak Tayin Ettirdi Ve
Sonunda Girit Elden Gitti...
****
Pkk Koordinatörü Ne Demekse... Edip Başer Paşa Da Pkk Koordinatörü Olduysa, Sonunuz
Bellidir !..
***
Girit Elden Çıktıktan Sonra, Yahudi Bedirhan Paşa Torunları Vatana Geri
Döndü...
Bunlardan En Harbi Olan Torunları, Siirt'in Arınç Bucağındaki İsyanlarına
Saygıdan Dolayı, ARINÇ Soyadını Aldıkları Söylenir...
Siirt'in Baykam İlçesindeki, Arınç Bucağının Adının Bile Değiştirildiği Halde, Baba
Tarafından Girit Sürgünü Bedirhan Paşa'nın Köklerine İzafeten "ARINÇ" Soyadını
Alan Torunlarını Hassaten Tebrik Ederiz !!!!
Anne Tarafını İse En İyi "BAYKAL" Bilir, Çünkü Büyük Anneleri Tesadüfen Alanya'da Aynı
Evde Doğmuş, Aynı Delikten Çıkmışlardı... O Evin Şamlı Sebatay Şeyh Ahmet
Neşşar'a Ait Olduğu Söylenir...
***
Şeyh Ahmet Neşşar'ın Bir Oğlu İki Kızı Vardı.. Kızlarından Biri Bergama
Yahudilerinden İsrail Büyük Elçisi Levi Ailesine, Diğeri İse Kafkas Karayim
Yahudi Ailesine Gelin Gitti...
***
Burada Yazılanların Hepsi Yalandır (!)
Ölü İnsanlar Ülkesinin Zombileri İçin, Zaten Doğrular Da Yalan Gelir...
Hemen Sorarlar, Belgesi Varmııııı ?!...
ZAVALLILAR !..
Biz Mezar Taşlarını Yazdık, Onlar Öldüklerinin Farkında Değiller;
Gidin Ölüm Kağıdınızı
Alın, Belge Olsun !..
***
Sakın
Üzülmeyiniz, Osmanlı Katili Bedirhaniler Sizin De Katiliniz Olacaktır !..
Tek Farkla, Ölümünüz Çok Demokratik Olacaktır, Çünkü Kendi Katillerinizi
Sandıkta Kendiniz Seçtiniz...
Demokrasi Deyince,
Yalnız Kendi Katillerini
Seçme Hakkını Kullanan Kavim, Ölsün De Bu Izdırap Bitsin !!